Şubat, 2009 icin arsiv
Çay Keyfi
Yazan: AdminŞub 26
Akort Edemedim Ki Ben Sevdamı!
Yazan: Korsan0719Şub 26

Her tele basışımda ses yaptı,
Belki bir hata belki bir günahtı
Belki bir umutsuz bekleyişti
Akort edemedim ki ben sevdamı.
Bu sevda beni tüketti yar,
Faili firar olan sevdam,
Şimdi bana oldu faili meçhul,
Akort edemedim ki ben sevdamı.
Gasp edilen yüreğim şimdi titremekte,
Severken üzülmek niye ki,
Ya sevdiğini üzmek ne diye,
Akort edemedim ki ben sevdamı.
Bir türkü gibiydi sana olan sevdam,
Her sözünü yüreğimle okumak
Sözün her notasına doğru basmak istiyordum,
Akort edemedim ki ben sevdamı.
Ölürsem sakın arkamdan üzülme sevdiğim,
Görüyorsun seni kaybettim,
Ve sevginden de mahrumum,
Akort edemedim ki ben sevdamı.
Harflerin Esrarı
Yazan: edward34Şub 26

“Herkes laftan anlar, insan odur ki rumuzdan anlaya”
İnsan esma’dan esma harflerden mürekkeptir. Kelimelerin ruhu harflerdir. Bir dilin irfani mi yoksa dünyevi mi olduğunu kelimelerinin içinde barındırdığı harflere bakarak anlayabilirsiniz. Harfler tek başlarına ayetlerdir (bknz. hurufu mukatta) ancak idraki dar insanın ayetleri anlayabilmesi için harfler kelimelere dönüştürülmüştür. Kelimelerden cümleler kurar, cümlelerden paragraflar örer, paragraflardan uzun uzun yazılar inşa eder anlatmaya çalışırız. Halbuki insan rumuzdan anlayana denir. Az kelimeyle çok şey anlatmaya şiir denir. Mecazdan anlayana bilgili kişi, alegoriden anlayana arif kişi denir. Az söz söylemek dilin zekatı, az kelime kullanarak çok şey anlatmak yazarlığın şanındandır. Bu anlamda Osmanlı yazı dilinin harekesiz oluşu onun irfani bir çaba içinde oluşunun göstergesidir.
Harfler sırdır. Sırrı ifşa eden S harfinin eSrarını kelimelerin ormanında harflerin peşine düşerek bulabilirsiniz. S hangi harfin içine girmiş ise Sır olmuştur, eSrar olmuştur, efSun olmuştur. Mesela gizem ve Sırrın öz akrabalığı yoktur: inSan gizlemek ister halbuki toprak çömleklerin üzerine çekilen cilaya verilen Sır ismi gibi, Sır açığa çıkarılması istenen beklenen bir şeydir. Açıktadır ancak herkeS göremediği için Sır olmuştur. Ş gösteriŞ’in remzidir. İçinde yer aldığı kelime ulvi olsun süfli olsun göz kamaŞtırır, Bütün bakıŞları üzerine çeker. İçinde Ş harfi olan bir tane iddiasız kelime bulamazsınız. GüneŞ, ateŞ, aŞk, Şehvet, Şevk, nakıŞ, Şhov, Şehit. Oysa bu kelimelerin benzerleri yakın akrabası sayılan diğerlerine baktığımızda daha Sade, daha Sakin bir hal görürüz. Yukarıdaki Ş li kelimelerin S li benzerlerine bakalım isterseniz. AteŞ ten yükselen ıSı, aŞk ile atışan Sevgi, Şehvetle at koşturan köSnü, Şevk ile yola düşen iStek, nakıŞ ile göz okşayan deSen, Şhov ile sahne alan göSteri ne kadar da Sönük kalıyor Ş nin yanında.
AŞk ile ateŞin kızı, Şah ile Şeytanın arkadaŞı: Ş. Bir kelimenin önünde yürüdüğü zaman ona Şekil verir, kelimenin ortasında yer alırsa esası teŞkil eder, kelimenin ayak ucunda bile dursa onu baŞ yapar.
