Solan Gül
Yazan Korsan0719Kas 29

Gül 18 yaşında hayat dolu kendisi ve insanlarla barışık iyi bir aile terbiyesi ile büyümüş genç kızdı. Baba Raşit amca tam bir Osmanlı erkeği idi. Gül ortaöğretim sonunda okula devam etmemiş, evde annesi Güllü teyze ile günlük ev işleri ve çeyizlerini yaparak günlerini geçirmişti. Gül artık çevresindeki erkeklerin bir hayli ilgisini çeker olmuştu. Köyün gençlerinin dilinde hep Gül vardı. Gül de çevresinde kendine duyulan ilgiye kayıtsız kalmamış, köyün yakışıklıklılarından Nuri’ye ilgi duymaya başlamıştı. Nuri ile Gül arasındaki ilgi artık iyice pekişmiş, birbirlerini deliler gibi sevmeye başlamışlardı, derken Gül’ün artık dünürleri gelmeye başlamıştır. Oysa Gül’ün gözü Nuri’den başkasını görmemektedir. Raşit amcanın tüccar dostu olan Kazım dayı oğlu Rıza’ya her defasında Gül’ü almak istediğini söylemektedir. Raşit amca “nasipse olur” derdi.
Kazım dayı Allahın izni ile artık Gül’e dünür gitmeyi kafasına koymuş ve Raşit amcanın kapısını çalmıştır. Yapılan sohbetlerden sonra Kazım amcanın ağzından çıkan ‘’Allahın izni ve Peygamberimizin Kavli ile kızınız Gül’ü oğlumuz Rıza’ya istiyoruz’’ demesi ile birlikte Gül kaskatı kesilmiş, tüm vücudunu saran ateş Gül’ü hareketsiz bırakmıştı. Bir süre bu şekilde kalan Gül, annesinin ‘’Kızım Kahveleri daha pişirmedin mi?’’ sözleri ile irkilmiş, ocağın ateşini yakarak suyu ısıtmaya başlamıştı. Raşit amcanın ağzından çıkan ‘’Valla Kazım ağa nasipse olur, her şey nasipten başka bir şey değil’’ cümlesi ise Gül’ü tamamen etkilemeye yetmiştir. İçilen kahvelerin arkasından ileri ki bir günde görüşmek üzere ayrıllmışlardır. Raşit amca Güllü teyze ve Gül’ü karşısına alarak kendi fikrini beyan etmiş, Gül’ün Rıza ile evlenmesinin münasip olduğunu dile getirmiştir. Güllü teyzenin ağzından çıkan ‘’Bey sen nasıl münasip görüyorsan uygundur.’’ cümlesi ise Gül’e söyleyecek bir şey bırakmamıştır. Sadece ağzından çıkan ‘’Baba ben daha evlenmek istemiyorum, çeyizlerim tam değil, onları tamamlamam lazım’’ sözü Raşit amcayı ikna etmeye yetmemiştir. Artık karar verilmiş Gül’ün Rıza evlenmesi onaylanmıştır. Gül ise kendi içine kapanarak sevdiği Nuri’yi düşünmektedir.
Rıza ile Gül’ün düğünleri yapılmış dünya evine girmişlerdir. Gül bir türlü aklından sevdiği Nuri’yi çıkaramamaktadır, ne zaman köy meydanında Nuri’yi görse yüreği atmaya başlar, göz ucu ile onu doya doya seyretmek istemektedir. Gül artık mutsuz ve hayata küsmüştür, hiç bir şey onu mutlu etmeye yetmemektedir Hayat artık Gül’ü bunaltmaya, gün geçtikçe Gül’ün omuzlarına ağır bir yük olmaya başlamıştır. Rıza bu durumu fark etmiş, her defasında Gül’e bir sorunu olup olmadığını sorar olmuştur. Fakat her defasında bir sorunu olmadığı dile getiren Gül’e ulaşamamaktadır. Gül sadece içinden geçenleri komşularının gelini olan Hatice’ye anlatmaktadır. Hatice ile saatlerce süren sohbetlerden sonra Gül gözyaşları içerisinde evinin yolunu tutmaktadır. Rıza ise Gül’ü mutlu edebilmek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır, Gül’ün mutsuzluğu artık herkesin dilindedir.
Hatice bir gün Gül’e konuşmaları sırasında köydeki İbrahim hocanın yazdığı muskalarla ve yaptığı büyülerle herkesi iyileştirdiğini söyleyerek, İbrahim hocaya gitmelerini teklif eder. Gül önce gitmek istemez, günler geçtikçe Gül için hayat artık çekilmez olmaya başlamış, buhranlı günler Gül’ün hayatın zindana çevirmiştir. Gül Hatice’nin kendisine söylemiş olduğu İbrahim hocaya gitmeye karar vermiştir. Bir gün içinde bulunduğu buhranın da etkisi ile İbrahim hocanın kapısını çalar. İbrahim hoca Gül’ün sorunlarını dinledikten sonra üzerinde büyü olduğunu, büyünün bozulması gerektiğini söyleyerek kendisine muska yapacağını, tas içerisine koymuş olduğu suya okuyacağını, bu suyu eşinin ve kendisinin içmesi gerektiğini söyler. Gül, İbrahim hocanın tüm dediklerini yapar fakat hiçbir çare bulamaz, İbrahim hocanın kapısını çalan Gül tekrar İbrahim hocadan çare beklemektedir. İbrahim hoca Gül’e bir ip getirmesini bu ipe düğüm atacağını söyleyerek Gül’ü başka bir gün evine davet eder, belirtilen zamanda İbrahim hocanın evine giden Gül hayatına sürülecek lekeden habersizdir. İbrahim hoca büyü yapma bahanesi ile Gül’ün ırzına geçmiş artık Gül’ü kendi emellerine alet etmiştir. Günler geçtikçe artık Gül, psikolojik olarak manevi duygularını yitirmiş, ruhen çökmüştür. İbrahim hocanın esiri olmuştur, yaptığından utanç duyan Gül evden ayrılma kararını çoktan almıştır.
Bir gün alacakaranlıklar arasında süzülüp arkasına bakmadan nereye gittiğini bilmeden çıkıp gitmiştir evden, kendisini bomboş yalnız sokakların içerisine atmıştır. Nereye gideceğini, kime gideceğini bilmeyen, Gül, kurtlar sofrasındadır artık. Bir süre uzaktan tanıdığı olan Rasim amcasının yanında misafir olarak kalır, fakat rahat değildir, kendisini yük olarak algılar ailenin sırtında, bir süre burada kaldıktan sonra kendisinin sığınabileceği, kalıcı olabileceği bir liman arama arayışları içerisine girer. Nafile, ne yapsa, ne etse her attığı adımda bir adım daha kendini bataklık içerisinde bulmaktadır. Uzun gecelerde düşünmeye başlar artık geçmişini, bugününü ve geleceğini…
Tüm yaşadıkları, kirlenmişlikleri bir bir gözünün önünden geçer. Kendini sorgulamaya başlar, bu hale gelmesine sebep babası Raşit mi, vücuduna kara bir leke çalan İbrahim hoca mı, yoksa hayata boyun eğmediği için sevdiği insanın aşkı ile yanan kendisi mi idi? Hiç birine cevap bulamıyordu. Gül artık pavyon ve gazinolarda sarhoş masalarında çoktan meze olmuştu Her gün hayata lanet ederek yaşıyor, kendisini tanımakta artık zorluk çekiyordu. Gül bu değildi, yüreği insan sevgisi ile dolu, yardımsever, çevresinde herkes tarafından sevilen, manevi duyguları kuvvetli, hayatı ve yaşamayı seven bir insandı, peki ne oldu da Gül bu hale gelmişti? Hayatın bam teline yanlış mı basmıştı, aslında Gül’ün hayattan hiç bir beklentisi kalmamıştı, sadece Allah’a bir can borcu olduğunu onu da hakkı ile vermesi gerektiğini düşünüyordu, Gül artık solmuştu, hem de hiç açmamak üzere solmuştu. Gül’ün sulanması lazımdı, Gül’ün budanması lazımdı, Gül’ün gübre ile beslenmesi lazımdı, Gül’ün koklanmaya ihtiyacı vardı, Gül’ün bunlara ihtiyacı varken ne oldu da Gül’ün istediği hiç bir şey olmamıştı, kaç kişi veya kimler Gül’ün solması için birbiri ile yarıştı? Gül’ü kopartıp amellere alet etmek için kullandılar ve Gül soldu açmamak üzere…


Gül’e can veren Yaratandan korkmazsa insan, nice güller hoyrat ellerde solar da, ölür de.
Hikaye olarak yazdığım ilk deneme yazım olmasından dolayı bu yazının anlamı bende bir hayli değerli oldu, herşeye cesaret vardı ama hikaye yazmaya cesaretim olmamıştı, sebebi ise insanlara yanlış bir duygu vermekten hep korkmuşumdur, taki bir gün bana değerli bir insanın kendi düşüncelerini yaz, yazanlar senden iyiymi yazıyor dediğinde artık kendi hikayelerimi yazmam gerektiği düşüncesi hasıl oldu, umarım ilk hikayemi beğenirsiniz…
Korsan, bence güzel bir deneme yapmışsın, cesaretinden dolayı da tebrik ederim.
Katkı olarak söyleyebileceğim, tasvirlere ağırlık vermen olacaktır. Hikayedeki tasvirler ne kadar güçlü olursa bellekte o kadar fazla yer alır.
korsan türk sineması tadında güzel bir hikaye olmuş. keşke gerçek hayatta böle şeyler yaşanmasada sadece filmlerin senaryolarında ve böyle hikayelerde kalsa.ama basından takip ediyoruz bu hayatları yaşayanlar var.keşke bayanlara red etme hakkını verse aileleri bunlar yaşanmaz bence……
Güldemim, asıl sebep aileden kaynaklanıyor zaten. Kimse istemediği ile zorla evlendirilmemeli. Çocuklarının hatası ne olursa olsun evine geri dönebileceğini bilmeli. Evine dönemezse nereye gideceği ortada. Kurtlar sonrasındaki kurtlara okusan ya da anlatsan bu hikayeyi onlar bile acır ama olay yaşanırken Ne gül’ün ne de Gül gibi olanların gözünün yaşına bakmazlar.
korsan öncelikle tsk ederiz paylasimin icin.
Hani derler ya alin yazisi diye alin yazilarini biraz da aileler ciziyor.Gül cehizinin hazir olmadigi bahane ederek istemdigini söylemis babsi kizini dinlemis olsaydi hersey baska ve farkli ola bilirdi..
Gülün sonuda böyle olmazdi
Kalp sevgine susayacak,
Yağmur şifa olmayacak
Anlamaz ki taştan kalbi
Solan gül hiç açmayacak.
ilk olmasına rağmen oldukça başarılı korsan kutlarım.
nedense okurken çok tuhaf oldum garip duygular yaşadım.ne yazık ki utanılası bir Türkiye gerçeği…insanın özgür iradesi dışında bir yaptırım,insan haklarına aykırı üstelik bütün ilahi dinlerde de yasak olan bir durum.
köhnemiş zihinler varolduğu sürece bu nahoş durum da devam edecektir.
gül’lerin solmaması dileğiyle…
Güzelce bir ilk deneme sevgili korsan07.
Tebrikler, paylaşım için teşekkürler.
Devamı da gelsin umarım.
Selam ve sevgilerimle.
Sayın İsmet Barlioğlu yorum ve temennileriniz için teşekkür ederim, İlk hikaye demesinde sizden böyle bir yorum almak beni son derece mutlu etti…
Ben gülüme gül demem gülün ömrü az olur gerçektende öyle olmuş
Bir yüreğin dostluğunu öğrendik ve bir yürek tanıdım insanlardan soyutlamısken kendimi ve merhaba dedik dostluk arkadaşlığa..
Her şeyin ilklerinde güzellik vardir onun tadı hazzı baska olur,ilk hikayen yüreğindeki gibi güller actirmis sitemizde ,ben akici güzel ve etkin mesajlar buldum içeriği güzel,
Gül kokan cümlelerin düşündüren sözlerin ve o güzel kalbinde güller ve gülücükler eksik olmasin sevgiyle……
…………………………….. Kardeşinden
Sevgili kardeşim Hüseyin yazdığım hikayeden ziyade sizin vermiş olduğunuz mesajlar beni bir hayli mesut ve bahtiyar etti, tereddütler içinde yazdığım bu hikaye sizin yorumlarınızdan sonra geç kalınmış bir hikaye yazısı olduğunu düşünmeme sebep oldu, ama tek bildiğim günümüzde hikaye edilecek o kadar konu çoğaldı ki artık hepimiz bir hikaye konusu olduk…
Korsan son sözüne bir an gülümsedim, hoşuma gittiği için ama sonra düşündüm de ne de doğru bir söz etmişsin.
Her yaşantı bir hikaye konusu…
Yaşanmışlık var oldukça hikayelerde bitmez kimileri gerçek olur kimileri masallara konu olur kimileri dilde kalir kimileri sayfalara siğar,sığar ki okuyan kendinde birşeyler bulsun örnek alsin hem olumsuzluklardan bişeyler çıkarsın hem düşünme fırsatı olsun güzelliklere hikaye olmaniz dileğimle bu dileğim sahtesi degil hikaye yani hikaye değil
Hüseyin aslında sen de denemelisin.
Hayat bir hikaye değil midir? hikayelerde yaşanmışlar değil midir?
Gülün ruhu kokuysa, benim ruhum da candır
Hayatımın hayat olduğunu hatırlatan, sevda yayan gültanemdir…
Dalında bir gül görsem kaplar içimi heyecan
Dünya bir zerre eder mi sen yanımdayken…..
Bu tutku bu hasret eritse de bu canımı
Güle tutkun kalbimle seviyorum gülümü
Ömr-ü hayatımız kısa olsa da, dolsa da hüzün ve kanla
Dünyam değil sadece benim, ahiretim gülümle
Sevgili kardeşim korsan yazmış olduğun ilk hikayeni zevkle okudum, yüreğine sağlık kardeşim….
Coşkularıyla, ulaşamadığı hedefleri ve yıpranmış hayalleriyle son bulmuştu. Bu son onun kuş gibi kafese girmesi demekti. Birkaç yıl sonra görücü usulüyle evlendirildi. Hayır bile diyemedi.
Etrafındaki demir parmaklıkları kırmış bir kuş gibi özgür olmak ona yetmişti, Fakat sımsıkı sarılacağı tutunacak bir dalı kalmamıştı…
Değerli arkadaşım Korsan seni yürekten tebrik ediyorum, yoğun görevlerin ile beraber edebiyata ve sanata ayırdığın zamandan dolayı, ilk hikayene ise yorum dahi yapmıyorum, sadece samimi ve duygusal olduğunu söyleyeceğim, kalemin hiç bir zaman susmasın değerli arkadaşım..
On parmağında on marifet dedikleri bu olsa gerek. Korsan’nın bir özelliği de zamanı iyi kullanmasıdır. Yoksa bu kadar iş bu kadar zaman dilimine sığabilecek bir iş değil.
Tüm arkadaşların değerli yorumları için teşekkür ederim sağolasınız….
her yılın taze bir bahardı.
mevsimsiz bile güllerin açardı.
bal arısı gibi sana gönlüm kayardı.
çiçeğinin özü içime bal yapardı…
olgun bir ağaç gibi meyve verdin.
çocuklar ile muradına erdin.
kırkında bittin, ipe un serdin.
soldu güllerin, yapraklarını döktün…
Zamanın birinde bir kasabada yasayan dünyalar güzeli bir kız varmış.. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş.. Bu arada ayni kasabada yasayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş.. Ama kız onu da reddetmiş.. Aradan uzun yıllar geçmiş.. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış ..Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.. Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş.. Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yasayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.. Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş.. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş.. kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.. Üstelik zengin bile değilmiş.. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış.. kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.. kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabi vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş.. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış.. Birden çok güzel sari bir gül görmüş.. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüs.. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.. Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiş: “Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın.. Bu yüzden gençlik elden gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir..”
ALINTIDIR…
Güzel hikaye.
Çok doğru bir hikaye bir gül aracılığıyla insanlara verilen bu derse bayılıyorum daha öncede okumuştum ama birkez daha hatırlattığın için sağol…işini beğenmeyenlere, eşini ,komşusunu ,kocasını,yerini yurdunu beğenmeyenlere gitsin bu hikaye…Her seferinde daha fazlasını isteyenlere kanaat etmeyenler okusunlar LÜTFEN…
Saygin bir firmada yönetim, işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe almışlar. Bu soruda dogru veya yanlış cevap diye bir şey yok, sadece düşünce sistemi önemli. Soru şu: Karanlık yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00′de tek başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiginiz kalp krizinden kurtarmış. Ikinci kişi, çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi. Üçüncüsü, hayatınizın rüyası, her zaman tanışmak için can attığınız birisi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kisiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız? Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alışı var. Bu görüşmede cevapların % 90′ı “yaşlı adamı alırdım” olmuş, olmuş ama sadece bir kişiyi ise almışlar. O kisinin cevabı acaba nasılmış? (Biraz düsünün ve sonra asagisini okuyun.) Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı kişiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir. Böylece bende hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma fırsatını elde edebilirim.
ALINTIDIR…
İnsanlar kendilerini hiç ölmeyecek sanarak yaşıyor, belki de değer bilmemezlik bu sebeptendir.
İnsanlar hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyada ölecekmiş gibide ahiret için çalışmaları gerekli katılıyorum paraf fakat işte burda Ahireti hatırlayabilmek içinde insanlara ölüm vermiş .belki kulumun az da olsa aklına gelir mi diye..
Herkes cenneti sever ama ölmeyi istemez….
Can tatlıdır kaçınılmaz sonu kabullenmesen ne yapacan keşke herkes görebilse …
Canmı tatlı acaba, fani dünyanın saltanatınamı doyamıyorlar…..
Bu saltanat içinde gülbahçesinin sonuna gelmeyecekler mi Kanaatkar olmak..
Kanatkar olmak zor bir durum olsa gerek, bu kadar zorlandıklarına göre.
Fani dünya malına itibar edenlere hala şaşarım, dünya malı kalsaydı Sultan Süleymana kalırdı…
Korsan bu sözünle bana hemen Sezen Aksu’yu anımsattık.
Acaba benmi çok karamsarım diye düşünmneden edemiyorum, kocasını mal için şikayet eden kadını gördüğümde, babasını şikayet eden evladı gördüğümdenmidir nedir, insanlara hep doyumsuz gözü ile bakar oldum….
Al benden de o kadar Korsan. Bu durumları gördükçe de çok üzülüyorum.
Babaların cahilliğinden oluyor. Güllerin ne suçu var ama hayat onlara cahil bir baba vererek baştan cezalandırmış.
Paraf bu yazıyı arkadaşların ibretle okumasını tavsiye ederim.
Linkini atayım.
Evet kendisini muskacı ve cinci tabir eden kişilerin insan hayatını nasıl kararttıklarını bir defa daha okumuş oluruz.
eğitimin az olduğu bölgelerde yaşanması beklenen durum.
korsan türk sineması tadında güzel bir hikaye olmuş. keşke gerçek hayatta böyle şeyler yaşanmasa da sadece filmlerin senaryolarında ve böyle hikayelerde kalsa ama basından takip ediyoruz bu hayatları yaşayanlar var.keşke bayanlara red etme hakkını verse aileleri bunlar yaşanmaz bence…
bunu okumuştum murat abiciğim harikasın
Can dostum şimdi Gül İzmir’de iki çocuğu ile birlikte yaşıyor, yaşam onu tüm sevdiklerinden ve çevresinden mahrum bıraktı, doğup büyüdüğü topraklara geri dönemiyor.
Gül’ü daimi gurbete mahrum edenler utansın. Böyle anlar için ne dediğimi iyi bilirsiniz.
İyi ki cehennem var!
Cinci hoca ise eylem ve faaliyetlerine hala devam ediyor, Antalya ve çevre illerden gelen bir çok ziyaretçisinin akınına uğruyor, ilim ve bilimin hakim olduğu günümüzde hala insanların cinci ve muskacılara bel bağlamaları ise beni derinden üzüyor.
Yaşasın cehennem diye bağırasım geldi
Bağır o zaman Korsan. Bu arada blog içinde kodlama sorunu varmış onu da temizledim.
Sen siteye nasıl bakarsan sitede sana öyle bakar
Haklısın.
Ben siteye gülerek bakıyorum şimdi sitedekilerde bana gülerek bakıyor