Hakkımızı Alamazlar

Duraner_Yay-etraf.info

Yüreğim çıplak kaldı üşür, karlı kara düzende,
Elbisesi gururdu, onurdu, viran beden içinde,
Ne şöhrete kanardı, ne de sahte emellerine,
Mangalda toz kalmazdı hiç aslanın ininde bile.

Düzenbazın, soysuzun, hırsızın olduğu yerde,
Sahtekarların mektup okuduğu, hikaye ilimde,
Sığırların bile kravat taktığı şu yalan alemde,
Dönme dolap boş çeker inanın her seferinde.

Devletin malı deniz, yemeyen keriz diyen fikir,
İçten yıkar, imansız, mesnetsiz, amelsiz zikir,
Önüne ardına bakmadan gidersen eğer, yiğit,
Atan elden gidiyor, dön de arkana bak be herif.

Gülen yüzlerin ardında oluştu, garip bir endişe,
Zaman darıldı geçmişe, vurma sen geleceğine
Ne kadar da soysuz varmış, bağırdılar değerime
İpe un serer, bak hele bak, şu itoğlu itin özüne,

Etrafımız sarıldı kirli, gizli hokkabaz oyunlarıyla,
İnkar, yasallaştı, inanç, özgürlük öldü bir kere
Demokrasi denen, mayası bozuk cehennemde,
Hakkımızı alamazlar haçlı ordusu bunu kesin bile.

27 Ocak 2012

Duraner Yay

Bu şiirimi Zeytin’e ithaf ediyor saygılar sunuyorum.

kalp

Duraner_Yay-etraf.info

Print Friendly

Bir Gün Sen de Anlarsın

Büyük konuşma arkadaş sen de bir gün anlarsın,
Sen de bir gün anlarsın geriye dönüp baktığında
Kocaman bir hiç olduğunu hayatın…

Aynalara bakarsın saçlar ağarmış, yüzünde derin çizgiler
Maziye dalarsın yüreğin alev – ateş yanarak
Sevdalar üşüşür hatırana, sevgiler ve bir de özlediklerin
Vefasızca bırakıp gidenleri anarsın o an bir de kalanları…

Düşünürsün, onursuzca kalanlar mı vefasız
Yoksa onuruyla bırakıp gidenler mi?
Dürüst olanlar mı kazançlı yoksa sahtekarlar mı?
Çıkamazsın içinden…
Hep aynı soru zihninde dolanıp durur
Yanıtladığın her soru yeni bir cevap arar
Bomboş yaşadığına mı yanarsın,
Yoksa yaşamakta olduğuna mı?
Bir anlam veremezsin…

Bir kıyıda gülüşünü yitirirsin
Bir sızıda yüreğini
Ve ağlamaktan gözlerini yitirirsin
Bir yıldızın sönüşünde düşlerini…

Uğraşma boşuna dostum, gidenleri geri getiremezsin
Bir film şeridi gibi geçer gözlerinin önünde hayatın
Neydi, ne oldu, ne olacağını bilmeden…

Baktığın her yerde geçmişten bir bölüm yakalar seni
Kaçmak mı istediğin yoksa dönmek mi istediğin maziye
Pek anlayamazsın?
Gözlerini yumarsın bir düşün içindesin, uyanmak istemezsin,
Sonra kirli eller uzanır düşlerine, mazideki anı ve acılardan…
Bir kez daha yüreğinin sızısını duyarsın derinden…

Boşuna uğraşma ah dostum,
Ne sen mazinden kaçabilirsin ne de mazin seni bırakır.
Bakarsın karşında üzgün bir çehre bir gün,
Depreme tutulurcasına yüreğin, irkilirsin.
Ağlamak istersin bir damla gözyaşın akmaz.
Sonra dönüp bakarsın ki dünler harabe,
Yarınlar umutsuz,
Geri dönmeyen tek değer zaman.
Ve onu artık hiçbir güç geri getirmez.

Tek şey değişir, çehren.
Ve seni yalnız bırakmayan iki damla yaş
Bir gün ölüm çalıverir kapını ansızın
Bir avuç toprak olur bedenin
Artık geri dönemezsin.

06 Aralık 2000
Çarşamba

Prenses Eylem Çalışkan

Print Friendly

Azade

Patozaf-etraf.info

Azat etmek denince nedense hep kafesteki kuşları salıvermek gelir aklıma… Bırakırsınız bırakmasına ama bilirsiniz ki ya bir kedi kapacak ya da açlıktan ölüp gidecek. Ama ufacıcık kafesin içinde dönüp duruyor. Hiçbir tercih hakkı yok. Bıraksam da kaderini mi yaşasa yoksa kaderi kafeste yaşamak mı olsa…

26 Ocak 2012

Patozaf

Print Friendly

Senede Bir Gün

prenses eylem Çalışkan senede birgün | izlesene.com

Eseri dinlemek için tıklayınız.

Şarkı Adı:

Senede Bir Gün

Gönlümde açmadan solan bir gülsün
Her zaman gamlıyım her zaman üzgün
Beklerim yolunu aylar boyunca
Yeter ki gel bana senede bir gün.

Ağarsa saçlarım
Solsa yanağım
Adını anmaktan yansa dudağım
Bu aşka canımı adayacağım
Yeter ki gel bana senede bir gün.

Klasik Türk Müziği

Güfte: Sadık Şendil

Beste: Ayhan Özışık

Makamı: Hicaz

Seslendiren: Prenses Eylem Çalışkan

Print Friendly

Kaslarımız

Serenegas-etraf.info

Yaşlı bir öğretmen, Fen Bilgisi dersinde kasları anlatıyordu. Bir ara öğrencilerden birine şu soruyu sordu:

- Şimdi ben boks yapsam hangi kaslar çalışır?

Çocuk sakin sakin cevap verdi:

- İzleyenlerin gülme kasları öğretmenim.

27 Ocak 2012

Serenegas

Print Friendly

Markalar ve Öyküleri

optimum-etraf.info

Günümüze kadar gelen her ürün her teknolojinin bir hikayesi vardır. Chrysler ile ortak çalışıp araba yapan Cari Benz, bulamayınca bir tek kızı olan Mercedes-Benz’in adını bu araca verir.

Hırsızların en çok rağbet gösterdiği figür. Dünyada en çok tanınan markalar arasında yerini alan Mercedes Benz’in üç ayaklı yıldız figürü kara, hava ve sudaki gücünü tanımlıyor.

Edouard Michelin, 1984′te üst üste yığılmış otomobil lastikleri görünce kolları olsa adama benzeyecek demiş ve reklamcısına lastiklerden yapılmış bir adam çizimi sipariş vermiş ve Bibendum adı verilen ‘lastik adam’ böylece doğmuş.

Nike’ın ilk çalışanlarından Jeff Johnson, bir gece rüyasında Yunanlı Nike’ı görür. Patronu Phil Knight, “Dimension 6″ adını düşünüyordur. Logoyu 35 dolara inciye yaptırırlar ve bu logo günümüze kadar gelmiştir.

İlaç devi olan Bayer, 1863′de boya imalatçısı olarak işe başladı. Sağlık dünyasında devrim sayılan Aspirin, 1899 yılında satışa sunuldu. Şirket, logosunu oluşturan yatay ve dikey olarak yazılan Bayer yazısını 1900 yılında tescil ettirdi.

Henry Royce, lSS4′de makine üreten bir fabrika kurdu. 1904′de ilk otomobili yaptı ve otomobil satan Charles Rol I si tanıştı. Royce’ın yaptığı otomobilleri Rolls sattı ve markanın ismi (Rolls Royce) buradan doğdu.

Mitsubishi’nin üç kanatlı baklava şeklindeki amblemi, Samurai armasından esinlenmiş. Firmayı kuran iki Japon aile tercih ettikleri amblemde sorumluluk bilincini, centilmenliği ve toplumlar arası uyumu simgelerine yer verdi.

Amerika’nın en çok bilinen markası Apple ilk kurulduğu zaman Macintosh ismiyle anılıyordu. Ama daha sonra pazarlama dahisi Steve Jobs’un önderliğinde şirketin ismi değişti ve elma tasarımı logoya girdi.

1916 yılında Münih’te kurulan BMW’nin amblemindeki mavi beyaz renkler Bavyera eyaletinden geliyor. 1929 yılında uçak ve motoru üreten BMW, amblemde de lastik biçiminde dönen pervane figürüne yer verir.

İtalyan kontesin 1923 yılında firma kurucusu Enzo Ferrari’ye hediye ettiği beygir maskot Ferrari’nin amblemini teşkil etti. Amblemdeki ana renkler sarı ile kırmızı firma sahibinin yaşadığı Modena’yı ve yarışa olan sevgiyi simgeliyor.

Üç Alman 1906′da kalem üretme kararı aldı. En pahalı kalemlerin tepesinde üstü karla kaplı Mont Blanc Dağının resmi var. Yukardan bakınca beyaz bir yıldızı andıran dağın karlı tepesi Mont Blanc’ın logosunda yer almış.

Audi’nin amblemindeki dört yüzük, araba birliği için bir araya gelen ortaklık kuran 4 firmayı simgeliyor. Audi ismi eski yöneticilerden August Horsc trafından verildi. Kendi ismini vermeyen Horch, Latince karşılığı olan Audi’yi buldu.

Rolex logosu firmanın kurucusu Hans VVilsdorf tarafından bulunmuş. İsmin üzerindeki taç, saat ustalığının işareti, beş parmak şeklindeki çıkıntılar ise saat ustasının hünerli ellerini temsil etmektedir.

27 Ocak 2012

Optimum

Print Friendly

Nikel Elementi

Sembol: Ni
Atom numarası: 28
Atom ağırlığı: 58.6934 g/mol

Periyodik cetvelin VIII’inci grubunda yer alan gri-beyaz renkte metal element. Yeryüzünde en büyük nikel yatakları Kanada’dadır. Doğal olarak sülfürlü ve arsenikli kobalt ve demir cevherlerinde nikolit (NiAs) ve milerit (NiS) alaşımları hâlinde bulunur. Başlıca cevheri olan pentlandite, pirotitin (FeS) içinde rastlanır. Cevherinin kavrulmasıyla elde edilen oksidinin karbon monoksitle indirgenip elektroliz yöntemiyle saflaştırılmasıyla üretilir.

Sert ve ferromanyetik bir metaldir. Hava ve suya karşı dayanıklıdır. Asitlerden yavaş etkilenmekle birlikte seyreltik nitrik asitten çok etkilenir. Derişik nitrik asit ise nikeli pasifleştirir. Birçok alaşımın bileşimine girer.

Nikel-krom alaşımları yüksek sıcaklıklarda oksitlenmeye dayanıklı olup, elektrik fırınlarında ısıtıcı olarak kullanılır. Nikel levhalar elektrikli kaplama işlerinde anot, toz nikel de hidrojenleme işleminde katalizör olarak kullanılır.

Nikelden madeni para ve demir-nikelli Edison akümülâtörleri yapımında da yararlanılır. Sülfürik asitle verdiği bir tuz olan nikel (2) sülfat (NiSO4.7H2O), yeşil renkli olup nikel kaplama banyosunda elektrolit olarak kullanılır.

27 Ocak 2012

Amadeus

Print Friendly

Aşı ve Serum

Azap_Yelpazesi-etraf.info

Aşı

Sağlıklı insana hastalığın zayıflatılmış ve ya toksini verilerek kanda antikor oluşturulmasının sağlanmasına denir. Koruyucudur. Laboratuarlarda üretilir. Ömür boyu bağışıklık sağlar. Tedavi edici olmaktan çok önleyici özelliği olan aşı, vücuda verildiğinde kanda antikor üretilmesini sağlar. Hastalık mikrobu vücuda verildiğinde ise zaten hazırda bulunan antikorlar savunmaya geçerek mikrobu etkisiz hâle getirir.

Serum

Serum, mikroplar vücuda girdikten sonra verilir. Serumda bol miktarda başka canlıya ait hazır antikor vardır.

Vücudun savunma sistemini oluşturan karaciğer, lenf bezleri ve akyuvarlar görev almazsa hastalıklara karşı direnci azalacağından organizma yenik düşerek ölüm meydana gelebilir. Hayvan kanından üretilir. Bağışıklık süresi kısadır.

27 Ocak 2012

Azap Yelpazesi

Print Friendly

Ölümü Gardaş Kıldım

Duraner_Yay-etraf.info

Adaletin acı terazisini tuttum her gün,
Bedenim boşaldı, yırtıldım an ve gün,
Hesap edip, kaçırdığım doğrudan da,
Hak talebiyle, nedensiz vururlar bir gün.

Kitaplarını koydum yüce divanın önüne,
Merhamet süzüldü ılgın ılgın, ateş içimde,
Kürsü mani, korkar beden kendi kendine,
Fermanımız okundu uzun kara geçmişe.

Merhamet dilemedim ki hiç dar ağacında,
Yağlı urgan kader, kızgın güller üzerinde,
Divan-ı harbin önünde acımam kendime,
Dolanıp vururum o tekmeyi inan yüreğime.

Tanımadan tanındım, bu yaban ellerde,
Git dediler koştum ateş çemberi üzerine,
Hesapsız mektup tutuşturuldu ellerimize,
Ölümü gardaş kıldım inandığım ilkelerime.

26 Ocak 2012

Duraner Yay

orman-boyutlu_resim

Duraner_Yay-etraf.info

Print Friendly

Virüsler

Azap_Yelpazesi-etraf.info

Bakterilerden daha küçük, çoğalmak için başka bir hücreye girmek zorunda olan varlıklara verilen ad. Ancak elektron mikroskobuyla görülebilirler. Bilim dünyasında canlı olup olmadıkları hâlâ tartışılmaktadır. Çünkü kendi başlarına bir metabolizmaya sahip değillerdir; yani enerji harcamazlar ve üretmezler. Konakladıkları hücrenin dışında kristal hâlde bulunurlar. Bu hâlde yüzyıllarca kalabilirler.

Ancak canlı bir hücreye girdiklerinde kendi kalıtsal malzemelerini o hücreye kopyalatırlar. Bu işlemler için hücrenin organellerini kullanırlar. Böylece çoğalırlar ve hücreden çıkarlar. Genellikle hücreyi parçalayarak dışarı çıkarlar.

Virüs Çeşitleri

Çok çeşitlidirler. Bazıları kalıtsal malzeme olarak DNA, bazıları da RNA taşır. Bazılarının dış kapsülleri vardır, bazılarında yoktur. Bu şekilde sınıflandırılmaları yapılır.

Bazıları bilimsel çalışmalarda kullanılır. Örnek olarak; ışık çıkaran bir böceğin geni ayrılarak virüse bağlanır. Bu virüs domatese verilerek bu gen domatesin kalıtsal malzemesine bağlanır. Bu şekilde ışıklı domatesler elde edilmiş olur.

Virüs Hastalıkları

Virüsler çok değişik hastalıklara yol açarlar. Bunlardan bazıları AIDS, grip, sarılık ve uçuktur. Bulaşma yolları kan, tükürük ve beden sıvıları olabilir. Hapşırarak ya da öksürerek havaya saçılma yoluyla da olabilir. Fakat her virüs için bulaşma yolu farklıdır. Örnek olarak; AIDS virüsü yalnızca kan yoluyla bulaşırken grip virüsleri öksürme ve hapşırmayla da bulaşabilir.

1-) Aids
2-) Grip
3-) Sarılık
4-) Uçuk

26 Ocak 2012

Azap Yelpazesi

Print Friendly

Baltanızı Bileyin

optimum-etraf.info

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş.

Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuçta ikinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş

-Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?

İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş;

- Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.

Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.

Delphi deki ünlü tapınakta Sokrates in şu sözü yer alır: “İnsan Kendini Tanı” kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında açı olmaması anlamına gelir. Bireysel ve is yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.

Optimum

Print Friendly

Solunum Olayı

Serenegas-etraf.info

Bayan profesör, solunum olayını sormak amacıyla, sigarasından bir nefes çekip
ögrencisinin yüzüne üfler:

- Söyle bakalım, bu nedir?

- Terbiyesizliktir efendim.

26 Ocak 2012

Serenegas

Print Friendly

LCD ekran, dizüstü sistemlerin ekranları, LCD TV’ler, plazma tv’ler… Yeni bir sistem aldıysanız muhtemelen masanızın üstünde bir LCD monitör duruyordur. Dizüstü sahibi iseniz, zaten otomatik olarak bir LCD ekrana sahipsiniz. Salonunuzda da bir LCD TV olma ihtimali gün geçtikçe artıyordur, malum fiyat rekabeti, taksitlik satışlar vs.

Konumuz bu LCD ekran ve LCD TV’lerin nasıl temizleneceği üzerine. Kullandığınız LCD ekran veya LCD TV, bir süre sonra tozlanmaya başar ve bu da görüntüde çok rahatsız edicidir. Bazen toz kalınlığını ölçmek için parmak ile yoklayıp ekranın renginin değiştiğini gördüğümüzde şok oluruz. Ya da meraklı arkadaşlarınız ekrandan size birşey gösterirken monitöre parmak basıyorsa, bir süre sonra notebook ekranınız size çok değerli parmak izlerini saklama konusunda en yakın işbirlikçiniz olacaktır.

Bu konu özellikle son zamanlarda daha da gündemde. Bunun sebebi sadece daha fazla LCD ekrana sahip olmamız değil. Özellikle yeni notebook’ların ekranında yer alan, cam gibi görünen parlak tabakanın dayanıklı görünmesi ve her türlü bez ve temizleme sıvısı ile temizlenebileceği izlenimi uyandırmasıdır. Çok bilindik şeyler söyleyeceğiz ama bu tür mini rehberlerde hedefimizin acemi kullanıcılar olduğunu unutmayın:

LCD’lerin en üstteki tabakası cam değildir. Çizilmeye çok müsait olan hassas bir tabaka ile kaplıdırlar. Sadece LCD değil, plazma TV’lerin ekranlarında da tıpkı tüplü CRT monitörlerde olduğu gibi yansımayı önleyen bir kaplamaya (anti-glare) sahiptir. Bu kaplama da son derece hassastır. İçerisinde amonyak gibi “yakıcı” maddeler içeren temizleme sıvılarını asla kullanmayın. Rastgele kullanacağınız bir temizlik sıvısı LCD tabakalarına zarar verebilir.

%100 pamuktan üretilmiş bir atlet ile de monitörünüzü silebilirsiniz ancak en etkili temizliği özel mikrofiber bezlerle yaparsınız. Ya da gözlük silme bezi diyelim. Mikrofiber bezler çok yumuşak olduğu için zarar vermez; yapıları itibariyle çok daha fazla kiri temizleyebilirler.

LCD ekranınızın daha geç tozlanmasını istiyorsanız, anti-statik özellik barındıran temizleme sıvıları kullanmalısınız. Ancak anti-statik sıvılar tozlanmayı tamamen engellemez; sadece geciktirir. Anti-statik özellikli temizlik sıvıların bir diğer artısı da, temizlik esnasında ekranda kıl-tüy bırakmıyor olması.

LCD TV veya ekranınızı silmeden evvel kapatmayı unutmayın. Kullanacağınız temizleme sıvısını doğrudan monitöre sıkmayın. Kullanacağınız temizleme bezine sıkıp öyle temizlik yapın.

Kullandığınız bez özel mikrofiber bez olsa bile temizlik esnasında fazla bastırmamaya dikkat edin. Çok nazik ve dairesel hareketlerle temizlik yapın.
LCD ekranınızda nem ve ıslaklık kalmamasına dikkat edin. Ekranın kuru olduğundan emin olduktan sonra ekranı açabilirsiniz. Kirlenen mikrofiber bezi su ile yıkayabilir ve kuruttuktan sonra tekrar kullanabilirsiniz.

LCD Monitör & TV özel temizlik sıvılarını nereden ve ne kadara bulabileceğim?

Merak etmeyin, en kolay bulabileceğiniz aksesuarlardan birisi artık LCD ekran temizlik sıvıları ve bezleri. Herhangi bir bilgisayar mağazasında, veya online alışveriş sitesinde bulabilirsiniz.

Bu özel temizlik setleriyle sadece LCD monitör, veya LCD TV değil, mp3 çalar veya ipod’unuzun ekranını, cep telefon ekranını da rahatça silebilirsiniz.

26 Ocak 2012

Amadeus

Print Friendly

Kumpir

Zeytin-etraf.info

Sevgili etraf gönülleri hep birlikte kumpir yapalım.

Patatesleri yıkayıp ve tencereye diziniz, üzerini kapatacak şekilde su koyup ve haşlayınız. Sosis, havuç, bezelye, mısır gibi arzu ettiğin garnitürleri de ayrı bir kabın içinde haşlayınız. İnce halkalar halinde kesilmiş zeytin de eklenince çok güzel oluyor. Haşlanmaya yakın patates tenceresinin üzerine bir tava yerleştiriniz, tuzunu atın ve içine tereyağı koyunuz.

Altında haşlanmakta olan patatesin buharı ile tereyağı eriyince rendelenmiş kaşar peynirini ekleyiniz. Patatesleri soyunuz ve kaşarı eriyen tava içinde ezip, püre haline getiriniz.

Hazırlanan patates püresini tabaklara servis yapıp, üzerlerine de garnitürünü ekleyiniz. Hepsinin üzerine de ketçap ve mayonez ile şekiller çizerek ikram edebilirsiniz.

Afiyet olsun.

Zeytin

Print Friendly

Altın Işık

Duygu

Kitabın konusu: Türk masallarının, Türk halk öykülerinin ve Türk destanlarının bir bölümünün şiir halinde, bir bölümünün de düz­yazı halinde yazılmış olduğu bu kitap ilk defa 1923 yılında yayınlanmıştır. Asıl hedef milli edebiyatın bir parçasını oluşturmaktır.

Tembel Ahmet:
Bir Padişah’m aşk yüzünden delirmiş bir oğlu ile üç kızı vardı. Kızlarını evlendirecekti. Teker teker sordu. Büyük ve ortan­ca kız “Siz kimi münasip görürseniz” dediler. Küçük kız ise “Bir genç ile evlenmek isterim” deyince, kızdı ve onu memleketin en tembeli olan “Tembel Ahmet’ ile evlendirdi. Oğlanın tembelliği bir gün kızın iyice tepesini attırınca, başladı odunla kovalamaya. Oğlan evden kaçtı, gitti çalışmaya. Her gün kazancını getirip ka­pıdan veriyor, karısının korkusundan içeri giremiyordu. Bir gün bir kervanda iş bulup, yola çıktı. Yolda bir kuyunun başında su için durdular. Tembel Ahmet kuyuya İnip yukarıya su veriyordu. Bu esnada bir kapı görüp içinden girdi. İlerde bir köşk, köşkün içinde mahzun mahzun oturan, hapsedilmiş bir kız vardı. Kızı dönüşte kurtarmak üzere anlaştı. Kız ona parmağındaki yüzüğü çıkarıp verdi. Tembel Ahmet, Yukarıdaki bahçeden de heybesini nar ile doldurdu. Sonra heybesini eski bir arkadaşı ile evine gön­derdi. Annesi ve karısı narı kesince içinden mücevher çıktı. Bütün narlar öyleydi. Gelin kaynana mücevherleri satıp, çok güzel bir saray yaptırdılar. Padişah, kılık değiştirip bu saraya geldi. Bura­daki adamların hiç birini tanımayamadı.
Kervan sahibi Tembel Ahmet’e bir tepsi verip, Musul Kralına götürmesini söyledi. Kral, Tembel Ahmet’in parmağındaki yüzü­ğün, dört yıldır kayıp kızma ait olduğunu görünce gerçeği öğren­di. Tembel Ahmefin yanma asker vererek kızını kurtarmasını söyledi. Tembel Ahmet kızı kurtarıp babasının yanına getirdi. Meğer kız, Tembel Ahmet’in kayınbiraderinin nişanlısı imiş. Onu da yanma alıp memleketine Kervanı biraz geride bırakıp, evine geldi. Baktı ki evi bir sa­ray olmuş. Üstünü değiştirip, saraya gitti. Padişah’a durumu bir bir anlattı. Kızı alıp saraya getirince aşk yüzünden delirmiş olan şehzade iyileşti. Düğün dernek oldu, herkes mutlu mesut yaşadı.

