Azalmazzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz, inan hiç azalmazzzzzzzzz…
_DeVa_
demis ki
29 Kasım 2008
18:37
büyüklerim ne demişse doğrudur,bence de azalmazzz bilakis gün geçtikçe artar içten içe sizi yakar kor haline getirir sesinizi duyurmak istersiniz duyuramazsınız.kendinizden başka duyan da yoktur…
mucizemsin
demis ki
29 Kasım 2008
18:54
Bence azalır. Konuşamama sebebi yaptığı bir hatadan dolayı olabilir. Güven zor kazanılır ama bir çırpıda da kaybedilir. İnsanlar inatla yalanını sürdürmeye devam ederse de ne aşk kalır ne sevda.
Sizi düşünmeyen birini uzun süre sevemezsiniz. İlk başlarda özlenir belki ama zaman her şeyin ilacıdır.
Bölü işaretlerini dikkate alınca ve de sonrakileri kaldırınca; ortaya şöyle bir duurum çıkıyor:
“Akma.
Yüreğimi yak
Sussan,
Hiç konuşmasan,
Sana olan sevdam
Azalır sanki?
…
Sen de oku ve de yeniden değerlendir lütfen.
Ben pek bir şey anlayamadım.
Ama benden anlayışlı arkadaşlarım bazı değerlendirmeler yapabilmişler…
Geri zekalılığıma ver ama ben mesajını alamadım.
Selam ve sevgilerimle.
mucizemsin
demis ki
29 Kasım 2008
21:10
Aşk ve Alışkanlık
Aşk ve alışkanlık arasında çok ince ve ölümcül bir çizgi vardır. Biz bu çizgiyi nasıl anlayabiliriz; aşık mıyız yoksa alışkanlıklarımız gereği büründüğümüz aşık rolünü devam mı ettiririz kendimiz bile rol yaptığımızı fark etmeden çoğu zaman?
Zaten aşk yeryüzündeki en karmaşık en tanımsız duygulardan biriyken birde üzerine onu nasıl anlayacağımız karmaşası yüklenir. Aşk denen o hissiyat bir büyüden farksızdır bence. İnsanoğlu da büyü yapabiliyor sonuç itibariyle. Ama bu büyü öyle kazanda kurbağa bacakları ile fare kaynatmakla olmuyor. Gözlerimiz vücudumuzdaki en sihirli yerdir. Eğer etkileniyorsak karşımızdakinden, büyü kendiliğinden akıp gider gözlerimizden. Hedefini de kağıtlara isimler yazıp onları yakarak belirtmenize gerek yoktur üstelik… Gideceği yeri çok iyi bilir.
Düşünmek vardır… Birini düşünürken dudağınızın kenarına kıvrılıp gelen bir tebessüm varsa eğer, eğer dalıyorsa gözleriniz buğulanarak uzaklara, hayalleriniz başlıyorsa eğer onun puslu görüntüsüyle, çoktan aşık olmuşsunuzdur hanımlar beyler, geçmiş ola… Artık esirden farksızsınız demektir. Bu esaret heyecanlıdır, tutkuludur, ateşlidir. Bir kalp krizinin eşiğindeymiş gibi hissetseniz bile asla bitsin istemezsiniz o esaret.
Ve başlarsınız aşk ile yaşamaya. Aşkın doğal bir kuyruğu vardır, kayarken Halley kuyruklu yıldızına benzer. Peşiniz sıra uzayıp gelen, milyonlarca minik yıldızdan yapılmış bir patika gibi… Zaten işte orada başlarsınız aşk ile yaşamaya; her şey sihirlidir, her şey muazzam etkileyici. Biraz ilerleyince ise yanıp sönen o minik yıldızlar ışıklarını yitirmeye başlar, yolunuz kararmaya başlamıştır. İşte alışkanlık diye tabir ettiğim eylem tamda burada başlar. O geldiğiniz yol o kadar muhteşemdi ki, bittiğine inandıramıyorsunuz kendinizi, ışıklar hala yanmalı… Oysa gerçek gösteriyor ki, ışıklar söndü! Bu noktadan sonra kendinizi evrenin boşluğunda yürürken bulursunuz. Her adımınız aynı, ama her adımınız sonsuzluk! Geri dönmek imkansız, beklemek ümitsiz… Bırakırsınız kendinizi. Alışkanlık budur işte; kendinizi teslim etmek. Yapmayın. Bittiyse bitmiştir, gittiyse gitmiş. Evrenin kuralıdır bu; geçen şeyleri geri alamazsınız. İzin verin uzaklaşsın. Çünkü buna izin vermezseniz eğer kendiniz olmaktan olanca hızla uzaklaşırsınız. Korkmayın aşkı tekrar bulamamaktan. Sabırla bekleyin bir süre daha, bırakın dinlensin yüreğiniz. Nihayetinde Halley kuyruklu yıldızına benzetmedik mi aşkı, geri dönüp gelecektir tekrar. Bize gereken tek şey; gözlerimizi açık tutup ufuktan gelecek olan aydınlığı beklemek. Anlık yanıp sönen ışıkları es geçmeyin…
nazar
demis ki
29 Kasım 2008
22:59
Hani gözden ırak olan gönüldende ıraktır konuşmakta öyle olsa gerek aşkı aramak çok saçma aranmaz zaten senin içinde varsa o zaten ortaya çıkar beyin gücü diyorlar buna yani anlıyacağınız kişinin kendisine kalmş.
Nazar aşk beyin gücü değildir yüreğin sesidir, beyin çok şeyleri süzgecinden geçirir, aşkı fark etmesi imkansızdır, ancak yürek beyne baskı kurmaya başlayınca beyin kabullenir…..
Beyin gücü ile aşk olur mu hiç?
Aşk, insan beynini hakimiyet altına alıp, doğru düşünmesini, görmesini bile engelleyen güçlü bir duygudur. Beyin bile devre dışı kalır çoğu zaman.
nazar
demis ki
30 Kasım 2008
00:05
Evet sizin bu söylediklerinizi yapan herşey beyindir.Kalp sadece kan pompalar his ve duygu merkezinin yaydığı serotonin hormonunun azalmasıyla birlikte kan basıncını etkiliyor ve sen bu olup biteni kalbin marifeti sanıyorsun
Pisaüniversitesinde papılan bir araştırmaya göre aşıkların düşünüş ve ve davranışbiçimleri psikiyatride Obsesif KompalsifBozukluk denilen hiç bir sebeb yokken endişe duymak ,sıkıntıya girmek belirtileri olanlara hasta gözüyle bakıyoraşıklarda serotonnin hormonu düşünce rahatsızlık baş gösteriyor
özetle hormonlarla ilgili bir olay bunuda Kalp değil beyin salgılıyor.
nazar
demis ki
30 Kasım 2008
00:07
insan kalbine sözgeçirme diye birşey yoktur ancak seni yöneten beyindir.
nazar
demis ki
30 Kasım 2008
00:33
İnsan önce merak eder ,sonra öğrenir.Öğrendiklerinide kendi aklıyla mutlak aşkının çıkarlarına göre değerlendirir …
İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur
Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur
Louis Aragon
tebesir
demis ki
14 Aralık 2008
18:34
ya sözlerin aklımda
ya aklım ardında
ya hayatın karşımda
ya sesin kulağımda
ya ben çok özlüyorum
ya özlemek çok güzel
yada özlenen çok özel
Furkan Tapkan
vosvos
demis ki
15 Aralık 2008
17:07
tebrikler çok güzel olmuş.
kebap
demis ki
15 Aralık 2008
17:38
Her halim bir olmuyor. Duruma göre değişik yorumlar yapabiliyorum.Bu şiirle ilgili olarak söyleyeceklerim de şunlardır: akmasa da, yakmasa da sevgi azalmaz.
sevişmelerin azgın tadını tek başına
paylaşmak
öpüşleri kendi payına
çok dağıtmak vardı
hiçbiri olmadı,
oynak geceler aldı avuçlarımdan öcünü
şiir kokusunda kaldı hasretin darp izleri
yitirilmemiş yitiklere çığlıklar attı mavi
koylarında martılar
(Deniz) HALA AĞLIYOR susarak !
Deniz beni çağırmaktan vazgeçti,
ona git diyor..
git çünkü o da artık ağlayan bi mavi
ve benim kadar DENİZ !!!
Çığlık MAVİYILDIZ
Protein
demis ki
25 Aralık 2008
23:55
güneş altında söylenmemiş söz yokmuş…
bu yüzden geceleri söylüyorum sevgimi….
ne gece,ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz…
bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde…
hiçbir biçim kalmamış dünyada denenmedik..
bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde….
duyuyorsun değil mi sensizliğim nasıl haykırıyor…
susarak sevgisini ilan eden çok…
ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde…..
temelsiz
demis ki
27 Aralık 2008
19:17
Tutamayacağım sözler vermem
adımlarımda “kim ne der” diye düşünmem
basit kişilerle polemiğe girmem
dünyada kimse üzülsün istemem
bazı şeyleri asla affetmem
acıyı tanıdığım için kimseye çektirmem
cesaretsizliği gurur’la örtmem
yalan ve taktiklerle uğraşmayın yemem!..
Dostlarıma laf ettirmem
tutkularım vardır vazgeçemem
gidiyorsa eğer,ölsem bile dön demem
tabularımın yıkılmasına izin vermem
güvenmedikçe sevmem
“hayatımı” kimsenin bozmasına izin vermem..
Ağır geliyorsa bunlar, firar serbest üstelemem…
Bazen çok severim ama söylemem !!!
zekeriya06
demis ki
27 Aralık 2008
22:40
Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
Sevgilim gülümse, her şey unutulur
Suskunuz bu akşam üstü
Hasrete yanmışız, neylersin
Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
Sen de anladın ki yapa-yalnızız…
Buluşmamız yasak,
Görüşmemiz uzak…
Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
Neylersin…
Ah güzelim,
İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
Bir film sahnesi gibi
Akar gider ayrılık,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık.
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
Oysa tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık.
Biz, hayata dair
Hiçbir yanlış yapmamıştık…
Neylersin…
Biz bu sonucu hak etmedik,
Hayır, etmedik…
Ömrümüz bu talana lâyık değildi.
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz…
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz…
Bir gün, bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki: hoşça kal canım!
Unutursun,
Mecburen unutursun…
Yıldızlar söner, bu aşk da biter!
Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.
Neylersin…
Ah bebeğim, ah..
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,
Dudaklarına sızınca fark edersin.
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,
Ayrılık, ölümden üste yazılınca,
Gideni durdurmaya yetişmez sesin…
Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir sinemaya
Tam vaktinde yetişemedik.
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı.
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.
Oysa Nuh’un Gemisi’nde bile
Bize yer kalmamıştı.
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.
Neylersin…
Biz bu aşkı sürdüremezdik,
İnan, sürdüremezdik…
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.
Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur…
Unutmasan bile artık
Unutur gibi yapacaksın.
Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
Hiç bitiremediğim
Bir şiir olarak kalacaksın…
SEN YOKTUN
Çamurlu sokakların ıslaklığına,içimde depreşen duyguların kasvetine basa basa yürüyordum. SEN YOKTUN
Simitçilerin, kitapçıların, müzik marketlerde çalınan o en sevdiğimiz türkünün aynısını, bizi uçuran,içimizi göçüren o en acı, o en tatlı ahengine bir sigara yakıp, seni kalbimin derinliklerinde yaşayarak ve kalabalıkların ilgisizliğine karışıp yürüyüp gittim. SEN YOKTUN
Yüksek binalar üstüme çöktü,gökyüzünün ağırlığı altında ezildim, arabalar üstümden geçti.bir kör kurşun sinsice arkamdan vurdu.sonra atıldım, satıldım.uykularda bunarlı gördüm ben! Sıçrayarak uyandığım rüyalar gördüm. SEN YOKTUN
Gündüzleri ayakkabı boyayan, mendil satan, tiner çeken çocukların, geceleri bankamatik kulübelerinde, kömürlüklerde, bodrum katlarında birbirlerine sarıldıkları gibi, sıcak bir evi tanrılaştırdıkları gibi.bu soğuk duvarlar arasında işte bu köşede uyudum. SEN YOKTUN
Belki diyecektin, belki de bunların hiçbirini söylemeyecektin. Belki de ben anlatmadan sen anlayacaktın. Evet ben anlatmadan sen hep fazlasını bilecektin, anlayacaktın. Bende bunun rahatlığını yaşayacaktım. SEN YOKTUN
Bir kadehte sarhoş olacağımız bir gece olacaktı, bir fıçısında seni azar azar lütfettiğin bilgeliğinden yararlanacaktım. Sendelemeyen muhabbetimiz olacaktı. Sen konuşurken ben sarhoş olacaktım. Unutma ben seninle konuşurken kafam hiç ayık olmuyor zaten, konuş diyecektin, diyemedim. SEN YOKTUN
Ve belki de umarsız sokağa bırakacaktık kendimizi, sen edebiyat kurallarını ateşe verecektin. Ben kalıplarla kurgulanan bu benliğimi. Sokağa öyle çıkacaktık. ‘ ‘ Ne fark eder birlikteysek ‘ ‘ diyecektik. İçimizde palazlanan özgürlük nehrinin seline bırakacak, boğulmamak için hiçbir çaba sarfetmeyecektik. Ölüm de ne ki canını yakar insanın, yakarsa yaksın biz zaten birlikte olmadık mı ölüydük diyecektik. Birlikte diyemedik. SEN YOKTUN
Biz diyecektik. Biz ikimiz ne sen ne ben sadece ikimiz diyecektik. Şimdi yoksul bir yanım kanıyor, o bir yanım ki sevdalı, bir yanım üşüyor, bir yanımı bölmüşüm kanıyor, o yanım acıyor, acıtıyor o yanımı, boğazıma ham lokma gibi oturdu, ayrılık kusamıyor susuyordum, sana sesleniyordum, duyuramıyordum. SEN YOKTUN
Ve ben de yudumladım gurbet şarabını. Uzak iklimlerin kimliğini, kavruk yüreklerin çığlığına ve gidenlerin küfürlerine savuşturuldum. Çoktandır beklerlerdi beni bu kapıda. Son çıkışımdı, son arzumdu diye dönüp geriye baktım. Rengini unutamadığım gözlerin neredeydi? Yoktu. Son bir kez sarılıp elveda diyecektim. Diyemedim. Yoktun, yoksun işte yok. SEN YOKSUN
zekeriya06
demis ki
29 Aralık 2008
16:10
ADRENALİN
Gel dediğimde sen,
Yanımda olmalısın içimde olduğun kadar.
Kanımda dolaşmalı senli değerler
Konuşurken sen,
Kimi öyle kimi böyle.
Usul usul çözülmeli bendeki düğümler.
Seni dinlerken ben,
Kaybolmalıyım gözlerinin derinliğinde.
Süzülmeli usul usul kelimeler
Okyanus kadar engin,
Gece gibi ıssız,
Geçmeli seninle seneler.
Gel dediğinde ben,
Boşaltmalıyım nabzımın dizginlerini.
Nefessiz kalmalıyım o an.
Tenimde çınlamalı sevdan.
Dudaklarımda buz.
Donmalı sesim sana ulaşmadan.
İnci İNCEER
halim
demis ki
12 Ocak 2009
09:53
Şiiri okuduğumda yüreğime hançer gibi saplandı. Ne olurdu sanki o da beni benim onu sevdiğim kadar sevseydi.
zip
demis ki
12 Ocak 2009
10:47
İnsanın yalnızlığını suratına vuruyor.
adem
demis ki
14 Ocak 2009
11:56
Yalnız Çiçek
O derin uçurumlarda açan
Dikeni zehirli yalnız çiçek
Suç olur muydu seni bir kez koklayıp ölmek
Fırtına olsam kırsam dikenini
Yüreğimle dokunsam çiçeğine
Bu inat bu dik bakış neden gözlerime
Kendini bırak
Bırak artık benim cennetime
Ayrı iklimsin ne çare
Ben sana vurgun biçare
Sarardım, soldum hasretinle
Ayrı iklimsin apayrı
Sert soğuk mağrur sevdalı
Kavrulur yanarım ben niye
Son Nokta ‘’Aşk’’
İnsanlar çoğu zaman gidene değil de, giderken yanında aldıklarına ve almadıklarına üzülür. Giderken senin kalbini de alırlar ve sanki o kalp tekrar aynı aşkla, sevgiyle başkasına yaklaşamayacağını sanırsın. Sanki o kalp eskisi gibi atmayacaktır, eksik bir şeyler vardır sanki o kalpte, yoktur artık umut, geleceğe artık eskisi gibi güvenle bakamazsın ve o andan sonra her şey olabilirmiş gibi gelir. Bu hiç bitmez dediğim ilişki bitti ya artık herşeyin olması mümkün gelir. Kalbimdeki eksiklikten mi bilmem ama karnının üst bilgesine bir acı, bir ağrı ve boğazının tam ortasına bir düğüm oluşur sanki hiç gitmeyecek gibidir. O gidince bana dost bırakmıştır sanki ama bu dost değil daha çok düşman. Çünkü acı verir bana karınımın üst bölümündeki acı, ağrı ve boğazımın tam ortasındaki düğüm. Ne yapacağını bilemezsin bir ağırlık çöker tüm bedenine sonra düşünme süreci başlar. Acaba güzel olan her şey böylemi sonlanacak. Güneş her zaman batacak mı? Eğer her doğuşundan sonra batacaksa doğuşunu izlemeye değer mi? Güzel olan her şey sonlu mu yoksa sonlu oldukları için mi bize güzel gözükürler. Hayatta güzeldir ama onunda bir sonu var. Bizler bazı şeylerin güzelliğine sonlandığı zaman mı vakıf olacağız. Hayatta sonu olmayana bir şey var mıdır? Eğer varsa bunlar bizim için güzel midir?
Gözü gören bir insana sorsak; Hayatında olmasını istediğin ve olan şeyleri söylermisin? Diye acaba gören gözlerini bunları içinde sayar mı? Gözleri görmeyen bir insana sorsak aynı soruyu.Söyleceklerinin en başında gelecektir. O zaman biz mi göremiyoruz veya fark edemiyoruz hayatımızdaki güzel olan şeyleri. Bunları görebilmemiz için o güneşin batması şart mıdır? Yok mudur başka yolu elimizdeki güzel şeylerin hala elimizdeyken değerini anlamanın. Kaybetmemiz ve o kaybın içinde kendimizin de kaybolması ve bulunamamız mı gerekli? Yok mu bunun formülü biri gelip söylese bunu anlarmıyız? Güneş bir gün batabilir, bu farkına varmadığımız güzellik sonlanabilir. O güzelliği doya doya yaşa bir nefes gibi çek içine hisset ciğerlerine giderken ki yolculuğunu temiz, berrak, saf hava gibi onu hisset , yaşa ondan mutlu ol. Yaşamadık, fark etmedik, hissetmedik bir anını bile kaçırma, yaşa onu ölümüne, bir gün sonrası ölecekmiş gibi yaşa. Sanki artık o olmayacakmış gibi bir salisenin değerini hissederek yaşa. Tüm iliklerinde hisset onu ve o güzelliğin her anını her yönünü gör. Belki ozaman sonsuz olur senin için. Güzel ve sonsuz olan bir şeyin tadını çıkar. Mutlu olduğunun farkına var ve mutluluğunu kaybetmemek için savaş, içindeki aşkı sevgiyi besle, kimeyse bu sevgi aşk hiç gurur yapmadan her zaman hissettir. Kim istemez ki sevdiği insanın mutlu olduğunu görmeyi. Heleki o mutluluğun kaynağı sensen daha bir güzel daha bir hoş şeydir. Çünkü hayat sonludur. Ve ne zaman sonlanacağı bilinmez ki o bir gün çat diye karşında durabilir. O, hiç beklemediğin bir andır. Çok planların vardır hayata dair ama artık vaktin yok. Diyemezsin dur! Daha benim yaşayacağım çok şey var. DUR! Daha aşkıma SENİ SEVİYORUM diyecektim, doya doya sarılacaktım onu tüm bedenimde taa kalbimde hissettiğimi söylecektim. Onun bunu duymaya ihtiyacı var, DUR! Bunları duymak onu çok mutlu edeceğini biliyorum. Bana bir gün ver diyemezsin çünkü o anlamaz bunları. Çok sorusu vardır hayata dair sana soracağı. Neden şimdiye kadar bekledin? Neyi bekledin? Niçin bekledin? Ben zaten bunları yapman için sana zaman vermiştim, neden gelecekten bir tarih seçtin. Bunları yaşamak ve yaşatmak için. Neden o an, içinden geldiği zaman değil de ozaman değilde gelecek. Bu güzel duyguları anları yaşamak için neden gelecek zamanı seçtin. Gelecek bilinmezdir, niye bilinmeze sakladın, attın erteledin. Bunlar çok güzel yaşam deneyimleri, niye kendine bunu yaptın. Niye duygularını tutsak ettin, o güzel kalbi niye bir hapishane gibi kullandın da o hisleri oraya müebbet hapise mahkum ettin. Bilmiyormuydun gelecek, geldiğinde artık onun gelecek olmayacağını, gelecek zamanın hiç gelmeyeceğini bilmiyormuydun? Şimdiki zamandan o andan niye bukadar korktun, niye hep geleceği seçtin?
Niye son anın gelmesini bekledin. O kadar çok niyesi vardır ki…
Eğer ben gelmeseydim daha nekadar bekleyecektin. Seksen yaşındasın daha nekadar bekleyecektin. Bukadar yıl o güzelliği içinde ne oldu da sakladın. Ne olacağından korktun? Hiç olmaması, düşündüğün olması muhtemel kötü, korkunç diye adlandırdığın o olaylardan daha kötü değil mi? Ben okadar çok durdum ki senin için, emin ol bunları yaşamanı senden daha çok istedim, hak ettiğini düşündüm. Kendimle savaştım, kendi kendime daha ne bekliyorsun dedim. Hayatı yaşamayı bilmeyen bu kör kalpli insanı almak için ne olmasını bekliyorsun dedim. Ama o kalbinin içine mühürlediğin hisleri çıkarmamak için okadar inatçıydın ki bir seksen yıl daha bekleyeceğimi fark ettim. Ama sen hayatın akıp gittiğini geçmişle ve gelecekle yaşanmayacağının farkına varamadın. Şimdi bana DUR! Diyorsun, sence durmalımıyım? O güzel günleri yılları yaşamamak için adeta kendini mühürledin. Sonra hayat bana acımasız davrandı dedin. Oysaki o güzelim hayata okadar acımasız davrandınki şimdi ben nasıl durayım! Bana nasıl dur dersin, ben hep durdum ama sen hiç ilerlemedin, sende hep durdun. Benim gelmemi mi bekledin?
Ben noktayım ama sana o kadar çok virgül verdim ki bunu anlamadın. Bende virgül kalmadı nokta koymaya geldim, karşına çıktığımda başka alternatifim yok, çok isterdim senin için nokta koymamayı ama senin en iyi yaptığın şeydi nokta koymak hayatta. Şimdi bana nasıl nokta koyma hayatıma dersin. Sen zaten bunu benden önce yapmıştın. Noktayı koyalı çok oldu kendi hayatına. Ben sadece resmileştiricem bu merasimi. Hayatı hep ölüm merasiminde yaşadın sadece adı hayattı ama yüklediğin anlam bu değildi. Sen zaten yaşamadinki bukadar yıl şimdi benden yaşamak için süre istiyorsun. Bana DUR! Diyorsun ben nasıl durabilirim hiçbir alternatifim kalmadı. Dedim ya NOKTA’yım ben…
Evet haklısın ben zaten yaşamamışım sadece hayallerde ve geleceğe endeksli yaşamışım hep sonra yaparım diye hayatımda hiçbirşey yapmamışım, sevdiğim insana bile o hep söylemek için yanıp tutuştuğum ‘’SENİ SEVİYORUM’’u bile kalbime mühürleyip sonra yaşarım demişim. Ama bak yaşamadım, yaşayamadım. Kimbilir daha neleri yaşayamadım. Benim bunları bilmediğim ve hiçbir zaman bilemeyeceğimi biliyorum. Keşke biri gelseydi ve bana sen ne yapıyorsun hayatın bitiyor. Nezaman! Deseydi daha ne bekliyorsun deseydi. Aç şu kilidi mühürü sök deseydi, ozaman acaba bende açarmıydım. Açardım değil mi?… Evet açmadım, buda oldu, beni çok düşündüğünü şuan hissediyorum benim için gönderdiğin virgülleri… Onları anlamadım, anlamaktan korktum. Hep kötü şeyler olur diye korktum. Ama şimdi anlıyorumki en korkunç ve en kötü sonu hazırlamışım kendime. Hep onları düşman diye, korktum insanlardan. Ama aynadaki düşmanı göremedim, onu hep dost sandım. Hep yanımdaydı virgülleri nokta olarak gösterdi bana. Gözlerim kalbim kör oldu, hayatım kör oldu gördüm ama anlayamadım hissedemedim farkedemedim. Değişimi büyümeyi sonun yaklaştığını, hayatın aktığını ve o hayat deresinin sonunu gördüğümde bile gözüm kapalı sanki gördüğüm değilde beynimdekini yaşadım. Sanki onu yokmuşçasına harcadım hayatı bir bozuk para gibi hep harcadım, hep kredi çektim,hep borçlandım hayata, hiç ödemedim karşılığını. Hep sonralar sonucunda gelen keşkelerle yaşadım. Hayata keşke ile yaklaştım geçmişi yaşadım, sonralarla yaklaştım geleceği yaşadım. Şuan içinde, şimdi zamandayım ama hiç burada olmadığımı şimdi anlıyorum. Romanın son cümlesinde şimdiyi yaşıyorum. Belki son cümle bu, belki çok kısa,belki romanın son cümlesine az sonra noktayı koyacağız. Ama şimdi kısa sürede de olsa şimdiyi bana yaşattığın için sana çok teşekkür ediyorum. Belki senin çok karşılaştığın ve teşekkürü duymak istemediğin ve sevmediğin bir yerdeyim ama yinede kendimi bundan alamıyorum. Ve yine teşekkür ediyorum ki bu son cümlede bana anı yaşamamı ve bu an içinde söylenmesi lazım düşen bir duygumu ertelememenin ne olduğunu yaşattın. ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM!…
Artık karnımdaki bitmek bilmeyen acı ve boğazımdaki düğümü sonlandırabiliriz. Artık DURMA! Evet durma ben hak etmişim bunu…
Ama yinede DUR! Son bir şans, son bir gün sadece bu romana bir cümle daha eklemeni istiyorum sadece bir cümle çok şey anlatacak bana ve insanlara, bu son cümlede çok şey anlatacağım… Biliyorum bu olmayacak o zaman bir dakika ver ve beni dinle eğer bir cümlem daha olsaydı.
Sevgilime, o güzel insanın gözlerinin içine bakar sımsıkı sarılır, onu bütün bedenimde hisseder o son cümlede o insanı yaşardım. Ağız dolusu SENİ SEVİYORUM! Hayatımın anlamı derdim…
Hergün önünden geçerken aklıma gelipte sonra alırım dediğim çiçekçiden en büyük buketi yapmasını isterdim ve buluştuğumuzda ona vererek hayatımdaki işgalinden nekadar memnun olduğumu anlatırdım…
Bende birşey istediğinde yapmamda çok büyük sakınca olmadıkça TABİKİ DE BİRTANEM derdim…
Özel günleri unutmakta ne demek gelmesi için gün sayardım. O günleri dolu dolu yaşardım o anın her dakikasını ayrı güzel yaşar ve yaşatırdım…
Onunla vakit geçirmek için fırsatlar yaratır, onunla sohbet edip dinlemenin verdiği hazzı gözlerimden anlaması için hep gözlerinin içinde yaşardım…
Eğer son bir cümlem olsaydı, geçmişi ve geleceği değil, ‘’ ŞİMDİYİ YAŞAYIN’’ derdim…
Senden bana ne kaldı bir hatıradan başka bir daha geri dönmem yalan kattığın aşka kalbimi kıra kıra bıraktın bir hatıra günahını yalancı dudaklarında ara gözyaşların boşuna düşmem artık peşine yansın yüreğin yansın şimdi de bende sıra al götür sevgiline sevenin varsa yine aşkın bir zehir oldu içimde dura dura…
Aşk…
Üç harf ve tek hece.
Vav-ı Elif eder hizasına gireni.
Mey ile meşk ettirir saba yelini.
İbrahim kılar, idrak edeni.
Ve Nemrut’un odunu kılar, inkar edeni.
Ademoğluyuz cümlemiz ey dost. Hissiyatına ve derindeki lale kokusuna erdirebiliyorsa şu seciler seni; yanmada bir İbrahim ve anlatmada sana aşkın veznini. Dinle.. Dinle ki arif olasın, Vav ile yaşayıp Elif’e nazil olasın. Hicv-i ömründe aşka dahi yer bulasın.
Hatırlamaz mısın hayat-ı hayalinin kıssasını? Dinle o vakit, ben anlatayım…
Cennet bahçesinin ağaçları ve melekler vardı. Laleler tevhid-i haykırışların odağındaydı. Topraktan bir beden cennet toprağına serili, uyandırılmayı bekliyordu. Sebeplerin Yaratıcısı, ruhundan üfledi ve Adem uyandı.
Ruhuna üflenen Hakiki Nefes idi onu canlı kılan. Vav alemine düşmeden kendini Elif sandı. Lakin Elif’e erişmede kainattı mekan.
Aşk öğretildi, kelimelerin kitabı verildi, büyük caydırıcı inkar etti. Ve doğdu yaşam, doğdu Elif içün mekan, doğdu kainat-ı imtihan.
Peki ey dost…
Öğretilen ile aynı mı şimdi mekan?
Üflenen Nefesin idrakinde mi insan?
Ve ey dost…
İhtişam-ı şehvete kapılmadan yaşatılamaz mı canan?
Anlatılan aşkı neden yaşayamıyoruz, sordun mu kendine?
Düşüvermişti yaratıldığın toprağa bir karartı, farkettin mi?
Neyzenin üflediği hakikati dinleyebildin mi?
İzleyebildin mi Kays’ın mabed-i dergahını?
Yanacağını bile bile ateşe attın mı kendini hiç?
Yusuf-u Ken’an kıssasında buldun mu kendini?
İbrahimi sevdalar besledin mi yokluk ile?
Velhasıl-ı kelam, ey dost…
Aşkı bildiğini mi sanırsın? O zaman sen, yanılgı eşiğinde uzanmış inkar-ı hakikatin canlı tanığısın.
Aşk, O’nu seyre dalarken sükrediş kelamıdır.
Arşa açılan ellere bir bahar selamıdır.
Gökkubbenin maşuk için ağlaması ve alemin hakikat sınavıdır.
Aşığın aşk kadehi ile sarhoş olmasıdır.
Canandan uzakta olup, O’nu rüzgarın sana taşımasıdır.
Adını şehvet koyduğun değildir aşk.
Aşk, onun gözbebeklerinden kalbine açılan kapıdır.
Diyeceğim o ki…
Aşk niyet edilmiş bir namazı kılmaktır. Secdeden kalktığında ise vuslat anı ile Vav-ı Elif olmaktır. Kainatın anahtarını bulmaktır… Vav misali mütevazi olmak ve sükut ile lafz-ı ilahi olana kavuşmaktır.
O bir şiir gibi sevdi!
Bir şiir gibi yaşadı!
Tatlı nağmelere acılar, acılarının arasına umutlar sıkıştırdı…
Bitirdiğini sandığınız cümleleri yeni başlıyor yazmaya…
Okumak mı?
Yazmak mı?
Hiç düşünmeden Yaşamak derdi doyasıya…
Rengi farklıdır şairin..
Umudun rengimi dersiniz?
Acının mı aşkın mı bilinmez?
Gözleri ela bakar.
Saçları ateş tutar.
Ve nereye dönse aşk saçar.
Kokusu aşktır.
Korkusuda.. Etrafına umudu kadar yaşatır aşkı
Aşk kadar renklidir evet…
Onun rengi ebruli…
Bakmasını bilenedir güzelliği…♥
Sonbahar geliyor yine ağır aksak adımlarla…
Güneşse buruk biraz, bulutların hükmünü savuran rüzgarın salına salına savruluşundan.
Kızgınlığını gölgeleyen bulutlar gizliyor güneşin son hükmünü yaza. Savrulup gitme vakti diyor her bir ışık huzmesi , aldırmadan kollarında sere serpe uzanmışlara.
Kesip yazın biletini,gök yollarından gitmenin hevesindeler şimdi.
Beklenen hava uzak değil ,bir takvimlik mesafeden el sallıyor bak!
Savrulan sararmış yaprakların gölgesinde ses veriyor sessizliğiyle.
Bense ,sesine kattığım ,sessizliğimle sesleniyorum ona…
“Buradayım…Solmaktayım…
Ve sarı –kızıl bir durakta son yolculuğuma hazırlanmaktayım…”
Köşeden bir fırtına görünecek birazdan.Hazır hüznüm, toparlanmış dört yandan.Sıkı sıkıya dolu bir bavul edasında bekleşiyor o da, sarı-kızıl bu durakta.
Rüzgar geçerken bu duraktan, salınıp en göz kamaştıran endamıyla bulutlara sarılacak bu son bahar da…Ve Güz; yağmuruna kavuşur bu son kavşakta…
…
Geldi sonunda beklenen bahar…Son virajında yazın ,son bir bakışla vedası yazıldı güneşin bulut yüklü havaya…
Bağrında yanık aşklar saklayan bir mevsimin son vasiyetidir ,bulutlara özlem diye yüklenen her bir damla.
Ve hasretidir her bir mevsimin ,mevsimsizlikte son bulan varlığının.
Solgun yaz güllerinin boynu bükülür, son bahara sevdalı çiçekler gibi…Sevdası yitik solgun yürekler gibi…
Kaybolan günlerin sırrını saklayan bir bahar daha salınır rüzgarla.
Bir nefesten bir nefese can bulan hayatlar gibi ,son kavuşması sahnelenir son perdesinde baharın…
Ve solgun anıların..
…
Söylenecek sözleri tükettim en susulacak zamanda…En söylenmedik sözler biriktikçe avuçlarımda,yazgıya mahkum bir kader kurbanı gibi, sadece sabra yüklenip sıktım avuçlarımı.
Sır yüklüydü damarlarım,kelimelerin sihrine bulanmış parmak uçlarımla damgalıyordum aşkı, yazgısı olmayan boş sayfalara…
Okunmaktan aciz ,bir cehaletin kollarına sardığım dizi dizi satırlar, ihanetime kızdılar.
Kırıldılar … avuçlarımdan savruluşlarına göz yumuşuma.
Ürktüler… yabancı göz bebeklerine konmuşluktan.
Ve korktular… bir daha sevi yüklü bir avuçta okşanmayacak olmaktan… Kıyamadım ne sana ,ne de aşkına buladığım satırlarıma.
Kırgın yanlarını topladım, merhametli dokunuşlarla.
Ürkekliğini avuttum güvenli sarılışımla.
Korkularını kovdum gün ışığının dostluğuyla.
….
Gece matemde şimdi.Aşka yazgısı karalanmış bir sevdalıyı ağırlayamamaktan…
Ve gün ;şenlikli bir kutlamada şimdi.
Kelimeleri aşktan azâd edilmiş bir ruh’la güz’ü karşılamaktan.
Hüzne yakışan bir mevsim olmalıydı kelimelerimi coşturan…Ayrılıkların soldurduğu yeşil umut yapraklarının mateminde ,sarı baş köşeye oturmalıydı, saçlarım gibi göz bebeklerimde de.
Bu yüzden gönlümün baharı şenlikte.Bu yüzden güz daha bir sevilir ,daha bir beklenir bu hasret tüten yürekte.Kırık dallar anlar halimi,solgun yapraklar bilir renklerimi nasıl çaldırdığımı.Ve yağmurlar…
Ah! mavi-beyaz yağmurlar…
Gözlerime çöreklenmiş hüznü en iyi onlar anlar.
Buğusunda bulutlar çoğaltan bakışlarım.
Koca bir hayatı sonbahar gibi yaşar…
“Eylül Gelir Adınla…”Yine bir bahar sarhoşluğu başımda,yaz sıcağında güneş çarpmışçasına dönüyor ruhum rüzgarın uğultusunda.
Güz yanığı yaralarım kabuk bağlıyor ,mevsim yine güz’e dönerken.Yaşanmış, yaşanmamış ne varsa dünden kalan ,yağmura emanet artık savrulup giden rüzgarla.
Pişmanlıklar,kırgınlıklar…
Sevdalar, umutlar ve sonsuz düşler…
Her biri dün doğmuş bugün ölmüş gibi yok sayılır mevsimlerin baş döndüren hızında.
Eylül’le gelen bir fırtına ,gönül penceresinde.Savrulup gider ,tülüne işlenmiş geçmiş nakışları, birer birer.Ardında kalan buruk bir serinlik, tüyleri ürperten.
Giden geçmiştir ,içinde aylara vuran günler ,günlere vurulan milyon düşler ve duygular biriktirilen.
Unut-mak pencere içinde ,hatır-lamak pencere dışındadır artık.
Bir fırtınadan arta kalan geçmişin enkazı ,yağmur yüklü bulutlarla kaldırılır yürekten.Ve yeniden inşası başlar mevsimin ,ilk bahara umut besleyen bir sonla…
Güz yangını yanık tenlerin bronzluğunda sararırken düşler,kızıl bir bahardır gözleri perdeleyen.
Ve gri-siyah bulutların ardında mavi-beyaz yağmurlar çiselerken,hırçın esen rüzgara yenik düşen Eylül, geldiğini müjdeler.
Sararmış üç beş çınar yaprağı ve kızıllaşan tepelerin sessiz iniltisiyle başlar, doğanın Güz’ü karşılama şöleni.
Sonbahar solduruyor tenimin rengini…
Göz bebeklerime oturmuş bahçemin solgun yüzü gibi…Kuruyan yapraklarını dallarında tutmaktan aciz ağaçların ,bükük boyunları gibi eğiliyor bakışlarım.Düşen her bir yaprağın incinmişliğini sezercesine sesleniyorum derinlerden…
“Bir mevsimdir gelip geçen penceremin önünden” diyerek avutuyorum solgun manzarayı, hüzünle karışık her iç çekişimde…
Bahçemdeki her bir ağaca,her bir çiçeğe avuntu gelir söylemim.Bir mevsimdir nasıl olsa yüzlerini solduran.Doğasından bilir gerçeğini.Soldukça yeşereceğini ve sonların ilk’lere kavuşturan neden olduğunu bilir nasılsa…
Eğdikçe başını dallar ,toprak gülümser alttan ,”hüznüne doy doyabildiğince,bahar coşkusuna hazır olana dek biriktir içinde ,gökten inen her bir damlayı”…
Gökyüzünün hüznüne ortak olmakla başlar sonbaharlar.Avuçladıkça hüzünlü gözyaşlarını ,içinde yaşam iksiri gizlemiş sırlarla bezenir ,arttıkça doğanın yüzündeki sarartılar .
Ve bilir her bir ağaç…Umuttur,yüzünden düşen her solgun yaprak…
Ya yüzümün solgunluğu,ya yüreğimin kırgın dalları ,ya göz bebeklerimin siyaha çalan bulutsu halleri!…
Umut hangisidir ? Hangisi kavuşturur bahara yeniden?
Nerde gizlenir içimin yaşam iksiri,yeniden yaşatmak için coşkun benleri?…
Bilirim, umut yok hiç birinden…
Bir damla gök yaşı kadar can taşımayan göz yaşlarımı nereye akıtsam da kurtulsa ,kurumaya yüz tutmuş tuzlu düşlerim.
Dışarıda mevsim sonbahar olsa da…
…
Şimdi Ekim zamanı…Çoktan hasat edilmiş yüreğimde.Bağ bozumu dedikleri bir talan vaktidir ki çaresizliğim büyür her çapa darbesinde.
Sararmış bir buğday dalının ,dibe vuran ağırlığı gibi ,olgunluk dibe vurdurur gövdemi.Kökünden kazınası bir nimet olsam ,gam yemem eğikliğime.
Düşkünlüğüme…
Acizliğime ve hasat mevsiminde katledilişime.
Şimdi Ekim zamanı…
Ekilmişlerin hoyratça katline ,bir özür bağışlarcasına eğilmek toprağa ,ve kutsallığından nemalanmak düşüyle sarılmak tüm kayıplara.
Ortalığa avuç avuç avuntu düşler serperek,okşamak toprağın yaralarını.
Avutmaya yeter mi? Canı çekilmiş bir zavallıyı!
Bahar diye kapımızda salınan güzelliklerin katlini ,sonbahara ertelerken,gözbebeklerinden yaş yerine hüzün aksın diye, güz yağmurlarını seçtik, günahımıza ortaklık niyetine!
Korkmadı güz,çekinmedi günahtan.Ve geldi bekletmeden hasatı.
Bir el kalkıp, bir el inerken toprağın bağrına,acısına katık oldu yağmur,çamurla seyreltti kederini.
Eylül bakışlı adamlardı her biri.
Ekilmiş bir canı kökünden söken.
Hüzün bakışlı kadınlardı her biri,
Canları aşktan çekilen.
Ne vakit mevsim güz olsa,hayat sona eriyor sanır, ilk bahara aldanmışlar.Ne vakit yerde boynu bükük bir günebakan görse ,olgunluğun katline kurulu sanır zamanı ,serdeki çiğliğini aşamamışlar.
Bu yüzden gök gürler öfkeden.Bulut çatlar orta yerinden.
Ve yağmur…
Sadece yağmur anlar, yeryüzünde olup bitenin halinden.
Şimdi Ekim zamanı…
Ekenekler çoktan toplandı, harmanlandı zamanda.Ve bir un tanesi kadar hafif bir zerrecik uçup geldi taş değirmeninden firarla.
Ürkek ,korkak,çaresiz…
Başına geleceklerden habersiz.
Beyaz bir toz olup tutundu ,henüz ak düşmemiş saçlarıma.
Şimdi Ekim zamanı…
Olgunluk çöktü üzerime. Günebakan misali eğildi başım, bir beyaz saçın ağırlığından ki; vaktidir katlimin…Haydi!
Ekin beni toprağıma…
…
Yüzümün rengi değişiyor bak Eylül sarısından!Giderek siyaha çalıyor ,bu soğuk Ekim akşamında.Güz sarartılar kentini bağışlarken doğaya,ben güz olmanın hüznüne bulanıyor,yağmur içiyorum kana kana…
Aşktan kurumuş çatlak yüreğimi doyurmayacak biliyorum bu sus-ayış ,bu eylülsü yağmurlar.Bir ihtimal çatlak dudaklarıma can katar diye dayıyorum ağzımı ekim sularına…
Nasıldı rengim baharda, bilirsin sen!
Hani gözbebeklerini ayna diye yüzüme çevirdiğin o ilk Mayıs güneşinde,renklerimden renk çalmıştın ya solgun benzine.
Canımdan can katmıştın ya ,aşktan yorgun yüreğine.
Ve tenimden ter akıtmıştın ya ,vuslatlara hasret tenine.
O ben yok artık,b(s)ensizliğin mevsiminde…
Şimdi nasıl solgunum bilsen .Tıpkı ilk gördüğüm sen gibiyim şimdilerde.Benzim soluk,bakışlarım donuk,ellerim…
Ellerim hala çok soğuk…
Bakışınla ısıttığın ve ışıttığın her yanımda, bir ellerim buz tutardı ya yanında.Hala üşüyor,hala buz kesiyorlar, yokluğunda da…
Neden ısınmıyor ellerim?
Neden ısınmadılar hiç, rüyalarındayken bile ?
Neden alevler içindeyken her yanım ,bir onlar uzanmadılar ateşine?
Güneşli günlerimde de soğuktular ,sensiz günlerimde de hala soğuklar…
Sen değmiş her yanımı avutmuş olsan da yalan varlığınla, bir ellerim kanmamış yalanlarına.Bir onlar inanmamış bahar kılıflı sevdalanışlarına.
Sezdiğim her şey yürekten geçer sanırdım hep.Sezemediklerimse ellerimden geçenmiş meğer.
Senin gibi…
Sevdaya tutunamayan ellerin gibi…
Yalan sevişinin,yalan bakışlarının tek şahidiymiş ellerim ki ;üşümüşler hep yokluğun gibi varlığında da…
Bu mevsim başıma bela!Bilmezsin sen ey yalan yarim!
Bu mevsimde saçlarıma öyle bir güz yağar ki; gözlerime hüzün dolar ve yüreğim yağmur ağlar.Sensizliğe değil,senli yalanların anısına konaklar ruhumda, bu sarı bahar…
Ve sana değil! Senli yalanlarımda büyüttüğüm aşka yazılır tüm bu satırlar…
Alınma sakın hiçbir sözümü üzerine.Giydirme sakın en sevdalı cümlemi çıplak yüreğine…Onlar ki sana yazılmadılar bunca soğuk gecelerde.
Sana örtünmek için örülmediler şiir diye, satır satır ellerimde…
Sen geldiğin yerde kal yalan yarim!
Yalanla büyümüş kentinde,kendinle kal yine…
Biz ;kalabalığız merak etme.
Yalnızlık,soğuk,hüzün,ayrılık,keder ve güz nasılda haşır neşiriz bir bilsen !
Küçücük bir odanın ,en dumanlı köşesinde…
Söyleştikçe ağlıyor,ağladıkça yazıyor ,yazdıkça büyüyoruz belli belirsiz gözlerde.Ki bu gözler yalnız hüznü besler ,derin bakışların en kuytu köşesinde…Ekim sarsıyor ,Eylül’ün tahtını…Hüzün daha bir çoğalıyor gözlerimde…
…
Ey Hüzün Kokulu Yar’im!Bir hüzün mevsimi daha geçti geçiyor hasretlik ömrümüzden.Eylül bakmadı mı gözlerine hüzünle?Ekim çalmadı mı kapını eskimiş bir düşle?Kasımamı kaldı bir buruk selamın!
Ya oda geçerse kapından habersizce…
Ya kasvetine düşerde kışın, unutursan güz selamını bu baharda da?
Kaç bahar daha geçecek böyle ,selamsız sabahsız ömrümüzden!
Kaç gece daha geçecek böyle ,ziftin pekini sürerek gözlerimize!
Kaç gün daha savrulacak takvimlerle,anı mezarlığını boş bırakarak!
Bilmiyorum yar…
Bilmekten bilenmiyor artık us’um ,güz’le söyleşmekten.Düşüncesiz bir ruhun elinde ruhsuzlar kentine savrulup gidiyorum habersizce.
İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri…
Devrimler olmuyor artık düşlerimde…
Senli başlayan güncelerim,yazıya tutunamıyor artık keyfince.Kırık dökük aşk kelimeleri ellerimde,oyun oynuyorum çoluk çocukla bilmece bildirmece niyetiyle…
Oysa sen diye yattığım düşler hesap sorar her gece…
Suskun…
Yorgun…
Ve solgunum yine…
Vurgun yemişim yokluğunun en dipsiz derinliğinde.
Soluksuzum nefessiz bıraktığın bu kömür kokulu kentte…
Bir selam çak, güz’den çıkan sabahıma…Bir haber at,göçmen kuşlar kanadına…Bir bakış bağışla ,düşlerine yattığım sensiz kabuslarıma.
Bir şey söyle yar?
Bir ses ver, can gibi canından…
Bil ki; hüzündür kapımda sabahlayan… Yokluğuna yağmur damlalarıyla çetele tutan…
Kaç hüzün baharı daha geçecek hasretliğimiz üzerinden? Söyle kaç sabah daha gözlerim solgun kızıl güllere bakacak penceremde.
Usandım yar!
Beklemekten usanmış canımı kapına yolluyorum, bu son bahar rüzgarıyla…
Ki ;bu mevsim senden hatıra..Hatırla!
Güz’sel bir seyirde seyrederken alem beni,
ben güzle gelen hüznüme yanıyorum, sarının ayrılık renkli en koyultulmuş tonunda…
Ve yağmurla söyleşiyorum, bu mevsimsiz sokaklarda…
Ya al canımı sakla sol yanında…
Ya da savur canımı sensizliğin en ölümcül diyarına…
Azalmaz.
Azalmazzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz, inan hiç azalmazzzzzzzzz…
büyüklerim ne demişse doğrudur,bence de azalmazzz bilakis gün geçtikçe artar içten içe sizi yakar kor haline getirir sesinizi duyurmak istersiniz duyuramazsınız.kendinizden başka duyan da yoktur…
Bence azalır. Konuşamama sebebi yaptığı bir hatadan dolayı olabilir. Güven zor kazanılır ama bir çırpıda da kaybedilir. İnsanlar inatla yalanını sürdürmeye devam ederse de ne aşk kalır ne sevda.
Sizi düşünmeyen birini uzun süre sevemezsiniz. İlk başlarda özlenir belki ama zaman her şeyin ilacıdır.
Akma/san,
Yüreğimi yak/masan,
Sussan,
Hiç konuşmasan,
Sana olan sevdam
Azalır /mı sanki?
Diyorsun sevgili graft (”graft da ne demekse?!)
Bölü işaretlerini dikkate alınca ve de sonrakileri kaldırınca; ortaya şöyle bir duurum çıkıyor:
“Akma.
Yüreğimi yak
Sussan,
Hiç konuşmasan,
Sana olan sevdam
Azalır sanki?
…
Sen de oku ve de yeniden değerlendir lütfen.
Ben pek bir şey anlayamadım.
Ama benden anlayışlı arkadaşlarım bazı değerlendirmeler yapabilmişler…
Geri zekalılığıma ver ama ben mesajını alamadım.
Selam ve sevgilerimle.
Hani gözden ırak olan gönüldende ıraktır konuşmakta öyle olsa gerek aşkı aramak çok saçma aranmaz zaten senin içinde varsa o zaten ortaya çıkar beyin gücü diyorlar buna yani anlıyacağınız kişinin kendisine kalmş.
Nazar aşk beyin gücü değildir yüreğin sesidir, beyin çok şeyleri süzgecinden geçirir, aşkı fark etmesi imkansızdır, ancak yürek beyne baskı kurmaya başlayınca beyin kabullenir…..
Beyin gücü ile aşk olur mu hiç?
Aşk, insan beynini hakimiyet altına alıp, doğru düşünmesini, görmesini bile engelleyen güçlü bir duygudur. Beyin bile devre dışı kalır çoğu zaman.
Evet sizin bu söylediklerinizi yapan herşey beyindir.Kalp sadece kan pompalar his ve duygu merkezinin yaydığı serotonin hormonunun azalmasıyla birlikte kan basıncını etkiliyor ve sen bu olup biteni kalbin marifeti sanıyorsun
Pisaüniversitesinde papılan bir araştırmaya göre aşıkların düşünüş ve ve davranışbiçimleri psikiyatride Obsesif KompalsifBozukluk denilen hiç bir sebeb yokken endişe duymak ,sıkıntıya girmek belirtileri olanlara hasta gözüyle bakıyoraşıklarda serotonnin hormonu düşünce rahatsızlık baş gösteriyor
özetle hormonlarla ilgili bir olay bunuda Kalp değil beyin salgılıyor.
insan kalbine sözgeçirme diye birşey yoktur ancak seni yöneten beyindir.
İnsan önce merak eder ,sonra öğrenir.Öğrendiklerinide kendi aklıyla mutlak aşkının çıkarlarına göre değerlendirir …
Aşk söz konusu ise çıkar olmaz, akla bile gelmez, gelirse aşk olmaz.
Hayat hep sankileri sogulamak değilmi…..
Sevdaya dair söyleyecek bir söz zaten bulamıyorum, akmasada, susmada, yakmasada onun adı sevdadır….
Öyle de olsa, böyle de olsa sevmekten geçemez insan.
AŞK OKUDUM – AŞK DOKUDUM
Ben bu gönül tezgahinda
Ask dokudum, ask okudum
Erenlerin dergahinda
Ask okudum, ask dokudum
Her güçlügü bile bile
Göznuruyla, sabir ile
Yumak, yumak, çile çile
Ask dokudum, ask okudum
Bir ömür yana yakila
Yazdigim sigmaz akla
Acimadim kirkdört yila
Ask okudum, ask dokudum
Sevgi insanligin özü
Odur aydinlatan bizi
Hak yolunda oldum terzi
Ask dokudum, ask okudum.
Günahindan, sevabindan
İçtim ask sarabindan
Ulularin kitabindan
Ask okudum. ask dokudum
Ümit Yaşar Oğuzcan
MUTLU AŞK YOKTUR
İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur
Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur
Louis Aragon
ya sözlerin aklımda
ya aklım ardında
ya hayatın karşımda
ya sesin kulağımda
ya ben çok özlüyorum
ya özlemek çok güzel
yada özlenen çok özel
Furkan Tapkan
tebrikler çok güzel olmuş.
Her halim bir olmuyor. Duruma göre değişik yorumlar yapabiliyorum.Bu şiirle ilgili olarak söyleyeceklerim de şunlardır: akmasa da, yakmasa da sevgi azalmaz.
________00000000000000_______000000000000_________
______000000000000000000__000000000000000000______
____000000000000000000000000000000_______00000____
___0000000000000000000000000000000_________0000___
__00000000000000000000000000000000000________0000_
__0000000000000000000000000000000000000_____0000__
_0000000000000000000000000000000000000000___00000_
_00000000000000000000000000000000000000000_000000_
_000000000000000000000000000000000000000000000000_
_00000000000000000000000000000000000000000000000__
__000000000000000000000000000000000000000000000___
___0000000000000000000000000000000000000000000____
_____00000000000000000000000000000000000000_______
_______0000000000000000000000000000000000_________
__________000000000000000000000000000000__________
_____________0000000000000000000000000____________
_______________00000000000000000000___L___________
__________________000000000000000_____o___________
____________________0000000000________v___________
______________________000000__________e___________
_______________________0000_______________________
SENİN İÇİN YANAR
seslendim,duymadın
yalnızlığın penceresinden bakarken
durgun bir zamandı gece
gözlerinde leylim sabahı beklerken.
göz pınarlarımda biriken
tortuyu damıtamaz yağmurlar
bu aşkın ateşini söndürür sanma
yalnız akan soğuk pınarlar.
özlemek tutuşan bir kalbin
hasretini sorar bulutlara
ulaşır umutlar o hevesle
sevgilinin kalp atışlarına.
bin hatırayı saklasa da
geceden sabaha taşar umutlar
bir yorgan gibi sarsın beni
aşkımın güneşinde solan yıldızlar.
gerçeğin hedefi saparsa kalbinden
ruhuna bir kılıç gibi iner ümitler
tutsaklığımı gidermez bendeki hayalin
efkarımı dağıtmaz sensiz geceler.
koyu gölgeler içinde kaybolur
kumru aşkını uyutan martı sesleri
alnımın kıvrımlarında adını doldurur
denizden gelen dalgaların busesi.
müebbet bir duygu gibi
tutukluyum sende ey sevgili
kudret denizini aşacak
yelkenlerim sensiz çok kederli.
duymasın sakın, kimseler
duymasın bu aşkın kalp hüzünlerini
içli bir ocak gibi tüter bu gönül
senin için yanar ey sevgili.
İBRAHİM YILMAZ.
Denizim olur musun ?
Boğuluşuma tanık !
Kimseye değmeden yaşamak vardı
özgürce
adı unutulmuş caddelerde adımı
unutmak vardı
sevişmelerin azgın tadını tek başına
paylaşmak
öpüşleri kendi payına
çok dağıtmak vardı
hiçbiri olmadı,
oynak geceler aldı avuçlarımdan öcünü
şiir kokusunda kaldı hasretin darp izleri
yitirilmemiş yitiklere çığlıklar attı mavi
koylarında martılar
(Deniz) HALA AĞLIYOR susarak !
Deniz beni çağırmaktan vazgeçti,
ona git diyor..
git çünkü o da artık ağlayan bi mavi
ve benim kadar DENİZ !!!
Çığlık MAVİYILDIZ
Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
Sevgilim gülümse, her şey unutulur
Suskunuz bu akşam üstü
Hasrete yanmışız, neylersin
Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye
Kalırsa, sadece o hüzün kalır..
Sen de anladın ki yapa-yalnızız…
Buluşmamız yasak,
Görüşmemiz uzak…
Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,
Neylersin…
Ah güzelim,
İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;
Yanaklarına vurduğunda hissedersin.
Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,
Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;
Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.
Bir film sahnesi gibi
Akar gider ayrılık,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir romanda
Kendi hayatımıza rastlamadık.
Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.
Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.
Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.
Oysa tuttuğumuz balıkları bile
Yeniden denize bağışlamıştık.
Biz, hayata dair
Hiçbir yanlış yapmamıştık…
Neylersin…
Biz bu sonucu hak etmedik,
Hayır, etmedik…
Ömrümüz bu talana lâyık değildi.
Bazen acı vurdu, bazen de yağmur
Hiç gülmedi yüzümüz,
Hiç büyümedi gülümüz…
Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,
Biliyorsun,
Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz…
Bir gün, bu öykünün sonuna gelince
Ansızın desem ki: hoşça kal canım!
Unutursun,
Mecburen unutursun…
Yıldızlar söner, bu aşk da biter!
Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.
Neylersin…
Ah bebeğim, ah..
Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,
Dudaklarına sızınca fark edersin.
İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,
Ayrılık, ölümden üste yazılınca,
Gideni durdurmaya yetişmez sesin…
Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar,
Neylersin…
Biz zaten hiçbir sinemaya
Tam vaktinde yetişemedik.
Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı.
Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.
Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.
Oysa Nuh’un Gemisi’nde bile
Bize yer kalmamıştı.
Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.
Neylersin…
Biz bu aşkı sürdüremezdik,
İnan, sürdüremezdik…
Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.
Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur…
Unutmasan bile artık
Unutur gibi yapacaksın.
Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,
Hiç bitiremediğim
Bir şiir olarak kalacaksın…
Yusuf Hayaloğlu
_____@@__@_@@@_____
_____________@__@@_____@_____
____________@@_@__@_____@_____
___________@@@_____@@___@@@@@_____
__________@@@@______@@_@____@@_____
_________@@@@_______@@______@_@_____
_________@@@@_______@_______@_____
_________@@@@@_____@_______@_____
__________@@@@@____@______@_____
___________@@@@@@@______@_____
__@@@_________@@@@@_@_____
@@@@@@@________@@_____
_@@@@@@@_______@_____
__@@@@@@_______@@_____
___@@_____@_____@_____
____@______@____@_____@_@@_____
_______@@@@_@__@@_@_@@@@@_____
_____@@@@@@_@_@@__@@@@@@@_____
____@@@@@@@__@@______@@@@@_____
____@@@@@_____@_________@@@_____
____@@_________@__________@_____
_____@_________@_____
_______________@_____
____________@_@_____
_____________@@_@_____
______________@@_____
______________@
Protein, bu da benden olsun.
ADRENALİN
Gel dediğimde sen,
Yanımda olmalısın içimde olduğun kadar.
Kanımda dolaşmalı senli değerler
Konuşurken sen,
Kimi öyle kimi böyle.
Usul usul çözülmeli bendeki düğümler.
Seni dinlerken ben,
Kaybolmalıyım gözlerinin derinliğinde.
Süzülmeli usul usul kelimeler
Okyanus kadar engin,
Gece gibi ıssız,
Geçmeli seninle seneler.
Gel dediğinde ben,
Boşaltmalıyım nabzımın dizginlerini.
Nefessiz kalmalıyım o an.
Tenimde çınlamalı sevdan.
Dudaklarımda buz.
Donmalı sesim sana ulaşmadan.
İnci İNCEER
Şiiri okuduğumda yüreğime hançer gibi saplandı. Ne olurdu sanki o da beni benim onu sevdiğim kadar sevseydi.
İnsanın yalnızlığını suratına vuruyor.
Dur(ma).
Sanki, o an bir fırtına kopar, yer yerinden oynar…
Kısa ama anlamı çok,çok güzel olmuş tebrikler.
Azalmadı değil mi?
Candan Erçetin-Sitem
Yükleyen davutsu. –
______________\▓▓/
)▓)▓▓/▓\▓▓\/\
__________\\▓▓▓▓▓/▓/\!
_______/▓/▓/\\▓\▓▓\\▓▓▓\
____/\/▓▓(▓(
____\\▓▓\▓\//▓/▓▓//▓▓\\▓▓/▓\
…__|\_/▓\▓▓!\▓/▓/▓//▓▓▓▓\,▓▓▓\
__|▓!▓\▓▓▓▓\▓//▓▓▓▓▓▓!▓▓▓/\
…__\▓!▓\▓▓▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓!▓▓▓▓!
___\▓\▓\▓▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓▓!▓▓/
____\▓\▓▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓▓/▓▓/
_____\▓\▓▓/▓▓▓▓▓▓▓▓/▓▓▓/
___,,/▓▓▓\\/▓▓▓▓▓▓▓/▓▓▓/
_______\▓\▓▓▓▓▓▓▓/▓▓▓\|
__________\\▓▓▓▓▓/▓/\!
______________\▓▓/
_______________▓
______,,,,,,,,,,,,___▓_,,,,,,,,,,,,,
_____/▓▓/▓▓▓\`\▓▓/|▓▓▓\▓▓\
_____/▓▓/▓▓▓▓__▓_\▓▓▓\▓▓▓\
____!▓▓/▓▓▓▓/__▓__\▓▓▓\▓▓▓!
____\▓▓/▓▓▓/___I▓__\▓▓!▓▓/
_____\▓/▓▓/____I▓__\▓!▓/
_______\▓/_____I▓__\▓/
________\/_____I▓
______________I▓
Son Nokta ‘’Aşk’’
İnsanlar çoğu zaman gidene değil de, giderken yanında aldıklarına ve almadıklarına üzülür. Giderken senin kalbini de alırlar ve sanki o kalp tekrar aynı aşkla, sevgiyle başkasına yaklaşamayacağını sanırsın. Sanki o kalp eskisi gibi atmayacaktır, eksik bir şeyler vardır sanki o kalpte, yoktur artık umut, geleceğe artık eskisi gibi güvenle bakamazsın ve o andan sonra her şey olabilirmiş gibi gelir. Bu hiç bitmez dediğim ilişki bitti ya artık herşeyin olması mümkün gelir. Kalbimdeki eksiklikten mi bilmem ama karnının üst bilgesine bir acı, bir ağrı ve boğazının tam ortasına bir düğüm oluşur sanki hiç gitmeyecek gibidir. O gidince bana dost bırakmıştır sanki ama bu dost değil daha çok düşman. Çünkü acı verir bana karınımın üst bölümündeki acı, ağrı ve boğazımın tam ortasındaki düğüm. Ne yapacağını bilemezsin bir ağırlık çöker tüm bedenine sonra düşünme süreci başlar. Acaba güzel olan her şey böylemi sonlanacak. Güneş her zaman batacak mı? Eğer her doğuşundan sonra batacaksa doğuşunu izlemeye değer mi? Güzel olan her şey sonlu mu yoksa sonlu oldukları için mi bize güzel gözükürler. Hayatta güzeldir ama onunda bir sonu var. Bizler bazı şeylerin güzelliğine sonlandığı zaman mı vakıf olacağız. Hayatta sonu olmayana bir şey var mıdır? Eğer varsa bunlar bizim için güzel midir?
Gözü gören bir insana sorsak; Hayatında olmasını istediğin ve olan şeyleri söylermisin? Diye acaba gören gözlerini bunları içinde sayar mı? Gözleri görmeyen bir insana sorsak aynı soruyu.Söyleceklerinin en başında gelecektir. O zaman biz mi göremiyoruz veya fark edemiyoruz hayatımızdaki güzel olan şeyleri. Bunları görebilmemiz için o güneşin batması şart mıdır? Yok mudur başka yolu elimizdeki güzel şeylerin hala elimizdeyken değerini anlamanın. Kaybetmemiz ve o kaybın içinde kendimizin de kaybolması ve bulunamamız mı gerekli? Yok mu bunun formülü biri gelip söylese bunu anlarmıyız? Güneş bir gün batabilir, bu farkına varmadığımız güzellik sonlanabilir. O güzelliği doya doya yaşa bir nefes gibi çek içine hisset ciğerlerine giderken ki yolculuğunu temiz, berrak, saf hava gibi onu hisset , yaşa ondan mutlu ol. Yaşamadık, fark etmedik, hissetmedik bir anını bile kaçırma, yaşa onu ölümüne, bir gün sonrası ölecekmiş gibi yaşa. Sanki artık o olmayacakmış gibi bir salisenin değerini hissederek yaşa. Tüm iliklerinde hisset onu ve o güzelliğin her anını her yönünü gör. Belki ozaman sonsuz olur senin için. Güzel ve sonsuz olan bir şeyin tadını çıkar. Mutlu olduğunun farkına var ve mutluluğunu kaybetmemek için savaş, içindeki aşkı sevgiyi besle, kimeyse bu sevgi aşk hiç gurur yapmadan her zaman hissettir. Kim istemez ki sevdiği insanın mutlu olduğunu görmeyi. Heleki o mutluluğun kaynağı sensen daha bir güzel daha bir hoş şeydir. Çünkü hayat sonludur. Ve ne zaman sonlanacağı bilinmez ki o bir gün çat diye karşında durabilir. O, hiç beklemediğin bir andır. Çok planların vardır hayata dair ama artık vaktin yok. Diyemezsin dur! Daha benim yaşayacağım çok şey var. DUR! Daha aşkıma SENİ SEVİYORUM diyecektim, doya doya sarılacaktım onu tüm bedenimde taa kalbimde hissettiğimi söylecektim. Onun bunu duymaya ihtiyacı var, DUR! Bunları duymak onu çok mutlu edeceğini biliyorum. Bana bir gün ver diyemezsin çünkü o anlamaz bunları. Çok sorusu vardır hayata dair sana soracağı. Neden şimdiye kadar bekledin? Neyi bekledin? Niçin bekledin? Ben zaten bunları yapman için sana zaman vermiştim, neden gelecekten bir tarih seçtin. Bunları yaşamak ve yaşatmak için. Neden o an, içinden geldiği zaman değil de ozaman değilde gelecek. Bu güzel duyguları anları yaşamak için neden gelecek zamanı seçtin. Gelecek bilinmezdir, niye bilinmeze sakladın, attın erteledin. Bunlar çok güzel yaşam deneyimleri, niye kendine bunu yaptın. Niye duygularını tutsak ettin, o güzel kalbi niye bir hapishane gibi kullandın da o hisleri oraya müebbet hapise mahkum ettin. Bilmiyormuydun gelecek, geldiğinde artık onun gelecek olmayacağını, gelecek zamanın hiç gelmeyeceğini bilmiyormuydun? Şimdiki zamandan o andan niye bukadar korktun, niye hep geleceği seçtin?
Niye son anın gelmesini bekledin. O kadar çok niyesi vardır ki…
Eğer ben gelmeseydim daha nekadar bekleyecektin. Seksen yaşındasın daha nekadar bekleyecektin. Bukadar yıl o güzelliği içinde ne oldu da sakladın. Ne olacağından korktun? Hiç olmaması, düşündüğün olması muhtemel kötü, korkunç diye adlandırdığın o olaylardan daha kötü değil mi? Ben okadar çok durdum ki senin için, emin ol bunları yaşamanı senden daha çok istedim, hak ettiğini düşündüm. Kendimle savaştım, kendi kendime daha ne bekliyorsun dedim. Hayatı yaşamayı bilmeyen bu kör kalpli insanı almak için ne olmasını bekliyorsun dedim. Ama o kalbinin içine mühürlediğin hisleri çıkarmamak için okadar inatçıydın ki bir seksen yıl daha bekleyeceğimi fark ettim. Ama sen hayatın akıp gittiğini geçmişle ve gelecekle yaşanmayacağının farkına varamadın. Şimdi bana DUR! Diyorsun, sence durmalımıyım? O güzel günleri yılları yaşamamak için adeta kendini mühürledin. Sonra hayat bana acımasız davrandı dedin. Oysaki o güzelim hayata okadar acımasız davrandınki şimdi ben nasıl durayım! Bana nasıl dur dersin, ben hep durdum ama sen hiç ilerlemedin, sende hep durdun. Benim gelmemi mi bekledin?
Ben noktayım ama sana o kadar çok virgül verdim ki bunu anlamadın. Bende virgül kalmadı nokta koymaya geldim, karşına çıktığımda başka alternatifim yok, çok isterdim senin için nokta koymamayı ama senin en iyi yaptığın şeydi nokta koymak hayatta. Şimdi bana nasıl nokta koyma hayatıma dersin. Sen zaten bunu benden önce yapmıştın. Noktayı koyalı çok oldu kendi hayatına. Ben sadece resmileştiricem bu merasimi. Hayatı hep ölüm merasiminde yaşadın sadece adı hayattı ama yüklediğin anlam bu değildi. Sen zaten yaşamadinki bukadar yıl şimdi benden yaşamak için süre istiyorsun. Bana DUR! Diyorsun ben nasıl durabilirim hiçbir alternatifim kalmadı. Dedim ya NOKTA’yım ben…
Evet haklısın ben zaten yaşamamışım sadece hayallerde ve geleceğe endeksli yaşamışım hep sonra yaparım diye hayatımda hiçbirşey yapmamışım, sevdiğim insana bile o hep söylemek için yanıp tutuştuğum ‘’SENİ SEVİYORUM’’u bile kalbime mühürleyip sonra yaşarım demişim. Ama bak yaşamadım, yaşayamadım. Kimbilir daha neleri yaşayamadım. Benim bunları bilmediğim ve hiçbir zaman bilemeyeceğimi biliyorum. Keşke biri gelseydi ve bana sen ne yapıyorsun hayatın bitiyor. Nezaman! Deseydi daha ne bekliyorsun deseydi. Aç şu kilidi mühürü sök deseydi, ozaman acaba bende açarmıydım. Açardım değil mi?… Evet açmadım, buda oldu, beni çok düşündüğünü şuan hissediyorum benim için gönderdiğin virgülleri… Onları anlamadım, anlamaktan korktum. Hep kötü şeyler olur diye korktum. Ama şimdi anlıyorumki en korkunç ve en kötü sonu hazırlamışım kendime. Hep onları düşman diye, korktum insanlardan. Ama aynadaki düşmanı göremedim, onu hep dost sandım. Hep yanımdaydı virgülleri nokta olarak gösterdi bana. Gözlerim kalbim kör oldu, hayatım kör oldu gördüm ama anlayamadım hissedemedim farkedemedim. Değişimi büyümeyi sonun yaklaştığını, hayatın aktığını ve o hayat deresinin sonunu gördüğümde bile gözüm kapalı sanki gördüğüm değilde beynimdekini yaşadım. Sanki onu yokmuşçasına harcadım hayatı bir bozuk para gibi hep harcadım, hep kredi çektim,hep borçlandım hayata, hiç ödemedim karşılığını. Hep sonralar sonucunda gelen keşkelerle yaşadım. Hayata keşke ile yaklaştım geçmişi yaşadım, sonralarla yaklaştım geleceği yaşadım. Şuan içinde, şimdi zamandayım ama hiç burada olmadığımı şimdi anlıyorum. Romanın son cümlesinde şimdiyi yaşıyorum. Belki son cümle bu, belki çok kısa,belki romanın son cümlesine az sonra noktayı koyacağız. Ama şimdi kısa sürede de olsa şimdiyi bana yaşattığın için sana çok teşekkür ediyorum. Belki senin çok karşılaştığın ve teşekkürü duymak istemediğin ve sevmediğin bir yerdeyim ama yinede kendimi bundan alamıyorum. Ve yine teşekkür ediyorum ki bu son cümlede bana anı yaşamamı ve bu an içinde söylenmesi lazım düşen bir duygumu ertelememenin ne olduğunu yaşattın. ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM!…
Artık karnımdaki bitmek bilmeyen acı ve boğazımdaki düğümü sonlandırabiliriz. Artık DURMA! Evet durma ben hak etmişim bunu…
Ama yinede DUR! Son bir şans, son bir gün sadece bu romana bir cümle daha eklemeni istiyorum sadece bir cümle çok şey anlatacak bana ve insanlara, bu son cümlede çok şey anlatacağım… Biliyorum bu olmayacak o zaman bir dakika ver ve beni dinle eğer bir cümlem daha olsaydı.
Sevgilime, o güzel insanın gözlerinin içine bakar sımsıkı sarılır, onu bütün bedenimde hisseder o son cümlede o insanı yaşardım. Ağız dolusu SENİ SEVİYORUM! Hayatımın anlamı derdim…
Hergün önünden geçerken aklıma gelipte sonra alırım dediğim çiçekçiden en büyük buketi yapmasını isterdim ve buluştuğumuzda ona vererek hayatımdaki işgalinden nekadar memnun olduğumu anlatırdım…
Bende birşey istediğinde yapmamda çok büyük sakınca olmadıkça TABİKİ DE BİRTANEM derdim…
Özel günleri unutmakta ne demek gelmesi için gün sayardım. O günleri dolu dolu yaşardım o anın her dakikasını ayrı güzel yaşar ve yaşatırdım…
Onunla vakit geçirmek için fırsatlar yaratır, onunla sohbet edip dinlemenin verdiği hazzı gözlerimden anlaması için hep gözlerinin içinde yaşardım…
Eğer son bir cümlem olsaydı, geçmişi ve geleceği değil, ‘’ ŞİMDİYİ YAŞAYIN’’ derdim…
Hazırlayan: Psk. Ayhan ALTAŞ
“““`,\,\,/,/,
……..|
“““`\\ – – //
“““( – o – o- )
╔═OOO═(_)═oOO═╗
|……….Tebrik …………|
|……Ederim
╚══════Ooo═══╝
““Ooo` (“`)
““(“`)`)“/ ♥ ♥
““ \“(`( )j’ )
Benim hayatımın gecesinde şu güneş gibi yirmi tane güneş doğsa da, karanlık gecemi aydınlatmaya çalışsa, sen gelmedikçe seher olmaz sevgili.
Hz. Mevlana
Tebrik ederim saygılar.
_____♥ (¯`:´¯)♥
____♥ (¯ `•.\\|/.•´¯)♥
____♥(¯ `•.(۞).•´¯)…♥
____♥ (_.•´/|\\`•._)♥
_______♥(_.:._)♥
________║¯█€
________║¯█_€€___
________║¯█__€€€
________║¯█_€€€€€__
________║¯█€€€€€
________€€€€€€___
______€€€€€€
_____€€€€\’¯█___
____€€€€║¯█
____€€€_║¯█___
_____€€_║¯█
_______€║¯█___
Sevgi ve saygılar.