Aralık, 2008 icin arsiv

Evlilik

evlilik

Boşanmaların en büyük nedeni evli olmak olduğuna göre buna kendimce bir çözüm ürettim. Evlilikleri bitiren sebep, sürekli aynı evde yaşamak, bu süreçte ise kişilerin kabul edemediği davranışları sürekli yaşıyor olmak. Eşlerden biri titiz diğeri dağınık ise bir süre sonra bu sıkıntılar o insanla yaşayamama boyutuna getiriyor. Öncesinde sık sık yapılan tartışmalar ise evliliği yıpratıyor.

Yabancı ülkelerde evli çiftlerin ayrı yataklarda yattıklarını izledik. İlk izlediğimizde Anadolu erkeğine yakışmaz dedik. Biz sevdik mi, ölene kadar dizimizin dibinde olmalı mantığı ile eşimizi her yere sürükleriz. Oysa yabancılar tatile bile ayrı gidiyor. Bizlerin tatile ayrı gidişini hayal bile edemiyorum. Kan çıkar. Değişimler yaşasak bile henüz ayrı tatile gidecek boyuta gelemedik. Belki zamanla o sorunu da aşarız ama şu an için erken.

Sanatçılarımız içinde evli olup, eşi ile ayrı evlerde yaşayanlar var. Burada isim vermek istemiyorum. Bilenler zaten biliyordur. Ben onların ilişkilerine de evliliklerine de saygı duyuyorum. Kendimi de ayrı evde oturabilecek yapıda görüyorum. Tek sorunum ise benimle evlenip, aynı zamanda ayrı evde yaşamayı göze alacak bir bayan bulamadım. Bu sorunu da çözersem her şey yolunda demektir.

Siz eşinizle ayrı evde yaşamak istemez misiniz?

29 Aralık 2008
Efkan

Zor

zor

Bazen başımda bir ağrı,

Bazen midemde bulantı,

Bazen de pişmanlıklar yığını,

Kim bilir?

Hata mıdır yapılan; yoksa dünü yaşamak mı?

Ya da her şeyi bir kenara bırakıp, kaderi oyalamak mı?

Çekip gitmek ister bazen deli gönül,

Uzak şehirlerin kuytusuna,

Kurtulmak ister, kaçtıkça

Ayağa takılan, örümcek ağından,

Dilin söylemek istemediği,

Ama söylemek zorunda olduğu,

O an için yüzde tebessüm,

Ondan sonra yürekte sıkıntı.

Mutluluk, zamanla sınırlı,

Saatler ayrılığa ayarlı,

Bıkmadan kovalıyor yelkovan, akrebi,

Sevdanın dar sokaklarında.

Sevmek zor,

Hepsine dayanmak daha da zor,

Kısacası zorun var olduğunu bilmek zor.

Zira Gittin Hoşuma

zira-gittin-hoşuma

Toka takma başına,

Bir gül, Tanrı aşkına,

Razıyım senin için

Ölsem boşu boşuna.

Sevdim yürekten seni,

Parlayan gözlerini,

Hem de iyiden iyi,

Zira gittin hoşuma.

Seni kırda görmüştüm,

Can vermiştim, ölmüştüm,

Kalkıp canlar vermiştim

O güzel duruşuna.

Ne güzel bakıyorsun,

Ne güzel kokuyorsun,

Gönlümü yakıyorsun,

Ne diyeyim ben buna?

Gamzen sanki bir gonca,

Kalbin dört güllü yonca,

Sevsem ömür boyunca

Razı mısın sen buna?

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler ‘inden > 12 -13/100)

İnsanlardan Soyutladım Kendimi

İnsanlardan Soyutladım Kendimi...

Ay geceye gülümsüyor,
Güneş, her yarın umuda doğuyor,
Bazen başım alıp dağlara vuruyor,
Gönül sevgiye figan eğliyor,
Gitmekle kalmak arasında kalıyor,
Koca şehrin ışıkları artık dar geliyor,
Yürek sevgiliyi serap görüyor,
Her gülümseyeni artık can sanıyor,
O canlar bende kurşun oluyor,
Menfaatler için dostu satıyor,
Dostluğun farkındalığını fark etmiyor,
Bunlar benim artık canımı sıkıyor,
Bu can artık insanlardan kendini soyutluyor,
Bir ekmeği bölüşmenin tadını bilmiyorlar,
Yalan dünyanın sahteliğinde uyuyorlar,
Neden birbirlerini tanımıyorlar,
Kendi gibi olmak varken savruluyorlar,
Umutları neden sahteliğe ekiyorlar,
Çocuklar akşam serinliğinde oynuyorlar,
Pervasızca hayata el sallıyorlar,
Vuslattaki yarınlardan habersizler,
Düşündükçe bu can insanlardan kendini soyutluyor,
Ne adamlar adam gibi, ne de kadınlar,
İstisnaları söylemiyorum onlar iyi ki var,
Yoruldu bu can kendini insanlardan soyutluyor…

Hüseyin AKÇAM

yanan-bir-mum-gibi-eritme-beni

Tükendi takatim, halim kalmadı,

Boş umut peşinde sürütme beni.

Körpe dallarımı kırdın savurdun,

Solgun yaprak gibi çürütme beni.

Sarı saçın gibi yelde savruldum,

Ne dermanım kaldı ne de umudum,

Bırak da gideyim, yanıp kavruldum,

Yanan bir mum gibi eritme beni.

Sensin Kerem‘ leri kül eden Aslı,

Yüreğim Kerem‘ in kalbince yaslı,

İki ayağımda duran o paslı

Kalın zincirlerle yürütme beni.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler ‘inden > 9 -9/100)

Gurbet

gurbet

Gurbete giden yol uzar,

İşi için gurbet gezen yar,

Yeri yurdu işi var iken,

Meslek için gurbet gezen yar.

Gurbete gitti asker iken,

Başladı onun için heves,

Polis olmak var dedi,

Gitti meslek ve vatan için,

Gurbet, gurbet gezdi.

Ankara, Konya bir de Antalya,

Yalnızca kendi başına gezdi,

Ankara’da erdi murada,

Uçtu gitti gurbet kuşlar uzaklara,

Gurbet kuşu idi, mutlu çift idi.

Gezerken gurbet kuşları hevesle,

Vatanına döner iken kuşlar,

Uçtu gittiler uzaklara…

Muhammed Mustafa

muhammed-mustafa

Muhammed Mustafa var kalbimin merkezinde,
O ‘nu ölüden saymam; O en diri olandır.
En büyük peygamberlik mührü O ‘nun elinde,
Yalnız peygamber değil, O en büyük insandır.

Yüzyıllardan beridir güzelliği solmadı,
Milyonlar O ‘ndan başka nefesi solumadı,
Bir seldir ki; tek engel O ‘nu durduramadı,
Sönmeyen ateş gibi yüreklerde yanandır.

Davranışlarına bak, tek yanlış bulur musun?
Sözü bir, yaptığı bir, hiç karşı durur musun?

Öyle berrak kaynağa tozlar kondurur musun?
O, hayırsız çöllerde hayırla uyanandır.

Güneştir ki; ışığı ne söndü, ne eksildi,
Yağmurdur ki; hep yağdı. Ne durdu, ne eksildi,
Tanrı ‘nın buyruğunu hep aldı, hep bildirdi,
Menzilleri aşarak vahaya uzanandır.

O ‘nunla cana geldi kurumuş, bitmiş hayat,
O bir kapı; ardında hayır, hayrat, hasenat,
Ardından gidilecek durdukça bu kainat,
Muhammed bir kıblegah, Muhammed bir canandır.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003)’ nun

ERZURUM SANKİ YAYLA isimli Hece Şiirlerinden > 94 -95/100)

Bir Garip Serçe

bir-garip-serçe

Bir bahar günüydü henüz dokuz yaşındayım. Memleketimin bir köyünde evimiz var. Evimizin çatısında da kuş yuvaları bize komşuluk ediyor. Arkadaşlarımla oynarken kuşların yuvalarına girip, çıktıklarını meraklı gözlerle izliyorduk. Serçelerin ahenkle süzülüşlerini izleyeme doyamıyorduk. Sevince dokunmak istiyorsun, bunu o yaşlarda bile hissediyorsun. Ben ve arkadaşlarım da o serçelere dokunmak, elimize alıp sevmek istedik. İçimizdeki sevdiğimize dokunma isteğine daha fazla karşı koyamadık.