Kuğular:
Bir padişahın Nilüfer isimli bir kızı vardı. Hanımı ölünce, bilmeden büyücü bir kadınla evlendi. Kadın kızın yüzüne vücu­duna çıkmaz, siyah bir boya sürdü. Kız çok çirkin oldu. Babası bile yüzüne bakmaz oldu. Büyücü kadın bununla yetinmeyip, kızın on bîr erkek kardeşini de kuğu haline soktu. Kuğular saray­dan uçup gittiler. Kardeşleri var diye her zulme katlanan Nilüfer, saraydan ayrılıp yollara düştü. Gide gide bir göl kıyısına geldi, Baktı gölde kuğular yüzüyorlar. Kuğular Nilüfer’i tanıyıp, ona sokuldular. Gece olunca da hepsi eski hallerine döndüler. Kız o zaman bütün kardeşlerini tanıdı. Sabah olunca kardeşler tekrar Kuğu haline döndüler. Aylarca, karşı göl ile diğer göl arasında gidip geldiler. Bîr gün rüyasında yaşlı bir kadın Nilüfer’e, “Bir süt golü bulunduğunu, bu gölde yıkanırsa eski haline dönebileceğini söyle­di ” Kız kardeşlerine rüyasını anlattı. Kızı süt gölüne götürdüler. Yıkanınca eskisinden daha güzel oldu.

Yine bir gece aynı yaşlı kadın rüyasına girerek, “Kardeşlerinin de eski haline dönmesini istiyorsan, mezarlıklardaki ayrık otlarından on bir gömlek örmeli, bu gömlekler bitinceye kadar en ufak bir kelime ko­nuşmamalısın” dedi. Kız başladı gömlekleri örmeye. Bir gün o ülkenin padişahının oğlu gezerken Nilüfer’i görüp, güzelliğine vuruldu. Kız hiç konuşmuyordu. Saraya getirip, kırk gün kırk gece düğün yaptılar. Kız yine susuyor ve durmadan gömlek örü­yordu. Kızın büyücü olduğuna hükmedip, asılmasına karar verdi­ler. Cellat hazırlık yaparken dahi kız son gömleğin son ilmiklerini atıyordu. Nihayet bitirdi. Bu arada on bîr kuğu gelip etrafına dizildiler. Kız gömlekleri birer birer onlara giydirince, on bir tane genç babayiğit delikanlı ortaya çıktı. Kız padişaha durumu anlattı. Babalan durumdan haberdar edilince, gelip evlatlarını bağrına bastı. Kız ile diğer ülkenin padişahının oğlu ile kırk gün kırk gece düğün yaptılar.


Keşiş Ne Gördün?
Yoksul bir kadının İplik eğirip satarak geçinen üç kızı vardı. O gün en küçük kız iplikleri pazarda beş kuruşa sattı. Dört kuruşa bir tavuk, bîr kuruşa da bir mum aldı. Ablaları ona çok kızdılar. Bu arada tavuk ellerinden kaçtı, küçük kız da peşinden koştu. Tavuk kaçtı, kız koştu, nihayet tavuk bir kapıdan içeri girdi. Kız da arkasından. Bir de ne görsün, bağlar, yeşillikler, cennet gibi bir yer. Az ilerde üç çadır. Biri elmaslı, biri incili, biri zümrütlü. Kim­secikler yok. Kız, sağı solu temizledi, yemekleri yaptı, sofraları dizdi, sonra da bir köşeye saklandı.

Üç şehzade geldiler, çadırda düzeni görünce, bir diğerinin yaptığını zannettiler. Sabah oldu yine gittiler. Kız yine aynı işleri yapıp saklandı. Birkaç gün böyle geçinde, şehzadeler bu işleri yabancı birisinin yaptığını anladılar. Nöbet tuttular. En sonunda küçük oğlan kızı yakaladı. Onunla anlaşınca, kendi çadırında sakladı.

Bir gün baba padişah başka ülkelere savaş ilan etti. Bu ne­denle oğullarını da çağırdı. Küçük şehzade, kız uyurken bir mek­tup bırakıp ayrıldı. Kız uyanıp mektubu okuyunca, hemen peşle­rinden gitti. Yolda, rast geldiği bir keşişe mücevherlerini vererek, elbisesini aldı; keşiş kılığına girerek yoluna devam etti.

Sonra da şehzadelere kavuştu. Küçük şehzadenin içi yanı­yordu. Keşişe sual etti. Keşiş ona güzel cevaplar verince, onu yanma aldı. Birlikte ülkelerine vardılar. Küçük şehzade keşişe bir antikacı dükkânı açtı. Her gün yanma gelip gidiyordu.

Sonra, harp olmadan barış sağlanınca, padişah oğullarını ev­lendirmek için her birine bir vezirinin kızını aldı. Küçük şehzade gelip, keşişe haber verdi. Kız düğüne, keşişin kız kardeşi diye katıldı. Lakin bütün gözler, kızın üzerinde idi. Vezirin çirkin kızı diye, bu kızı gelin odasına koydular. Şehzade geldi, kızı çok be­ğendi. Sabahleyin şehzade keşişin dükkânına gelince, parmağında kendi verdiği yüzükleri gördü. Kız her şeyi anlatınca, saraydaki vezirin kızını evine gönderdiler. Kırk gün kırk gece düğün yaptı­lar.

Pekmezci Anne:
Bir tüccarın tek bir kızı vardı. Hacca gideceği için kızını kim­lere bırakacağını düşünüyordu. Kız, ona “benim ve dadımın bir yıllık yiyeceği ile bizi kapat, sen gelene kadar idare ederiz” deyince aklına yattı ve öyle yaptı.
Padişahın oğlu, kızı duymuştu. Bir gün kocakarı kılığına gi­rerek bir şişe pekmez alıp pencerenin Önüne geldi. Komşunun damına çıkarak, ona pekmez sarkıttı. Bir de mani söyledi. Bu hal böyle günlerce devam etti. Her gün hem pekmez satıyor, hem de mani söylüyordu. Kız bu pekmezci anneyi çok sevmişti.

Aradan aylar geçmiş, hacca gidenlerin dönüşü yaklaşmıştı. Akçiçek’in babası, hacdan döndüğünde kapısının çok güzel süslendiğini görünce, hem sevindi hem de şaşırdı, ikinci gün ise padişah saraya çağırtıp, kızını isteyince mutluluğu daha da arttı. Kız, saraya pekmezci anne ile gitmişti. Bir ara kadın kayboldu. Şehzade ortaya çıktı. Kız ağlıyor ve pekmezci anneyi istiyordu. Şehzade kendisi olduğunu açıklayınca, çok sevindi. Kırk gün, kırk gece düğün yaptılar.

