
Anadolu’daki bir inanışa göre yeni doğan her çocuk için gökyüzünde bir yıldızın oluştuğuna inanılır. O yıldız, çocuğun doğumundan ölümüne kadar orada kalır. Çocuğun bütün talihi bu yıldızın parlaklığına ya da sönüklüğüne bağlıdır.
Benim için de gökyüzünde bir yıldız oluştu mu, bilmiyorum ama ben diğer çocuklardan biraz şanslıyım galiba. Çünkü benim yıldızım, ulaşılamayacak kadar uzakta ve karanlıklarda değil. Yeryüzünde benimle beraber yoluma ışık olan umuduma yol açan, yeri geldiğinde, sıcaklığı ile yüreğimi ısıtan, ben öldüğümde de diğer yıldızlar gibi kaymayacak biliyorum.
Benim için hep bir yerlerde parlamaya devam edecek. Işığı başka, bebeklere de yer verecek. Gülücüğü ile ısıtacak, yine soğuk kış günlerinde ellerimi bakışındaki sevecenlikle ısıtacak. Bana sarp kayalıkları hep güç verecek.
Yılma, oturma, harekete geç diye, biliyorum şimdi bütün çocuklar hislendi. Doğrusu bu inançla mütevazı olamayacağım. Benim yıldızım bir anne, bir abla, sığınılacak kuytu köşe ağlanacak omuz, sorulacak soru, alınacak cevaptır. Adı belgin, belli gerçekten dünyadaki yeri sanırım o yüzden vermiş. Babası ona bu ismi yaşasın o ismi ile dilediği gibi yine sevsin, sevilsin ama hep yanımda olsun. Dün de bu gün de, her zaman olduğu gibi…
Ayşe Akyüz

Hatalar, günahlar bizler için, pişmanlıklar da hatalarımızın göstergesi. Yaptık, ettik, pişman olduk. Tövbe ettik zaman zaman tövbe bozduk. Yetinmedik şikayet ettik. Oysa kimi kime şikayet ettiğimizi bile göremedik. Bildiğimiz kadarı ile sorumlu tutulduk ama bildiklerimize de yetişemedik.
Kendimizi aldığımız her sorguda idam ettik. Bir daha asla bu hataya düşmem diye kendimize sözler verdik fakat yine düştük, düşmeye de devam edeceğiz. İnsanız, aciziz, çabalarımız ve azmimiz var ama hedefe ulaşan yol aşılması güç bir yol. Nefis mücadelesi her şeyden zor. Zorluklardan güç almayı bilerek yolumuzdan şaşmadan devam etmek için çaba sarf ederken yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı da kimi zaman bilemedik. Bildiğimiz zamanlar oldu belki ama öyle zamanlarda da sonucu istediğimiz gibi kendimiz belirleyemedik.
Yaşam bana şunu öğretti ki; ağlamak, sızlamak, şikayet etmekle bir yere varılmıyor. Yapabileceğin ne varsa onu yap diyor hayat ve gerisini akışına bırak. Su akıp yolunu nasıl buluyorsa, yaşamımızdaki olaylarda bir akıntı içinde kendi yönünü buluyor. Hayat için, yarınlar için endişelenmeye bile gerek olmadığını öğrendim. Suyu yani hayatı akışına bırakmak kolay değil ama öğrenilecek bir olay. Her olayı kendi içinde incelediğimde, olaya verdiğim yön ile sonuçlarının hiç tutmamasından anladım ki, ben sadece niyetimi bilirim gerisine karışamam.
İşte bu muhakeme sonucunda hayatın getirdiklerini şikayet etmemeyi öğrendim. Kabullenmekle yol kat edildiğini gördüm. Kabullenmemek, hayatın getirilerine karşı koymak, kendi kendinle savaş etmekmiş iyi öğrendim. Hayat ile savaşıma son verdim. Karar verdikten sonra hedefine yönelerek yaşamanın güzelliğini anladım. Hz. Ebubekir‘in dediği gibi ” Şikâyetçi Olup Ağladığım Nice Günler Oldu, Fakat Zaman Geldi Ki Ağladığım Günlere Ağladım.”
Hiç şikayet etmem artık bilirim ki yaşanacak ne varsa o yaşanacaktır. Artık ağladığım günlere bile ağlamıyorum.
30 Ekim 2008
Paraf

Sahne sanatçılarından bu sözü sıkça duymak mümkündür. Sahnenin tozunu yutmak vebalı bir durumdur. Bir kere yuttuğunuzda bir daha kurtuluş yoktur çünkü kurtulmak istemiyorsunuzdur. Tozunu yutmak deyimi, tadını almak, hazzına ermek, bağımlılık yapmak anlamındadır. Bu duygular ise güçlü duygulardır.
Benim yuttuğum toz ise tebeşir tozu, hani eskiden siyah son zamanlarda yeşile dönen tahtalarda kullanılan bildiğimiz tebeşir. Bu tebeşirin tozu da çok etkilidir. bir kere yuttuğunda bir daha ayrılıp, kopmak mümkün değildir. Tebeşiri kullanmaya başladığım ilk zamanlar üstümü kirletiyor diye kızıyordum hatta önlük giymeye başlamıştım. Daha sonraları tebeşirin tozu genzime kaçtığında dedim ki; ben bu tebeşirin tadını aldım artık, üstüm de kirlense hiç önemli değil.
Tebeşirin ucundan başka hayatlara yön vermek için en haz veren kısmıydı. Yaşayan bilir denir, doğru bir sözdür, yerinde kullanılmıştır. Tebeşirin ucundan hayata açılan pencelereri çizmek, inanılmaz bir duygudur. Tebeşir sayesinde en kara olan tahtaları bile sevdim. Sevdikten sonra o tahtalar bana kara bile görünmüyordu.
İşini sevgi ile yapan insanların yaşadığı ve çevrelerine yaşattığı bu inanılmaz güzellikleri yaşamanın tüm ayrıcalıklarını hissettiğim için kendimi çok şanslı görüyorum. Bir daha gelecek olsam bu dünyaya yine tebeşir severim.