Ocak, 2009 icin arsiv

Sen Yok Musun Sen

sen-yok-musun-sen

Sen yok musun sen

Hayatımda esen ılık bir meltemsin

Sen yok musun sen

İçimde tarifsiz bir sızısın

 

Sen yok musun sen

Dilimden hiç düşürmediğim şarkımsın

Sen yok musun sen

Duyduğum en derin Sevdamsın

 

Sen yok musun sen

Gönlümü ısıtan güneşimsin

Sen yok musun sen

Karanlık günlerimin nur ışığısın

 

Sen yok musun sen

Fani dünyamın cennetisin

Sen yok musun sen

Yüreğimde beslediğim aşk muhabbetimsin

 

Sen yok musun sen

Kalbimi yakan huri meleğimsin

Sen yok musun sen

Bende anlam bulan her şeyimsin

ayağım-yeni-bastı-sevdanın-eşiğine

Ayağım yeni bastı sevdanın eşiğine,

Lakin ömür tükendi, son kışı yaşıyorum.

Bedenim bebek gibi imrendi beşiğine,

İnişleri tükettim, yokuşu yaşıyorum.

Kader neden güzeldir merhamete gelince?

Gün neden değerlenir ömürler tükenince?

Yer yerinden oynuyor gönül aşka düşünce,

Dönmeyecek günlere bakışı yaşıyorum.

Sevda kar gibi yağdı ağarmış saçlarıma

Ve damlalar bıraktı kirpiğin uçlarına,

Kovam boşuna indi kuru sarnıçlarıma,

Yerimden yorgun argın kalkışı yaşıyorum.

Saniyeler ne tatlı, gönül nasıl kanatlı,

Aşkım denize vuran mehtaptan şatafatlı

Gönül akıldan deli ve akıldan inatlı,

Ömür boyu özlenen alkışı yaşıyorum.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003)‘ nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler’ inden > 87 -88/100)

Gidiş Menkıbesi

Gidiş Menkıbesi

 

kahinin gözleriyle gittin benden
düyunu sihrime şifreledin
donanmıştı saf bilinç ile

sen nesin diye sorulduğunda
ben farkında lığım diyebiliyordu

incinmekten ve incitmelerden, inciler dizdim sana
antenlerin açık, kalbi iki kez yaralıydın ve yoktun
giden yollar vardı gitmelere
ipotekli ve rehinli bir ayrılık arasında saklandı hüzünlerim
vadeli can borçları ve aşka bölünen taksitler
çevremizi sarmış tehditler ve ihanetin timleri
güvensizlik lades
yazgılardan kaçtık yazıldık ayrılığın aguşlarına
paralel yaşantıları aldım gözyaşlarından
sordu sırlar ve sorulanlar ve de sorulamayanlar
bilsem ne değişir bilmesen değişmez
kolay dertleri seçtin
karma amaçlarım maçta
düşlerim ama 
taratıyor gözlerim detayları
bana hem inan hem güven
davut olmak niyetimi anlamadan gitmek ne zor
perde arkasını görmeden gitmek oyunlarımdan
sezgilerin buhurundan yağmuruma yakınken
sunduğun gözyaşların akınken
bir yer var senden yar

bir yer yar

yar bir yer

bir yerdeyiz…

kahinin gözleriyle gittin benden

sihrini çözemedim bende Musa’nın asası varken

gidişini çözemedim bende sen hevesi artarken

 

evet gerçek bugün biraz daha olasılıksız

evet gerçek oldu

la dedi  gitmeler

min’lerim mumyadır ben ruhuna umman

binlerim seni sunar sunakladığın arzuhalime

kahinin gözleriyle gittin benden

sihrini çözemedim bende Musa’nın asası varken

gidişini çözemedim bende sen hevesi artarken

Hayrettin TAYLAN

Çek Git – Akrostiş

Çile çektim, şerbet niyetine zehir içtim,
Ettiğin yanına kâr mı kalacak sandın,
Kahpe dünyada bir gün yüzü göstermedin…

Git kızım git, sana son sözüm unut ve git…
İstesen de beni, ben istemiyorum seni,
Tükettin içimdeki sevgini, hayatımdan çek git…

Anne Olmak Zor

anne-olmak-zor

   Anne olarak öyle büyük bir acı yaşadım ki. Yirmi bir yaşında güzel mi güzel bir kızım var. Gençliğinin baharında hastalandı.Bundan üç sene önce sırtında bir yağ bezesi olmuştu. Çok doktorlara götürdüm ama onlar bana bu bir yağ bezesidir bir şey olmaz dediler. Üç yıl boyunca götürdüğüm her doktordan aynı yanıtı almak, onlara inanmamıza sebep oldu.

   Aradan geçen üç yılın sonunda kızımın sırtındaki beze büyüyüp acı vermeye başladı. Büyüdükçe büyüdü yumruk kadar oldu. Yavrum gözümün önünde, okulda bayılmaya başladı. Öyle çok üzülüyordum ki. Yavrumun yanında “korkma annem”  bir şey olmaz diyordum ama bir yandan da kötü bir şey çıkacak diye çok korkuyordum.

   Korktuğum başıma gelmişti. Kızımı teyzesi Tıp Fakültesine götürmüştü ve sonuç hüsran, daha korkunç olanı ise Devlet Hastanesinde ortaya çıktı. Yavrumdan alınan parça acımasız bir hastalık olan kanserdi. Bunu öğrendiğim de dünyam karardı. Öyle bir karardı ki o an ölmek istedim. Çünkü yavrum, ilk göz ağrım, canımdan can olan kızım kanserdi. Ona kanser olduğunu bile söyleyemedim.

   Kızım hastalığını doktorun masasında unuttuğu raporu internetten araştırıp öğrenmiş, teyzesine hastalığını sorunca teyzesi korkulacak bir şey olmadığını söyleyince, “bana yalan söyleme ben hastalığımı biliyorum” demiş.

   Teyzesi buna çok üzülmüş. Bu arada doktorlar bizi Ankara’ya gönderdiler. Biz Ankara’ya çok ümitsiz bir durumda gittik. Doktorlar yavrumun sakat kalabileceğini felç olabileceğini, yani bize her şeye hazırlıklı olmamızı söylediler. Yıkılmış kahrolmuştum, bu acıya nasıl dayanacaktım. Gurbete gittiğim bu yoldan yavrumsuz dönebilirdim. O zaman benim de yaşamamın bir anlamı yoktu. Çünkü o benim kanım, canım, nefesim kısaca yaşam sebebimdi.

   Kızım ameliyata girdi, ameliyat dört saat sürdü. Dört saat sürdü ama ameliyathanenin önünde ömrümden ömür gitti. Teyzesi bir yanda ben bir yanda ben o üzülmesin diye, o da beni üzülmesin diye ağlayamıyorduk. Ama dakikalar, saatler geçtikçe direncimiz kırıldı. İkimiz de gözlerimizde, sakladığımız gözyaşlarını bıraktık.

   Sonunda ameliyat bitti. Biricik yavrumu odasına aldılar. Her şey bitti dediğimiz anda patolojiden gelen sonuç bize, bir güneş gibi doğdu o an ki duygularımı anlatamam. Kızımın sonuçları temiz çıkmıştı. Ellerimi yukarı kaldırıp “Allah’ım sen ne büyüksün kızımı bana bağışladığın için sana şükürler olsun” diye dua ettim. Yüce Rabbim öyle büyük ki kimse onun gücüne sorgu edemez.

   Biz Ankara’da bir ay kaldık, daha sonra evimize geri döndük. O yalnız hastayken değil ömür boyu benim yaşam kaynağım olacak. Ben anne olarak böyle bir acı yaşadım. Rabbimden dilerim ki bu acıyı başka anneler yaşamasın.

Gem Vurma Gözyaşlarına

gem-vurma-gözyaşlarına

Gözyaşlarına gem vurma ki, esarette olma,
Kır gönlünün zincirini, prangalar ağlasın sana,
Sevda aktır, sevda sudur, sevda ağıttır yaşama,
Vuslatı bitişe ekme, gör ve ör hayatı ağına.

Hüzün bakan gözlerin eleme inat,
Bir sevgiliye dağ misali yüreğini uzat,
Bilinmeyen yolların meçhullüne biat,
Göç et gem vurma yaşanacaklara, güzeldir hayat.

Mülteci kaçışların olacak ara sıra,
Kendi içinde kalacaksın tüm yargılarla,
Bazen kalemini kıracak, gideceksin savrulmuşluğa
Yaşanmışlıkları asacaksın idam sehpasına.

Gözyaşlarına gem vurma, bir nefeste varsan,
Bu yolculuklar hiç bitmeyecek, olacak hüzün,
Gözlerin yağmur misali temizlesin gül açsın yüzün,
Sen güzel baktıkça güzel görecektir özün…

05.12.2008

Hüseyin AKÇAM

O Güzel Yüzünü Gördüm Göreli

Sanki yüreğime mızrak saplanmış,

Sanki ayaklarım prangalanmış,

Sanki bu bedenim çarmıhta kalmış

Ben sana gönlümü verdim vereli.

 

Gözlerim yaşlıdır bayramda bile,

Hüküm geçmez oldu garip gönlüme,

Değer vermez oldum en güzel güle

O güzel yüzünü gördüm göreli.

 

Şu gaddar dünyada nasıl mağdurum,

Ayaklar altında kalmış gururum,

Ne rahatım kalmış ne de huzurum

Yüzümü saçına sürdüm süreli.

 

En tatlı ballarda zehir tadı var,

Dilimin bitmeyen bir feryadı var,

Kalbimin ne hali ne takati var

Sensiz eşiklerden girdim gireli.

 

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun

HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler’ inden > 51 -52/100)

 

Lâ Dedi Demeler

Hayrettin TAYLAN

                                                               Lâ dedi lal özlemlerin bulutu

                                                               Ey bozulacak dünya

                                                           Bir ünlem-bir ünleme kadar kaderler

                                                Aşk-su-öz-ruh kadar mı

Ve sadece mi!

Bir ünlem söz-sadece… Bir öze

b-akışlarımdaki  akışlar  gibi, dikilmeli  sevi

bulmalı… Su suyu

yıkamalı her hatayı aşktan sonra

-susayışlarımın buzlanmasını da eritmeli ermiş savlamalar

Nura kafiyeleşmeli onurlar

Hünerler  payında artmalı bölünen her sevi-ye

            ” kılcal damarlarında, üreğinin en-mahrem yerlerinde yaşamalısın d-okunulmayı…”

Ya  ruh rujunu sür süslen insanlığa

Ya aşk tarat saçlarını  özün aynasından

Ya  ben içte sen  kendine gelmesin

Sadece bir ünlem olmalı yaşamak

Sadece bir soru imi olmalı gitmeler

Sadece mi

Ki sen kal 

Sadece bir bağlaç olmalı yaşamak

Ki bağlansın dünyam sana

Hayrettin TAYLAN

Töre Cinayeti

   Adına töre derler. Bir kanı bozuk çıkar masum bir kıza tecavüz eder. Sanki kendisine tecavüz edilmesi onun suçuymuş gibi, her töreye çok uyulurmuş gibi tecavüze uğrayan kızı öldürürler.  Ölmesi gerek çünkü kendisine tecavüz edenin kendi öz babası ya da amcası, ya da dayısı olduğunu söylemesinden korkarlar. Susturulması gerekiyordur çünkü, namus işi başka şeye benzemez.

   Erkekleri anlamak kolay da kadınları anlamak zor. Erkeğin biri tecavüz eder, cezayı az alsın diye evin küçük erkeğine ablasını öldürmesi görevi düşer. Buraya kadar herkes razı da, anne nerede diye isyan edersin. Bu kızı koruyacak annesi yok mu diye düşünürsün. Düşünme boşuna, annesinin söz hakkı mı var ki? İtiraz etse de, yırtınıp, dövünse de nafile.

   Adı töreymiş bu adi suçun. Töreyi de kirlettiler, dünya gibi, umut gibi, genç kızın son nefesi gibi. Töreler yerini bulur da, kirlenmiş, kana bulanmış vicdan hiç sızlamaz?

   Töre cinayeti üzerine ne desek az olur bu tür olaylar bazı yörelerde oluyor onların da bilinçsizliğinden kaynaklanıyor ellerine ne geçiyor bilmiyorum ama bildiğim bir şey böyle insanların şarjları tükenmiş kendilerini kanıtlamak için böyle şeyler yapıyorlar aslında yapmıyorlar yaptırıyorlar. Ben onları Allah’a havale ediyorum Allah(c.c) akıl versin.

Annem – Akrostiş

hunter-38

Ağlarken belli etmeden ağlardın,
Ne kadar bahtsızsın hep çile çektin,
Ne zulümlere, ne iftiralara katlandın.
Ellerim ellerini ararken senin,
Mâtemimle beni, sen yalnız bıraktın…

Hunter38

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun