Eminlik Benim Köyüm – (2)
Yazan heartthief_hsynOca 30

Bir bozkır türküsü gibidir benim köyüm,
Sen benim ekmeğim kokladığım çiçeğimsin,
Eminlik özlem kokan gecelerine hasretim,
Sen benim hüzün kokan neşem, canım sevdiğimsin.
Hiç üzülmüyorum sana olan ayrılığıma,
Biliyorum döneceğim er geç yanına,
Acı bir ihanetin bedeli olmasan da,
Saklayacaksın biliyorum bu bedeni kucağında.
Nice sevdalarım, rüyalarım yok oldu gitti,
Sen onlar gibi olmayacaksın onlar bitti,
Gönlümü yaralayan dikenler gibi,
Eminlik açacaksın her daim içimdeki gülleri.
Ben seni hiç kolay yaşamadım,
İçimde kaldı her gidişimde uhdelerim,
Bir borandın Niğde Bor gidişlerim,
Ankara Ulukışla otobüs bekleyişlerim.
Toroslardan kışın dondurucu esen o soğuk tipi,
Hiç unutmadım Ovacık’la Hüsnüye arasındaki iti,
Kapatmış yolları karlar, kimse yok ağlıyorum içli,
Bir kırbaç gibi vuruyor ayaz kimse görmez halimi…
02.12.2007
Hüseyin AKÇAM


Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar dile bir parça vardı onu hatırladım. İnsanın kendi memleketi gibisi yok.
Hüseyin, Eminlik Köyü sayende meşhur bir köy haline gelecek sonra da sana orada yer kalmayacak diye endişeleniyorum. Latifesi bir yana köyüne duyduğun özlemi , bağrında yanan gurbeti güzel dökmüşsün kaleminden kağıdına, tebrik ediyorum.
Güzel bir methiye.
Herşeyin hası köyde var artık şehirlerde yaşanmıyor.
Buram buram köy ekmeği kokusu alıyorum.
Karnınız açıktı herhalde.
yanında bir de köy peyniri olacak ki dokunmayın keyfime.
size taze peynirli gözleme getirdim buyurun ( _ _ ) ….
Ne günlerdi köyden okula giderken lisede hafta sonları araba olmayınca karda kışta ayazda yoldan araba gecsinde köye dogru binelim diye ama nerde tabana kuvvet,ana yol ile köy arası 8 km idi bizim köye varmak için 2 köy daha geciyorduk ve o gece yarısı soguklarda köy arasındaki köpeklerden öyle cok korkardıkkı dua ederdik cıkmasın diye,hatta bir keresinde peşime düşmüşlerdi elektirik diregine nasıl cıktım bende bilmiyorum…
Hem de gözleme, gel de özleme.
Yaramaz bir çocukluğunuz olmuş ancak gözleme ile bu olayı görmezden gelebiliriz.
Çayda demleniyor Açelya kocaman bardakta ve incebellisinden servis yapacağım sizlere

Ayhan özlem kim bizim köyde yokki benim akranlarımdan öyle biri
Hüseyin, bu saatte özlemi tanıttırma bana.
Ya ne bilem sizin köydemiydi dur o zaman size özel bişey hazırlayam bizim orda köy çayırı var alabildiğince yeşil ve doğal buz gibi suyu onun kenarında size mangal yakam
Dondurucu soğuğuna bile çok özlediğinden insan razı oluyor.
O çayırda mangal yakacağım diye tüm çayırı yakmamaya söz verirsen mangal partisini orada yaparız.
Kışın bizim orası türkiyenin en soguk yeri torosların eteği,Erzurumda,karsta kar olur ama bizim orası kadar soğuk olmaz,tipisi kırbaç gibidir
Ayhan sen zaten yanmışsın çayır çimeni görürmüsün ki
))ben mangalı yakar sizi başbaşa bırakırım
yerde görsen var ya tam ambiyansa uygun 
Bunu söylemeyecektin işte.
Kırpaç şeklindeki soğuktan hiç haz etmem.
Herkesin harcı değildir zaten o soğuğa dayanmak.
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL in ulukışla ilçemizde yazdığı bir şiir bizim köy buraya bağlıdır…
HAN DUVARLARI
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…
Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol… Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor…
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.
Bir sarsıntı… Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler…
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler…
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
“On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben”
Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi…
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!…
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı… Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor…
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu…
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü…
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı “İşte Araplıbeli!”
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor…
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
“Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben”
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı…
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
“Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı’mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben”
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:
“Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?”
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
“Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!”
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti…
Gönlümü Maraşlı’nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
Haftasonu okuyayım bari ne kadar uzun.
Ayhan sen hiç o soğukta tabağa tertemiz apak karı koyup üzerine pekmez döküp yedin mi, o soğukta yandığımız günler de oldu

Hiç yemedim ben akdeniz çocuğuyum karı gördün mü hiç diye sormalısın.
bende boş zamanlarında oku diye ekledim

Ben de o zaman okuyacağım zaten ama daha önceden bildiğim bir şiirdi.
Kardeşimi bir yazın davet ederim o güzelliği görmek için bir de kışın davet ederim karla pekmez yedirtmek için, hasta olursan karışmam sıkı giyin gel

Hüseyin, bu şiirinin 1. bölümü nerede arşivden arattırdım ama yok diyor.
Teşekkür ederim davetin için ben karı gördüm mü 3 km uzaklıktan boğazım şişer.
birinci bölümü yarın yayınlayacağım ama mutlu olman için ilk okuyucu sen ol
)
EMİNLİK BENİM KÖYÜM (-1-)
Kuş kayasının heybetli duruşunu
Höyük tepesinde macera dolu oluşumu
Silahçılık oynarken o tatlı vuruluşumu
Özlemin, hasretimin var oluşumu
…
Eminlik benim köyüm vazgeçilmezim
Her girişimde mezarlıktan ağlamaktayım
Kimse bilmez sağnak akan ince yaşlarım
Mırıldanıyor yine ayrılık nağmelerim
29.11.2007
Hüseyin Akçam
Madem yarın yayınlanacak ben beklerdim de yine de teşekkür ederim.
Mezarlığında tanıdıkların çok herhalde.
Eminlik benim köyüm vazgeçilmezim
Her girişimde mezarlıktan ağlamaktayım
Kimse bilmez sağnak akan ince yaşlarım
Mırıldanıyor yine ayrılık nağmelerim
Sorma ayhan en derin yerimdir orası canım gibi sevdiğim iki insanı cok erken kaybettim biri 19 diğeri 18 yaşında ahhh ahhhh içimde dinmeyn bir acı o yüzden her gecisimde içimde ince ince ağlamaktayim kimse bilmez yaşanmışlığımı
Hüseyin, üzüldüm hem de çok genç yaşları varmış. Ölüm bile gence yakışmıyor ama sırası yok işte. Sabırlı olmaktan başka çaremiz yok.
Evet kardeşim hepimizin gideceği yer orası alışmak gerek, yaşamda varsak acıyla bile mutlu olmayı öğrenmesini bildiğinde hayat daha güzel oluyor elden bişey gelmiyor yaradanın takdiratı…
Bir de onların analarına sorsak nasıl yangındır ciğerleri, evlat acısı en büyük acı.
Samimi yaklaşımın ve paylaşımın için teşekürler Ayhan malum sabah iş var yaşamak için çalışmam gerek aeol, Hayırlı geceler diliyorum sana…sen devam edebilirsin ben yarın bakar sohbete devam ederim
Benim de çalışmam gerekiyor ama tatlı sohbetini bırakıp gidemiyordum madem sen gidiyorsun ben de çıkınımı toplar giderim. İyi geceler dilerim.
Bırak dağınık kalsın paraf dağınıklığı sever toplamak gerekirsede toplar mekan onun o halleder
bu gün sesi soluğu yok nerdeyse 
Bir yeri dağıtmadık ki yani henüz dağıtmadık.
O zaman dağıtta git

Yok ben Paraf’tan korkuyorum dağıtmam. Korkmuyorsan sen dağıt.
Ayaklarına baktim terlik yoktu korkma bana at suçu
İnsanın kendi köyü gibisi var mı?
Köy hayatı çok başkadır. Herkes birbirini tanır, toplu çayır gezmeleri bile başkadır.
EMİNLİK Köyün nüfusu.724.dur. İlçe merkezine uzaklığı 28.km.dir Yüz ölçümü 44610 dekardır Yolu asfalttır.
Okul durumu ilköğretim binası vardır. Sağlıkocağı bulunmaktadır Ptt binası vardır, Arazi durumu kıraç arazi 8035 dekar , Sulanır arazi.2650 dekar, meyve arazisi. 995 dekar, sebze arazisi. 480 dekar , çayır-mera arazisi.21725 dekar ormanlık arazisi 1800 dekar, tarımdışı arazisi 10400 dekar. dır. Üretim durumu Buğday , arpa çavdar , fasulye. , nohut , Yonca , Şeker Pancarı , soğan. , patates, yetişmektedir. Elma., Armut, Kiraz, Vişne. , Badem , Lahana. , Domates, Biber, Soğan, Hıyar, Kabak , TazeFasulye yetişmektedir.
# angboy Diyor ki:
30 Ocak 2009 Tarih 14:39
EMİNLİK Köyün nüfusu.724.dur. İlçe merkezine uzaklığı 28.km.dir Yüz ölçümü 44610 dekardır Yolu asfalttır.
Okul durumu ilköğretim binası vardır. Sağlıkocağı bulunmaktadır Ptt binası vardır, Arazi durumu kıraç arazi 8035 dekar , Sulanır arazi.2650 dekar, meyve arazisi. 995 dekar, sebze arazisi. 480 dekar , çayır-mera arazisi.21725 dekar ormanlık arazisi 1800 dekar, tarımdışı arazisi 10400 dekar. dır. Üretim durumu Buğday , arpa çavdar , fasulye. , nohut , Yonca , Şeker Pancarı , soğan. , patates, yetişmektedir. Elma., Armut, Kiraz, Vişne. , Badem , Lahana. , Domates, Biber, Soğan, Hıyar, Kabak , TazeFasulye yetişmektedir.
Angboy bilgi için teşekürler,ayrıca okuma oranı olarak ve yetiştirdiği kişi itibariyle aydın insanı coktur,türkiyenin eğitim yönünde en yüksek ortalaması olan köylerinden biridir….
http://www.eminlik.com adresinden inceleyebilirsiniz.
Ulukışla Tarihi (EMİNLİK)
Yazar bahri Özen
Tuesday, 18 September 2007
Yörede Epipaleotik, Hitit ve Roma dönemine ait kalıntılara rastlanmıştır. Bölgede bulunan höyükler 10,000 yıllık bir tarihi geçmişle ilgili bulgulardır. Porsuk köyü yakınlarındaki Zeyve höyüğünde M.S 4. yüzyılda yaşanmış yerleşim yeri ortaya çıkarılmıştır.
Hitit, Roma, Bizans Eti ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar bulunmuştur. Çiftehan bölgesi uzun süre Eti, Frig ve Roma dönemlerinde yerleşim yeri olmuştur. Roma İmparatoru Marcus Aurelus’un karısı Faustina’nın mezarı Başmakçı köyünde bulunmuştur. Mısır Kraliçesi Kleopatra ‘nın Tarsus’ta yaşarken sık sık banyo yapmaya Çiftehan kaplıcalarına geldiği rivayet edilmektedir. Bizans İmparatorları Ulukışla ve Çiftehan arasında askeri üsler kurmuşlardır. Orta Çağ boyunca Lulu diye anılan kale, kent ve mağara tabyaları mevcuttur.
16.yy’ın ilk yarısında Osmanlı sadrazamlarından Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılan kervansaray ile Hamidiye köyü olarak anılan ilçe 19.yy’ın ikinci yarısına kadar bugün ilçeye bağlı köy olan Maden ilçesine bağlı bir köy olan Ulukışla T.C.’ nin kuruluşu sonrasında ilçe olma konumunu korumuş ve ülkenin en eski ilçeleri arasındaki yerini almıştır.
Niğde Ulukışla ilçesi Orta Anadolu’nun Toros dağlarında geçit veren noktadaki kapısı gibidir. İlk insan varlığından beri yaşamın varlığının izlerine rastlanılan bölgede Hitit ve Roma dönemi kalıntılarına erilmişti. Bölgede Porsuk kazı alanında Fransız Bilim adamlarının çalışmaları da devam etmektedir.
Ulukışla 1859 yılına kadar ‘Sücaaddin’ adı ile Bor’a bağlı bir nahiye iken 1887 yılında ‘Hamidiye’ olarak anılmaya başlar, Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı yapılmasından sonra bölgeye önce’Ulukışlak’ daha sonra Ulukışla verilir. Cumhuriyet döneminde ilçe olan Ulukışla Çiftehan Kaplıcaları ile önemli bir üne kavuşur.
Mustafa Kemal Atatürk 5 Şubat 1934 tarihinde Niğde ziyaretlerinde dönemin Milletvekili Halit Mengi kaplıcalarla ilgili sohbette Çiftehan kaplıcalarından söz etmesi üzerine ilgisini çekmiş ve 6 Şubat 1934 tarihinde kaplıcaları gezmeye gitmişti.
Her yıl binlerce kişinin uğrak verdiği kaplıca yanında Ulukışla tarihi ve doğal güzellikleri ve yer altı zenginlikleri ile de biliniyordu. Boklarlarda yer alan göller, kayak merkezi ve Nesli tükenen Toros kurbağları son örnekleri yanında Darboğaz Kasabası ile birlikte bölge genelinde Yurt dışına ihraç edilen Kirazlarla dünyaya sesini duyuran bir konumda gelişme çabası içinde idi.
Karayolları ve demiryollarının kesiştiği, Ulukışla geçit noktasında olmasına karşın gereken atılımı sağlayamamış ender yerlerdendi.
Aydını, okuyanı çok kasaba ile özdeşleşen bir önemli yapı ise Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı idi.
15.12.1973 yılında 7579 sayılı kararla tarihi eser olarak tescil edilen kervansaray 1616 yılında 10000 metrekare bir alan üzerinde inşasına başlanmıştır. Müslim ve gayrimüslim ustaların çalıştığı inşaat Ender Türk Sadrazamlardan olan Mehmet Paşa 1615 yılında İran seferi sırasında yaşadıkları kış sorunlarda konaklamada yaşadığı sorunları tekrar yaşamamak için yaptırdığı bilinmektedir.
1753 yılı, 1969 yılı,1970 yılı, 1977 yılında onarımlar gören kervansaray önemli bölümü harap bulunuyordu. Nasıl harap olmasın ki kışla, cephanelik,cezaevi, tahıl ambarı olarak kullanıldığı gibi Karayolları Tuz stoklama alanı, Halı Atölyesi ve 1990 sonrası belediye garajı ve deposu olarak ta kullanılan bir eser halen ayakta kalması dahi önemli bir olaydı. Son yıllarda ise cami dışında bu önemli eser harap olmaya terk edilmişti.
Bu durum kervansarayı gören herkesi üzüyordu. Kaymakamlar, Belediye Başkanları ve yerel basın bu eser kurtarılması konusunda çabaları vardı. Bizde çok kere yazılarımızla kurtarılmasını isteyenlerdendik.
2000 yılı Niğde Valisi halen Manisa Valisi Refik Arslan Öztürk döneminde kervansaray için çalışmalar başladı. Son yıllarda Bakanlarda geldi. Milletvekilleri de ilgilendi. Ulukışla Kaymakam,Belediye Başkanı, duyarlı halk çabaları ile 2006 yılında ise kurtarma çabaları uygulamaya geçti. Vakıflar Genel Müdürlüğü komple bir onarım çalışması başlattı.
Niğde ilinde çok sayıda eseri yerinde gören ve yazan Ömer Fethi Gürer olarak bu kere Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar ile kervansarayı gezdim. Kervansaray kurtarılma sonrası tanıtım sağlanır ise yabancı turistler kadar yerli turistlerinde mutlaka görmesi gereken bir eser ayağa kalmış olacaktır. Hac ve Kervan yolundaki bu muhteşem eser ile Niğde önemli bir tarihi dokuya erecektir.
Evliya Çelebi övgü ile andığı, Han duvarları ile Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirlerinde yaşattığı Kervansaray ana kapıdan girişte geniş bir avlu bulunmaktadır. . Avlu ana giriş dışında mekanlara açılan 3 büyük kapı dikkat çekiyor. Avlu güney kenarda arasta; kuzeyinde eyvanlar ve hücrelerden oluşan geceleme yerleri, doğu ve batı da revaklar bulunmaktadır.
Komple doku içinde konaklama yerleri, ahır, fırın, hamam, arasta ve cami ile muhteşem bir eser olan yapıda mekanlar geniş ve yüksek oluşları da dikkate değerdir.
Orijinal yapıda boyutlar değişik ve kiminde Şömineli olan 40 oda yer aldığı dokusu ile döneminin önemli konaklama mekanı olduğu izlenimini de vermektedir..
Kervansaray Ana giriş tam karşısında yer alan arasta doğu ve batı yönünde uzanmakta ve kuzey cephesi han duvarı ile bitişiktir. Dikdörtgen yapı küçük bir sokak görünümlüdür. Arasta kuzey cephesi ortasından avluya açılmaktadır. Bu arasta Niğde kaybolan el sanatları için yeni bir çıkış yolu olabilir.
Hamam ise yapının dikkate değer farklı bir köşesinde kubbeli olarak dikkat çekmektedir. Kullanılmayan bu hamam onarımdan sonra açılması ile bölgede Niğde Paşa Hamam, Bor Eski ve Yeni Hamam sonrası yeni bir Osmanlı Hamamı doğmuş olacaktır.Farklı hamamlarda olduğu gibi sıcak su duvar ve altdan toprak büzlerle geçirilerek ısıdan yararlanma yoluna gidilmiştir.
Kervansaray cami ise yapı diğer bölümlerinden daha korunaklı ve kullanılır halde günümüze ermiştir.Kubbeli ve kare planlı bir yapıdır. Minarelidir. Kasnaklı pencereleri dikkat çekmektedir. Geçmişte Kervansaray açılan bir kapısı olan cami değişik dönemlerde onarım gördüğü için sağlam bir yapıdır. O nedenle bağımsız bir eser gibi durmaktadır.
Avluda girişte solda ahır dikdörtgen ve iki bölümden oluşmaktadır. Sağda Cami ile hamam arasında yer alan Ahır ise boyuna uzanmaktadır. Bu iki alanda yeni süreçte farklı amaçlarla kullanılacak geniş mekanlar durumundadır.
Kervansaray onca özelliği ve konumuna karşın nedense Ulukışla için bir değer olarak ele alınmayıp bütünü kurtarılması yoluna gidilmemiş ve önemli bir eser yok olmaya doğru bırakılmıştı. Hatta kimi bölümleri farklı kullanımlarla yok edilerek adeta özelliği bozulması da düşündürücü idi. Aslına tamamen uygun kılınması olanaklı görülmese de yapı genel dokusu ayağa kaldırılması dahi başlı başına önemli bir gelişmedir. Kervansaray genel yapının sağlamlığı uğradığı onca tahripata rağmen ayakta kalmasıdır.
Mehmet Paşa ‘Öküz’ lakabı eklenmesine neden olacak kadar dayanıklı taşlarla inşa yapıldığı görülendir. ‘Öküz’ lakabı Mehmet Paşa verilmesi nedeni de ilginçtir.
Ender Türk Sadrazamlarından olan Mehmet Paşa Osmanlı Ordusu seferde iken bölgede konaklama zorluğunu görüp yaşayınca bu kervansaraya karar verir. Kış koşulları oluşmadan inşaatın tamamlanmasını ister. Bu nedenle çalışmaları sık denetlemektedir. O koşullarda farklı bölgelerden taş çekilir. Nevşehir, Kolsuz ve Kemerhisar’dan taş getirilmektedir. Yoğun çalışmaya ve ağır koşullara kağnı çeken öküzler dahi dayanamaz ve bir öküz yolda çatlar .tek öküz ile araba beklemededir.
Mehmet Paşa bu duruma müdahale eder. Ve Hemen boyundurağa girerek diğer öküz ile arabayı çeker. Bir süre sonra yedek hayvan yetiştirilir ancak bu davranışı nedeni ile öküz lakabı ile anılır olur. Faklı lakap ve isimlerle adı anılan Mehmet Paşa yaşamının son döneminde Halep’te yaşar ve orada vefat eder.Kim bilir Kervansaray kurtarılınca Mehmet Paşa büstü de bu anıt ile Ulukışla’ya yapılır.
Yolunuz Ulukışla düşerse mutlaka bu tarihi dokuyu görün gezin. Başkan Hacı Avşar onarım tamamlandığında değişik sosyal faaliyetler içinde bu alanın değerlendirileceğini söylüyor. O nedenle yolculuk sırasında mutlaka mola vermenize değecek bir yer. Doğu Beyazıt İshak Paşa sarayının bir benzeri özelliklerle dolu bu tarihi mekanı görmedi iseniz eksiğiniz var. Bizden önermesi.
Yörede Epipaleotik, Hitit ve Roma dönemine ait kalıntılara rastlanmıştır. Bölgede bulunan höyükler 10,000 yıllık bir tarihi geçmişle ilgili bulgulardır. Porsuk köyü yakınlarındaki Zeyve höyüğünde M.S 4. yüzyılda yaşanmış yerleşim yeri ortaya çıkarılmıştır.
Eti, Hitit, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar bulunmuştur. Çiftehan bölgesi uzun süre Eti, Frig ve Roma dönemlerinde yerleşim yeri olmuştur. Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un karısı Faustina’nın mezarı Başmakçı köyünde bulunmuştur. Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın Tarsus’ta yaşarken sık sık banyo yapmaya Çiftehan kaplıcalarına geldiği rivayet edilmektedir. Bizans İmparatorları Ulukışla ve Çiftehan arasında askeri üsler kurmuşlardır.Orta Çağ boyunca Lulu diye anılan kale, kent ve mağara tabyaları mevcuttur.
1859 yılına kadar Secaaddin adıyla Bor’a bağlı bir nahiye olup merkezi Beyağıl köyüdür. 16.yy’ın ilk yarısında Osmanlı sadrazamlarından Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılan kervansaray ile Hamidiye köyü olarak anılan ilçe 19.yy’ın ikinci yarısına kadar bugün ilçeye bağlı köy olan Maden ilçesine bağlı bir köy olan Ulukışla T.C.’ nin kuruluşu sonrasında ilçe olma konumunu korumuş ve ülkenin en eski ilçeleri arasındaki yerini almıştır.
Köy gibisi varmı.Sabah uyanınca seni tertemiz bir hava bekler.Ayrıca dalından kopardığın meyveyi yemek o dahada güzel.İşte hayat bu.
# nergiz Diyor ki:
30 Ocak 2009 Tarih 19:05
Köy gibisi varmı.Sabah uyanınca seni tertemiz bir hava bekler.Ayrıca dalından kopardığın meyveyi yemek o dahada güzel.İşte hayat bu.
Nergiz cok güzel elmalarımız olur bir sepet yaptırayımmı size
)
Ankara dağlarlarında otobüs bekleyişim
Her şeyin en doğalı, en kokulusu köydedir. Hormonlu gıdalar ile yetişen bir toplum olunca beyinlerinde hormonlandığını gördük.
Doğru olana ne denir ki gül
rabbim hormonlu beyinlerden korusun….
Amin.
AMİNNNNNNNNNNNNNN
Değerli arkadaşlarım, bir yazıdan alıntı yapacağınız zaman o yazıyı önce yorum yazılan yere kopyalayıp yapıştırın daha sonra da orada iken seçin ve alıntı yaptığınız yazı seçili iken yorum yazdığınız yerin üzerinde Quote yazan yeri tıklayınız. Bu işlemden sonra da altına kendi düşüncelerinizi yazabilirsiniz.

Bir hatırlatayım dedim.
Paraf acemilik ya idare et
)
Acemiliğin mi kaldı Hüseyin, kalifiye üye olarak senin yol gösterici olman lazım artık.
deneme yaptım oldumu
# Paraf Diyor ki:
30 Ocak 2009 Tarih 21:47
Acemiliğin mi kaldı Hüseyin, kalifiye üye olarak senin yol gösterici olman lazım artık.
deneme yaptım oldumu
Hüseyin, ilk yaptığın doğruydu, tebrik ederim. İkinciyi görmemişlikten geliyorum.
Öyle olsa ne olur böyle olsa ne olur yada kopyalasak ne olur

Doğrusunu yapsan daha iyi olur.
Ben köyden dün geldim
öğreniyom ya allam yarabbim 
Ayhan gülme sende
yAV suratta as demedim sadece tebessüm et..
ne oldu bu gün çokmu konuştun kelimenmi bitti,ikonlarla konuşuyorsun 
Yorgunum ondandır.
Çok şükür konuştu çay verem mi
Ver.
vazgeçtim vermiyom
(_)buyur çayınız Ayhan beyyyy
bende köy havası cekmek istiyorum artık cigerlerime bıktım bu sehrin egzos kokulu havasından …
Her köyün bir efsanesi vardır, sizin köyünüzün efsanesi nedir acaba?
Bizim köyü eski rumlardan kaçan iki türk kurmuş eminikola hüseyin kiya adınıda emin kökünden almış o şahıstan sonra eminlik olmuş,bizim köyün eskileri hepsi birer efsane anlatsam gülmekten ölürsünüz,o saflık ve yaşayışları….
Anlatırsanız biraz da güleriz buna da ihtiyaç var.
Bizim orda bir çoban var. Eşşeğinin palanı(semeri) eskimiş,palan almak için sabah ilçeye köylünün birinin kağnı arabasıyla 3-5 kişi toplanıp ilçenin pazarının yolunu tutmuşlar.
Herkes kendi işini yapmak için ayrılmış bizimki pazara yönelmiş ve gözünün beğendiği bir semeri almış satıcıya dönerek
-Kardeş bu kaç para,
Satıcı:5 kuruş
Bizimki pazarlık yapacak ya adam la pazarlığa oturmuş,
- 7,5 kuruşa verirsen alırım demiş
Satıcı:yok dayı 5 kuruş 7.5 kuruş değil
Bizim ki satıcının kendisinin kazıklamaya çalıştığını düşünerek
- Son 7.5 kuruşa verirsen alırım diye inat etmiş adamda bakmış olacağı yok normalden 2.5 kuruş daha fazla kar edecek iknada edemeyince
-tamam dayı senin istediğin olsun demiş
Akşam köye dönüşte köylülerde palanı(semeri)çok beğenmiş
-Ya Cumali dayı semer ne kadar güzel kaça aldın demişler
O da;
Küfür ederek satıcıya ya 2 saat pazarlık yaptım 5 kuruş dedi 7.5 kuruşa zor aldım demiş…
Köylüler kahkahayla gülerek anlatmaya çalışsalarda fazla para verdiğini inatlık ya o ucuza aldım diye sevinirmiş
Demek ki Eminlik Köyü Sakinlerinin biraz inatçılık tarafları var.
Buna inatçılık ya da aksilik de denilir. Eski toprağa laf geçirmek imkansızdı.
Geçirmeye çalış da gör gününü

Köyün suyu bile daha farklı doyurur. Yüreğinize sağlık, özlemlerim dillendi.