Tek Odalı, Beş Çocuklu, Kasımpaşa Evinde Bir Salı Akşamı Pazarlığı
Yazan kumruEki 28

Olur ya arada bir de olsa evladınıza dayak atıyorsanız ya da herhangi birini dövüyorsanız… Dayak cennetten çıkma, doğru iyi bir şey olsaydı cennetten çıkmazdı. Aziz Kemal HIZIROĞLU bakın ne diyor;
Tamam bugünde geciktim, ama bu son anne
Gol kralı oldum, inanmazsan sor arkadaşlara
Beş maçta tam tamına yirmi golle!
Öyle bakma anne inan hiç suçum yok, beni çok düşürdüler.
Deli miyim ben, yırtar mıyım önlüğümü?
Açar mıyım hiç en sevdiğim ayakkabılarımın yanlarını?
Çok yorgunum anne, n’olur bugün dövme…
Gelmeyecek, hiç bir şey görmeyecek korkma!
Babam doğmadı daha!
Yarın erken gelirim, sokağa çıkmam.
Bakkal Hüseyin’e giderken bayram yerine kaçmam.
Kardeşlerime bakarım, masal anlatırım.
Sen Havva Ablayla çarşamba matinesine,
Kim sorarsa sorsun, bilmem derim, nerdesin söylemem.
Evi toplarım, süpürürüm, bebeği ayağımda uyuturum.
Dönmene yakın çay yapar beklerim olsun,
İki bardak bana, çocuklar fazla içmez, gerisi sana,
İki hafta harçlık istemem.
Evden ekmek götürürüm, hiç simit yemem
Tamam anne, bırak artık surat asmayı,
Dikersin önlüğümü, ayakkabılarımı da veririm Nuri Usta’ya
Yazın öderim borcumu, söz!
Şimdiden hazırlarım “naneli monokaliptus” kutumu
Hem boşuna bakma saate, gerek yok anne
Gelmeyecek, küfretmeyecek, vurmayacak sana
Babaannemle dün gece konuştum ter içinde
Vazgeçmiş doğurmayacakmış babamı
Çok pişmanım anne, şimdi dövme ,üstelik yapayalnızım biliyor musun?
Gülten’den ayrıldık, Muharrem yüzünden
Muharrem tembeline bundan böyle kopya vermeyeceğim.
İşte böyle anne, çok yalnızım, kimsem yok.
Kardeşlerime sarılmak istiyorum.
Anne, bu gün dövme n’olur bu gün dövme,
Bir kenarda oturup ilk kez dayak yemeden ağlamak istiyorum.
Bir çocuğun dayak yememek adına haykırış ve çırpınışları bunlar. Yüreğin kaldırıyorsa, kaldır elini havaya! Şimdi git bak aynaya bu halinle ne de çirkin görünüyorsun. Gücünü yetirebildiğine bir bak şimdi de ne kadar masum ve savunmasız. Yüreğin hala kaldırabiliyorsa vur bakalım. Hesabın mahşer gününe de kalsa bu yanına kalmayacak ona baksana!…


Bir çocuk sahibi olabilmek için başvurmadıkları yol kalmayan biçare, yüreği çocuk aşkı ile yananların yanında Rabbimin emaneti olan çocuklara el kaldıranları da Rabbime havale ediyorum.
Evden ekmek götürürüm, hiç simit yemem
Tamam anne ,bırak artık surat asmayı ,Dikersin önlüğümü ,ayakkabılarımı da veririm Nuri Usta’ya
Yazın öderim borcumu ,söz!
Şimdiden hazırlarım “nanelimonokaliptus”kutumu
Hem boşuna bakma saate,gerek yok anne
Gelmeyecek, küfretmeyecek, vurmayacak sana
Babaannemle dün gece konuştum ter içinde
Vazgeçmiş doğurmayacakmış babamı
Çok pişmanım anne, şimdi dövme ,üstelik yapayalnızım biliyor musun?
Gülten’den ayrıldık Muharrem yüzünden
Muharrem tembeline bundan böyle kopya vermeyeceğim
İşte böyle anne ,Çok yalnızım ,kimsem yok
Kardeşlerime sarılmak istiyorum
Anne ,bugün dövme n’olur bugün dövme
Bir kenarda oturup ilk kez dayak yemeden ağlamak istiyorum
bu şiiri okurken ağladım vurmuşumdur bende çocuklara şimdi bende kızıyorum kendime
sonradan insan kendine kızıyor ama bu ne işe yarıyor ki o minik yüreği kanattıktan sonra istediğin kadar kendine kız ne anlamı var?
ne güzel bi şiirdi bu böyle.evlat acısıyla ve evlat hasretiyle yanan binlerce insan varken,ne kadar şanslı olduğumu birkez daha hatırladım.tırnağına zarar gelmesinden korktuğumuz yavrularımıza karşı lütfen daha sabırlı olalım.
şiirden ben de çok etkilendim. Çocuklara uygulanan şiddetten (gizli şiddetten şiirde olduğu gibi) mümkün olduğunda sakınalım. Şiddetin iyi bir şey olmadığı sonuçları ile ortada zaten.
Bu şiiri İkbal Gürpınar’dan ilk dinlediğimde ağlamaıştım. iyi ki
yine hatırlattın bize bu şiiri ellerine sağlık
evet ama herkese anlatamıyoruz malesef

&
tüylerim ürperdi. Vicdansızlar, içimden elleri kırılsın demek geliyor.
Hiç bir çocuk dayağı haketmez

Bence de hiç bir çocuk dayağı hak etmez ama yer maalesef.
Bu şiiri sonuna kadar okuyup da içi titremeyen olursa inanmam.
Zamanın ninnisiyle uykuda geçirmemeli hayatı…!
Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;
Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine “gül”, inleyen birine “sus” dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli!
Dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…
Güneşin doğusunu seyretmeli arada bir, seher yeli
okşamalı saçlarını…
Karda yağmurda sevincine, coşkusuna;
Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli
doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,
Hiç çâresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi
unutmamalı!
Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması
için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;Bir teşekkür, bir elveda için…
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!
Alıntıdır.
Uykuda hayat geçirip son zamanlarına yaklaşınca uyananlardan olmak istemem.
İnsanı derinden etkileyen bir şiir. Çocukların ruh dünyalarını harap etmeye kimsenin hakkı yok.
hangi anne çocuğuna vurmak ister
Burda beş çocuğun hayatını anlatıyor. ve bu çocukların nasıl hayat
yaşadığını anlatılar. ve hangi anne vurmak,dömek ister.
hiç kimse çocuğunu dövmek istemez.insan evladına el bile kaldırsa yüreği
sızlar vurmaktan vaz geçer
insanlar çocuğunu yok yere dövüyor,bilmeden çocuklarının psikolojisi
bozuluyor.çocuklarında bir insan olduğunu bilmiyorlar.
insanlar çocuğunu yok yere dövüyor,bilmeden çocuklarının psikolojisi
bozuluyor.
o kadarını düşünseler zaten şiddet uygulamazlar.
Anneler çocuklarına hiç bir zaman haksız yere vurmaz.
Vursa bile sonradan pişman olur.
Çocuklar bence dayağı haketmiyor.
Bence anne çocuğa yanlış bir tepki vermiştir.
Anne çocuğunu çok yalvartmıştır.
Bence anne çocuğunu yanlış anlamıştır.Çocuğunu çok üzmüştür.
Çocuğu annesine çok yalvarmıştır.Fakat annesi çocuğu affetmemiştir.
O çocuğu çok zorlu bir hayat bekliyordur.
Bana göre annesi çocuğuna bencil bir davranış sergilemiştir.
Bence annesi çocuğuna kötü bir örneklem olmuştur.
Çocuk kendi hakkını savuna bilirdi.
Bence annesi çocuğa çok basit bir durumdan dolayı çok sinirlenmiştir.
Çocuğu bilemem ama bu yorumları okuyan anneyi delirteceksiniz.
BİR ÇOCUĞUN GECELERİ
Yine batıyor bir gün daha
İlmek ilmek dokunan acılarla
Göğüs gerecek gücüm kalmadı artık
Yine çöküyor karanlık
Ufuklara, umutsuzluklara…
Şansım varmış ki yatacak bir yer buldum
Artık uyumalıyım, unutmalıyım biliyorum
Ama yapamıyorum olmuyor
Korkuyorum,ürperiyorum ve üşüyorum…
Korkuyorum artık gecelerimden
Ama karanlık ve sessiz diye değil
Keşke hep öyle olsalardı!
Çünkü benim gecelerim hep aydınlık
Sıcacık bir sobanın, bir lambanın ışığı ile değil
Top, tüfek, çığlık sesleri ve alevlerin gölgesinde…
İşte benim gündüz gibi gecelerim!
Korkuyorum, endişeliyim yarınlarımdan
Sonumuz ne olacak belli değil
Unutabilecek miyim bu günleri bilemiyorum
Kuşkusuz kalacaktır izleri
Ne tuhaftır ki, herkes zamanı durdurmak ister
Oysa ben biran önce geçmesini istiyorum
İstiyorum ki, yaşadıklarım ve yaşaycaklarım
Bir önce bitsin, son bulsun bu acım, kederim diye
Utanıyorum anılarımdan, hatıralarımdan
Çocuklarıma anlatacak ‘çocukluğum’ yok diye.
Belkide ‘Biz onurumuzla savaştık, biz tarih yazdık
Diyebileceğiz sadece…
Yanlız anılarımdan mı, hayır!
İnsanlık kalmamış insanlardan
Bu çirkin oyunun kurallarından
Bu dünyada yaşamaktan utanıyorum
Özlüyorum, hemde herşeyi özlüyorum
Çicek toplamayı
Arkadaşıma kızmayı
Anneme günaydın demeyi
Yağmurun altında ıslanmayı…
Peki ya şimdi!
Ne toplanacak çiçek
Ne kızacak bir arkadaşım
Ne de günaydın diyecek bir Annem var…
Yağmura deseniz, fırsat kalmıyor gözyaşlarımdan.
Yinede özlüyorum, umutlanmayı hayal kurmayı bile
Hatırlamak istiyorum, sevmeyi sevilmeyi…
Bir Babanın omuzunda güvenmeyi
Neydi nasıldı bunlar unutmuşum herşeyi
Artık istemiyorum böyle yaşamayı!
Yokluğu, yoksulluğu, hastalığı, çaresizliği
Yeterince yaşadım, tattım, öğrendim…
Savaşı değil, barışı istiyorum
Artık, güvende mutlu bir çocuk olmak istiyorum, büyümeden
Gök yüzü yavaş yavaş ağarıyor…
İşte yine birgün daha başlıyor,
Uyanıyorum uykusuz uykularımdan
Korkuyorum hala yarınlarımdan
Yinede içimde umutlarım tükenmedi,
Bitecek diyorum bu savaşlar, bu acılar
Çünkü her gecenin ardından, yeni bir gün başlar….
Afet Ergü Şaşmaz ŞUBAT / 1993
Benim çocuğum o kadar yaramaz ki düz duvara tırmanıyor yinede vuramıyorum ama biraz kızıyorum.
Çocuklar sevilmek içindir. Yaramazlık yapsalar da bağışlanmayı hak ederler.
ben bu blogu neden önceden görmedim bir harika