Arkadaşlarla yardımlaşarak bir merdiven bulup kuşlara ulaştık bir tanesini elime aldım. Öylesine güzel, şirin mi şirin, tatlı mı tatlı sevmemek oynamamak elimde değil, sevdim ama severken ona zarar vereceğimi hiç düşünemedim. Sevdikçe daha çok sıktım, elimden kaçmasını istemiyordum. Parmaklarımın kanatlarının arasında olması beni mutlu etmişti ve bu mutluluğu bir süre daha yaşamak istiyordum.

Serçeciği seveyim diye uğraşırken ayağının birini kırdım. Sonra bu duruma çok üzüldüm. Niyetim onu incitmek değildi, sadece sevmek istemiştim. Artık iş işten geçmişti. Telaşla hemen kuşları yuvasına bıraktık Bu olaydan öyle etkilendim ki canlı hayvanlara zarar veririm düşüncesiyle oynamamaya karar verdim. Kararım ne kadar sürerdi bilmiyordum, bu olayın üzerin den bir yıl geçti ki yine bir oyun sırasında serçe kuşlarının yuvaya girip çıktığını gördük onları yine hayranlıkla izlerken, çocukluk duyguma kapılarak merdiven dayayıp yine serçe tutmak istedim.

Yuvaya elimi uzatıp aldığım serçe, beni hayrete düşürdü. Geçen yıl ki ayağını kırdığım serçeydi. Çok şaşırdım ve korktum. Aynı sevimliliği ile duruyordu canım benim nasıl da istemeden canını yakmıştım. O günü tekrar yaşadım, acısıyla beraber.

Bu kez aynı hatayı yapmayacaktım. Serçeyi biraz sevdikten sonra ona yem ve su vererek onu bu hale getirdiğim için özür diledim. Özrümü kabul etti mi bilmiyorum ama ben çok pişman olmuştum. Sonra güzel serçeyi özgür dünyasına bıraktım. Sen sağ, ben selamet dedim ama hiç unutamadım o serçeyi ve istemeden kırdığım ayağını.

O olaydan sonra serçeleri çok ama çok severim. Sadece serçeleri değil bütün hayvanları severim. Severken incitmemek gerektiğini acı bir tecrübe ile öğrendim. Hayatımda başka bir hayvanı da incitmedim, incitemem de, incitenlere de çok kızarım. Çünkü kendi incittiğim serçeyi hiç unutamadım.

BayramAksamlari

Sarı saçlarına kul-kurban oldum,
Sen beni istemez, sevmez misin hiç?
Bir ömür peşinde koşup yoruldum,
Bir kerecik olsun övmez misin hiç?

Islak çimenlere güneş doğarken,
Çiçekler üstüne yağmur yağarken,
Ellerim koynumda böyle ağlarken
Döktüğüm yaşları görmez misin hiç?

Denize ulaşan kar seli misin?
Bir nazlı, bir güzel sevgili misin?
Sevmeye tövbeli, yeminli misin?
Yerinde umutlar vermez misin hiç?

Tek suçum sevmektir seni delice,
Günahım kul olmak bütün ömrümce,
Koca bir ömürde bir tek gizlice
İsteyip yanıma gelmez misin hiç?

(Hikmet BARLIOĞLU (1933-2003) ‘nun

BAYRAM AKŞAMLARI isimli hece şiirlerinden > 19-20/100)

Yağmur

Ayse Akyuz

Üşütürse soğuk rüzgarlar bedenini,

Elini yüreğine koy, sevgim ısıtır seni.

Çatlamışsa dudakların, çorak toprak misali,

Bir damla yağmur olur, yeşertirim düşlerini.

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun