Her 29 Ekim Tarihinde Bu Yeminimizi Tazeleriz
Yazan kumruEki 27

Biz, Türk Milleti olarak Cumhuriyet Bayramı’nda, her şeyden önce devletimizin kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyetinin 85 yıllık öyküsü bir başarı, bir uygarlaşma öyküsüdür. Cumhuriyetin başarıları ile haklı bir gurur duyuyoruz. Bugün Türkiye, İslâm dünyasındaki tek laik ve demokratik Cumhuriyet, çağdaş bir ülkedir. Tüm dünyada yaşanan ekonomik krizlere rağmen ayakta durabilecek kadar sağlam temeller üzerindeyiz. Stratejik bir bölgede yıllarca başka devletlerin ele geçirmeye çalıştığı ama başaramadığı bir ülkeyiz. Bütün bunların yanında Avrupa Birliğine aday olmuş bir ülkeyiz.
Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratik anlayıştan taviz vermeden, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği çağdaş uygarlık yolunda hızla ilerlemeye devam etmekte ve bu hareket tüm dünya tarafından yakından takip edilmektedir. Ülkemizin ilerlemesine hiç bir güç engel olamayacaktır. Onlarca şehit verdik bundan sonra gerekirse yine vereceğiz. Bilsinler ki biz her 29 Ekim tarihinde bu yeminimizi tazeleriz. Türkiye Cumhuriyeti devleti tek yumruk olmayı bilen, iman gücü ile vatanına milletine sahip çıkan yürekler sayesinde sonsuza kadar yaşayacaktır. Yeter ki bizler Atatürk’ün mirası olan bilimsel ve akılcı yoldan ayrılmayalım.


Kumru, emeğine, yüreğine sağlık. Bu bilinç ile yetişen nesillerimiz oldukça bu bayrak inmez.
Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun.
Devletimizi her ne kadar terörle ya da içten pazarlıklarla yıkmaya
çalışsalar bile hiç bir zaman emellerine ulaşamayacaklar çünkü biz
Atatürk’ün çocuklarıyız Atam sen rahat uyu kurduğun devletin milyonlarca
bekçisi var. Cumhuriyet Bayramı hepimizin kutlu olsun.Emeğine sağlık arkadaşım.
Tüm “etraf org” içinde görev yapan arkadaşların ve tüm etraf’ı dağıtmaya çalışan arkadaşların Cumhuriyet Bayramını kutlarım.
Kumru çok hoşuma giden bir ahkamla kutlamışsın teşekkürler.
Ben yarın çelenk koymaya gidecem, etraf.org üyelerini çelenk törenine beklerim…
Ben başka yerde görevliyim, kalan üyeleri de ben davet edeyim.
İçimden çocukluğumdaki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını aramıyor değilim, tek sıra halinde yürüyüşlerimizi, düzenlediğimiz piyeslerimi, Bayram yerinde aldığımız elma şekerlerinimi hepsini özledimmmmmmmmm….
Hala güzel Kutlamalar yapılıyor bence özlediğin çocukluğun gibi geliyor.
Evet bu konuda haklısın paraf belki çocukluğumu özlüyorum, elma şekeri yemeyeli 30 sene oldu
çok güzel olmuş teşekkürler
ben bu şiiri okudum içinde çok güzel bilgiler var.
hepinizincumhuriyet bayramı kutlu olsun.
hepinizin cumhuriyet bayramı kutlu olsun.
Çok anlamlı bir yazı olmuş, Türkiye’nin dünyadaki konumu artık çok belirgin ve istirarlı ancak bu durumu bozmaya çalışanlar hep vardı var olmaya devam edecekleri konusu da bir gerçek bize düşen ise sağ duyulu olup elbirliği ile vatanımız için ne gerekiyorsa onu yapmaktır.
yazmışız bir kere tarihe alın yazımız olmuş bu bizim.
yüreğine sağlık.
Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk çizdiği çağdaş ve uygarlıkta
hala devam ediyoruz.Ülkemizin ilerlemesinde hiçbir şey engel olamayacaktır
Her 29 Ekimde yeminimizi tazeliyoruz ve ve tazelemeyede devam edicez.
Türkiye Cumhuriyetinin 85 yıllık bir öykü bir başarı bir uygarlama
öyküsüdür.Cumhuriyetinin başarıları ile haklı bir gurur duyuyorum.
Peki siz gurur duyuyomusunuz.
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk²ün bizim için çizdiği çağdaş uygar-
lık yolunda hepimiz ilerliyoruz.Birde Türkiye Cumhuriyetinin 85 yıllık bu
öyküsü aynı zamanda başarıyı elde eder.Çünkü Türkiye Cumhuriyeti bu zama-
na kadar bu adını hiç kaybetmemiştir.Çünkü devletin adı şimdiye kadar
hep Türkiye Cumhuriyeti olarak kalmıştır ve hala kalacaktır.
bu gerçeği bazı kişilerin hatırlaması gerekiyordu bunları hatırlattığınız
teşekkür ederiz.
Bizim ülkemizin sağlık ve refah bir düzeyde olmasını sağlayan kişi
hepimizin de bildiği gibi ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Bu ülke için binlerce şehit verdik ve vereceğizde.Her 29 ekimde
yüreğimiz onlarla beraber olacaktır.Nice 29 ekimlere…
ATATÜRK VE CUMHURİYET
Baş eğmişken önünde altı asır her zorluk,
Göçtü bir çınar gibi koca imparatorluk!..
Çatırdattı bu göçüş göklerini vatanın,
Duyunca silkindi Türk narasını “Ata”nın!…
Haykırdı kadın, erkek: “İhtilâl var, ihtilâl”!
Çiğnenemez yerlerde mübarek, şanlı hilâl…
Alev alev bayrağım kızıllıklarda yandı,
Bütün millet “Kemal”in etrafında toplandı!..
Dönünce yurt ananın gözleri bir pınara
Can verdi ulu tanrım bu devrilen çınara!..
Saldı o yeniden kök, filiz, gövde, dal budak:
Irkının şahlanışı ısırttı “Garb”a dudak!..
Çekince Mehmetçik’ler kılıçları kınından,
Göl göl oldu her taraf korkak düşman kanından!
Birleşti siperlerde gazilerle, şehitler,
Yeni bir düzen verdi dünyaya koç yiğitler!..
Dile gelince otuz asırlık şanlı mazi,
Türk’ün kara bahtını ağarttı “Büyük Gazi”!..
Son verip bu cenkte biz binbir kötü niyete,
Kavuştuk sevgilimiz: İstiklâl, hürriyetle!..
Değildir zindan artık bize Anadolu’muz,
Cumhuriyet nuruyla aydınlandı yolumuz!..
Onun kutsal sevgisi taşıyor içimizden,
Gökler dolusu selâm, ölmez “Ata”ya bizden!..
Sana katılıyorum.Biz Türk insanıyız.Her Türk insanının damarlarındaki
o asil kanda özgürlük isteği bulunmaktadır.Ve biz böylece özgürüz ve
özgür kalacağız. :!:
ATATÜRK VE DİN
‘Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki;
Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.
En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır’.
Mustafa Kemal Atatürk
‘Mustafa’ filmi Türk Ulusu’nun izlemesine sunulalı henüz bir hafta kadar oldu. Film vizyona girmeden önce bir kısım dostlarla yaptığımız sohbetlerde de dile getirdiğim gibi; bu yapım, emperyalistlerin ve işbirlikçi hainlerin ortaya koyduğu bir tezgahtır. Diğer bir ifadeyle, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türk Ulusu’nun gözünde küçültme gayretinden başka bir şey değildir. Psikolojik bir sindirme, yıpratma hareketidir.
Film hakkında, ilk günden beri yapılmakta olan eleştirileri büyük bir dikkat ve titizlikle izleyip, okudum. Yazılanların büyük çoğunluğunun altına ben de; hiç tereddüt etmeden, imzamı koyarım. Ancak, bazı sapkın zihniyetler var ki; onları burada dile getirmeye gerek bile yok. Onların, dinci kılıflar içinde, kimlere hizmet ettikleri belli.
Atatürk’ü Türk Ulusu’nun gözünde küçültme gayretlerinin, karşı devrimciler tarafından tezgahlandığı, dışarıdan büyük cesaret ve güç sağladıkları gibi, içerdeki işbirlikçi ve hainlerden de destek gördükleri apaçık ortadadır. Bunu, bir kısım televizyon kanallarında yapılan yorumlar ile bazı haber programlarında, kendisine sanatçı süsü vermiş, aslında sanatçı bozuntuları olan bir kısım zavallıların konuşmalarını bir kez daha kanıtlıyor.
Karşı Devrimcilerin yapmak istedikleri, Atatürk’ü İslam Dini karşıtı, din düşmanı gibi göstermektir. Böylelikle de; Atatürk Milliyetçiliği’nin önü kesilmek istenmektedir. Halbuki; gerçek bunun tam aksidir. Onun için, ben de bu yazımı Atatürk ve Din başlığı adıyla kaleme aldım.
Atatürk ve Din konusu insanlarımızın öteden beri kafalarını meşgul eden önemli bir husustur. Vatandaşlarımız, bu konuyla ilgili olarak hiç kimselere rahatça içini açıp da konuşamamanın sıkıntısını yaşamışlar, halen de yaşıyorlar. Bir kısım çevrelerce uydurulup, bilgi ve belge iddiasıyla ortaya atılan saçma sapan fikirler de, kafaları iyiden iyiye karıştırıyor.
Yapılacak olan açık ve basittir: Atatürk İlke ve Devrimleri’ni yeterince anlayabilmek ve neticesinde de Atatürk ve Düşüncesi’ni benimseyebilmek, bugün için daha çok önem arz etmektedir.
Atatürk’ün; ‘Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir’ özdeyişi, bu itibarla çok önemlidir.
Bu, zannedildiği gibi zor değildir. Bütün dünya milletlerince, milenyumun Lideri olarak seçilen Atatürk’ün; Türk Ulusu tarafından halen yeterince anlaşılamıyor olmasının nedenlerini, biraz da kendimizde aramalıyız. Halbuki; bu konuda uzmanlarınca yazılmış öylesine çok eser var ki. Kolaylıkla temin edilip, okunabilir.
Konumuzun esası, Atatürk’ü anlamanın yanı sıra; dinci kesimin oyunlarını boşa çıkarabilmek için Atatürk ve Din konusunu da anlatabilmektir.
Atatürk ve Din denildiğinde, ilk akla gelen ya da gelmesi gereken; Atatürk’ün İslam Dini karşıtı olmadığıdır. Bilakis, O, hiçbir zaman İslam Dini’ne ve inanca karşı olmamıştır. Olması da düşünülemez. Din hakkındaki;
‘Türk milleti dindar olmalıdır yani, bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor’ ifadesi her şeyi açıkça anlatmıyor mu?
Ayrıca; İlk Meclis çalışmaları esnasında, Cuma günleri, hep birlikte önce Hacıbayram Camisi(Ulus-ANKARA)’ne Cuma namazına gidilir, sonra Meclis’e gelinirdi. Tarihte buna ilişkin açık kayıtlar mevcuttur. Yine ilk Meclis’te, Anadolu’nun dört bir yanından milletvekili seçilip, Ankara’ya gelmiş olan Din Adamları vardır. İlk akla gelenler:
Amasya müftüleri; Hacı Tevfik Efendi ve Abdurrahman Kamil Efendi, Denizli Müftüsü; Ahmet Hulusi Efendi, Ankara Müftüsü; Mehmet Rifat Efendi,
gibi daha bir çok değerli şahsiyet buna iyi bir örnektir. Bununla birlikte; onca yoğun çalışmanın içinde; O’nun, Elmalılı Hamdi Yazır’dan, Kur’an’ın, Türkçe Meali’ni hazırlamasını istemesi ve bunu yaptırması hepimizce bilinen bir başka gerçektir. Örnekler daha da çoğaltılabilir.
Atatürk’ün karşı olduğu;
-Dini siyasal forma sokmak ve politik düşünce haline getirmek isteyenler,
-Din üzerinden herhangi bir şekilde rant sağlama sevdasına düşen aciz kişilikli insancıklar,
-Dini, tarikat adıyla karanlık ve izbe bir dünya içine hapsetmeye çalışanlar,
-Yani kısacası, dini her türlü menfaati için kullanmaya çalışan gericiler, yobazlar, dinciler ve din baronlarıdır.
Atatürk, Türk Ulusu’nun dini inanışlarına her zaman saygılı olmuştur. Dinin, Ulusumuz için ulvi bir duygu olduğu gerçeğini asla göz ardı etmemiştir. O, halkını seven insanın, onun inanışlarına da saygılı olması gerektiğine inanan büyük bir liderdir. Dolaysıyla da; İslam Dini’ni, Kur’an gerçeklerinden ayırıp, gelenek dini şekline sokmaya çalışan ve din üzerinden rant sağlama derdine düşen dincilerin, gericilerin, yobazların ve din baronlarının ısrarla karşısında olmuştur.
O’nun;
‘Yalnız başıma kalsam da gericileri yine cezalandırırım. Dini siyaset aracı yapmayınız’ şeklinde dile getirdiği sözleri, malum kesime duyduğu tepkinin ölçüsü bakımından oldukça anlamlıdır.
Atatürk, bütün bunlara karşın; Din’in, asla devletin temel esası, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Din Devleti olamayacağını bilecek kadar da çağdaş ve ileri görüşlü bir Lider’dir. Bu düşüncesini; Laiklik ilkesiyle teminat altına almıştır. Yani, Din ayrıdır, Devlet işleri ayrıdır. Laikliğin temelini oluşturan da budur.
Cumhuriyet’in kurulduğu günden buyana, Mustafa Kemal Atatürk’ü İslam Dini’ne karşıymış ve Müslüman Türk İnsanı’nın ibadetini engellemek istemiş gibi göstermek isteyenler ve Türkiye Cumhuriyeti’ni şeriat devletine dönüştürmek amacıyla her türlü çirkin oyunu sergilemekten kaçınmayanlar bilmeliler ki; biz Atatürk Gençliği var olduğumuz sürece, bu dinci, yobaz ve gerici tayfasının hain emellerine ulaşmaları asla mümkün olamayacaktır!
CENGİZ ÖNAL
http://www.cengizonal.blogspot.com
http://www.cengizonaltarakcioglu.blogspot.com
Egemenlik milletin değil yargıçların elinde
Anayasa Mahkemesi’nin, başörtüsü yasağını kaldıran anayasa değişikliğini iptalinin gerekçeli kararı açıklandı. Gerekçeli karar ile ilgili hukukçular elbette yorumlarını yapacaklardır;ancak, bu ülkede, demokrasi ve özgürlüklerin evrensel normlara kavuşması isteği olan vatandaşlar olarak bizlerin söyleyeceklerinin de dinlenmesi gerekiyor.
Bu konu, ilk olarak, T.C. Anayasası’na uygunluk ya da değillik manasında değil, vicdanlar mecrasında değerlendirilmelidir bana kalırsa. Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesini okuduğumda ilk edindiğim izlenim, bu kararın, vatandaşlarda, vicdanî bir sızıyı, bir haksızlık yapılıyor düşüncesini cevaplama ihtiyacı bile duymuyor olduğuydu.
Bunun yerine, resmi ideolojinin söylemlerinin birer tekrarı olan, ancak bu tekrarın bile son derece yüzeysel bir şekilde yapıldığı bir haklandırma mekanizması geçiyordu. Vatandaşları arasında “makbul” ve “makbul değil” ayrımı yapan bir karar var ortada ve bu kararın sonucunda acı çeken, hayatı kararan insanlar için herhangi bir merhamet duymak dahi söz konusu değil. Nasılsa onlar, ikinci sınıf bir inanca sahip, ikinci sınıf insanlardır değil mi?
Karar gerekçesinin yayımlanması için neden bu kadar ay beklendiğini anlamak zor değil aslında. Bu kararın hukuk, insan hakları ve demokrasi ile ilişkisinin hiç olmadığını anlamak da…Ergenekon yargılama süreci başlaması ile daha güncel onca konu arasında, bu gerekçenin tartışılmayacağını umdular besbelli. Ancak, bu ülke demokratik bir hukuk devleti olacaksa, bu karar ve bu kararın gerekçesi tartışılmalı ve oynadığımız sanal demokrasi oyununun bütün problemleri ortaya çıkarılmalıdır.
Bu ülkenin en yüksek payeye sahip olan hukukçularının böyle bir gerekçe ile ortaya çıkmaları ve insanların en temel haklarını gasp etmeleri nasıl yorumlanmalıdır peki?
Pozitivist\vülger materyalist bir devlet sistemi kurmuş ve bütün herşeyi bu fikrin zaviyesinde yorumlayan bir hukuk sistemi ile bu sistemi korumayı amaçlayan bir kurucu ideolojiyi tartışmadan hiçbir sonucu doğru analiz edebileceğimizi düşünmüyorum. Devletin ideolojik aygıtı gibi işlev gören eğitim ve öğretim kurumları, basını, sivil toplum kuruluşları bir yana, devletin ideolojik aygıtlarını koruma işlevi gören hukuku ile bu sistem son derece ciddi analiz edilmelidir. Hukuk bu ülkede bütün ideolojik aygıtların da üstünde bir üst-ideolojik aygıt olarak konumlanır. Halkına güvenmeyen devletin, kendisini halktan koruma aygıtı olarak!
T.C. Anayasası da bu anlamda, bu koruma aygıtına gerekli araçları vermekte zorlanmaz. Bu koruma aygıtının en üst makamlarına gelebilenlerin, birkaç “kaza” hariç, bu ideolojinin organik aydın tipinden olması, bir anlamda bu insanların, koruma aygıtının araçlarını da kullanma becerisiyle yüklü olmalarını gerektirmekte. Adetâ, batınî bir tarikatın, bilgiyi batınî yorumlama bilgi ve becerisi olan şeyhleri gibi, bizim üst makâmlara gelen hukukçularımız da, anayasayı batınî olarak yorumlama bilgisiyle donatılırlar. Bu yorumlama bilgisi, anayasanın “görünen-zahirî” bilgisini ancak anlayabilen biz zavallıların anlayabileceği bir şey olmaktan çok uzaktır.
Bu, hikmetinden suâl olunmaz batınî bilginin kaynağını ise çoğunlukla anayasanın ilk 4 maddesi (ama özellikle 2.maddesi) oluşturur. Bu maddelere dayanarak, herhangi bir yasanın iptali, herhangi bir hakkın ihlâli hiç sorun oluşturmaz. Lâikliğe aykırı, ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı dediğiniz an, bir arazi yasasını, bir orman yasasını, bir internet yasasını, bir eğitim öğretim yasasını bile iptal edebilmek ya da hakları gasp etmek mümkündür. Devlet tarikatının üst düzey şeyhleri bu yasalarda devletin âli menfaatlerine aykırı şeyler görüyorlarsa, kimse için artık konuşacak şey kalmamıştır. Çünkü, bizim hukuk sistemimiz batınî bir hukuk sistemidir ve bu anlamda hikmetinden suâl olunmaz bir içeriğe sahiptir. Görünenin çok ötesinde ve farklı şekilde yorumlara açık olması da bu hikmetlerinden dolayıdır.
Başörtüsü yasağının kaldırılmasını amaçlayan ve TBMM’de ezici bir çoğunlukla geçen bir yasayı, Anayasa Mahkemesi’nin, lâiklik ilkesine aykırı bulması ve anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerine dayanarak iptal etmesi, aslında bu perspektiften yorumlanması gereken bir duruma işaret ediyor. Devlet kurdu, nehrin üst tarafında su içerken, nehrin alt tarafında da olsa su içen bir kuzuyu “suyumu bulandırıyorsun” diye cezalandırabilir. Çünkü, bunda kuzunun bilmediği kimi hikmetler gizlidir. Zaten sırf bu hikmetlerden dolayı, aslında kendisini bağlaması gereken anayasa hükmüne göre, anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden denetleyebilecek olan mahkemenin, içerik yönünden yaptığı denetimi, şekilmiş gibi anlatabilmesi mümkün hâle gelebiliyor. Ne de olsa “denetleme yönteminde bizim şekil bildiğimiz nice şey içerik, içerik bildiğimiz nice şey de şekil olabilir” ve bu hikmeti de ancak belirli bir seyr-ü sülükten geçmiş hukukçularımız bilebilir.
“Başörtüsüyle üniversiteye girenler, girmeyenler üzerinde baskı yaratabilir” diyerek, son derece “hukukî” bir yorum yapan hukukçularımızın, elbette bunda da bizim bilmediğimiz hikmetler bulması son derece normaldir. Ne de olsa, bugün gerçekleşmiyor olsa bile ileriki bir gelecekte bunun gerçekleşeceğini bilen batınî bir bilgiyle donatılmışlardır kendileri. Böyle bir yorumla, başörtüsü takmayan kızları, her şeyden etkilenen ve çabucak fikirlerini dönüştürebilecek zayıflıkta görmeleri de onların batınî bilgileri ile mümkündür ancak.
Devlet ve hukuk sistemimiz, bütün pozitivist arka planına rağmen, bilgiyi yorumlamakta pozitivizm lehine bir batınîliğe işaret eden bir garabeti yoğun biçimde üzerinde taşımakta. Materyalist ama mistik, pozitivist ama ezoterik bir anlayış var önümüzde. Diğer tür dinsel inançlara karşı çıkarken, bir başka tip iman yaratan ve bu imanın taşıcıları olarak da devlet aygıtlarını gören bu sistemin getirisinin bundan başka bir şey olması da beklenemezdi bence.
Bu devletçi imanın ise diğer imanların hepsinde görünen vicdanî bir yapısı yok. Devlet ideolojisi için, her türlü insanî eylemi, özgürlüğü ortadan kaldırmakta bir beis görmeyen bu anlayış için vicdanî olmayan mistik\pozitivizm diyebiliriz sanıyorum. Mistikliği, hukukun yorumlanma biçimlerinden ve bu yorumlamayı elinde tutan ruhbanlarından; pozitivistliği, diğer tür dinsel inanç ve yaşam biçimlerinin hepsini yok etmeyi amaç edinmesinden; vicdansızlığı ise “öteki” için insanî hiçbir acıma, merhamet ve sevgi duygusunu yüreğinde taşımamasından geliyor. Bu anlamda örnek aldığı Batı pozitivizminden ve lâikliğinden de farklı bir anlayış var ortada. Batı’da üniversitelerde kıyafet yasağı olan herhangi bir ülke olmamasından da anlayabiliriz bunu. Bilimi şiâr edinmesine de kanıp bilimin bu anlayışta çok önemli olduğu kanaatine varmamalıyız ayrıca. Bilim, sadece bu devlet inancını haklandırıyorsa faydalı, öteki durumlarda ise şiddetle uzaklaştırılması gereken bir nesne durumundadır. Batılı manada bir hukuk biliminin, bizim batınî hukukçular nezdinde bir değeri de yoktur. Çünkü bizim şartlarımız farklıdır ve bu şartları, bu devlet ideolojisinin mistik “seyr-ü sülük”ünden geçmemiş birileri asla yorumlama yeteneği ve hakkına da sahip değildir.
Evet, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararına da, diğer kararlarına da hiçbir zaman şaşırmadım. Bence devlet ideolojisini doğru analiz edebilmiş kimsenin de bu kararlara şaşırmaması gerekir. Çözüm ise, bu hukuk sisteminin batınîliğinin bertaraf edilmesinde ve seyr-ü sülükten geçmeyi reddeden yeni bir hukukçu nesli yetiştirilmesindedir bence. Yoksa aynı hukukçu tipiyle, yeni bir anayasa da yapılsa, ilk üç maddeyi değiştiremediğimiz için sonuç aynı olacaktır. Çünkü ilk üç maddeye dayanarak, istenmeyen her özgürlüğe yasak koymak mümkündür. Çözüm, bu ideolojinin yanlışlarının farkına varmış herkesin, “öteki”nin hakkı için mücadele edebilmeyi gözüne almasındadır, Haşim Kılıç’ın Rosa Lüxemburg’dan yaptığı alıntıda söylediği gibi. Haşim Kılıç’ın samimiyetini de DTP davasında göstereceği tutumla çok yakında göreceğiz. Umarım onun şimdiki davranışı da “bir tarafa kulak kesilenin öteki tarafa sağır olduğu” bir hâle işaret etmiyordur ve umarım özgürlüklere gerçekten o alıntıda söylediği gibi bakıyordur.
Maalesef başörtüsü yasağını kaldıran yasa değişikliğinde, ne liberaller, ne solcular bu konuda düzgün bir sınav veremediler. Umarım son olanlar herkese bazı şeyleri tüm açıklığıyla görmek için vesile olur;yoksa dönüp dolaşıp aynı yere gelen saf yolcular gibi olacağız. Olanlar ise, yine, öz vatanlarında garip, öz yurtlarında parya konumuna düşürülen başörtülü kızlara oluyor.
http://www.derindusunce.org/2008/10/31/egemenlik-milletin-degil-yargiclarin-elinde/
! ! ! ‘BAYRAKLARI BAYRAK YAPAN ÜSTÜNDEKİ KANDIR,TOPRAK EĞER UĞRUNDA ÖLEN VARSA VATANDIR’! ! !
Bu VATAN uğruna şehit olan askerler anısına;
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif ERSOY
Ata’nın etrafını saran yüzlerdeki ilgiye, muhabbete, sevgiye, hayranlığa bakın… Böylesini hangi yöneticiye karşı gördük son zamanlarda? İnanılmaz değil mi? İnanılmaz olan bir başka şey de; Atatürk’ün etrafında koruma görevlisi bulunmayışı.
(aslında 15 milyonluk Türk milletinin her bireyi onun korumasıydı.)
Azmi Guran is an Emeritus Professor (University of Pennsylvania)
(⁀‵⁀,)♥
♥
♥ Değerli paylaşımınız için teşekkür ederim.
♥
♥
♥
♥
♥
.`⋎´ ♥¸.•°*”˜˜”*°•. ♥
… ♥¸.•°*”˜˜”*°•. ♥
….•°*”˜˜”*°•. ♥
██►●●||Paşa||●●◄██
°*”˜˜”*°•Ne yaprağınız•°*”˜˜”*°• kurusun ne gülünüz •°*”˜˜”*°•solsun her tuttuğunuz•°*”˜˜”*°• altın olsun avuçlarınız•°*”˜˜”*°• semada dudaklarınız•°*”˜˜”*°• duada olsun her dualarınız kabul olsun•°*”˜˜”*°•töbelerimiz•°*”˜˜”*°• kabul olsun•°*”˜˜”*°•.Selamların en güzeli sizlerin üzerine olsun•°*”˜˜”*°•Günaydın etraf hayırlı sabahlar.°•ღ♥ღ
____████___▓_____████
__▌▒▒▒▒▒█__▓__█▒▒▒▒▒▌
_▌▒▒▒▒▒▒▒▒█▓█▒▒▒▒▒▒▒▌
▌▒▒▒▒▒▌▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▌▒▒▌
▌▒▒▒▒▒██▒▒▒▒▒▒▒▒██▒▒▌
_▌▒▒▒▒███▒▒▒▒▒▒███▒▒▌
__▌▒▒▒▒▒▒Etraf▒▒▒▒▒▒▒▌
___▌▒▒▒▒█▒▒▒▒▒▒█▒▒▒▌
____█▒▒▒▒█▒▒▒▒█▒▒▒█
______█▒▒▒█████▒▒ █
_______ █▒▒▒███▒▒ █
__________█▒▒▒▒▒ █
____________█▒▒▒█
_____________█▒█
______________ █
Sevgilerimle…
“““`,\,\,/,/,
……..|
“““`\\ – – //
“““( – o – o- )
╔═OOO═(_)═oOO═╗
|……….Tebrik …………|
|……Ederim
╚══════Ooo═══╝
““Ooo` (“`)
““(“`)`)“/ ♥ ♥
““ \“(`( )j’ )
___________(¯`v´¯)__
__________(¯`(█)´¯)
__________ (_.^._)´¯)____
______ (¯`v´¯)(¯`(█)´¯)
………….(¯`(█)´¯)(_(¯`v´¯)___
_______(_.^._)__(¯`(█)´¯)
_________(¯`v´¯)´(_.^._)_____
________(¯`(█)´¯)(¯`v´¯)
_________(_.^._)(¯`(█)´¯)
___(¯`v´¯)(¯`v´¯) (_.^._)(¯`v´)___
__(¯`(█)´¯) _ (¯`(█)´¯) (¯`(█)´¯)
__█(_.^._)___(_.^._)____(_.^._)____
_███_ (¯`v´¯)_█_ (¯`v´¯)
████(¯`(█)´¯)_█_(¯`(█)´¯)____
_███ (_.^._)___█ (_.^._)
__████_(¯`v´¯)_█ _____________
___███(¯`(█)´¯)█_(¯`v´¯)
____██_(_.^._)█_(¯`(█)´¯)_______
_____███_(¯`v´¯)´(_.^._)
______██(¯`(█)´¯)(¯`v´¯)
_______██(_.^._)(¯`(█)´¯)_____
____(¯`v´¯)__█__ (_.^._)(¯`v´¯)
___(¯`(█)´¯)_█(¯`v´¯)__(¯`(█)´¯)___
____ (_.^._)_█(¯`(█)´¯)__(_.^._)
_____ (¯`v´¯)█(_.^._)(¯`v´¯)____
____(¯`(█)´¯)█____(¯`(█)´¯)
_____(_.^._)_█_____(_.^._)____
____________█
……(█████████████
……..(███████████)
………(██████████)
……….(█████████)
♥ Tüm Etraf Gönüllerine
____░▒▓██
__░▒▓████
_░▒██▒████
░██▓▒░░▒▓██_____███
██▓▒░♥░▒▓██___ ██████
██▓▒░♥_░▓██__██▓♥░▒▓██
██▓▒░♥__░▓██ ██▓♥_♥░▒▓██
██▓▒░♥_____▒█▓▒♥__♥░▒▓██
_██▓▒░♥____________♥░▒▓██
__██▓▒░♥___________♥░▒▓██
___██▓▒░♥_________♥░▒▓██
____██▓▒░♥_______♥░▒▓██
_____██▓▒░♥____♥░▒▓██
______██▓▒░♥_♥░▒▓██
_______█▓▒░♥░▒▓██
_________░▒▓███
___________███
İyi pazarlar diliyorum…
Güzel bir gün geçirmeniz dileklerimle… İyi haftalar güzel yüreklerinize…
Efendiler!
Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vâdisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklâl vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?… Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!
Mustafa Kemal Atatürk
(Türkiye Büyük Millet Meclisi, 6 Mart 1922)
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Cumhuriyetimizin kurucusu olan yüce TÜRK’e, cumhuriyetin sonsuza dek taşınmasını sağlayacak TÜRK ulusu adına teşekkür ederiz…
Ne mutlu TÜRK’üm diyene ve ne mutlu ATATÜRK’ün kurduğu bu güzel ülkenin tek sahibi olan kahraman TÜRK Ulusu’na…
Varlığımız, TÜRK varlığına armağan olsun…