İçinde Ş harfi olmayınca Şah olmaz hiçbir kelime. Ş insanı tanımlayınca insana Şahsiyet verir. Onu, Şah yapar, Şeyh yapar, Şövalye yapar, Şakir yapar, Şakirt yapar, Şehsuvar eder. Şerefli yapar, Şeytanla iŞbirliğine girer Şaki yapar, Şırfıntı yapar, Şempanze yapar, Şirret yapar, Şerefsiz yapar .
Yakıcıdır; GüneŞ ten alır ateŞini. GüneŞ, ateŞ, Şems, Şahap hep ş ile ıŞıldar.
S Sırları barındırır karnında. Ş nin yanında Sönük kalır ama bir nevi ş’nin akıllı kardeşidir. Aşık olmak yerine Sevmeyi Şüphe etmek yerine Sorgulamayı, teŞhir yerine sergilemeyi Salık verir. TaSnif eder, Soru sorar, Sorgular, Şekillendirmez belki ama sonuçlandırır.
Pek çok harf için bu karşılaştırma, bu kıyas yapılabilir. V harfi ile B harfinin yönetim ile ilgili yer aldığı kelimelerin kısaca kıyasını yapar isek karşımıza şu kelimeler dikilir ve ifşada bulunur. V harfinden pek çok yönetici kelime neşet eder… Vasi olur, padiŞah’a akıl veren Vezir olur, Vali olur, Vekil olur. Valide olur ama Baba olmaz. Oysa diğer bir yönetici harf B bakan olur amma BaşBakan da olur, Bey olur, Buyruk verir, Baş olur emir verir, Baba olur devlet ile özdeşleştirilir.
Geveze ve bilge harfler vardır. Türkçe’de sesli harf dediğimiz A, E, I, İ gibi harfler çok konuşup az söyleyen harflerdendir. Zurnaya, Kavala ses veren nefestir ancak boşluğa üflediğin nefesten ancak tıs sesi alırsın. Sesli harf dediğimiz harflerin bir kısmı bilge bir kısmı yönetici bir kısmı savaşçı mahiyettedir. Öte yandan harflerin tek başlarına tuttukları anlam alanı ile etkileşimlerinden doğan anlam dünyası genişleyebilir İttifaklar kurunca farklı kombinasyonlar farklı karakterler ortaya koyarlar, yükselen burcun, burçlar üzerindeki etkisi gibi, kaymaklı kadayıf gibi.
Hülasa harfler sırdır. Yukarıda ifade ettiğim düşüncelerimin bilimsel bir mahiyeti yoktur. İstatistiklerle, nicel gözlemlerle desteklenmemiştir. Modern hurifiliğin temelini atmak gibi bir niyete de sahip değilim. Ancak uzunca bir süredir harflerin kendi başına manası olduğu, tek başına konuştuğuna dair bir inanca sahibim. Harfler sırdır. Sırrına ulaştır ya Rabbim!
Ve (Allah Teâlâ) bütün eşyanın isimlerini Âdem’e bildirdi. Sonra bu eşyayı meleklere göstererek, «Bunların isimlerini Bana haber veriniz, eğer siz sâdık iseniz» diye buyurdu. (Bakara No:31 / Ömer Nasuhi Bilmen Meali)
Dediler ki: «Seni tesbih ederiz, Senin bize bildirdiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphe yok ki alîm, hakîm olan Sen’sin.» (Bakara No:32 / Ömer Nasuhi Bilmen Meali)
Buyurdu ki: «Ey Âdem! O şeyleri adları ile meleklere haber ver!». Âdem de o şeyleri adları ile haber verince (Cenâb-ı Hak) buyurdu ki, «Size dememiş miydim ki, Ben şüphesiz göklerin de yerin de gizliliklerini bilirim. Ve sizin izhâr ettiğiniz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim.» (Bakara No:33 / Ömer Nasuhi Bilmen Meali)

Ağlayan Portre
Yazan: eylül2424Şub 26

Züleyha’yı düşte gördüm ağlıyordu. Garipsedim bu yanılgı çehresini, kör çığlıklar bile susmuştu; Züleyha ağlıyordu. Bir yangından çıkmıştı belki susuzluğa kanıyordu. Oysa gözyaşları vardı yanaklarında, oysa ağlıyordu düşümdeydi Züleyha. Bütün pencereleri kapatmıştı zindana yaren olmaktı niyeti. Kimsesizlik düşlerde bile onu terketmedi. Sandıklar dolusu umudu tüketip düşlere gizlenmişti, ağlıyordu durmadan. Cevapsız bir soruydu Züleyha, Eylül bakışlı bir amâ. Düşlerde ağlıyor, düşlere aldanıyordu. Çorak bir yüreğe düşmüştü bir yaz gecesi hatıralar kabuk altı kanayan bir yaranın bilmem kaçıncı senesi. Yıllar geçip giderken düşlerin tek gerçeğiydi Züleyha.
Düşte gördüm ağlıyordu Züleyha, bir martı kanadıydı gözleri sulara doymuyordu. Gün gibi aklımda Züleyha ağlıyordu. Beyaz bir sevdaya karalar giydirip sevdayı toprağa adıyordu. Matemi vardı yorgun omuzlarında, belki bu yüzden ağlıyordu Züleyha. Kan kızıllığında gözleri uçurumlara dalıyordu. Düşümdeydi, ellerimi bırakıyordu. Sorgusuz bir kaçağın suç mahallinde duruşuydu Züleyha. Kimseye cevabı yoktu kaçışları dönüp dolaşıp aynı yere uğruyordu. Düşümde Züleyha vardı ve ağlıyordu. Kırıp camı çerçeveyi hıncını alamıyordu. İçine atıp bütün kederleri geçmişe yol alıyordu, duraklar hep Eylül’dü, Züleyha hazan. Mutluluk gidiyordu gözlerine uğramadan.
Bir akşam gökyüzüne ahlar salıyordu, bu yüzden bütün bulutlar kızıllığı tadıyor, Züleyha ağlıyordu. Yolculuklar yaşamış yollardan ayrılmıştı. Sabah esintisi saçları toprağı öpüp, Züleyha’dan ayrılmıştı. Kim bilir daha ağlamadığı kaç acı yaşamıştı. Düşümde Züleyha vardı ağlayan bir kadın! Gözleri nemli bir buluttu, hüznünün adını koyamadım. Kapanan bir kapının kilidiydi düşleri. Rüyaları çıkmaz bir sokağın adresi. Bulup buluşturup ödünç umutlar almıştı, ceplerinde çakıl taşları düşümde soluklanmıştı. Sonra kimseye sitem etmeden ağlamaya alışmıştı. Bu yüzden Züleyha düşümde ağlamıştı. Kimler vardı yırtılmaya yüz tutmuş günlüğünde kimlerin adını karalamıştı? Kime sevda yanığı bir yürek adamıştı? Ahları gökyüzünden yağmur yağmur süzülüp hangi duvarlara çarpmıştı. Bugün düşte gördüm Züleyha ağlamıştı. Gitmelerin acısı dost bakışlı bir düşman kiniydi belki. Bu yağmalanmış yaşam kader değildi ve kim bilir daha kimler gitmelerin ardına düşüp yollar tüketecekti. Şimdi düşlerde ağlamak vardı sokak çocuğu masumiyetiyle, şimdi düşlerde gizlenmek vardı Züleyha’nın kimliğiyle.
Kimliksiz bir yaşamdı aslında Züleyha. Düşümde bile kapanmayan bir yara. Büyüttüğü rüyalar bile yalandı aslında. Hangi aynaya baksa yüzüne nefretler çarpıyordu. Hangi denize aksa susuzluğu tadıyordu ve bugün düşümde Züleyha ağlıyordu. Sitemler yoktu gözyaşlarında hakkını sormuyordu yaşanmadan tükenen yıllarından. Hasretle bakmaya kalacaktı geçen Eylül’ler ardından. Her şey bitmişti çoktan ve unutmalar başlamıştı buruk hatıralardan. Bir lokma ekmeğe sürülecek katığı yoktu zamanın. Hiçbir an umudu takıp koluna geçmeyecekti hayatından. Bu yüzden duramazdı ağlamadan.
Umudun geleceğe gizlendiğini bilmez gibiydi. Gözyaşları biraz dinse belki baharı görecekti. Ama Eylül’lere saplanıp kalan bir hüznün anatomisini benimsemişti. Bir kez baksa gözlerime bütün gerçekleri söyleyecektim, kelimeler salacaktım gökyüzüne ve anlacaktı anlamını yücelttiği birçok cümlenin ne kadar sıradanlaştığını. Belki dünlerden kopup düşlerden ayrılacaktı, belki kelimelerime umut bağlayacaktı. Ama düşümde bir mahkumdu ve ağlıyordu Züleyha. Demir parmaklıklar, tel örgüler, yüksek duvarlar, dar koridorlar yoktu; hüzün gama vurmuş Züleyha ağlıyordu. Geceler uzayıp gidiyor, gündüzler düşüme uğramıyordu. Alacakaranlıktan beri aynı resim vardı gözlerimde. Ağlayan bir kadın… Vefasız bir gündüz müydü beklediğim; gün doğmuyordu. Sonra uzattım ellerimi gözyaşlarını silmekti niyetim. Ellerim gözlerinden geçip, gözyaşlarına değmeden gidiyordu. Tekrarlar başladı sonra… Ama nafile bu yalnız ıslak bir düştü ve Züleyha öylece ağlayacak; ben düşümü ırmak ırmak içime akıtacaktım. O ağlayacak; ben sevdanın rengini anlayacaktım. O ağlayacak ben Yusuf’u arayacaktım. O ağlayacak; ben katıksız gözyaşı tadacaktım.
Bu yüzden bugün düşte gördüm Züleyha ağlıyordu. Yadırgadım bu yanılgı çehresini. Artık unutamam Züleyha’nın gerçeğini. Züleyha ağlayan bir kadındı aslında, tek heceli bir mısra. Geceleri hastane koridorlarını arşınlayan bir hasta…
Sussun artık bütün çığlıklar Züleyha ağlıyor, yar diye Eylül’e yanmalar Eylül kalmalar bitsin. Bir seher vakti düşleri yırtıp kulak pasımı silsin kahkahalar. Dinsin artık gözyaşları Züleyha ağlamasın. Hiç dostum yok mu benim birisi gelip beni ıslak düşten kurtarsın.
Züleyha Selçuk
Elalem Arasında
Yazan: Hikmet BarlıoğluŞub 26

Çileler beni buldu
Elalem arasında.
Yandı canım mahvoldu
Elalem arasında.
Bir ben çile çekerim,
Bir ben ağlar inlerim,
Bir ben yaşlar dökerim
Elalem arasında.
Kalmadı tek uğraşım,
Aktı tükendi yaşım,
Satır altında başım
Elalem arasında.
Çilelerim tükenmez,
Ömrüm bitse o bitmez,
Aşk beni iflah etmez,
Elalem arasında.
Yandıkça yanıyorum,
Hala inanıyorum,
Bir ben aldanıyorum
Elalem arasında.
(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003)‘ nun
HANÇER YARASI isimli Hece Şiirler’ inden > 44 -45/100)
Sevmiştim
Yazan: RanaŞub 26

Sevmiştim seni karşılıksız
Sevmiştim seni yalansız, dolansız
Kanmıştım güzel gözlerine
Aldanmıştım güzel sözlerine
Öyle bir aşktı ki
İnsanı yakıp, kavuran
Öyle bir aşktı ki
Bir Asır’a bedel
Öyle bir aşktı ki
Sevgiye muhtaç, ben
Öyle bir aşktı ki
Kadere boyun eğen yine ben
Öyle bir aşktı ki
İnsanı bir ömür boyu ayakta tutan.
Benim Sevmelerim
Yazan: heartthief_hsynŞub 25

Bir zümrüdün pırıltısıdır gözlerin
Sanki notalara dizilmiş sözlerin
Mecnuna döndürdü her kelimelerin
İhanetlerle yüreğim kararmışken
Gönlüme sığmayan bir okyanustun
Bembeyaz diyardan, dağlarımın karıydın
Sen o nazlı çiçek, ufkunda ki sevdan
Belki bendim aradığın geldim yarından
İnsafsız değildir benim sevmelerim
Bir ince kuğudur benim gülmelerim
Yüreğine dokunur her serzenişlerim
Cihanı tanımazsın güzeldir bakışlarım
Unutulan ayrılıklar, yeniden başlayan sevdalar
Bunlar bende değil ki, ben de çıkarsız yürek var
Bir diğeri giderken ötekine açılmaz kapılar
Ne sahte yüzler ne yalan gülümsemeler
Evet ben bendeyim sen de sendeysen gel
Yalansız, çıkarsız, anlayacaksan, yanımda kal
Yüreğin yüreğimse hiç durma kalbime dal
Yok bir rüya bir hayalsen oynayacaksan ırak ol
12.12.2007
Hüseyin AKÇAM
Ağlamanın Ağlatılması
Yazan: edward34Şub 25

(sen ağlama, şair bütün ağlayanlar için gözyaşlarıyla yazmaya ithaf)
Yoktun! Yokluğunun esemesinde
Savruldum rüzgârlarına
sustum susmakla susamak arasında sasani hazanlarında
işsiz ve aşksız bir kelebeğin güneşine ısmarladım beni
Güneş doğdu, ben içinde ben doğurdum gitmelerine
Gece başlandı hecelenmeye, harf harf öldüm alfebende
Sustum
küstüm kırılmalara
Dünyayı kapadım sustum
belalarımı sardım sustum
Susmalar sustu, ben susmadım, ben susamazdım
Küsmelerin tayrını uçurdum gökkuşaklarıma
Kuşlar uçtu ta benden, ta gittiğin yerden
Ta senin beni bıraktığın andan, nefesten, gözyaşından
İçimde yalnız benim yaşadığım
Bir sızı türküsü çalınır çala kalem, ala alem hislerle
yüreğiminin senli derinliğinde devrik bir aşk güncesine yok olurken
Yolcuyum
uzaklara uzak
Tuzaklara tuzak
Yazıklara yazık
yorgunum yorgun sevdalara
gözyaşı dolu omzumda aşk dolu, sen dolu heybesiyle
Beni sana getiren Cudi’nin zevk aşınmasında
kalbimi alıp getirdim
ayrılıklarla delik deşik kalbimi
başka bir şeyimde yoktu getirecek
Yoksulum,
Çaresizim
Bir dilim sevda
Bir bardak gözyaşı
Bir dirhem de kavuşma umudu
umut ağacımın en ince dalında sensizliğin sallandığı yerde yarda
anka tutuluşa yuva yapmış
sensizliğimin koynumda ateş içinde ben ateşi
seni aradım bir kentin her keresinde
yapayalnız ve bir o kadar de mecnun
ve
yorgun
yoktun
Çocuklara sordum ağladılar ben ağladım kent ağladı
ırmaklara sordum çağladılar, dalgalandı esrik yüreğim
Çiçeklere sordum boyun büktüler meyveler
ağaçlara sordum yaprak döktüler, döküldü dünyam
sığındığım kuşlar da uçtu gitti, uçurumlarındayım
bir başıma kaldım kalakalmalarda
babası ölmüş bir genç kız gibi
Sarıldım gül dalına
Bülbül salına
bir tomurcuktun hayatın kollarında ve kollarımda
küskünüydün gönlümün en peygamberimsi çiçeğinde
seni aradım sende ve bende her an
yorgun
ve
yalnız
acıkmış bir tornado gibi
dolaştım durdum sokakları ve terk edilmişlikleri
yoktun
tüm denizlere sordum akıp gittiler
yıldızlara sordum bir bir söndüler, ruhum söndü
sigaramı ve tütülmelerimi efkâr ettim savurdum gökyüzüne
hazan ve naz sardı boynumu yaprak yaprak
yavaş yavaş bedenime girdi
ne senden esen bir yel
ne senli bir damla gözyaşı
ne de aşka ve ruha çağıran bir nefes
Gülüşünle aydınlanan sokağımı
sesinle şenlenen caddemi
yürüyüşünle canlanan şehrimi
bir de vedalar bıraktığım durakta şiirler okudum
kentli bir mecnun haliydim
acıyan gözlerle bakıyordu herkes
Sonra gözlerimi,
ağlamaktan yorgun gözlerimi
Ki ağlayan bir şairin ağlaması kimseye benzemez
ulaşamayacağım uzaklara yolcu ettim yol bitmedi
kara trenlere mendil sallayarak. Alil alil oldu yüreğim
duygularımı bir vagona kilitleyip kitlendim sensizliğe
bin ah sürüp dudaklarıma Kaflarımda Kafka okuyarak
sustum!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum
…
son dileğimin aynasında, son perme perişanlarımda
kalbinin durduğu yerde kalbimin durduğu anda
bu aşka ağlayan gözyaşlarının hatırına gel dur kalbimde yeniden

Kader
Yazan: ezgiŞub 25

Kader baştan yazmış yazgısını
Bize yaşamak düştü
Her yeni güne sevinirken
Bir o kadar da hüzün veriyordu
Bir kıvılcım düştü önce yüreğime
Sonra cehennem gibi yaktı
Cenneti bilmesem de
Tanrım seninle cenneti yaşattı
Rüya aleminde dünyadan çok uzaktaydık.
Uyanma vakti geldi dendi
Gözlerimizi açtığımızda
Birbirimize veda ediyorduk
Ezgi
Kurşun Kalem_im
Yazan: eylül2424Şub 25

Renkler umutla uçtuğum vakitlerin yanıltması. Gözlerin zaten zeytin karası, umutlu bakışların saflığın beyazı. Ben senden uzaklarda ve ben böyle bir başıma siyah beyaz günlerdeyim. Yaşadığım üç aşağı beş yukarı siyahın yası. Anladım ki bilinmez bir matemdeyim. Son dediğim günleri özlemekte sonun manasını çözememekteyim ve ben şimdi kurşun kalem bir cümleyim. Gözlerinden ve yüreğinden bir gecenin kimsesiz bir anında silineceğim. Varlığım aydınlıkta, varlığım gündüz vakitleriyle gelecek. Yıllar sonra bu hatırlayışta bitecek. Biten yılların ardından kurşun kalem cümle silinecek.
Oysa kırmızı güllerle gelebilmekti bütün hayallerim. Sarı güller dikecektim masandaki saksıya. Menekşelerin renkleriyle okşayacaktım saçlarını. Gözlerine papatya renginde bakacaktım. Ruhuna yeşil çimenler serpecektim. Buz gibi soğuklarda nevruzla çiğdem gibi tutacaktım ellerini. Hayatım boyunca sana adayacaktım bütün renklerimi.
Şimdi siyaha vurgunum, yasını tutmayı hayal etmedim. Sen olunca siyahı hiç sevmedim. Şimdi koyu siyah bir cümleyim. Benim payıma umutların değil, yasların rengi düştü. Yüreğin yalnız bu rengi mi büyütmüştü?
Züleyha SELÇUK
Tüm laptop fırsatları için tıklayın !










