
Yağmurlu bir gecede karanlık bir sokakta yürüyordu, etraftaki evlere bakınca fakir bir muhit olduğu her halinden belliydi, tek katlı küçük evler vardı. Gecenin yarısı olmalıydı, bu saatte evinden uzakta böyle bir mahallede ne işi vardı? bunu sordu defalarca kendine çünkü buraya neden geldiğini bilmediği gibi nasıl geldiğini de hatırlamıyordu ama işin tuhaf yanı içinde hiç korku yoktu içinde bu da garip bir duyguydu aslında, normalde bu durumda çok korkardı, neden korkmadığına da anlam veremedi bir türlü.
Mahallede ağır adımlarla yürümeye başladı, nereye gittiğini de bilmiyordu sadece yürüyordu, bir anda mahallenin camisinin önünde buldu kendisini… eski, küçük bir camiydi, duvarına bitişik bir gecekondunun penceresine ilişti gözü, eski evin yıpranmış perdesinin aralığından inceden bir ışık süzülüyor ve sanki bir meltem gibi sakince gelip yüreğinin içine sızıyordu, hayatının hiç bir döneminde kendini sarıp sarmalayan böyle derin bir huzur duymamıştı, gözlerini ayıramıyordu o pencereden ‘keşke’ dedi ‘keşke bu ev benim olsa. Ne olur Allah’ım bu ev benim olsun herşeyimi veririm, yaşadığım evimi de bırakırım, herşeyi bırakırım, burda yaşarım, ne olur bu huzur kaynağı benim olsun’ bilmediği bir güç o cami duvarına bitişik gecekonduya çekiyordu onu.
Hala yağmur yağıyordu hafiften üşümeye başladı, o pencerenin diğer tarafı sıcacıktı içerde soba yanıyordu, soba yakmanın hatta ona kömür taşımanın bile ne kadar keyifli olduğunu düşündü, aslında yıllar önce evliliğinin ilk yıllarında sobalı bir evde oturmuştu, soba yakmanın ne zor bir şey olduğunu biliyordu, zaman zaman beceremeyip hertarafı ise dumana kattığı günleri de hatırlıyordu, hatta o sobadan kurtulduğu zaman yaşadığı sevinci de unutmamıştı ama hiç umrunda değildi, ‘ah keşke o ev benim olsa da o sobayı büyük bir zevkle yaksam, üzerinde çayımı demlesem, yanına oturup ısınsam hatta uyusam’ diye geçirdi tekrar içinden, o kadar kıskanıyordu ki o evde yaşayan insanları .
Sürekli beklemedeydi hiç birşey yapmıyor sadece karanlık sokağın kenarında durmuş bir o küçük camiyi bir de duvarına komşu gecekonduyu seyrediyordu hayran hayran, fakat gidemiyordu bir türlü, yaklaşmak istiyor ama sanki ayakları bağlıymışçasına hareketsiz duruyordu sadece. İçinden bağıra bağıra ağlamak geliyor, hıçkırıkları boğazında düğümlenip kalıyordu. Bir anda uzaklardan bir ses duydu, git gide yükseliyor kulaklarını çınlatmaya başlıyor, beyninin içine işliyordu, gözlerini açtığında yatağındaydı.
Büyük bir hayal kırıklığıyla boğazına düğümlenen hıçkırıklar bir anda çözüldü, gözyaşları sel olmuştu, elinden en sevdiği oyuncağı alınan bir çocuk gibi kalbi kırıktı, doğruldu yatağın kenarına oturdu, hala gözyaşları süzülüyordu, bunun bir rüya olduğuna inanmak istemiyordu bir türlü, nasıl olurdu? gerçek gibiydi o huzuru nasıl bulacaktı şimdi?, bir zil sesiyle kaybetmişti işte, kendisini uyandıran saate nefretle baktı sadece, aylarca rüyasındaki o huzuru düşündü durdu aralıksız, o camiyi o evi çok özlüyordu.
Aradan yıllar geçtiği halde unutamamıştı o rüyayı, her hatırladığında içinde hep aynı özlemi hissetti, hala bir gün o evi bulacağını ümit ederek bekler durur.