Sudem

   Hani şarkıda diyor ya;”gözlerimden haylaz yağmurlar yağdı” diye…

   Dışarıda yağmur var… Benim gözlerimden de haylaz haylaz akıyorlar. Ufku göremiyorum. Sadece kafamı kaldırıp gökyüzüne bakabiliyorum. Neden mi? Çünkü öyle bir yerdeyim ki adeta insanı yutan, içine girdin mi çıkamadığın tek giriş ve tek çıkışı olan, dağların tüm heybetiyle sarıp sarmaladığı, geçit vermediği bir yer benimkisi…

   Bir yer ki burası haritada yerini unuttuğumuz, belki hayatımız boyunca yolumuzun düşmeyeceğini düşündüğümüz, sadece ana haber bültenlerinde adını duyup ürperdiğimiz kent… Dağların, acıların, korkuların, gücün, güçsüzlüğün, hüznün, sevincin, ayrılığın, özlemin, gurbetin kenti…

   Yolunuz bu şehirle kesiştiğinde anlıyorsunuz özlemi, yaşamanın güzelliğini, sevdiklerinizle geçirdiğiniz her güzel saniyenin önemini, gurbeti, hayatın nerelerde nasıl yaşanıp ne kadar gerçek olduğunu, annenizin babanızın yaşınız kaç olursa olsun size bir şey olurda o dağlardan dönemezse korkusuyla döktükleri gözyaşlarının, ettikleri duaların değerini…

   Şehirlerarası otobüse, dolmuşa binmek ne güzel şeymiş…Trafik lambası gördüm Yaşasın!… Aman Allahım yaş pasta… Toyota’dan başka araba da varmış!…Unutmuşum… Annem ne güzel kokuyormuş… Babam ne güzel kızıyormuş…Yıllarca fark etmemişim elimdeki güzellikleri, yaşadığım yeri… Yirmi, günlük izinde fark ettim bunların hepsini, garip değil mi?

Teşekkürler dağların kenti. Çok şey aldığın gibi çok şey verdin bana.

Sayende anladım gurbetçileri…

Sayende anladım mutlu olmak için ne çok sebebim olduğunu ve küçük şeylerle mutlu olunabileceğini…

Sayende anladım aslında hiç büyümediğimi…

Sayende anladım önce korkup sonra ölümden bile korkmayıp yürümeyi…

Sayende anladım büyük plazaların aslında ne kadar boş ve küçük olduğunu, küçük ev sohbetlerinin ne kadar büyük ve dolu olduğunu…

Sayende anladım eşime ne kadar sevdalı, yavruma ne kadar bağlı olduğumu…

Sayende, sayende, sayende anladım benim nasıl bir ben olduğumu…

Print Friendly