Yılan Bey’le Peltan Bey:
Bir padişahın hiç çocuğu olmuyormuş. Bir gün, “olsun da yı­lan olsun” demiş. Bir müddet sonra hanımı gebe kalmış. Doğum günü gelince, hangi ebe yaklaştıysa ölüyormuş. Bütün ebeler saklanmışlar. Padişah imamı çağırıp mutlaka bir ebe bulmasını emredince, imam konuyu karısına açmış. Karısı merak etmemesi­ni söylemiş ve hiç sevmediği üvey kızını saraya ebe olarak gö­türmeyi planlamış. Kız her şeyin farkındaymış. Annesinin meza­rına gidip, ağlayarak vedalaşmış. Mezardan annesinin sesini duymuş: “Hİç ağlama, bir kazan süt iste. Yılan o sütü içecek, karnı doyacak, seni de sokmayacaktır” diyormuş.

Kız bunları yapmış, kadın doğurmuş. Kız hediyelerle evine dönmüş. Aradan yıllar geçmiş. Yılan çocuk büyüyünce, okuma yazma öğrenme zamanı gelmiş. Hangi hoca ders vermeye geldiy­se, sokup öldürüyormuş. Padişah yine imamı çağırmış. İmam yine karısına söylemiş, karısı yine üvey kızını bu iş için gönderip ondan kurtulmayı planlamış. Kız yine annesi ile vedalaşmak için mezarına gelmiş, ağladı. Meza’dan annesinin sesi gelmiş: “Annesi, korkma yılan sana dokur.maz” demiş. Kız saraya gelmiş. Yılan Bey’e üç ayda okuma yazma öğretmiş. Kucağı hediyelerle dolu olarak evine dönmüş.

Bir müddet sonra padişah oğlunu evlendirmeye kalkışmış. Kimi koynuna soktularsa, sokup öldürmüş. Sıra yine bizim kıza gelmiş. Annesinin mezarına gitmiş, annesi, ona kırk kat giyinme­sini söylemiş. Kız da öyle yapmış. Yılan Bey’Ie gerdek gecesi, kız da soyunmuş. Yılan kırk kat derisini soyunca ortaya babayiğit bir delikanlı çıkmış. Üvey anne kıskançlıktan çatlamış.

Bir müddet sonra savaş çıkmış. Padişah oğlunun kendi yeri­ne orduya kumandanlık yapmasını istemiş. Kocası savaşta iken, üvey anne Ayşe’yi kandırıp, bir ırmağa sokmuş, sonra da arka­sından tekme ile dibe itelemiş. Elbiseleri ile mücevherlerini de alıp kaçmış. Ayşe, yüzerek kıyıya çıkmış. Çırılçıplak olduğu için bir mezarın kenarına saklanmış, yorgunluktan uyumuş. Yandaki bir mezarın kapağı açılmış, içinden çıkan bir adam, Ayşe’yi kucakla­yıp aşağı indirmiş. Orada beş altı çocuk varmış. Peltan Bey isimli bu kişi, esir düşmüş bîr padişah oğlu imiş. Aradan aylar geçmiş. Ayşe Kız, Peltan Bey’den hamile kalmış. Peltan Bey onu babasının memleketine göndermiş. Onun verdiği akıllarla, Peltan Bey’e yapılan büyüler bozulmuş. Esareti bitince, memleketine geri dön­müş. Ayşe ile Peltan Bey’in iki çocukları daha olmuş.

Yılan Bey, savaştan sonra ülkesine dönmüş, eşini bulamayın­ca, demir asa, demir çarık yollara düşmüştü. Yedi yıl sonra Peltan Bey’in sarayına gelerek ona misafir olmuş. Yılan Bey’Ie Peltan Bey birbirlerinin çok sevmişler. Sonra Peltan Bey, misafirini eşine göstermiş. Birbirini gören eski eşler hemen oracıkta bayılmışlar. Sonra Peltan Bey’e durumu anlatmışlar. Peltan Bey, fedakârlık yapmaya hazır olduğunu söylemişse de, Ayşe çocukları için Yılan Bey’e hayır demiş. Yılan Bey, üzüntüsünden tekrar yılan haline girmiş ve bir delikten süzülerek gitmiş. Ayşe, her zaman ağlaya­rak Yılan Bey’in mutlu olması için dua etmiş.

Kolsuz Hanım: (Manzum hikâye)
Bir padişahın Ay ve Yıldız isimli iki oğlu vardır. Bir gün ka­rısı ölür. Zorunlu olarak evlenir. Aradan yıllar geçer. Padişah hacca gitmeye karar verir. O gidince, karısı ismi Yıldız olan oğlu­nu iğfal etmek için plan yapar. Oğlan razı gelmeyince, onu hap­settirir. Ay, kardeşini merak eder. Yaşlı bir ihtiyar zindanda hapis olduğunu söyleyince, gizlice zindana girer ve onu bulur. Tam kaçacaklarken, üvey anne adamları ile birlikte yollarını keser. Ay kızın iki kolunu birden kestirir. Şehzade Yıldız ise delirir. Sonra da kızı bir sandığa koydurup, denize attırır. Denizde bir şehzade onu bulur. Durumu öğrenince intikam için harekete geçer. Bu arada Ay Hanım’a sevdalanır, evlenirler. Zaman içinde iki de çocukları olur.

Öbür tarafta, padişah bir türlü hacdan gelmemiş. Şehzade Yıldız iyileşmemiş, üvey anne de fırsattan istifade devranını sür­dürmektedir. Üvey anne bununla yetinmez, düşmanlığı devam ettirir. Öyle ki, gün gelir kocası Kolsuz Hanım’ın ve çocuklarının cellada dahi verilmesini ister. Lakin cellat, bunların haline acıya­rak, gömleklerini alır, bir av hayvanmın kanı ile sular ve öldür­düm diyerek saraya geri döner. Anne ve yavrular dağ başında tek başlarına kalmışlardır. Biraz sonra acıkırlar ve dua ederler. Önle­rine yemekler gelir. Dua ederler, yanlarında bir pınar olur. Dua ederler, yatacak köşkleri olur. Dua ederler Kolsuz Hanım’ın kolla­rı yerine gelir… Köşkünün kapısına yazar: “Burada her derdin şifası bulunur.”

Padişah hicazdan gelir. Bakar oğlu, kızı yok. Karışı bir sürü yalanla onu oyalar. Padişah oğlunu arar, buldurur. İyileşmesi için “Her derde şifa dağıtan” köşke getirir. Üvey analık da, çocuğu ol­madığı için köşke gelmiştir. Kızı görünce vazgeçip, gitmek ister. Fakat, kızı “burası mahkeme yeridir”diyerek, bırakmaz.

Her şey anlaşılır. Üvey anneyi kovarlar. Sonra hep birlikte, mesut yaşarlar.
Aslında, bu hikâyede Milli Kurtuluş Savaşımız anlatılmak­tadır.

Küçük Hemşire (Manzum Hikâye)
Bir padişahın İki veziri varmış. Birinin üç oğlu, diğerinin üç kızı varmış. Üç oğlana “üç aslanlar”, üç kıza da “üç ceylanlar” der­miş. Bir gün, peri sazını bulması İçin babalarından “üç aslanlar”\ göndermelerini ister. Erkek çocukların babası, pek keyiflenmiştİr. Kızların babası vezir ise, üzgün bir şekilde evine gelir ve durumu kızlarına anlatır. Büyük ve ortanca kızları, erkek kılığına girerek, peri sazını getirmek için yola düşerler. Ancak, babalarının kendi­lerini sınamak için yaptığı eylemlerde başarısızlığa uğrarlar. En son küçük kız şansını dener ve babasının yaptığı sınavı kazana­rak, peri sazını getirmek için yollara düşer. Kıpçak eline varınca, yaşlı bir kadının evine misafir olur. Ona yüz altın vererek, saraya kapı görevlisi olarak girer. Genç Hakan henüz evlenmemiştir. Kızı görünce, bileklerindeki bilezik izlerinden cinsiyetini anlar, o an ismi Ali diye tanıtılan bu kızı Aliye olarak hayal etmeye başlar. Derdini annesine açar. Annesi, kız mı, erkek mi olduğunu anla­mak için, diğer üç erkekle yarıştırmasını söyler. Bu üç erkek, “üç aslan “lardır.

Sırası ile yağız ata binme, demir yayı çekme ve zincirli ayıyı yenme yarışları yapıldı. “Ceylan kız” bütün yarışlarda birinci oldu. Sihirli sazı alarak baba yurduna döndü ve sazı babasına verdi. Babası sevinçle saraya gitti. Padişah kızları küçük görmekle yap­tığı hatayı anladı. Kızı çağırtıp herkesin huzurunda tahtına oturt­tu. Kız, “ben yetkili isem, seçim yapılsın, millet meclisi oluşsun, meclis beni seçerse, başkan olmayı kabul ederim” dedi. Seçimler yapıldı. Meclis açıldı. Meclis, kızı başkan seçti.

Kıpçak Ham tahtını bırakmış, aşkının peşinden gelmişti. Ali­ye onu görünce yüreğinin sesini dinleyip, onunla evlendi.

Alparslan Malazgirt Muharebesi (Manzum Piyes):
Malazgirt Zaferi keyifli bir şekilde anlatılırken, Türklüğün ve İslamiyetin birbirinden ayrılmayacağı çok güzel mısralarla dile getiriliyor.
“İslamiyet bir kızdır, bekçisi Türk bir arslan. Elinde dal kılıcı, bekler onu her zaman. “

Duygu Özdemir

Print Friendly

Flatcast Hakkında Sorunlar

Kardelenimorkidem

Flatcast radyosunda bugünlerde karşımıza çıkan sık sorunlar var şimdi bunları sizinle paylaşıp çözümünü sizlere sunacağım.
40123 port numarası ne anlama gelir?
Kimse yayınıma dinleyici olarak giremiyor neden?
Cevap: Bu port numarası portunuzun açık olmadığını ve hostunuzun bozulduğunun göstergesidir.

İlk olarak herkesin bildiği ve sık söylenen port açma yolundan yapalım ardından vereceğim linkteki hostu indirmeniz gerekiyor.

Birinci yol: Başlat – Denetim masası-Güvenlik merkezi- Windows güvenlik duvarı-Özel durumlar Bağlantı noktası ekle ye basalım. Flatcast kaçıncı sürümünü olduğunu yazalım kaçıncı sürün olduğunu ve 40123 portunu yazalım. Kaçıncı versiyon olduğunu öğrenmek için radyodayken Mouse ile sağ tıklayalım radyo ekranına stream infoya basalım oradan öğrenebiliriz. (Örnek versiyon: 5.3)
Ve tamam diyelim.



Şimdi gelelim problemin kilit noktası host düzenine şimdi size vereceğim linkten hostu indirip sağ tıklayıp rar dosyasını klasöre çevirin içindeki hostları
Bilgisayarım-Yerel disk C- Windows-System 32- Drivers-Etc İçindeki hostları silin ve benim verdiğim hostları oraya taşıyın.





Evet, şimdi gelelim son işleme belgelerimi açın araçlar-klasör seçenekleri- görünüm
Görünümde bulunan bilinen dosya uzantıları gizlenin işaretini kaldıralım ok diyelim işlemimiz bitti.



Host Download

25 Ocak 2012

Pclerin Bilgesi

Print Friendly

Sevgiliye Gönderilmemiş Mektuplar

Efsane_etrafogullari

Yine sen olacaksın bu şiirimde bir de abuk sabuk kelimeler
Çünkü ben üstün ırk şairim sen ise bu aşkın Azrail’isin
Bir yazara göre bir kadınmış Azrail.
Haya yolu ise tavlaymış
Zarlar ise Azrail ile oyununu belirlermiş
Senin ile benim oyunumuz gibi…

Bir gün bitecekti hayat, bir gün bitecek ilişkimiz misali
Yenilgiyle sonuçlanacaktı benim için
Çünkü tüm kapıları kapatmıştın.

Yek, dü, se, cihar, penç, şeş, farsça kökenli sayılardı
İlk defa strateji değiştiriyordum.
Zar rakamlarına sevdiğim kadınlarının isimlerini koyuyordum
Senin ismimi en büyük rakama koymuştum
Seni bekliyordum artık
Kaçmak için,
Ölümden kaçmak için,
Sensizlikten kaçmak için…

Oysa sen usta bir oyuncuydun
Ben ise acemi şansıma güveniyordum.
Aşka giden yol çift atmaktan geçiyordu
Pullar gözümün önünde uçuşur hale geldi.
Sen pullarını toplarken,
Ben hala tek pulumu kaleme götürmek için
Zarı sallayıp duruyordum.
Gelmedi, gelmiyordu
Sen kazanmak için hevesle oynarken
Ben kaybetmiş olmanın hüznünü sonbaharla paylaşıyordum.
Son pulunu da aldın
Ben mars oldum
Sen yalnız kaldın.

25 Ocak 2012

Efsane Etrafoğulları

efsane_mühür-etraf.info

Print Friendly

Aşk

Duraner_Yay-etraf.info

Aşk neymişsin sen böyle,
İsmine yakışan tarif bulamadım.
Kime anlattıysam seni,
Kapılarda dona kaldım.
Binlerce beyit arasından;
Seni anlatanı göremedim.
Denizde, karada, havada;
İsmine ve cismine rastlayamadım.
Alem-i sağır olanlardan;
Seni esir alacak silah da seçemedim.
Sanki firardasın bilinen bir yerde,
Yakalayıp, tutup hapsedemedim.
Suçluydun, hükümsüz ve nedensiz,
Fermanını okuyup asamadım.
Tozlar arasında kelebek olsan da;
Üstüne hiç konamadım.
Dikenli diller arasında gezsen de;
Şikayetini bulamadım.
Nice beyhudelerin özünden;
Seni ve ateşini söndüremedim.
Aşk, üzüldün, sövüldün, dövüldün,
Senin gibi işkenceye dayanıklısını da,
Hiç ama hiç görmedim.
Aşk yüreklerdesin sen;
Seni, sende öldüremedim.

25 Ocak 2012

Duraner Yay

kadin-kirmizi-at

Duraner_Yay-etraf.info

Print Friendly

ihtimal1

Ben kendimi anlatmak için savaştım, yenilgilerimin sonunda da anladım
Sen anlamadın merhabası da elvedası da bir kere olan dünyada bir tek beni
O içimden geçenleri de bilirdi, isteklerimi de, bu yüzdendi beni anlayan şefkati.

Biz sadece cümlelerde biz olduk, bizden ötesinde ayrı dünyalarda bir sen, bir ben vardı
Siz diyorlardı bize ama bilmiyorlardı, sen ayrı ben ayrı, olamadı bir türlü, bir
Onlar da anlar sonunda ben ayrı sen ayrı, beni anlamayan yine bir sen, tek sen.

25 Ocak 2012

İhtimal

Print Friendly

optimum-etraf.info

Düşünce: Dış dünyanın insan zihnine yansıması, uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, mülahaza, ide, idea, gibi kavramlardır.

Düşünce Nedir? Zihnin en önemli bir fonksiyonu olarak, algılanarak zihne gelen, verileri, beynin içsel yapıları içinden geçirerek, yeni bilgi ve sonuçlara ulaşma etkinliğidir. Descarles “düşünüyorum öyleyse varım” der.

Aristoteles’e göre insanı hayvandan ayıran esas düşüncedir. Kant’a göre düşünmek yargılamaktır. Locke, düşünmeyi ruhun kendi üstü­ne yönelerek kendi işlemleri hakkında bilgi edinmesi olarak görür.

Düşünce gücü: İnsanların var olan düşünce yapılarını kullanarak kendileri ve çevrelerindeki etmenlere istediği gibi yön verme yetisidir.

Düşüncelerimizi nasıl koruyalım?

Düşünce, aklımızın gücü, mantığımızın parçasıdır.
Düşünce, çalışma ve planlamanın alt yapısıdır.
Düşünce, dış dünyamızın belleğimizde şekillenmesidir.
Düşünce, insanı diğer canlılardan ayıran bir özelliktir.

Düşünmek, insanı bilgiye ulaştırır. Bilginin başı düşünmektir. İnsan hem olumlu, hem olumsuz düşünceye sahiptir. İnsan olumsuz düşünceyi, olumlu düşünceye çevirmesini bilmelidir. Olumlu düşünce mutluluğa, olumsuz düşüce mutsuzluğa götürür. İnsan doğru düşünce ile hedefine ulaşır.

Optimum

Print Friendly

Yer Çekimi Kanunu

Öğretmen derste:
Çocuklar biliyor musunuz?
Dünya üzerinde, yerçekimi kanunu sayesinde duruyoruz.
Ahmet merakla sordu:
- Peki öğretmenim bu kanun kabul edilmeden önce nasıl duruyorduk?

25 Ocak 2012

Amadeus

Print Friendly

Sıcaklık Değişimi

Azap_Yelpazesi-etraf.info

Sıcaklık, maddeyi oluşturan taneciklerin (moleküllerin ve atomların) ortalama (yaklaşık bir tanesinin) kinetik enerjisidir. Bir madde ısı enerjisi alırsa moleküllerinin kinetik enerjisi artacağı için sıcaklığı artar.

Bir madde dışarıya ısı enerjisi verirse moleküllerinin kinetik enerjisi azalacağı için sıcaklığı azalır.

Bir maddenin sıcaklığının değişmesi için gerekli olan ısı enerjisi o maddenin kütlesine, cinsine (öz ısısına), sıcaklık değişimine ve ısı veren ısı kaynağının gücüne bağlı olup bunlarla doğru orantılıdır.

• Bir maddenin sıcaklığının değişmesi için gerekli ısı enerjisi pozitifse madde dışarıdan ısı enerjisi alır, sıcaklığı artar.
• Bir maddenin sıcaklığının değişmesi için gerekli ısı enerjisi negatifse madde dışarıya ısı enerjisi verir, sıcaklığı azalır.

25 Ocak 2012

Azap Yelpazesi

Print Friendly

Apartman Kavgası

Sinem-etraf.info

Apartmandaki kadınlar birbirine girmiş, olay mahkemeye yansımış. Kadınlar duruşma salonunda birbirlerine bağırmaya devam edince,
“Susun.” diye bağırmış Hakim,
“Hep bir ağızdan konuşmayın. İlk önce en yaşlınızı dinlemek istiyorum.”

Duruşma salonu olması gereken sessizliğe bürünmüş.

25 Ocak 2012

Sinem

Print Friendly

Kördük

Sudecan-etraf.info

Körebe oynamak gibidir ” Aşk” hepimiz kördük ebemizi gördük.

25 Ocak 2012

Sudecan

Print Friendly

Al Koynunda Sakla Kırılgan Gülüşlerimi

aglayan_kadin

Suskunluğumu çığlıklara gömdüm
Sustukça depremler başladı ruhumda
Kusup atmak istedim içimdeki zehri, olmadı yapamadım
Ellerimde kırılgan can kırıkları
Yüreğimi kesiyor, canım kanıyor anne
Sesli harfler biriktiriyorum dilimde
İntiharın eşiğinde cümleler
Bir uçurum kenarında ha düştüm, düşeceğim
Hayat ile ölüm arasında kaldım.

Nicedir zehirli bir ok gibi kalbime saplı hüzün
Özlemler birikiyor durmadan ters güzergâhlar üstüne
Gözlerim uzaklara dalıyor, yollar tutuklu, ben yorgun
Gidenler dönmüyor anne, hasretlik dinmiyor
Zifir gecelerde, zehir yalnızlıklar demliyorum kaderime
Yağmur kokuları sarıyorum boynuma
Sızım – sızıları alıyorum koynuma
Sızım elif sızısı, yazım elif yazısı
Kalemim de küstü duygularıma
Kalakaldım öylece sayfalar ortasında şaşkın
Dudaklarımda bir ah. Kimse bilmiyor
Suyu çekilmiş ırmaklar gibi duruyor başımda gam
Ah anam yine yangın, yine hicran payıma düşen
Elbet biz de güleceğiz bir gün bu kiralık lanet acılara inat…

Bir zamanlar kınalı kuşundum
Artık yaralı bir kuşum anne.
Yüreğimdeki kuşun kanadı kırık
Acımayıp vurdular kanatlarımdan
Ak sütünle boyalı kınalı kanatlarımı
Zehirli silahlarıyla kana buladılar

Göğüs kafesimde yalnız, yaralı ve yamalı bir yürek
Tebessümlerim bile doldurmuyor gamzelerimi artık
Zifir acılar damlarken gecenin parmaklarından
Gözyaşı biriktiriyorum gülüşlerimde durmadan.
Ben ki, hazan bahçelerinde bile gülümserken güzlere
Dört mevsimim dalları kırık bir sonbahar ağacıyım şimdi,
Yapraklarımda sarı hüzün
Her fırtına ömrümden bir parça kopardı…

Leyl-ü Nehar’ı geçip gelemedim
Yol boyu kalp kırıkları, kar yolu cam kırıkları
Mevsim zemheri bırakma ellerimi üşürüm
Gamzelerimde biriken ruhumla, yıka kanatlarımı

İz kalmasın dil yaralarından
Yüreğimi kesen can kırıklarından arındır beni
Al koynunda sakla kırılgan gülüşlerimi
Al yüreğinin can kafesinde barındır.

Eylem Çalışkan & Nuri Can

Düzenleme ve tamamlamada yardımcı olan Değerli Hocam Nuri Can’a çok teşekkür ederim.

Print Friendly

Uçan Arabalar

optimum-etraf.info

Geleceğe Dönüş (Back to the Future), Blade Runner ve Fifth Element, uçan arabaların yer aldığı önemli yapıtlardan bazıları. Uçan arabalar, bilim kurgu yapıtlarında görülen onca uçuk kaçık şeyin yanında gerçekleşmesi en olası teknolojilerden biri.

Araba ve uçakların kullanıldığı bir dünyada neden ikisinin karışımı olmasın? Geliştirilmesi ve test süreci biraz uzun sürebilir. Hatta, uçan arabalar için ehliyet almak belki de en zor aşama olabilir. Ancak yakın gelecekte görme ihtimalimiz en yüksek araçlardan biri uçan arabalar.

Optimum

Print Friendly

Kitap Okuma Alışkanlığı

delikanli

Şimdi her şey çok kolay özet çıkarmak için bile uğraşılmıyor hangi kitabın özeti lazımsa bir tık ile önünüze geliyor.

Yeni nesil şanslı kitabı okumak bir eziyet, özetini çıkarmak başka bir eziyetti lakin şimdi anladığım bir şey var kitap okuma alışkanlığı olmayan çok şey kaybediyor.

17.11
26 Nisan 2011

Delikanlı

Print Friendly

Ruhunu Üfledim Bu Gece

Duraner_Yay-etraf.info

Yağmurları ilaç yaptım yar, yarana,
Bulutlar hüzünlü değmez ki kabrime,
Teselli besmelesi çekerim kendime,
Sazlar dertli, unutmaz bir kere bile.

Kalp gözü kapandı, hedef bulandı,
Balıklar bile boz suda homurdandı,
Korkun korktu, kaderin ipine atıldı,
Fermanını yakmaya geldim bu gece.

Yürek bağını bozdum, kör sevginle,
Üzümü sorma ye, sessiz ve sinsice,
Çorak toprak bile su tutmaz seninle,
Çamurlarda erittin sen beni gizlice.

Çareler hükümlü, nedensizdir nedeni,
Zenginin acısı fakir kullaradır belki sebebi,
Aynı masaya düştüler nedenleri gizli,
Kanundan ses gelsin, mey’in içi dertli.

Resimlerini kapı yaptım karşımda durur,
Sigaram senin hayalinle yanar kudurur,
Bir nefesle, yanan mumlar söndürülür,
Ruhunu üflemeye geldim senin bu gece.

25 Ocak 2012

Duraner Yay

ruh

Duraner_Yay-etraf.info

Print Friendly

87 Oğuz Rakım Çalapala

Duygu

Kitabın konusu: Dördüncü sınıf Öğrencisi olan Oğuz, zeki, sevim­li, yaramaz, tarihe meraklı, şiir okumayı seven, sosyal faaliyetler­de ön planda olan bir çocuktur. Bu kitap, çeşitli başlıklar altında Oğuz’un yaşantısından kesitler anlatmaktadır. Başlayalım baka­lım:
Sabah: Oğuz’un annesi Hanİfe Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyandı, kapıya koştu, kimse yok. Sesin Oğuz’un odasından geldiğini anlayınca yukarı çıktı. Oğuz mışıl mışıl uyu­yordu, uyandırdı. Oğuz hemen yataktan fırladı ve çantasını hazır­lamaya başladı, çünkü artık okul başlıyordu. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanım’ı hayrete düşürmüştü. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemişti.

Sokak: Artık okula başlamıştı. Dördüncü sınıfa gidiyordu. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine geldi. Hemen herkes hep bir ağızdan “Oooo 87 Oğuz!” diyerek etrafını çevirdi­ler. Oğuz’u tanımayan öğrenci yoktu. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapardı.

İlk ders: Öğretmen Nezihe Hanım sınıfa girdi. Tek tek ço­cuklara baktı. Kiminin başını okşadı, kiminin sırtını sıvazladı. Anne, baba ve kardeşlerini sordu. Herkes bir şeyler anlatıyordu. Burhan “Ben Gazi’yi gördüm.” deyince bütün başlar Burhan’a dön­dü. “Nerede? Nasıl?” diye sorular yağmaya başladı.

İlk ders sohbet ile geçti.
Ve Mektep Başladı: Nezihe öğretmen hemen dersleri baş­latmıştı. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyor, öğretmenin sorduğu her soruya önce ce­vap veriyordu.

Üç Gün Sonra: Oğuz’da defter, kitap hak getire. Ancak öğ­retmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordu. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordu.

On Beş Gün Sonra: Sınıfta kırk sekiz öğrenci vardı. Bir de nazlı büyütülmüş. El bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica ediyordu.

Genç öğretmen, yeni öğrenci Selim’in annesi ayrıldıktan son­ra, kendi kendine şunları düşünüyordu: “Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım.. .Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç?!.. Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’ni yük­seltmek İçİn atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım…”

Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:
Nezihe Hanım, arkasında ür­kek ürkek duran Selim’le beraber sınıfa girdi. Nezihe Hanım Selim’i arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye baş­ladı. Nihayet, Oğuz’un yanında karar kıldı. Varlığın, İtinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı… Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.
Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selim’di. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Se­lim’in bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.

Öğle Yemeği: Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği gö­rürsünüz: Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selim’in oturacağı yerin altına bir bez serdi. Selim’in boy­nunda peşkir, elinde çatal. Önünde francala ve dört tane ağız ağza dolu tas.

Her gün gürültü ve iştahla zeytinlerini yahut helvalarını yi­yen çocuklara acı bir sessizlik çökmüştü… Bütün çocuklar iki dakikanın içinde yemeklerini bitirip sessizce dışarıya çıktılar.

Fatin’in elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için bir­den fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Se­lim’in üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.
Oğuz’a Ceza: Oğuz doğruyu söylediği için Nezihe Hanım ceza vermedi. Fakat Oğuz, Selim’in kendisini şikâyet etmesine içerlenmisti.
Ertesi Sabah: Oğuz, türkü söyleye söyleye okula geliyordu. Birden, hizmetçi kız ile birlikte gelen Selim’i gördü. Üzerindeki elbise dünkünden de şıktı…
Derslerde Selim hiçbir şey bilemiyordu. Öğretmen arkadaşlarına sormasını istiyordu. Mec­buren Oğuz’a sordu. Oğuz ise ona yanlış cevap Öğreterek, bir bakıma intikam aldı. Öğretmen bu duruma çok kızdığını, Oğuz’a bakışlarıyla belli etti.

Günler geçip gidiyordu. Selim’in annesi sık sık okula gelip çocuğunun durumunu soruyordu. Çelişkiye bakın ki, çocuğunu sormayan velilerin çocuklarının durumu iyi, çok ilgilenenin çocu­ğunun dersleri ise kötü idi. Nezihe Hanım, Selim’in durumunu annesine anlattı ve çok çalışması gerektiğini söyledi.

Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanı’na gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gel­mişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbi­selerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemiştİ.
Tramvaya binip Taksim’e geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine “Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa!” diye gösteriyorlardı.

Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tır­manmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuz’u alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulan­mış ve çok gururlanmıştı….
Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı ta­banı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.
Bir gün öğretmen onları Sultanahmet’e müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip gelecekleri­ni söyledi. Selim’in annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmen­le konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: “Sizin Selim, bizim Selim yok… Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz… İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrıkastdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz.” Selim’in annesine, girmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, “Selim’in babası tramvay paralarını ödemek istiyor.” dedi. Öğretmen “Öğrencilere sorayım.” deyip, sordu. Hep bir ağızdan “Yürüyeceğiz ” dediler.

Müzeyi ilgi ile gezdiler. Her eser için öğretmenlerinden ayrı ayrı bilgi aldılar…
Sene ortasında karneler dağıtılmış, öğretmen Oğuz’a Türkçe dersinden orta not vermişti. Oğuz buna çok içerledi. Ders yılı sonu yaklaştıkça müsamere hazırlığına başladılar. Öğrenciler, velilere gösteri yapacaklardı… Ve o gün gelip çattı. Oğuz’un annesi ve babası da en önde seyredenler arasındaydılar.
Çok güzel oyunlar oynandı. Gecenin yıldızı Oğuz’du. Nezi­he Hanım da oyunun sonunda velilere bir konuşma yaptı. Herkes Çok memnun kalmıştı. Günlerdir Selim okula gelmiyordu. Sebebi anlaşıldı, babası ölmüştü. Çocuk öğrenmesin diye onu başka yere göndermişlerdi. Nihayet günler sonra gelebildi. Bütün çocuklar Selim’in acısını ve üzüntüsünü hafifletmek için ellerinden geleni yaptılar. Hele Oğuz, Selim’in en iyi arkadaşı oldu. Artık hiçbir şeyleri kalmadığı İçin fakirleşen Selim’i hizmetçi kız getiremediği için, Oğuz her gün evinden alıyor, birlikte okula geliyorlardı.

Oğuz’da da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne başına özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selim’e ders çalıştırı­yordu. Selim’in annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selim’e say­gıyla karışık bir sevgi besliyordu. Oğuz’un bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağı­tıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf bi­rincisini de açıkladı; 87 Oğuz…
Sevinç içinde önce Selim’in evine, sonra da Oğuz’un evine koştular, herkes çok sevinmişti…

Duygu Özdemir

Print Friendly

Kordinat Düzlemi

Serenegas-etraf.info

X matematik üzerindeyken koordinat düzleminde Y’ye rastlar ve ilk görüşte aşık olur. Y’ de X’e aynı duygularla bağlanır. Akşamüstü matematik kitabının 72. sayfasnda buluşmaya karar verirler.

Trigonometrinin zalim tanjantı bu haberi alır ve X’e sen adi cosinüs ailesinin mensubusun benim kızım Y ise sinüs ailesinin asil mensubudur der ve X’i çarpanlarına ayırır. Buna dayanamayan Y ise karekökünü alarak intihar eder.

25 Ocak 2012

Serenegas

Print Friendly

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !