İçmeden Sarhoş Oldum
Yazan heartthief_hsynAra 31

Virane, meçhullükler içinde bir yürek,
Bilmiyorum artık bundan sonra bana ne gerek,
Sessizliğin içindeki sensizliği bilerek,
Yürüyorum bir bilinmeyene, içmeden sarhoş olarak.
Yelken açtım, sensizliğin okyanusuna,
Suskunluğumla bağırdım, dağların yamaçlarına,
Kor kor volkan oldun,gönül darağacımda,
Yürüdüm bir bilinmeyene, içmeden sarhoş olarak.
Dermansızlığın içinde derman olmadın bana,
Beni bana hapsettin, kızgınım sana
Nerden çıktın, girdin masum hayatıma,
Yürüdüm bir bilinmeyene, içmeden sarhoş olarak…
25.04.2008
Hüseyin AKÇAM


Herkesin yeni yılını kutlar sağlık ve huzurlu nice yıllara diyorum tüm dostlara…
En güzeli ve ekonomik olanı içmeden sarhoş olması. Bu sarhoşluk başka sarhoşluk. Kimisi Allah aşkı ile sarhoş olmuş. “gel gör beni aşk neyledi” diye dilde dolanmış.
Hüseyin, içmeden sarhoşluğun hep mutluluktan olsun. Keder sarhoşluğu her yürekten uzak dursun.
Tesekürler arkadaşım o zaman hayatın kadehine birlikte serefe diyelim
))tüm mutlulukların bizde durması dileklerimle sağlıga ve güzelliğeeeeeeeeeeeeeeeeeee
)
Tüm insanlığın kandan, nefretten ve savaştan uzak kalmasının şerefine olsun.
he valla olsun
çok guzel bir şiir.
Bence çok güzel,anlamlı ve akıcı bir şiir olmuş.
Merhane için bir yürekister
Yerden açtım okyonus
neten olmuyor sensiz ünler
Güzel bir şiir olmuş tebrik ederim.Hele ki:
”Dermansızlığın içinde derman olmadın bana,
Beni bana hapsettin, kızgınım sana
Nerden çıktın, girdin masum hayatıma,
Yürüdüm bir bilinmeyene, içmeden sarhoş olarak…”
bu sözlerin üstüne ne söylenebilir ki…
Hüseyin Bey, çok içsel yazmışsınız, şiirlerinizi çok beğeniyorum. Başarılarınızın devamını dilerim.
Saygılar.
Hüseyin Bey, hayat bazen içmeden sarhoş olmayı gerektiriyor. Ayık kafa ile çekilmediği anlarda çakır keyif olarak dünyaya farklı pencereden bakmak iyi oluyor. Tebrik ediyorum.
Ben İçeri Düştüğümden Beri
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman…
Bana sorarsanız: On senesi ömrümün…
Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: Bütün bi hayat…
Bana sorarsanız: Adam sende bir iki hafta…
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri
Yedibuçuğu doldurup çıktı.
Dolaştı dışarda bi vakit,
Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda…
Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri…
Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayın için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya
Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları
Fakat gün ışıdı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini toprağa basıp doğruldular yarı yarıya
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine, ben içeri düştüğüm sene onlar için yazdığımı
Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil,hakim ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır
Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf ı güzaf…
.
Nazım Hikmet Ran
AF
Bin bir gece kitabını bıraktım.
Bir cıgara yaktım.
Bıktım
demirlerin arasından:
Sihirli bir ayna gibi ışıldamakta
yıldızların
her bir tanesi.
Gece.
Bursa mahpushanesi..
Kuş uçmaz kervan geçmez
karanlık bir gölün
dalgalandı suyu.
Heyecanda, alt
kat
«Birinci Cinayet» malta boyu;
sivri siyah
külâhlılar
heyecanda.
Dudaklar bembeyaz
alınlar kırışık.
Bir duvar çatlağından
sızdı bir damla ışık.
Körlerin şehri
homurtularla ileri!
Körler
karanlıklarındaki rüyaya gidiyorlar!
Af var!»
diyorlar,
Çıkacağız
şapkayı yana
yıkacağız.
Toprak
güneş
kadın
hava..
Vapura bin, tirene bin
bin tramvaya!
Kelepçesiz
jandarmasız
tek başına
yapayalnız
gezin
dolaş!
Ormanda yat, dağları aş!
Dolaş, dolaşabildiğin kadar!
Heyecanda sivri siyah külâhlılar!
Hapislik olmuyor dalga geçmeden
Halbuki ben….
Baktım ki, elimde bitmiş cıgaram
bîr nefes içmeden.
NAZIM HİKMET
Dara düşünce içmeden sarhoş yaşamalı yoksa dayanmak güçleşir.
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar…
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
18 Şubat 1945
Piraye Nâzım Hikmet
Ben de sarhoş olmak için uğraşıyorum ama olmuyor bir türlü.
ölünün Odası
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Süt beyaz duvarlarda çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırdı, nede bir ayak sesi….
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli boş uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahzap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir iz var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında sılı titrek bir an;
Belli ki birden bire gitmis çarpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm..
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm….
Necip Fazıl Kısakürek
İlhamla yaklaş
Bu gün ilhamiye geldi çay içtik beraber
Ne güzel içki kokmadan sarhoş olmak.
EN sevmediğim şey alkol, BAZEN böyle sarhoş oluyorum işte

En güzeli içmeden sarhoş olması öteki türlü hem kokusu hem rezilliği çekilmiyor.
Hiç nir şekilde tasvip etmiyorum ve katılıyorum size
Evet, Hüseyin kardeşim şiir bu işte insanı içmeden sarhoş edebilmek
Çok güzel yazmışsın .yÜREĞİNE SAĞLIK
Ben oldum sen olma ezgi,ben senin yerine de içmeden sarhoş olurum
Canımsın kardeşim kıyamam sana
Kıyamayana ben hiç kıyamam
can olan sen,
şiir olan ben,
ben yazayım
sen oku,
şiirler sarhoş olalım,
gerçekte aşkla,
sevdayla,
can olanla,
doyumsuzluğa ,
yelken açıp,
güzelliğiyle sarhoş
olalım
Tebrikler.
teşekkürler
Kardeşim benim içmeden de sarhoş gezer bizleri de sarhoş edersin. Yüreğine sağlık.
sende saol kardeşim allah razi olsun
Hüseyin Bey, çok içsel yazmışsınız, şiirlerinizi çok beğeniyorum. Başarılarınızın devamını dilerim. ama yoksunuz etraf ta….
tebrikler.
Bismillahirrahmanirrahim… Allah’ın adıyla başlıyoruz güne, Allah’ın adıyla son bulur inşallah. Hayırlı sabahlar diliyoruz. Yâ Rab, kırılan, dağılan, parçalanan hayatımızın yegâne kefili ve vekîli Sensin. Sen “Hasbünallâhi ve ni’mel vekîlsin.”
Bütün üyelerimizin Ramazan bayramı mübarek olsun…
Nice mutlu bayramlar görmek dileğiyle…
Sevgi ve saygılar.