Aralık, 2008 icin arsiv

İçmeden Sarhoş Oldum

İçmeden Sarhoş Oldum

Virane, meçhullükler içinde bir yürek,
Bilmiyorum artık bundan sonra bana ne gerek,
Sessizliğin içindeki sensizliği bilerek,
Yürüyorum bir bilinmeyene, içmeden sarhoş olarak.

Yelken açtım, sensizliğin okyanusuna,
Suskunluğumla bağırdım, dağların yamaçlarına,
Kor kor volkan oldun,gönül darağacımda,
Yürüdüm bir bilinmeyene, içmeden sarhoş olarak.

Dermansızlığın içinde derman olmadın bana,
Beni bana hapsettin, kızgınım sana
Nerden çıktın, girdin masum hayatıma,
Yürüdüm bir bilinmeyene, içmeden sarhoş olarak…

25.04.2008
Hüseyin AKÇAM

Şehitlik

Şehitlik

Basmaya korkarım ayak toprağa;
Bu toprak altında şehitlerim var.
Şan, şeref işlemiş dala, yaprağa;
Bu toprak altında şehitlerim var.

Bu Ali, bu Halil, bu Mehmet, Dursun,
Susun, ağlamayın burada, susun,
Her taşın üstüne nazarlık konsun;
Bu toprak altında şehitlerim var.

Bunlar can erleri, can veren erler,
Bunları taşımaz topraklar, yerler,
Ha desen bir daha canlar verirler,
Bu toprak altında şehitlerim var.

Bunlar feda etti çocuğu, eşi,
Anayı, babayı, bacı, kardeşi,
Kararmasın diye yurdun güneşi,
Bu toprak altında şehitlerim var.

Yurt için vurdular ve vuruldular,
İnsanoğluydular, destan oldular,
Kan toprağı ancak bu biçim sular,
Bu toprak altında şehitlerim var.

Şehitlik şerefli, şanlı bir kavram,
Onunla kazanır topraklar anlam,
Ağlama, gururlan ey anam-babam,
Bu toprak altında şehitlerim var.

Ey şehit! Ey asker! Ey ölü! Ey can!
Hiç boşa mı gider akıttığın kan?
Var ise; sayende vardır bu vatan.
Bu toprak altında şehitlerim var.

(Hikmet BARLIOĞLU (1033 – 2003)’ nun

ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirler’ inden > 76 -78/100)

İyi Ki Varsın

İyi Ki Varsın

Ne elim tanır ellerini,

Ne tenim tanır tenini,

Ne gözlerin gördü gözlerimi,

Ne kulağın duydu sesimi,

Kokun bile yok henüz,

Sevmeye engel olabilir mi?

Ama sen varsın işte

Senden de öte…

İyi ki varsın

Ellerini bilmesem ne fark eder,

Tenini tatmasam ne fark eder,

Gözlerine bakmasam ne fark eder,

Sesini duymadıysam ne fark eder,

Sevmeye engel olabilir mi?

Ama sen varsın işte

Senden de öte…

İyi ki varsın.

31 Aralık 2008

İhtimal

Tesettür

tesettür

   İnsanla beraber var olan ibadet başörtüsü, bütün dinlerin değişmez ve önemli unsurlarından biridir. Örtünme, hiç değişmediğine göre demek ki onun zamanla ve mekânla bir alakası yoktur. Dinin temel vazgeçilmezlerindendir. Tesettür ile oynamak demek, bir Müslüman toplumun bütün yaşam tarzı ile oynamak ve onu sarsmak demektir.

   Milli mücadelenin kağnı çeken, mermi üreten, çocuğunun kundağına kurşun saran bütün bu kahraman kadınların başı örtülü değil mi? Bugün aradan 80 yıl geçtikten sonra çocuğunu askere gönderen sonra şehit naaşı olarak kucaklayan ve tabutlar üzerine kapanan annelerin çoğunun da başı örtülü değil mi? Dünyada o kadar uğraşacak olay varken, bırakın insanların örtüsü ile uğraşmayı…

Dadaş’a Sesleniş

ErzurumSankiYayla

Ola gardaş, ola Dadaş, çok görestim ben seni,
Saniram ki; sen bu anda demli çaylar içirsen.
Okunmuştur şindi orda belki akşam ezani,
Belki kalktın seyirlerde, şindi eve dönirsen.

Fık-Fıklar ‘da eşnen-dostnan Bar tuttuğun olir mi?
Bar tutarken benim kimi gözün yaşnan dolir mi?
Davul-Zurna coşa coşa Hoşbilezik vurur mi?
Hasretlerde daha nasıl yandığımi bilmirsen.

Dinnir misen sabahları Hırtızlı ‘dan ezanlar?
Ben dinnesem; benim bile gözlerimden yaş damlar,
Hele bene haberler ver, ayağına gurbanlar,
Erzurum’ a gelemedim, sense burya gelmirsen.

Olir mi heç pazar güni Ilıca’ ya gettiğin?
Başındaki teşgaleyi çermiklerde atdığın?
Serçeme’ ye gettiğinde çimenlerde yattığın?
Yaradan’ a şükür et ki; sen de hasret galmirsan.

Goşa goşa get Dumlu’ ya o buz gibi sudan iç,
Bülirem ki; yoğurtları gine tıpkı bir kerpiç,
Get şu Zök’ ün göllerine, yerime bir cala biç,
Ordasan da, niye her gün Şellale’ ye varmirsan?

Ola gardaş, ola Dadaş, ye yerime lavaşi,
Doldur lori içersine, bas gövdeye termaşi,
Aratmaz hiç sene babam gadayıfi, sütlaşi.
Acep orda halin nedir, diye niye sormirsan?

Barlıoğlu ne poh yesin bu yabancı ellerde?
Et yiyirem, et et değil, yağ yiyirem, tad nerde?
Yumurtalar suni yemli, sütler hille-millede,
Porsiyonlar gılik kimi, on kab yesen doymirsan.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 – 2003)’ nun

ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirler’ inden > 70 -72/100)

sizce-hala-neden-bekarsınız

Herkesin etrafında birçok insan var. Her gün yeni insanlarla da tanışıyoruz ama hala bekarız. Yeni insanlarla tanışmak bir noktadan sonra sıkmaya başlıyor. Sil baştan kendini anlatmak, karakterini çözmesi için sürekli o kişiye yol göstermeye çalışmak, yorucu oluyor. Yeterince yorucu olan bu kendini tanıtma merasimlerinde bir de kendini iyi tanıtamama durumları oluşunca hepten uzaklaşıyoruz.

Tanıştığım her insanın bilgilerini de kafamızda tutmamız gerekiyor. Eğer unutursanız vah halinize. Benden başka kiminle görüşüyorsun da benim söylediğimi unuttun diye başınızın etini yiyorlar. Onlar da haklı. İnsan olarak değerliler ve bu değerin kendilerine gösterilmesini bekliyorlar. Tıpkı bizim beklediğimiz gibi.

Kendimce bu soruna şöyle bir çare buldum. Bir dosya tutuyorum. Adı, soyadı, nereli olduğu, nereden mezun, en sevdikleri neler, burcu, ailesi ile ilgili bilgiler ve en önemlisi de beklentileri diye bir bölüm yaptım. Görüşmelerimin ardından ona ait olan sayfaya bu bilgileri giriyorum. Bir daha görüşmeye gideceğimde bu sayfa çok işime yarıyor. Kimsenin de kalbini kırmamış oluyorum.

Asıl sorun bunlar değil. Sorun hala bekar kalmam. Bağlanmaktan korkuyorum ve bundan neden korktuğumu da bilmiyorum. Her bayan arkadaşımın kendine özgü güzellikleri var ve ben hiç birine haksızlık etmek istemiyorum. Yaş otuza dayanmadan da yuvamı kurmak istiyorum ama gün geçtikçe karar vermek daha da zor hale geliyor.

Benim hala bekar kalma nedenim, bağlanmaktan korkmam ya sizin ki neden?

30 Aralık 2008

Efkan

BayramAksamlari

Hasretinle yanarım bayram akşamlarında,
Ağlarım bir köşede, sesimi duyamazsın.
Aşkın bir feryat olmuş kuruyan dudağımda,
Beni bırakma sakın, bir daha bulamazsın.

Güvenme gençliğine, seni genç eden benim,
Seni güzelleştiren yalnız benim sözlerim,
Seni her anışımda bomboş kaldı ellerim,
Beni bırakma sakın, bir daha bulamazsın.

Sonunda terk etmeyi yüreğin öğrendi mi?
Dünya dolusu sevgin çabucak tükendi mi?
Ne yeminler etmiştin, yeminin çiğnendi mi?
Beni bırakma sakın, bir daha bulamazsın.

Yanıyorum her bayram, akşamlar olur olmaz,
İçim dolu ateşle, nasıl olur da yanmaz,
Sevenin yandığına sevmeyenler inanmaz,
Beni bırakma sakın, bir daha bulamazsın.

Terk ettiğin o akşam bayramım kara geldi,
Sevgi dolu yüreğim ateşe, nara geldi,
İkimizin sevdası mutlak nazara geldi,
Beni bırakma sakın, bir daha bulamazsın.

Böyle nasıl yanılmış, seni nasıl sevmişim?
Sen yalan söyledikçe ben sana güvenmişim,
Bu sevdada meğerse aldatılan benmişim,
Beni bırakma sakın, bir daha bulamazsın.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 – 2003)’ nun

BAYRAM AKŞAMLARI isimli hece şiirlerinden > 35 -36/100)

Değerini Bilen Bulunca

Değerini Bilen Bulunca

Gül sormuş bülbüle,

Ben gülüm, herkes beni sever de

Neden ezip, suyumu çıkartıp,

Dökerler, elden ele?

Bülbül cevap verir;

Değerini bileni,

Bulana kadar gideceksin ellere,

Ama değerini bileni bulunca,

Açacaksın,

Gonca olup, yine…

Ayşe Akyüz

Daima Seninle

daima-seninle

Yaşlanmakta seninle, yıllar geçse de aradan yaz bana hiç durmadan. Sen, benim sendeki yarımsın. Seninle tamamlanırım. Devrik olmuş cümlelerin, varsın olsun. Çamlar devrilmiş altında kalmışsın. Ne önemi var, ben arkandayım. Devirdiğin çamların altında ezilmene izin vermem.

Korkarım ah almaktan, kırıp, üzmekten ama oluyor işte ne yapayım. Hayat kolay yaşanmıyor. İstediğimiz gibi yürümüyor. Yoksa hiç direksiyonu kırar mıyım? Düz yol varken tali yola dalar mıyım? En kestirme yol, en iyi bildiğim yoldur. Dürüst olmaya çabalarım ama kırılır yürekler. Doğruyu kaldıramaz her bünye. Bunda benim suçum ne?

Gökyüzüne bakarım Ey Rabbim ne de güzel yaratmışsın yıldızları der iç çekerim. Şükretmeyi de bilirim. Neden yıldızlardan söz ettim sanıyorsun? Konuyu sana bağlayacağım bak izle. Yıldızlar kadar uzağımdasın ama her gece gökyüzünde izlediğim kadar yakın ve yoğunsun. Biliyorum sen orada, ben burada olmalıyım ve hep öylece bakakalmalıyım. Uzun süre bakıp, dalınca yıldızlara mesafesi bile uzanıp dokunabileceğim gibi görünüyor gözüme…

Yüzüne Bakmaya Yetmiyor Zaman

yüzüne-bakmaya-yetmiyor-zaman

Saçların tarlada boy atmış buğday,

Çatılır kaşların asla durmadan.

Sen durgun denize yeni doğan ay,

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

Ellerin yumuşak kuşun tüyünden,

Bahar buselerle geçer üstünden,

Ne çıkar dünyanın ay ve gününden;

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

Bakışın bir yudum sudur pınardan,

Sanki hatıradır ilkbaharlardan,

Kalkıp da ne kadar baksam durmadan

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

Gül ki bahar gülsün yanaklarında,

Gülen ayva sensin, ağlayan nar da,

Seni seyretsem az kışta baharda

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

Yaylanın dumanı başında tüldür,

Başına vuran ay ışıktan seldir,

Her duruşun sanki birer heykeldir,

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

Gözlerinde coşkun pırıltılar var,

Belki de o yüzden ışıldıyorlar,

Seyretsem de doymam ölene kadar,

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

Işıklar denizden yansır yüzüne,

Kıvılcım yağdırır iki gözüne,

Yalan diye bakma sakın sözüme;

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

Yüzden daha üstün ne var evrende?

En önemli şeydir yüz bir bedende,

Artık anladım ki tutsağım sende,

Yüzüne bakmaya yetmiyor zaman.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler ‘inden > 10 -11/100)

Evlilik

evlilik

Boşanmaların en büyük nedeni evli olmak olduğuna göre buna kendimce bir çözüm ürettim. Evlilikleri bitiren sebep, sürekli aynı evde yaşamak, bu süreçte ise kişilerin kabul edemediği davranışları sürekli yaşıyor olmak. Eşlerden biri titiz diğeri dağınık ise bir süre sonra bu sıkıntılar o insanla yaşayamama boyutuna getiriyor. Öncesinde sık sık yapılan tartışmalar ise evliliği yıpratıyor.

Yabancı ülkelerde evli çiftlerin ayrı yataklarda yattıklarını izledik. İlk izlediğimizde Anadolu erkeğine yakışmaz dedik. Biz sevdik mi, ölene kadar dizimizin dibinde olmalı mantığı ile eşimizi her yere sürükleriz. Oysa yabancılar tatile bile ayrı gidiyor. Bizlerin tatile ayrı gidişini hayal bile edemiyorum. Kan çıkar. Değişimler yaşasak bile henüz ayrı tatile gidecek boyuta gelemedik. Belki zamanla o sorunu da aşarız ama şu an için erken.

Sanatçılarımız içinde evli olup, eşi ile ayrı evlerde yaşayanlar var. Burada isim vermek istemiyorum. Bilenler zaten biliyordur. Ben onların ilişkilerine de evliliklerine de saygı duyuyorum. Kendimi de ayrı evde oturabilecek yapıda görüyorum. Tek sorunum ise benimle evlenip, aynı zamanda ayrı evde yaşamayı göze alacak bir bayan bulamadım. Bu sorunu da çözersem her şey yolunda demektir.

Siz eşinizle ayrı evde yaşamak istemez misiniz?

29 Aralık 2008
Efkan

Zor

zor

Bazen başımda bir ağrı,

Bazen midemde bulantı,

Bazen de pişmanlıklar yığını,

Kim bilir?

Hata mıdır yapılan; yoksa dünü yaşamak mı?

Ya da her şeyi bir kenara bırakıp, kaderi oyalamak mı?

Çekip gitmek ister bazen deli gönül,

Uzak şehirlerin kuytusuna,

Kurtulmak ister, kaçtıkça

Ayağa takılan, örümcek ağından,

Dilin söylemek istemediği,

Ama söylemek zorunda olduğu,

O an için yüzde tebessüm,

Ondan sonra yürekte sıkıntı.

Mutluluk, zamanla sınırlı,

Saatler ayrılığa ayarlı,

Bıkmadan kovalıyor yelkovan, akrebi,

Sevdanın dar sokaklarında.

Sevmek zor,

Hepsine dayanmak daha da zor,

Kısacası zorun var olduğunu bilmek zor.

Zira Gittin Hoşuma

zira-gittin-hoşuma

Toka takma başına,

Bir gül, Tanrı aşkına,

Razıyım senin için

Ölsem boşu boşuna.

Sevdim yürekten seni,

Parlayan gözlerini,

Hem de iyiden iyi,

Zira gittin hoşuma.

Seni kırda görmüştüm,

Can vermiştim, ölmüştüm,

Kalkıp canlar vermiştim

O güzel duruşuna.

Ne güzel bakıyorsun,

Ne güzel kokuyorsun,

Gönlümü yakıyorsun,

Ne diyeyim ben buna?

Gamzen sanki bir gonca,

Kalbin dört güllü yonca,

Sevsem ömür boyunca

Razı mısın sen buna?

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler ‘inden > 12 -13/100)

İnsanlardan Soyutladım Kendimi

İnsanlardan Soyutladım Kendimi...

Ay geceye gülümsüyor,
Güneş, her yarın umuda doğuyor,
Bazen başım alıp dağlara vuruyor,
Gönül sevgiye figan eğliyor,
Gitmekle kalmak arasında kalıyor,
Koca şehrin ışıkları artık dar geliyor,
Yürek sevgiliyi serap görüyor,
Her gülümseyeni artık can sanıyor,
O canlar bende kurşun oluyor,
Menfaatler için dostu satıyor,
Dostluğun farkındalığını fark etmiyor,
Bunlar benim artık canımı sıkıyor,
Bu can artık insanlardan kendini soyutluyor,
Bir ekmeği bölüşmenin tadını bilmiyorlar,
Yalan dünyanın sahteliğinde uyuyorlar,
Neden birbirlerini tanımıyorlar,
Kendi gibi olmak varken savruluyorlar,
Umutları neden sahteliğe ekiyorlar,
Çocuklar akşam serinliğinde oynuyorlar,
Pervasızca hayata el sallıyorlar,
Vuslattaki yarınlardan habersizler,
Düşündükçe bu can insanlardan kendini soyutluyor,
Ne adamlar adam gibi, ne de kadınlar,
İstisnaları söylemiyorum onlar iyi ki var,
Yoruldu bu can kendini insanlardan soyutluyor…

Hüseyin AKÇAM

yanan-bir-mum-gibi-eritme-beni

Tükendi takatim, halim kalmadı,

Boş umut peşinde sürütme beni.

Körpe dallarımı kırdın savurdun,

Solgun yaprak gibi çürütme beni.

Sarı saçın gibi yelde savruldum,

Ne dermanım kaldı ne de umudum,

Bırak da gideyim, yanıp kavruldum,

Yanan bir mum gibi eritme beni.

Sensin Kerem‘ leri kül eden Aslı,

Yüreğim Kerem‘ in kalbince yaslı,

İki ayağımda duran o paslı

Kalın zincirlerle yürütme beni.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler ‘inden > 9 -9/100)

Gurbet

gurbet

Gurbete giden yol uzar,

İşi için gurbet gezen yar,

Yeri yurdu işi var iken,

Meslek için gurbet gezen yar.

Gurbete gitti asker iken,

Başladı onun için heves,

Polis olmak var dedi,

Gitti meslek ve vatan için,

Gurbet, gurbet gezdi.

Ankara, Konya bir de Antalya,

Yalnızca kendi başına gezdi,

Ankara’da erdi murada,

Uçtu gitti gurbet kuşlar uzaklara,

Gurbet kuşu idi, mutlu çift idi.

Gezerken gurbet kuşları hevesle,

Vatanına döner iken kuşlar,

Uçtu gittiler uzaklara…

Muhammed Mustafa

muhammed-mustafa

Muhammed Mustafa var kalbimin merkezinde,
O ‘nu ölüden saymam; O en diri olandır.
En büyük peygamberlik mührü O ‘nun elinde,
Yalnız peygamber değil, O en büyük insandır.

Yüzyıllardan beridir güzelliği solmadı,
Milyonlar O ‘ndan başka nefesi solumadı,
Bir seldir ki; tek engel O ‘nu durduramadı,
Sönmeyen ateş gibi yüreklerde yanandır.

Davranışlarına bak, tek yanlış bulur musun?
Sözü bir, yaptığı bir, hiç karşı durur musun?

Öyle berrak kaynağa tozlar kondurur musun?
O, hayırsız çöllerde hayırla uyanandır.

Güneştir ki; ışığı ne söndü, ne eksildi,
Yağmurdur ki; hep yağdı. Ne durdu, ne eksildi,
Tanrı ‘nın buyruğunu hep aldı, hep bildirdi,
Menzilleri aşarak vahaya uzanandır.

O ‘nunla cana geldi kurumuş, bitmiş hayat,
O bir kapı; ardında hayır, hayrat, hasenat,
Ardından gidilecek durdukça bu kainat,
Muhammed bir kıblegah, Muhammed bir canandır.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003)’ nun

ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirlerinden > 94 -95/100)

Bir Garip Serçe

bir-garip-serçe

Bir bahar günüydü henüz dokuz yaşındayım. Memleketimin bir köyünde evimiz var. Evimizin çatısında da kuş yuvaları bize komşuluk ediyor. Arkadaşlarımla oynarken kuşların yuvalarına girip, çıktıklarını meraklı gözlerle izliyorduk. Serçelerin ahenkle süzülüşlerini izleyeme doyamıyorduk. Sevince dokunmak istiyorsun, bunu o yaşlarda bile hissediyorsun. Ben ve arkadaşlarım da o serçelere dokunmak, elimize alıp sevmek istedik. İçimizdeki sevdiğimize dokunma isteğine daha fazla karşı koyamadık.

Arkadaşlarla yardımlaşarak bir merdiven bulup kuşlara ulaştık bir tanesini elime aldım. Öylesine güzel, şirin mi şirin, tatlı mı tatlı sevmemek oynamamak elimde değil, sevdim ama severken ona zarar vereceğimi hiç düşünemedim. Sevdikçe daha çok sıktım, elimden kaçmasını istemiyordum. Parmaklarımın kanatlarının arasında olması beni mutlu etmişti ve bu mutluluğu bir süre daha yaşamak istiyordum.

Serçeciği seveyim diye uğraşırken ayağının birini kırdım. Sonra bu duruma çok üzüldüm. Niyetim onu incitmek değildi, sadece sevmek istemiştim. Artık iş işten geçmişti. Telaşla hemen kuşları yuvasına bıraktık Bu olaydan öyle etkilendim ki canlı hayvanlara zarar veririm düşüncesiyle oynamamaya karar verdim. Kararım ne kadar sürerdi bilmiyordum, bu olayın üzerin den bir yıl geçti ki yine bir oyun sırasında serçe kuşlarının yuvaya girip çıktığını gördük onları yine hayranlıkla izlerken, çocukluk duyguma kapılarak merdiven dayayıp yine serçe tutmak istedim.

Yuvaya elimi uzatıp aldığım serçe, beni hayrete düşürdü. Geçen yıl ki ayağını kırdığım serçeydi. Çok şaşırdım ve korktum. Aynı sevimliliği ile duruyordu canım benim nasıl da istemeden canını yakmıştım. O günü tekrar yaşadım, acısıyla beraber.

Bu kez aynı hatayı yapmayacaktım. Serçeyi biraz sevdikten sonra ona yem ve su vererek onu bu hale getirdiğim için özür diledim. Özrümü kabul etti mi bilmiyorum ama ben çok pişman olmuştum. Sonra güzel serçeyi özgür dünyasına bıraktım. Sen sağ, ben selamet dedim ama hiç unutamadım o serçeyi ve istemeden kırdığım ayağını.

O olaydan sonra serçeleri çok ama çok severim. Sadece serçeleri değil bütün hayvanları severim. Severken incitmemek gerektiğini acı bir tecrübe ile öğrendim. Hayatımda başka bir hayvanı da incitmedim, incitemem de, incitenlere de çok kızarım. Çünkü kendi incittiğim serçeyi hiç unutamadım.

BayramAksamlari

Sarı saçlarına kul-kurban oldum,
Sen beni istemez, sevmez misin hiç?
Bir ömür peşinde koşup yoruldum,
Bir kerecik olsun övmez misin hiç?

Islak çimenlere güneş doğarken,
Çiçekler üstüne yağmur yağarken,
Ellerim koynumda böyle ağlarken
Döktüğüm yaşları görmez misin hiç?

Denize ulaşan kar seli misin?
Bir nazlı, bir güzel sevgili misin?
Sevmeye tövbeli, yeminli misin?
Yerinde umutlar vermez misin hiç?

Tek suçum sevmektir seni delice,
Günahım kul olmak bütün ömrümce,
Koca bir ömürde bir tek gizlice
İsteyip yanıma gelmez misin hiç?

(Hikmet BARLIOĞLU (1933-2003) ‘nun

BAYRAM AKŞAMLARI isimli hece şiirlerinden > 19-20/100)

Yağmur

Ayse Akyuz

Üşütürse soğuk rüzgarlar bedenini,

Elini yüreğine koy, sevgim ısıtır seni.

Çatlamışsa dudakların, çorak toprak misali,

Bir damla yağmur olur, yeşertirim düşlerini.

Aşkı Hiç Tattınız Mı?

Aşkı Hiç Tattınız Mı?

Aşk; aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, amor anlamına gelir. Aşk iki kişinin birbirini sevmesiyle oluşur.

Bazen sadece bir tarafın sevmesi de o insan için aşk anlamına gelir ama karşılıksızdır. Buna da platonik aşk denir.

Aşk dünyanın en güzel duygusudur.  Siz aşkı hiç tattınız mı?

İnsan âşık olduğu kişinin yanındayken kalbi küt küt atar, eli ayağına dolaşır, gözlerini içi parlar…

Aşk bazen son bulabilir. Demek ki kökümüz sağlam değilmiş ki yıkılmışız bir sonbahar yaprağı gibi…

Dün kar yağıyordu.

Seni düşündüm.

Her gün biraz daha eriyip gidiyorsun benden.

Elimi tuttuğun o an hala dün gibi aklımda.

 

Satranç Hamleleri

satranc-hamleleri

Satrancın, zamanımızdan en az 4000 yıl önce Mısır’da oynandığına dair bulgular piramitlerdeki kabartmalarda bulunmaktadır. Yine Çin’de, Mezopotamya’da ve Anadolu’da oynanmaktaydı. Oyunun bugünkü adını alması, MS 3. – 4.yüzyıllarda Hindistan’da, oyuna “Çaturanga” denmesi ile başlar. Satranç ile ilgili ilk yazılı belgeler Hindistan’dan kalmadır. Daha sonra satranç İran’a, onlardan Araplara, Endülüslüler sayesinde de İspanya üzerinden Avrupa’ya yayılmıştır.

Satranç, iki kişiyle oynanır. Satranç taşlarının yarısı siyah, yarısı beyaz renktedir. 32 taşla, kare şeklinde, satranç tahtasında oynanır. Satranç tahtasında 64 kare vardır. Oyunu beyaz taşlara sahip oyuncu başlatır. Şah’ın mat olmaması hedeflenir. Diğer oyuncu ise şah’ı mat etmek için çabalar.

Satranç, ilk başlarda karışık bir yapıya sahip gibi görünse de bir kere heveslenip, öğrenmeye başlandığında ne kadar zevkli ve kolay olduğu görülür. Bağımlılık yapar. İnsanın zihnini daha fazla zorlayarak, çalışmasına neden olur.

Satranç oynamayı bilenlerin asıl kazancı ise bu oyunda öğrendikleri taktikleri hayatlarına uyarlayabilmeleridir. Atacağınız her adımın daha sonra nelere sebep olacağını düşünerek yaşamak, insan yaşamında büyük fayda sağlar. Zarar edilmesini engeller. Hayal kırıklıklarına sebep olmaz. Düşünmeden adım atanlar, karşılarına ne çıkacağını önceden bilmez bu da onların hayal kırıklığı yaşamasına neden olur. Bahtıma ne çıkarsa mantığı ile bir yaşam sürmek mümkün değildir.

Satranç, sosyalleşmenin yanında, insandaki başarma duygusunu da tatmin eder. Keyif verir. Oyun değil, beyin sporudur. Kazanmak her insanı mutlu eder ancak hayatta kazanmak ise başarı getirir. Okuma yazma bilen herkesin mutlaka satranç oyununu bilmesi gerekir.

27 Aralık 2008

Amadeus

Başka…

ErzurumSankiYayla

Ben ne yaptım, ne ettim
Seni sevmekten başka?
Günahı ne gönlümün
Seni övmekten başka?

Belli; hasret kaderim,
Bomboş kalmış ellerim,
Yoktur başka emelim
Seni görmekten başka.

Gözlerimde damlalar
Hep akarlar, damlarlar,
Garip başka ne yapar
Naçar durmaktan başka?

Sana karşı hatam yok
Bir kargış yok, sitem yok,
İçimde tek istem yok
Gönül vermekten başka.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 – 2003)’ nun

ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirler’ inden > 65 -66/100)

İnsanlığa Serzeniş

Huseyin Akcam

Bir dağa baktım, bir etrafındaki çakıl taşlarına,
Bir hayata baktım, bir sahteliğin yaşanmışlıklarına,
Dağ ben, etrafındaki çakıl taşları bozulmuş insanlarla,
Menfaat için takla atanlar, üç beş kuruş için kendini satarlar.

Heybetine sığınmış, çakıl taşları korkar gölgesinden,
Adam sanıp yürüyor istikrarsızlığın peşinden,
Beyhude geçen zamanın, yarenliği içinden,
Bir bilinmeyene gidiyor, meçhullüğün ötesinden,

Bu böyle mi olmalı duruşu belli olmalı insanın,
İhanetler nankörlükler bitmez, yaşar balık beyin,
Kendi gibi olsa, alacak servetini maneviyatının,
Neden heder eder, iyilik, güzellik, yardımlaşmak varken,

Zaman geçip gidiyor, kayboluyor maneviyat,
Sahtelik üzerine insanoğlu kurmuş saltanat,
Soyutladım kendimi yapılanlara inat,
Hüseyin der ki, yanlışa ödemeyin diyet…

Hüseyin  AKÇAM

Eskiden seninle gezdiğim yerler

Yıkılıp mahvolmuş, kavrulup solmuş.

Üstünden koşarak geçtiğin köprü

Gözümden boşanan yaşlarla dolmuş.

Nerde hayalini aksettiren su?

Saçına taktığın papatya nerde?

Bakışım ok gibi saplanıp kalmış

Eskiyen izinin durduğu yerde.

Yalnız yok olmayan anılar kalmış

Yorgun geçmişlerin yanında yatan

Ve bahar yerine kasırga ile

Papatyada zehir, gelincikte kan.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler ‘inden > 7 -7/100)

Hayatımızdaki Boşluk

Hayatımızda en derin boşlukta bence dostluktur. Dostluk, kardeşlik tenden ötedir. İçimizdeki boşluğu sadece dostlarımızla doldurabiliriz. Her insanın kardeşi yok. Kardeş yerine koyabileceği bir dost bulabilmesi de kolay olmuyor. Gönül her gördüğüne dost diye sarılamıyor. Kardeşin kadar güvenebileceğin ve sırtını dayayabileceğin bir insan arıyor.

Dostlarımız hayatımızı anlamlandırıyor. Dostu olanlara ne mutlu. Dostuna dost olanlara da ne mutlu. Hep kendimizi düşünerek hareket edersek, ayıp ararken kendi ayıplarımızı hiç hesaba katmazsak, dost edinmemiz de mümkün olmaz. Dostun varsa kıymetini bil. Hayat, dostlarla güzelleşiyor. Sırlarımızı, acılarımızı dostlarımızla paylaşıyoruz. Bizimle bu paylaşımları yaşayanlara hak ettikleri değeri verdiğimizi her fırsatta göstermeliyiz. Kendimizin onların hayatına neler kattığına da bakmamız, dikkat etmemiz gerekiyor ki, dostluğumuz çok uzun yıllar sürsün, kardeş gibi…

Canım Öğretmenim


Öğretmenimi seviyorum,

Ona saygılı davranıyorum.

Öğretiyor her şeyi.

Seviyor bütün öğrencileri.

Benim canım öğretmenim.

Tüm öğrenciler sınıfta,

Öğretmeni bekliyor,

Ne öğreneceğiz diye?

Benim canım öğretmenim.

Her gün bize ders öğretiyor,

Bizi heyecanlandırıyor,

Bütün gününü bizim için geçiriyor,

Benim canım öğretmenim.

Her şeyi öğreten, öğretmenim,

Sanki yüce bilenimiz,

Bizi canı gibi seven,

Yüce bilenimiz,

Benim canım öğretmenim.

Tembelliği duracak,

İş işten geçmiş olacak,

Karnesinde zayıf notlar olacak.

Benim canım öğretmenim.

Ahmet AVCI

5. Sınıf Öğrencisi

Annelik

ay

Anne değilsen, dokuz ay karnında taşıyıp onun sancısını çekmediysen kendi annenin hangi duygularla sana yaklaştığını bilemezsin. Mutlaka kendi çocuğun olmalı ki anneliğin nasıl bir duygu olduğunu anlayasın. Anne olmadan önce de çocukları çok severdim ama kendi çocuğum olduğunda duygularım daha da yoğunlaştı. O zaman anladım ki anne olmayınca bu duygu yaşanmıyor.

Yüzü kirli bir çocuğu öpemezdim. Kendi çocuğumun ise hem teri hem de kiri bile bana şeker gibi geliyor. Doğduğunda bir yeri incinecek diye midemdeki gerilmeler eşliğinde tuttum. Ona en ufak zarar verecek sinek bile baş düşmanım gibi göründü. Bebeğimi tüm kötülüklerden korumak için çırpınıp durdum. Emzirme döneminde bile sırf süt olup ona gidecek diye hiç sevmediğim besinleri bile düzenli tükettim. Sütten kestiğimde ise istediğimi yeme özgürlüğümü tekrar ele geçirmek bile beni çok mutlu etmedi. Tek düşündüğüm çocuğumun sağlıklı beslenmesiydi.

Anne olmak kadınlar için dünyanın en güzel duygusu bu nedenle de kısırlık yüzünden anne olamayan kadınların iç acılarını iyi anlıyorum. Kısırlık sebebi kimde olursa olsun bir kadının bunu yaşamak, anne olmak hakkıdır diye düşünsem de nasip olmayınca olmuyor. Çocuğumu severken aklıma geliyor ve şükrediyorum iyi ki ben anneyim diye ve dua ediyorum anne olamamış olanların da bu güzelliği yaşayabilmesini çok istiyorum.

Çocuğu gözlerinin önünde ölen anneler, savaşlar sırasında yitirdikleri, kaza sonucunda gömmek zorunda kaldıkları yavrularını izledikçe onların acılarını ben de yaşıyorum. Kendi çocuğumu o çocuğun yerine koyup düşününce de çıldıracak gibi oluyorum. Annelik öyle zor ki, tüm yaşadığın güzellikler yanında çocuğunun ağlaması bile anne yüreğini paramparça ediyor.

Serçe

Ey serçe, güzel serçe,
Dost olalım erkekçe,
Gel ye verdiklerimi
Seyredeyim yedikçe.

Bak, doğa bembeyaz kar,
Üşür minik ayaklar,
Gel seni ısıtayım
Yüreğimde güneş var.

Güzel serçe cik, cik, cik,
Yüzün-gözün minicik,
O küçücük gagandan
Öpeyim bir kerecik.

Serçem, ben kimsesizim,
Halsizim, çaresizim,
Gel de başını yasla
Seni bekliyor dizim.

Aldırma ötesine,
Sen bedelsin hepsine,
Dayasam da ağlasam
Ben başımı göğsüne.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 – 2003)’ nun

ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirler’ inden > 41-42/100)

Gözüm

ihtimal1

Gözüm görmez başkasını,

Gözümün bebeğisin,

Gördüğüm güzellikleri,

Göremedin neyleyim.

Görebilsen yüreğimi,

Göz göz olmuş yerdeyim.

Gözümde damlasın,

Gözümden düşürmediğim,

Göremediğim zaman,

Gözümsün.

Görmelisin halimi,

Gözlerinin eserini,

Gözlerine esir olmuş,

Gözlerine bağlı şimdi,

Görene kadar,

Gözlerinde,

Göz izi,

Gözümdeydin.

Gözüm çıksın şimdi,

Görmez olsun güneşi,

Göremeyince seni,

Gözüm de terk etti beni.

İhtimal

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !