Olmaz
Yazan kaplanKas 27

Ateşle barut yan yana gelmez,
Benim gönlüm sensiz yürümez.
Karanlıktan çıkan ışık gibi,
Sen sürükledin aşka beni.
Bazı mermiler deler geçer kalbi,
Acıtır seni, benim gibi,
Olmaz bizim aşkımız gibisi,
Sensin benim kalbimin sahibi.
Geçmez yıllar sensiz,
Bir an geldin kalbime, vakitsiz,
Çaldın gittin aklımı, kalpsiz,
Bu kez olmaz sensiz.
Durmaz kalbimin sesi,
Kıskanır başkaları seni,
Olmaz, olamaz böylesi!
Bitmez, kalbimin sevgisi.
Kırmızı gül gibisin,
Akarsular senin sesin.
Kalbim atar senin için,
Bir an bile bitmeksizin.
Mermiler deldi yüreğimi,
Kapandı gözlerim sanki.
Dayanamadım, kaldım senin gibi,
Olmadı, bu seferki.
Sensin aşkımın simgesi,
Kalbimin gözbebeği.
Benim sevgim senin gibi,
Olmaz, benim aşkım gibisi.


Kaplan kardeş benim sevgim senin gibi bu nedir anlamadım.
Kaplan, her insan kendi aşkını farklı yaşar. Böyle düşünmesi de normaldir belki ama fazla abartmamakta fayda var diye düşünüyorum.
olmaz, böyle bir aşk olmaz.
Senin Korkularını Benim İnceliğimi
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm!
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında….
Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye….
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
Şükrü Erbaş
KAL DİYEBİLSEYDİM
Artık anladım diyemem ki! ben suçluyum
Belki de ben anlatamadım kendimi sana
Her gece tutuşup kaldım senin yokluğunda
Gözyaşlarımla söndürdüm kalbimin ateşini
Her an her dakika seni özlerdim yüreğimde
Bitmezdi acı ve kederim senin yanında bile
Söz söyleyemez dilim gözlerine baktığımda
Beton gibi bir heykelin ruhsuz çaresizliğinde
Oysa neler düşünmüştüm senin yokluğunda
O kavuşma anında neler söylemek isterdim
Sanki saatler bir ışık hızıyla geçmekteydi
Ayrılık saatleri başladığında ben biterdim
Hele en kötüsü bir başıma koyup gitmendi
Anlatılmazdı bu tarifi olmayan yalnızlığımdı
Hep yarım kalmış heyecanlarım içindeydi
Biterdi koca bir kış, geçerdi sıcak bir yaz
Aylar geçer, yıllar kovalardı birbirlerini
Gözlerimde gitgide büyür uzun mesafeler
Bütün tesellilerim yaban ellerde kalırdı
Bütün çiçekler solardı gönül bahçelerimde
Ne olurdu bütün saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al deyip uzatabilseydim
Anlardın yanımdan hiç gitmezdin değil mi
bir gün sana kal diyebilseydim
Selçuk
Yemin Ettim – Kayahan
Asırlardır yalnızım pişmanım alın yazım
Bir öfkeye mahkum ettik herşeyi
Bir yemin ettim ki dönemem
Hüzün tünellerinde soldum kederlerinde
Cehennemde yansın bu dilim
Bir yemin ettim ki dönemem
Seni versinler ellere beni vursunlar
Sana sevdanın yolları bana kurşunlar
Kıyametler kopuyor zavallı yüreğimde
Tükendim tükendim tükendim artık
Hiçmi özlemedin hiçmi hakkım yok
Bir ara bir sor allah aşkına
Seni versinler ellere beni vursunlar
Sana sevdanın yolları bana kurşunlar
Asırlardır yalnızım pişmanım alın yazım
Bir öfkeye mahkum ettik herşeyi
Bir yemin ettim ki dönemem
Hüzün tünellerinde soldum kederlerinde
Cehennemde yansın bu dilim
Bir yemin ettim ki dönemem
Seni versinler ellere beni vursunlar
Sana sevdanın yolları bana kurşunlar
Seni versinler ellere beni vursunlar
Sana sevdanın yolları bana kurşunlar
Kıyametler kopuyor zavallı yüreğimde
Tükendim tükendim tükendim artık
Hiçmi özlemedin hiçmi hakkım yok
Bir ara bir sor allah aşkına
Seni versinler ellere beni vursunlar
Sana sevdanın yolları bana kurşunlar
Seni versinler ellere beni vursunlar
Sana sevdanın yolları bana kurşunlar
zaman durmuştu
Bir buruk hüzün yapıştı göz bebeklerime,
Zamanı sana kurmuştum,
Zaman durmuş.
Bir dönemeç,
Bir uçurum,
Bir de kucaklanmayı bekleyen inanç kaldı,
Duran zamanın içinde.
Zamanı tiktaklayan,
Yüreğimin dişlisi,
Yüreğinin dişlisini aradı…
Çığlık MAVİYILDIZ
______________\▓▓/
)▓)▓▓/▓\▓▓\/\
__________\\▓▓▓▓▓/▓/\!
_______/▓/▓/\\▓\▓▓\\▓▓▓\
____/\/▓▓(▓(
____\\▓▓\▓\//▓/▓▓//▓▓\\▓▓/▓\
…__|\_/▓\▓▓!\▓/▓/▓//▓▓▓▓\,▓▓▓\
__|▓!▓\▓▓▓▓\▓//▓▓▓▓▓▓!▓▓▓/\
…__\▓!▓\▓▓▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓!▓▓▓▓!
___\▓\▓\▓▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓▓!▓▓/
____\▓\▓▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓▓/▓▓/
_____\▓\▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓/▓▓▓/
___,,/▓▓▓\\/▓▓▓▓▓▓▓/▓▓▓/
_______\▓\▓▓▓▓▓▓▓/▓▓▓\|
__________\\▓▓▓▓▓/▓/\!
______________\▓▓/
_______________▓
______,,,,,,,,,,,,___▓_,,,,,,,,,,,,,
_____/▓▓/▓▓▓\`\▓▓/|▓▓▓\▓▓\
_____/▓▓/▓▓▓▓__▓_\▓▓▓\▓▓▓\
____!▓▓/▓▓▓▓/__▓__\▓▓▓\▓▓▓!
____\▓▓/▓▓▓/___I▓__\▓▓!▓▓/
_____\▓/▓▓/____I▓__\▓!▓/
_______\▓/_____I▓__\▓/
________\/_____I▓
______________I▓
Son Nokta ‘’Aşk’’
İnsanlar çoğu zaman gidene değil de, giderken yanında aldıklarına ve almadıklarına üzülür. Giderken senin kalbini de alırlar ve sanki o kalp tekrar aynı aşkla, sevgiyle başkasına yaklaşamayacağını sanırsın. Sanki o kalp eskisi gibi atmayacaktır, eksik bir şeyler vardır sanki o kalpte, yoktur artık umut, geleceğe artık eskisi gibi güvenle bakamazsın ve o andan sonra her şey olabilirmiş gibi gelir. Bu hiç bitmez dediğim ilişki bitti ya artık herşeyin olması mümkün gelir. Kalbimdeki eksiklikten mi bilmem ama karnının üst bilgesine bir acı, bir ağrı ve boğazının tam ortasına bir düğüm oluşur sanki hiç gitmeyecek gibidir. O gidince bana dost bırakmıştır sanki ama bu dost değil daha çok düşman. Çünkü acı verir bana karınımın üst bölümündeki acı, ağrı ve boğazımın tam ortasındaki düğüm. Ne yapacağını bilemezsin bir ağırlık çöker tüm bedenine sonra düşünme süreci başlar. Acaba güzel olan her şey böylemi sonlanacak. Güneş her zaman batacak mı? Eğer her doğuşundan sonra batacaksa doğuşunu izlemeye değer mi? Güzel olan her şey sonlu mu yoksa sonlu oldukları için mi bize güzel gözükürler. Hayatta güzeldir ama onunda bir sonu var. Bizler bazı şeylerin güzelliğine sonlandığı zaman mı vakıf olacağız. Hayatta sonu olmayana bir şey var mıdır? Eğer varsa bunlar bizim için güzel midir?
Gözü gören bir insana sorsak; Hayatında olmasını istediğin ve olan şeyleri söylermisin? Diye acaba gören gözlerini bunları içinde sayar mı? Gözleri görmeyen bir insana sorsak aynı soruyu.Söyleceklerinin en başında gelecektir. O zaman biz mi göremiyoruz veya fark edemiyoruz hayatımızdaki güzel olan şeyleri. Bunları görebilmemiz için o güneşin batması şart mıdır? Yok mudur başka yolu elimizdeki güzel şeylerin hala elimizdeyken değerini anlamanın. Kaybetmemiz ve o kaybın içinde kendimizin de kaybolması ve bulunamamız mı gerekli? Yok mu bunun formülü biri gelip söylese bunu anlarmıyız? Güneş bir gün batabilir, bu farkına varmadığımız güzellik sonlanabilir. O güzelliği doya doya yaşa bir nefes gibi çek içine hisset ciğerlerine giderken ki yolculuğunu temiz, berrak, saf hava gibi onu hisset , yaşa ondan mutlu ol. Yaşamadık, fark etmedik, hissetmedik bir anını bile kaçırma, yaşa onu ölümüne, bir gün sonrası ölecekmiş gibi yaşa. Sanki artık o olmayacakmış gibi bir salisenin değerini hissederek yaşa. Tüm iliklerinde hisset onu ve o güzelliğin her anını her yönünü gör. Belki ozaman sonsuz olur senin için. Güzel ve sonsuz olan bir şeyin tadını çıkar. Mutlu olduğunun farkına var ve mutluluğunu kaybetmemek için savaş, içindeki aşkı sevgiyi besle, kimeyse bu sevgi aşk hiç gurur yapmadan her zaman hissettir. Kim istemez ki sevdiği insanın mutlu olduğunu görmeyi. Heleki o mutluluğun kaynağı sensen daha bir güzel daha bir hoş şeydir. Çünkü hayat sonludur. Ve ne zaman sonlanacağı bilinmez ki o bir gün çat diye karşında durabilir. O, hiç beklemediğin bir andır. Çok planların vardır hayata dair ama artık vaktin yok. Diyemezsin dur! Daha benim yaşayacağım çok şey var. DUR! Daha aşkıma SENİ SEVİYORUM diyecektim, doya doya sarılacaktım onu tüm bedenimde taa kalbimde hissettiğimi söylecektim. Onun bunu duymaya ihtiyacı var, DUR! Bunları duymak onu çok mutlu edeceğini biliyorum. Bana bir gün ver diyemezsin çünkü o anlamaz bunları. Çok sorusu vardır hayata dair sana soracağı. Neden şimdiye kadar bekledin? Neyi bekledin? Niçin bekledin? Ben zaten bunları yapman için sana zaman vermiştim, neden gelecekten bir tarih seçtin. Bunları yaşamak ve yaşatmak için. Neden o an, içinden geldiği zaman değil de ozaman değilde gelecek. Bu güzel duyguları anları yaşamak için neden gelecek zamanı seçtin. Gelecek bilinmezdir, niye bilinmeze sakladın, attın erteledin. Bunlar çok güzel yaşam deneyimleri, niye kendine bunu yaptın. Niye duygularını tutsak ettin, o güzel kalbi niye bir hapishane gibi kullandın da o hisleri oraya müebbet hapise mahkum ettin. Bilmiyormuydun gelecek, geldiğinde artık onun gelecek olmayacağını, gelecek zamanın hiç gelmeyeceğini bilmiyormuydun? Şimdiki zamandan o andan niye bukadar korktun, niye hep geleceği seçtin?
Niye son anın gelmesini bekledin. O kadar çok niyesi vardır ki…
Eğer ben gelmeseydim daha nekadar bekleyecektin. Seksen yaşındasın daha nekadar bekleyecektin. Bukadar yıl o güzelliği içinde ne oldu da sakladın. Ne olacağından korktun? Hiç olmaması, düşündüğün olması muhtemel kötü, korkunç diye adlandırdığın o olaylardan daha kötü değil mi? Ben okadar çok durdum ki senin için, emin ol bunları yaşamanı senden daha çok istedim, hak ettiğini düşündüm. Kendimle savaştım, kendi kendime daha ne bekliyorsun dedim. Hayatı yaşamayı bilmeyen bu kör kalpli insanı almak için ne olmasını bekliyorsun dedim. Ama o kalbinin içine mühürlediğin hisleri çıkarmamak için okadar inatçıydın ki bir seksen yıl daha bekleyeceğimi fark ettim. Ama sen hayatın akıp gittiğini geçmişle ve gelecekle yaşanmayacağının farkına varamadın. Şimdi bana DUR! Diyorsun, sence durmalımıyım? O güzel günleri yılları yaşamamak için adeta kendini mühürledin. Sonra hayat bana acımasız davrandı dedin. Oysaki o güzelim hayata okadar acımasız davrandınki şimdi ben nasıl durayım! Bana nasıl dur dersin, ben hep durdum ama sen hiç ilerlemedin, sende hep durdun. Benim gelmemi mi bekledin?
Ben noktayım ama sana o kadar çok virgül verdim ki bunu anlamadın. Bende virgül kalmadı nokta koymaya geldim, karşına çıktığımda başka alternatifim yok, çok isterdim senin için nokta koymamayı ama senin en iyi yaptığın şeydi nokta koymak hayatta. Şimdi bana nasıl nokta koyma hayatıma dersin. Sen zaten bunu benden önce yapmıştın. Noktayı koyalı çok oldu kendi hayatına. Ben sadece resmileştiricem bu merasimi. Hayatı hep ölüm merasiminde yaşadın sadece adı hayattı ama yüklediğin anlam bu değildi. Sen zaten yaşamadinki bukadar yıl şimdi benden yaşamak için süre istiyorsun. Bana DUR! Diyorsun ben nasıl durabilirim hiçbir alternatifim kalmadı. Dedim ya NOKTA’yım ben…
Evet haklısın ben zaten yaşamamışım sadece hayallerde ve geleceğe endeksli yaşamışım hep sonra yaparım diye hayatımda hiçbirşey yapmamışım, sevdiğim insana bile o hep söylemek için yanıp tutuştuğum ‘’SENİ SEVİYORUM’’u bile kalbime mühürleyip sonra yaşarım demişim. Ama bak yaşamadım, yaşayamadım. Kimbilir daha neleri yaşayamadım. Benim bunları bilmediğim ve hiçbir zaman bilemeyeceğimi biliyorum. Keşke biri gelseydi ve bana sen ne yapıyorsun hayatın bitiyor. Nezaman! Deseydi daha ne bekliyorsun deseydi. Aç şu kilidi mühürü sök deseydi, ozaman acaba bende açarmıydım. Açardım değil mi?… Evet açmadım, buda oldu, beni çok düşündüğünü şuan hissediyorum benim için gönderdiğin virgülleri… Onları anlamadım, anlamaktan korktum. Hep kötü şeyler olur diye korktum. Ama şimdi anlıyorumki en korkunç ve en kötü sonu hazırlamışım kendime. Hep onları düşman diye, korktum insanlardan. Ama aynadaki düşmanı göremedim, onu hep dost sandım. Hep yanımdaydı virgülleri nokta olarak gösterdi bana. Gözlerim kalbim kör oldu, hayatım kör oldu gördüm ama anlayamadım hissedemedim farkedemedim. Değişimi büyümeyi sonun yaklaştığını, hayatın aktığını ve o hayat deresinin sonunu gördüğümde bile gözüm kapalı sanki gördüğüm değilde beynimdekini yaşadım. Sanki onu yokmuşçasına harcadım hayatı bir bozuk para gibi hep harcadım, hep kredi çektim,hep borçlandım hayata, hiç ödemedim karşılığını. Hep sonralar sonucunda gelen keşkelerle yaşadım. Hayata keşke ile yaklaştım geçmişi yaşadım, sonralarla yaklaştım geleceği yaşadım. Şuan içinde, şimdi zamandayım ama hiç burada olmadığımı şimdi anlıyorum. Romanın son cümlesinde şimdiyi yaşıyorum. Belki son cümle bu, belki çok kısa,belki romanın son cümlesine az sonra noktayı koyacağız. Ama şimdi kısa sürede de olsa şimdiyi bana yaşattığın için sana çok teşekkür ediyorum. Belki senin çok karşılaştığın ve teşekkürü duymak istemediğin ve sevmediğin bir yerdeyim ama yinede kendimi bundan alamıyorum. Ve yine teşekkür ediyorum ki bu son cümlede bana anı yaşamamı ve bu an içinde söylenmesi lazım düşen bir duygumu ertelememenin ne olduğunu yaşattın. ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM!…
Artık karnımdaki bitmek bilmeyen acı ve boğazımdaki düğümü sonlandırabiliriz. Artık DURMA! Evet durma ben hak etmişim bunu…
Ama yinede DUR! Son bir şans, son bir gün sadece bu romana bir cümle daha eklemeni istiyorum sadece bir cümle çok şey anlatacak bana ve insanlara, bu son cümlede çok şey anlatacağım… Biliyorum bu olmayacak o zaman bir dakika ver ve beni dinle eğer bir cümlem daha olsaydı.
Sevgilime, o güzel insanın gözlerinin içine bakar sımsıkı sarılır, onu bütün bedenimde hisseder o son cümlede o insanı yaşardım. Ağız dolusu SENİ SEVİYORUM! Hayatımın anlamı derdim…
Hergün önünden geçerken aklıma gelipte sonra alırım dediğim çiçekçiden en büyük buketi yapmasını isterdim ve buluştuğumuzda ona vererek hayatımdaki işgalinden nekadar memnun olduğumu anlatırdım…
Bende birşey istediğinde yapmamda çok büyük sakınca olmadıkça TABİKİ DE BİRTANEM derdim…
Özel günleri unutmakta ne demek gelmesi için gün sayardım. O günleri dolu dolu yaşardım o anın her dakikasını ayrı güzel yaşar ve yaşatırdım…
Onunla vakit geçirmek için fırsatlar yaratır, onunla sohbet edip dinlemenin verdiği hazzı gözlerimden anlaması için hep gözlerinin içinde yaşardım…
Eğer son bir cümlem olsaydı, geçmişi ve geleceği değil, ‘’ ŞİMDİYİ YAŞAYIN’’ derdim…
Hazırlayan: Psk. Ayhan ALTAŞ