
Viran edilmiş gönül köyümüzün azası sen, bense muhtarı… Kalbime düşülmüş bir imza istedin sevme derinliğinden. Ömrüme yazılmış, gözlerine yazılmış dertlerime azıl bir aşk sundum sana.
Bir umut, içimde yanıp yanıp sönen senleri aydınlattı. Apaydınlığın aşk beyazında uyanmak ve bilmek arasında sana münzevi bilinç oluyorum.
Nesnesi değilim aşkın ve gitmelerin ya da benden uzak kalmaların. Ben atamdan öyle gördüm, öyle yaşı yorumu yaşatmayan belilerdeyim.
Harf harf yazıldım sevda defterine ama uzaksın. Ebru gibi işledim hayatıma
aşkın ta kendisini geçerek. Aşktan öte aşkım. Örselenmiş özlemlerime seni ektim.
Hani dargın, kırgın olursan yersin barışma meyvemden. İşte gözlerimde tesellisi bakışların öz merhemim. Bakışın tecellisi işte bak
kalbimde temennisi seni tuttular içimden seni yaşamak melodisindeyim.
Başımı yastığa huzurla koyman telaşındayım. Belalarında beli umutların pamuğunu koydum. Uzak kalışına şarkılar çalar içimde. Rüyâlı özlerle uyanırım her sabah
rüyâlı gözlerimde hayâline ısmarlarım kendimi. Riyasız aşkların alışmalarındayım. Biliyorum aşk ezâsız yürümez. Biliyorum, özlemek de var yalnız kalan gecelerimize. Hangi gece yıldızını unuttu sensiz karanlıklarımda. Gözlerin neden güneşimi batırır. Yalnız bana bakasın diye mi?
Aşk herkesi kırar, sarar, sorar, yorar, eksilmesin senli anlarımı, daha seni ben kadar tanımadım. Sen bana dediğinden bu yana kırıklar bir bir yanar. İçimde silinmeyen yitmeyen bir sen koşar benimde. Senle tutunmuşluğum tutkularda fırtınalara, dalgalara rotamı kaybetmiş bir gemi gibiyim. Yalpa yalpa aşıyorum aşılmazları, varılmazların vavlarında… Günahını yaşıyorum sensizliğin. Biraz kendime sürgün ve süreğen dünyam. Aşkımıza ağlıyor şimdi yağmurlar bir de gözyaşların. Gökyüzü döküyor içindekileri damla damla senin gibi. Sana sürgün ettim beni. Bitmeyen bir gelişlerin kollarına bıraktın. Sürgünlerdeyim, süren dolar, sürgünlüğün azar, ben benden geçer. Senli hasretlerim çoşar çoşar kalakalırım. Aşk bize sıla, aşk bize Fırat, aşk bize, Kızıldeniz. Aşk bize aşk.
Gözlerimin önünde yüzün o masum bebeksi gülüşün resim sergisi kaçmıyor. Uzaklardayız bir birimize aramız da aşılmaz engeller. Aramızda başka eller, seller, başka yollar, başka hayaller var. Akıp gidiyor hayat senden uzak, sana yakın her anda, her beklemede.
Aşk bize gurbet, gurbet aşkın içinde sense içime uzaklar sunan sunulmuş susmaların süreğen savısın.
Zaman akıp gitmiyor. Her şey aklıma bir sen düşene kadar düşlerim döşeniyor… Büyüyor tekrar gelişin içimde. Tarif ettiğim amalı sızılar sarıyor, kramplar giriyor kalbime kaskatı kesilip kalıyorum kalmalarında.
Damarlarımda kan akmıyor, sen krizine dönüşüyorum. Patlatıyor damarlarım yine de yoksun.
Tende lazer, sende sürgün halimi kesiyor giyotinler. Giden sürgün, ben kalan kaçak. Gitmelerin bıçağı kesiyor kesişmelerimi. Kesilmişim yarim senden. Yarım bir sen oldun. Yarın bir sen. Yatısına yatsı olmadan önce her anın yatır gibi güllerine çaput bağlasam da hala ben kokuyorsun.
Yüzün gibi parlıyor ilk açılan yıldızda bu gece. Tebessümler kalmaya geliyor yüzüme. İlk kez gülümsüyorum; ama yetmiyor sensizliğe. Sürgünüm aşkına, şaşkın umutlarımın akışı nereye nasıl akacak? Her yerim yare yara. Yaralarım kanıyor. Kanlanıyor, dağlanıyor sen tepem. Bağırıyorum ayrılıklar örtsün tepemi, ıssız bir geliş akışında siyahlar sarmalıyor beni.
Kapkara anlara ayna oluyorum, ne kendimi ne de seni görüyorum. Görünmüşlüğe görülüyor senle göründüğümüz her an…
Kapat yaramı, açıl kara gecelerime ay ve aşk olarak. Gelişin kurtarsın gecemi. Bu gece ece değil. Ecelin hecesi mi? Yalnız ecel mi yoksa acele giden pişmanlık utkusunun unutkanlığı mı anlayamadım gülüm.
Sensiz geçen anların yarası kapatsın artıklarımı. Sıkışmasam hep iki ara kalpte. Sen en iyisi bende tam bitsen ve kapatıp aşklarının kapısını mühür vursan olmaz mı?
Kimim kimsemdir yaşlanan yalnızlığım. Ahu gözlerin, ah o gözlerin neden hala yıldızlar varken hala seni bana ışınlıyor. Gidecek aşkı var olup da sende kalan ah ben ah… ben.
Çok kimseyim, çokça yaşanılan aşkların sahilinde.
Hiçbir şeyimsin, hiçbir şeyime şehir olamadığımsın. Ruhumun caddelerinde gezemediğimsin. Gözlerini ruhumun caddelerin kırmızı ışık eylemediğimsin.
Dokunamadığımsın, donmuş sıcaklarımı ısıtamadığımsın. Alışmışım alışındasın ama alışamadığımsın. Hiçbir şeyimsin hiç gidemediğimsin. Her zaman bekleyeceğimsin, bil ki hecelerimin sözcesi benli sevmelerin son kuşağısın. Düş tacirleri bir bir para sayıyor hayallerimize, beni sana pazarlıyor güzeller. ”beni yok edecek düğmeye basmakta özgürsün”
”Kendin ol”, ruhumun tapınakların üzerine kazılı ve filozofların savunduğu öz sözü ”marka” olarak kullan beni silkmede ve seni silmede, yeniden bana gelmede.
Hiçbir şeyimsin, hiçbir şeyime şehir olamadığımsın. Ruhumun caddelerinde gezemediğimsin. Gözlerini ruhumun caddelerin kırmızı ışık eylemediğimsin. Dokunamadığımsın, donmuş sıcaklarımı ısıtamadığımsın.
Ve benim olduğun, benim olmadığın, benimle kaldığım, bensiz kaldığın, beni aldığın ve beni saldığın özlemin ve aşkın salıncağındasın. Dünya sallamıyor seni, sen sallamıyorsun dünyayı. Öylesine gidişin son kafiyesi olarak yazıldın şiirlerime. Bana da seni yazmak, sonunu hep aynı sevgilere kafiyelemekti.
