Mart, 2009 icin arsiv

Kırılma Merdanesi

Hayrettin TAYLAN

Hırçın, aşksız ve sessiz bir hazirandı. Benimle ben olamayan ve özlediğim bir şehirden geçiyordum. Bir fırt sigara, demli bir çay ve dost sohbetiydi, kısacık zaman dilimlerine sığdırmaya çalıştığım. Akşamı giyinmiş tam gitmek üzereyken gördüm seni şifreli rumuzunla. Hiç konuşmadan hatta umarsızca baktın gözden göz uçuran bakışlarla. Minimize parodilerle süslenmiş haylaz bir çocuğun, hınzırca gülümseyişi gibi oldu tanışmamız, mecbur edilen tanışamamalarımız… Nereden bilebilirdim, nedensiz edenlerin bu giderayak dudaklara yapıştırılan gülümseyişlerin, yerini sevdaya bırakacağını… Kaçamak bakışlara gebe kaldı gözlerimiz… aşk hamile çocuk doğmalı ya da aldırmak yenicik sevda bebişine kıyılmazdı ki… Sonunda hazan yaprakları sarılı bir yaprağın ışıltısı altında aynı çınarın yaslanışında iki dudak payı bir algılayışla başladı baş başalar…
Acılardan ve vedalardan sınıfta kalan, artık olmaz diye direten bir yürek mahzunluğu vardı. Gülüşlerimiz kapatıyordu ama kapanan bir mevsim ve başlatılan bir sevda şenliği. Çok sonraları fark ettik, örtmeye çalıştıkça bu mahzunluğun ortaya çıktığını. Direndik… Direndik bir zaman tutulmamak için aşka. Oysa gideceğini söyleyip de göndermediğim bir sabah ayazında şekillenmişti benin yorgun yüreğimde. Ahlarım döndüğünde anladım, canlanmaya başladığını bir sevdanın içimde. Artık çok geçti geçmeler geçmişti geçil bir tutulmaya ve büyüyordu sevda, hüzünle ve hasretle beslenerek…
Gelmelerin her adımında kısalan ve senden giderken uzadığı akşamlarda dokundukça birbirimize, bir ben hesabı ödenirdi. Maskelerimizi ruhun gişesinde bırakarak, seyircisiz ve alkışsız sevme sahnesinde sevişmeyle de sevişerek seviştik. Seviştik ve çoğaldık tutulmalara. Her gelmen bir coşku, her ayrılık bir acı bıraktı yüreklerimizde; ama alışılmışlığın aşındaydık. Yolun ve umudun başındaydık. Uyurken seyrettiğim ay yüzün, yansısı törpüledi kilometreler ötesinden… Ben gayrı seni seçtim geceme. Yıldızlar uyusun. Ay kapatsın gözlerini karanlık son şarkısını bestelesin bugün benden çalsın hayat…

Atık ve atıl korkularımız, evlat umutlar sandığımızda dolan acılar ve peşimizden itinayla gelerek bizi takip eden endişelerimiz vardı. Sen umursamaya aynaydın ben görmemezliğin ta uçurumu… Acılara alışmış bir paylaşım kedisiydin. Bense acıları kemiren ehli keyfini bir fareydim. Seni senden ve acılardan kemirdim gönül mutfağından. Sarıldım sana bu savunmaların içinden. Gülmen sevginden önce uçtu benime. Özlerine yakışan tüm gülücüklerden arşivim doldu. Bir dolu günde ani bir doluya yakalanan esrik bir gecenin son kurbanı olmadan senli hecelerimin tümü sahnelendi içimde… Ama tenim bir gecelik de olsa başka başkalaşımların sularına özlem ırmağı olmuştu…
Oysa gülüşlerimiz bile hüzünlüydü gözbebeklerimizin yanında. Bakışlar hüzün çağırmıştı belki de sevdayı yüreklere, hiç beklemediğimiz bir an, ummadığımız bir gecede… Gece işte. İki hece ve iki kişilik bir hatanın kara asıydık. Daha senin sevda cenin bebekken bir başka zevke hamile kalan anlıklarımın vurulma halindeyim… Gitmene neden olan her kerenin Kerem’iyim. Nice dağlar deldim, nice şiirler yazdım, ama bir azmanın Bedelyos’unu affına çağırmadın…

Şimdi sensiz gecelerde, babasını arayan gülşen sevdayı emziriyorum. Nerde diye sorulduğunda, işleri var, şimdi başka hazların azında ama yine de gelecek, diyerek yalan söylediğim sevdayı büyütüyorum. Seni kırdığımı, incittiğimi, beni bir daha ayaklanıp gitmelerine karşın. Kendi söylediğim yalan türkülerin kavuştaklarında hep kavuşmaları söylüyorum ve kendim inanmaya başlıyorum.
Sensiz sevdam uykuya dalınca, sessizce ağlayıp, affedilmem için dualar ederken bir vicdanın hıcısında bin kez ölüp bir kere diriliyorum.
Sessizce gelişin, sessizce gidişinin ahengi ve gözyaşlarının bıraktığı her acıda nasıl öldürüldüğümü bilmeden gitmeleri seçme sınavında tüm netlikleri görmeden nasıl netlerin bu kadar yüksekti. Tek yanlışımdan bunca ömür adadığım ve sınavımı kaybetmenin acısını bilmeyen gitmelerin başkanı, bilir misin? Bir ömür sana çalıştı seni kazandım, seni okudum, seni yaşadım, senden kopya çektim hayatın ta kendisi gibi. Bir sınavdan kaldım… Üstelik arzulu, üstelik zevkin sevkiyle gitmiştim hasta bir sevdaya. Bir gecelik giymek kadardır gecemiz. O gece sana çalışmadım, senden notlar ve tenler yoktu. Kopya da hazırlamadım. Evet, benzer şeyler yaşadım gerek yoktu kopyaya… Oflamalar, ohlamaları melodisi dışında her sahne aynıydı. Neonlar adres sormadı, gece acımadı, nefis bulmacasını çözdü ve beni çözdü istekler… Ve kaldım sende…
Dudaklarım, konuşmayarak, ellerim seni hep yazarak, vicdanım şiir olarak cezasını çekecek… Biliyor musun? Sana bir şey söylemedim daha… İnanmayacaksın; ama olsa, yeniden olsa seni severim sefiriyim. Yol bitmez, gönül ölmez, sen orda yaşarken benim burada senli bir ölü olarak yaşamana reva mı?
Gelmelerini bekliyor gelmeler ve sevmeler. Dönmeni bekliyor minik elleriyle suyla oynayan iç çocuğum. Acıkmış duyularımın annesi, kırık kalplerin kulesi, merhametindeki ejderhaları öldür de gelir misin… Bu gelişin gelişme çağında son sorumu çözemedim zaman bitti oysa biliyordum seni. Yeniden birisine çalışmak çok zor. Zor bir soru değil. Değillerin eğilsin, af ruhuna süt içirsin yeniden gel ki bir şair damarısın kurumasın her anın…

23.09.2008

Hayrettin TAYLAN

Bekçi

Bekçi

 

Yıllar mı yorgun?

Sen mi yoruldun?

Her nöbet saatinde sırtından vuruldun.

Günü beklemeli, günü sevmeliydin

Kurşun kör, kurşun serseri,

Kurşun laf dinlemedi!

 

Sen gece nöbetinde

Yine yalnızlık bekçisi.

Sen Dostluğu sevmiştin;

Yalnızlık serseri

Ve yalnızlık ben değil!

 

07.08.1999

Züleyha  SELÇUK

Ah! Şu Geceler

Gürsel İLERİ 

 
Ah! Şu geceler

Sana hasret düşlerimin zindanı

Kalbimin yangını geceler

 

Sokak lambaları aydınlatır gecelerimi

Bir bu ıssız yolları

Bir de beni

Sokak lambaları aydınlatır gecelerimi

 

Yürürüm kaldırımlarda

Şiirler mırıldanırım içimden

Sevdalar gelir geçer

Gözlerin gelir geçer yüreğimden

 

Saçlarına kokar geceler, hasretine

Yıldızları ve karanlığı benzer gözlerine

Sana kokar geceler

Hiçbiri kokmaz böyle

Ne menekşesi, ne gülü, ne leylağı

Gözlerine benzer gecelerin siyahı

Kucaklar beni karanlığı

Ah! Bu geceler

 

Sensizliğin azabı

Yangını bu yüreğe nasıl sığar

Bu ateş sönsün diye ben yağmuru beklerim

Tek damla vermez geceler, yıldızlar yağar

 

Duramam içerde

Üzerime gelir duvarlar

Yatamam

Uyuyamam

Yalnızlık daha bir zor

Kor yatağımda

 

Düşündürür durur seni

Uyutmaz beni

Sabahlara dek gezdirir durur yollarda

Ah! Şu geceler…   

                                 

Gürsel İLERİ

Yokluğun Cehennem Gibi

Yokluğun Cehennem gibi

Yokluğun zamansız kör kuyu

Oysa ne düşlerim vardı

Yarın olacaktım

Bensiz yarımdın benim gibi yarım

Tamamlayacaktık tüm tamlamaları

Sen orada yanarsın, ben burada

Tamlamalar tamlanmadığından, yarım

Ruhum yarım, bedenim yarım

Ten kokun da yok ki avunayım

Umutlarım serçenin kanadında

Yağmur yağar, ıslanır

Islak düşlerimle uyanmak nasıl yakar

Bilemezsin.

İnsan

Engelli yasamak

size ben insanım dedim

insanlar; insan olduğunu hatırladığında

tepki gösterir

tepki eşittir hayattır

tepki eşittir mücadeledir

tepki eşittir aşktır

tepki eşittir engelleri yenmektir

tepki ver

ver ki insanlığın ortaya çıksın

en büyük tepkiyi gösteren liderin yüzünü güldür

geldikleri giderler demiş

o

mavi gözlü dev

Nedir Bu

Zuleyha SELCUK

 

Kırgınlık mı, kızgınlık mı?

Sitem mi yoksa serzeniş mi?

İki kelimelik bir oyun bozan mı çocukluk günlerimde.

 

Sefalete batmış bir gençlik mi?

Solgun benizli bir hürriyet mi?

Yoksa intihara soyunmuş bir gençlik anatomisi mi?

 

Bilinmeyen mi, aşikarın ta kendisi mi?

Soluksuz bir bülbül nefesi mi?

Yar elinden içilen aşk iksiri mi ölümün bendeki ismi?

 

22.09.2003

Züleyha SELÇUK

Saçlarımı Okşa

Zencefil

Kaç zaman oldu okşanmayalı

Oysa her gün baktım aynaya

Bugün kaç tel daha eksildi

Üşenmedim tek tek saydım

Sayamadıklarım da oldu arada

Onları da yok saydım

Kansersin dediklerinde bir tek

Ama bir tek saçlarıma yandım

Yakında dökülenleri değil

Kalanları sayacağım

Belki de sayacak bir şey de kalmayacak

Okşa saçlarımı

Bak bu gün kaç tel daha eksildi

Bitmeden, gitmeden

Sadece saçlarımı okşa.

Orda Bir İlçe Var Uzakta

Engelli yasamak

bir masal anlatmamı ister misiniz size

Gemlik masal gibi bir ilçedir

küçük İstanbul’dur kozmopolit yapısı vardır

Alevisi Kürtü Çerkezi Türkü hepsi biz Gemlikliyiz der

ben bu ilçede yaşamaktan dolayı sevinç gurur duyuyorum

aynı zamanda da üzülüyorum

masal burada başlıyor işte

İki dönemdir Belediye Başkanlığı yapan bir başkanımız var ki

hamd olsun

Gemliği çok sever

yer altı şebekesi kurmadan asfalt döker

kültürlenelim diye kültür merkezi yapar cehennemin dibine

500 yıllık ağaçları keser

bazı kişileri zenginliğine zenginlik katsın diye yapay palmiye alır

denizin ortasına ada yapamaz ama

fıskiye bildiğiniz fıskiye yapar

sağ ol başkanım

ben de seni seveceğim sandıkta

teğet geçecek oylar

Aşkım – Akrostiş

Hunter38

Askerlikte vakit geçmek bilmiyor…
Şafak karanlık gülüm, gün ağarmıyor…
Kimseler derdime çare olmuyor…
Irmaklar çağlıyor, denizler coşuyor,
Mecnun gibiyim, seni andığımda gözlerim doluyor…

Anladım Ki

Engelli yasamak

anladım ki bize her şey müstahakmış

tepki bile veremiyoruz

seçme ve seçilme hakkını satacak kadar

küçülmüşüz

ot bile tepki veriyor

rüzgara

balıklar yakalandıkları zaman

çırpınıyor

bizler ottan ve balıktan daha acizmişiz

yazıklar olsun ki

bu milletten utanıyorum

hamd olsun

Hüseyin Akçam’da Kadın

Hüseyin AKÇAM

Neden kadınlarımızı incitiyoruz!
Sormadan anlamadan,
Anlatmadan, öylesine,

Şuursuzca,
Bazen boş vermişliğe başkasına olan hıncımızı onlardan çıkartıyoruz.
Elinin altında ya başka şeye sinirlenir, ses çıkartamayışlarımızın faturasını onlara kesiyoruz.
Erkeğin canı istediğinde kadınını seviyor, sonra da kırıyoruz.

Gülü kokladıktan sonra neden çöpe atıyoruz, filiz verse erkek daha güzel olmaz mı
Üstünlük kurma çabaları neden? Yaratan emanetinize güzel bakın dememiş midir?

Ana kucağında yetişmemiş midir bir erkek?

Misk-i amber kokusunu ondan almamış mıdır? Kadın değil midir doğuran?
Hep onlar mı bizi anlayacak?
Peki, biz “onları” ne zaman anlamaya başlayacağız?
Hep şiddet, dövmek, fiziksel üstünlük, can olanı ezmek bu mudur erkeklik?
Sonrasında da af dilemek çoğu erkekte,

Ahh Hüseyin, Ahh
Kim ne kadar erkek?

Ne kadınlar gördüm erkekten daha erkek,

Anlamak anlaşılır olmak değil midir? bir hayatı hep mutlu kılmak, fedakarlık değil midir? asıl olan, iki canı bir yapmak değil midir? sevgiye aşka ekmek

Kadın ekmek su gibi ihtiyaç,

Çiçek görmek gerek onları ki, erkeği gül bahçesine çevirsin, kadın unutmaz yapılanı, duygudur o, yürekleri yeşerten,

Huzuru acıya ekmeyelim, erkek erkekliğini, kadın kadınlığını bilmeli, okşamalı bilinmeyen notalarını, melodiler bulunmalı karşılıklı, monotonluğa ekmemeli güzel geçen yaşamı, yedek bir hayatımız yok, iki kez gelmiyoruz dünyaya birbirimizin değerlerini bilelim, hoşgörü ile yaklaşıp, negatifliği pozitifliğe çevirelim, fedakârlığa serpiştirelim, çiçekleri soldurmayalım,

Erkek tohum kadın filiz vermeli, kadın filizi erkeğini yeşertmeli.

29.03.200

Hüseyin AKÇAM

Dinle

dinle

 

Yaşamı toplasam gülüşünden ibaret,

Gözyaşı görmedim senin gözünde,

Mutluluk iklimini bir kere terk et,

Gerçekleri göreceksin hüzünde.

 

Bırak kolay olmasın hayata tutunmak,

Bitişler başlangıcı sürüklemesin ardından,

Bu kadar zor mu kederli cümleler kurmak?

Mânaların gizemine dalacaksın hüzünde.

 

Gülümseyişin yeni bir lezzet kazanacak,

Mutluluk ne demek anlayacaksın,

Hayatın paha biçilmez olacak,

Hüznü bir zırh gibi sarmalayacaksın.

 

Züleyha SELÇUK

Tezat

tezat

Zaman aklımın ölmez akrebi

Yıl yaşadım an içinde…

Bağımlı olmanın aşikar sebebi

Sır yaşadım ayan içinde…

Çalar saatim ölüme kurulmuş

Suç sayılmış azraile vurulmuş

Gün, ay ve yıl lahzaya karılmış

Teki yaşadım cihan içinde…

Mekandan mekana dönen yazgı

Zor’da uzun meşkte az; yanılgı

Doğumla fikrime dolanan sargı

Beni yaşarım can içinde…

Ebed-ezel arası yine süre

Sonsuzu saklar girift zerre

Yer ile sema hep aynı kürre

Dibi yaşarım asuman içinde…

Toprağa düşüş, yedi kata varış

Cennete bağlanmış garib yarış

Nedenim, nasılım bitmez haykırış

Hakkı ararım insan içinde…

Soru muamma, cevap muallak

Ata’dan beni oluşturan alak

Ruhum dünyada daim kalak

Öte bulurum mekan içinde…

Külliyat

Hayrettin TAYLAN

İksirsiz, umutsuz, gelişlerin seyrine doyulmaz kanyonlarında dertlerimin kamyonuna yükledim sensizliği. Varmanın izdüşümüyle ağlarım aşınıyor, semah ve ney eşliğinde coşkumuzun sularına atılıyoruz.
Gölgenin şanslarında üreyen serinlenişine anılıyorum, gece gündüz bütün tenhalarda…
Bakışına sırtımı yüreğine sırrımı içime, sırrına depremlerim, susamışlıklarına bende ölümcül seni büyütüyorum vay vay…
Kutsal sefayla çocuksu gözbebeklerimden bebek yapıyorsun ayrı kaldığımız özlem kumaşlarından.
Hani hatırlar mısın seninle bir akşam evinizin yanındaki parka gitmiştik, seni ilk kez sallamıştım, yüreğimin ipi kopmuş oracıkta kalakalmıştım, suni teneffüs etmiştin oysa ben onun için bayılmıştım zaten…

Özleminle demlenmiş sıcacık kahvenin kırk yıl, kırk gece ve bir bilmece kadar sarhoş aşklara atıyorum kendimi.
Sensizlik denizinde tüm unutuluşları, arlanmış bir ayrılığa aşık sallıyorum yenilmişliklerimden.
Ruhunun sularında sal parçacıkları taşıyan sol yanımdaki şafak rengi acılarla susmuş derinlikleri tembihliyorum büyüsünler sensizliğe.

Canevimin saçaklarına aklanan bir düş bozumundan sonra geldin hayatıma… Baharla har arasında kalıntılı bir akışla besledin sensizliği…
Yeni açılan çiçeklere uçan arı gibi, yüreğime etiketlenen kumru gibi usul usul açılan kıpkızıl bir gül gibi dahası sen gibi girdin hayatıma.
Hangi soruyu sorsam, hangi soruda kalsam, hangi anda kalsam da yine sen…
Masallardan, filmlerden, ayrılmışlıklardan, dahası her çeşit duygudan alfabe olan İstanbul Türkçesi gibi konuşuldun özlemevinden.

Alazlanmış, palazlanmış kentin adımlarında adın da olmalı bensizliği bilmeyen uzakların ismi de kaldırımların her karesine seni yazmalıydı.

Kavuşmayı arşınlayıp gelecek zamanların aşk kaymalarında duru tümcelerle sınavda öğrencilerin rahat çözebileceği bir anlatım bozukluğu sorusu gibi geldim girdin test çözen ruhumun alışma odasına.
Sözcüklerimin kilitli andıklarında gülüşlerin, sevişlerin akışıca, kafiyesiz düşlerime gül rumuzlu bir gazel oldun, ünlü gazelhan “hafız burhan “ bugün güneşime dokunmayı okudu tüm ülke duydu, tüm ülke ağladı; ama sen demek duymadın, sen demek ağlamadın yoksan yanımda vardır bir hikmeti…
Oysa herkesten önce yaralı ozan göğsümü sen sarmalamalıydın. Başını omzuma koyup yıldızlarla birlikte ben masalımı anlatmalıydın.
Bakir yüreğine bakırlar döşedim pak dudaklım, benden senlerine ölümsüzlük ışığı yayılacak… Ve sen bir aşkın ışığı olarak tüm kuytularımı aydınlatacaksın özden ve gözden öte sevgilerinle…

Nemlenen rüyalarıma geleceksin gece silinince adını ötecek şafak bülbülleri.
Özleminin yalnızlıklarında örgeni hazlar sunacaksın, sürgülü kalbinden bir bakışın kilidi, duygulu yüreğini açacak, açılacak kavuşma anlarımız.
Her gece vuslat duvarlarına yeni resimlerini asıp önünde kalakalmalarımın resmini sen gel çiz sevgilim. Ben on kendimde değilim bilemiyorum nasılım, nasıl eriyorum sana…
Akrebin ara çınlanışını duymadığım yelkovan arası aşk hayalimden
yenilgiler taşıyan bu sevi coğrafyamda söyler misin hangi şehir kadarsın bana?
Ninnili beşiklerde gülüşlerinle gül derlediğim bebekkentte misin?
Yaraları kabul bağlanmış, aşk ile yara arasındaki visalkentte misin?
Sevdanın hızlı trenler için döşeli raylarını çığlıkla döşeyen olasılıksız
Kentte misin?
Kimliksiz insanların, sırsız, arsız, sensiz yaşadığı yalınçkentte misin?
Yoksa bizim kentimiz, bizim sevdamıza göre kurulacak diyorsun ve hiçbir şeyin hiçliğinde hoşluğumun gökdelenlerinde bekliyorsun.
Ve bir elimi cebimde çıkarmadığım damat gibi giyiniş halimle sana gelmemi mi bekliyorsun.

İmkansızlık tepelerinde akan dünyanın en büyük şelalesinden ruha ruh akıtan suların toprakla derince öpüştüğü ama sevdanın eşercikçe dudak aradığı, tutku felsefesinin asırlarına sır olup, kademlerimin bitmesini mi bekliyorsun.
Bu sevmek nedirin oğullanmasında yüreğimin arıları senli gülistanlarda balını valsını ararken başka soru sormama gerek var mı her şeyimin her şeyi…

Hayrettin TAYLAN

Bugün 29 Mart 2009 Seçim Zamanı

Engelli yasamak

bugün 29 mart 2009

oy vereceğimiz gün

hangi partiden olursan ol

küçülmek insanlara yakışmıyor

bu gün 29 mart 2009

insan seçimlerini bile

hediyelerle satıyor

satacak hale geliyor

çay, kahve, karanfil, tv

suyu olmayan köye çamaşır makinesi, bulaşık makinesi

nerdeyse ev, araba verir hale geldiler

biz de satıyoruz geleceğimizi

bugün 29 mart 2009

iyi ki de ölmüş Muhsin Yazıcıoğlu

ölünün arkasından sevinilmez ama

ben sevindim

gündem değişti

iki günden beridir kafamızı dinledik

muhalefet yapamayan muhalefet lideriyle

çiftçiye ananı al git diyen liderin sokak kavgasını izledik

muhalefet yapamayana destek veren

Asena’dan ürediğini düşünen lideri de nasıl unuttum

bugün 29 mart 2009

seçimimiz ne olursa olsun

a parti, b parti,

insanlığını unutma

SATMA ve SATILMA

Muhsin Yazıcıoğlu

Muhsin Yazıcıoğlu

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker

Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer

Ne büyüksün ki; …

Sevgili Başkanım;

Ecdad-ı islam ecdad-ı Türkistan

Gelsin de öpsün o pak alnından…

Er geldin er kişi adamlığınla erdin rahmete

Açıldı pencereler güvercinlerle gittin…

Gayrı ebedi üşümeyeceksin cennette…

Külliyat

Hayrettin TAYLAN

 Sen sessizleşince, sesimden suların şarkısı çalınırdı. Suskun dertlerimin bütün halleri sergilenirdi. Kimsesiz kalırım şehrin orta yerinde. Aşk araması yapıyor sivil aşkın tecimenleri, üstümde senli bir şiir çıktı yakaladılar. Ne yapayım seni yazıyorum her dem.

Büyük şehir ki ortasında sen, kıyısı ben… Gidiyoruz metropoliten zevklerin sonelerine.

Dağılırım, serpişirim, kuytu mahallerin çimenlerine. Yüreğimde karanlık bendler yükselir. Bir yanım ikiz kuleler, bir yanım sensiz gecekondu özlemler. Saçı ve sakalları uzamış, durumların fotojeniğiyim. Kendime çekmişim kent içre sensiz ötelere. Sakallarımı ve geceyi uzatıyorum. Ruhumun son uzantısıyla her an seni düşlüyor can televizyonum.

Gülücüklerinden sonra reklamların başlar. Ütü reklamında iyi oynamışsın. Ütüsüz bütün beklemeleri reklamında oynadığın varavara ütünle ütüleyeceğim. Ha bir de son dizini çok beğenerek izliyorum. Dizide sen oynayınca dahası konusu hep ben olunca, senaryosu özümden çalınınca kalakalıyorum dizinde. Ah keşke bir de dizinde… Neden dizinde hep “yapmasaydın” sözcesini tekrarlıyorsun. Aciz bir mecnunun  hatası bu kadar derince işlenir mi? Reyting kaygıları taşıyorsun Nazlıcan… Oysa bizim aşkımız çoktan gişe rekorları kırmıştı.

 Bensizliği bir dizi şeklinde her gece yayımlatmana anlam veremiyorum. Ha sevgilim gündüz biraz iş güç derken tekrarlarını izlemiyorum. Arada haberleri sen sun. İçimde ölen Ayşeciği anlat izleyenlerine. Seni gözleyen gözlerimi yalnız yayımlat… Saçlarımı ve yüzümü değil. Gözlerim renklidir ve televizyonla da uyum sağlar sen üzülme Nazlıcan… İçim karıncalanıyor, sensiz tam çekmiyor her şeyim. Biraz antenimle oynar mısın? Çanak tutan her şeyden bir çanak yapar mısın bana? Bari sensizliği rahat rahat izlemek istiyorum.

       Bir karınca dolaşıyor kalbimin atan yerinde… Bir karında topluyor tutkularını İstanbul’un onca trafiğini aşarak seni bana taşıyor. Kışa, aşka, yalnızlığa nemalanıyoruz.

Elime alıyorum, sensiz gülleri, yüreğimde yetiştiriyorum,düştüğü zamandan kaldırıyorum

ve özneleşen gelmeni asıyorum ruh ağacıma. Amaçlarım susayınca susuyorum, annesi tarafından korkutulan masum bir çocuk gibi. Ama sen konuş içimde, sen bağır içimde.

Sen konuştukça sözceler bereketli pamuk tarlası gibi beyazca raks ediyor

sen konuştukça sana dokunuyorum sankilerim. Sancılarımda sanrılarım sarılır benimle… Okunursan bilinmezliğe bilmediğim bir ırmakta yıkanır umutlarımız. akar parmak arasından sevda pınarımız. Oltası hazır bir balıkçı gibi bana yakalanmanı bekliyor aşk. Yakalanırım sana. Sessizliğini_kimse-sizliğini emmek istercesine bebekleşir. Ağlarımla ağlarım yanında.

Sen sen ol… Beni emzir tutkularında dahası hayal ettiklerimi.

Konuşmak isteyen suskun sevdamla konuş, aynalarımı toparla senli konuşmalarla travma geçiren içlemlerim. Susma… Dilinde yaralar benli de olsa, bensiz de olsa susma aşka.

Yalnızlığım kanırtsa da… Su serp üşümelerime. Kimliksizliğini açıklamayan uzak akışlarımız üzmesin seni. Sen “su”sun. Su akışır suya.

Tüm  kavuşamamalarımız  “sessizliğe” ulansa da,aramızda Çin sedleri örülse de

yalnızlığım benim ilk kervansarayım uğramak istersen uğurlarını bozdur da gel.

Hatta yalnızlığını azaltan başka ederler çıksa da kullan benim yolumda…

Aynı anda aynı şeyi düşlere almak mümkünmüş meğer, dil susar, yürekler Türkçe anlatamaz sensizliği biraz yabancı sözceler giriyor ki aşk yabancı sözcük, ben sana yabancı olacak o kadar. Öyleyse atıyorum geleceğe güneşi. Biraz ışılda umutlara. Seni bir tanıdık saysın geleceğimiz. Aynı cümleleri harca aşk panayırında. Her aşığın dükkanından biraz benden al. Biriktir beni, küresel krizim geçerse, aramızdaki buzul aguşlar erirse, bir de eskilerim eskirse bil ki seni yazmış kader. Benim için tüm günlerden başka bir gün değildi senli olduğum günceler. Zamanın bölünüşünü senli her anın toplamıyla meşguldüm.

İlginç bir güncenin orta yerinde Zind ile konuşuyor zindelerim. Bir kurgu tilmizinden temiz bir an öğreniyorum.

Bana “bakışını gösteren” samimi içlenişler öğreniyorum. Leyla’dan çok farklısın. Leyla  çirkindi, Leyla sosyal değildi senin kadar, Leyla aşk zenginiydi. Acep Leyla kadar zengin misin? Duyuyorum, anımsıyorum nehirlerinin çağıldamalarını, imkansız şarkılar besteleyip gözyaşlarınla okuduğunu biliyorum. Ya bu yeter mi Leyla olmana, Ben Mecnun’un atasıyken. Serin ve sakin bir bekleme ekle dert denizi akıyor aşkımıza.

Bir gülümsemen dalgalandırıyor. Bir bakışın çılgın gelişleri akıtıyor.

Bu olgun sular susarsa gecemize. Bu senli dalgalar kapanırsa uçuk özlerime.

Sen en iyisi günışığını taşı cebinde. Karanlığın her köşesinde beni senden çalmak isteyen onca güzel ırmak çağıldarken.

Hadi, sen gün ışığını yolla aşkıma. Karanlık katran bir gecede gidenin yüzü yüreğimde resim sergisi… sonrası yok bunun… ve olmamalı da…

sadece bir “hadi!” demeni özetliyorum

Kışkırtır bana gelmeleri, bana dönmeleri. dünyan o gün senin için dönsün.

Kışkırtmadan usulca bir aşk getirme, aşklaşmış bizli karışımdan karışmış bir sevda boğazı aç. Ben Marmara, sen Karadeniz, buluştursun özlem gemimiz sularımızın karışacağı bir güne. Bu hadiyi çok içledim. Birikmiş yılların…

diyesim geliyor. Şimdi tam zamanındayım yaşamanın Ya Rab bunu da çok görme…

Soru üstüne soru yazıyorum ve sen… Kime yazıldığı belli olmayan bir soru gibi cevabını sorunun içinde dahası bir gün bana gelmende saklıyorum.

Hayrettin TAYLAN

Sana Yazardım

Sana Yazardım

 

Gecenin ışıkları şehre vururdu,

Ben hep sana yazardım.

 

Gökyüzü kahrından deli olurdu,

Ben hep sana yazardım.

 

Yıldızların dilinde türkü olurdum,

Ben hep sana ağlardım.

 

Bir kez olsun kalemime alamazdım,

Yıldızların türküsünü, öksüz büyüsünü

Ben hep sana yazardım.

 

Umutlar çığ gibi bana koşardı,

Ben kapımı sana açardım.

 

Uzardı geceler sevilmek için,

Aydınlık gündüzü özletmek için,

Ben hep sana ağlardım.

 

Güneşin ışıkları beni yakardı,

Ben hep sana yanardım.

 

Baharda tomurcuklar çiçek açardı,

Ben hep sana yazardım.

 

Kuşların dilinde şarkı olurdum,

Ben hep sana ağlardım.

 

Bir kez olsun şarkılarda duyamazdım;

‘seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi’

Ben hep sana kanardım.

 

Yeniler gölge gibi izlerdi beni,

Ben hep sana dalardım.

 

Yazardım sesimi duyurmak için,

Ağlarken ateşte yanmalar niçin?

Ağlayan sesimi susturmak için;

Her gün yeniden tövbe bozardım;

Ben hep sana yazardım.

               Hep sana kanar

                       Sana yazardım.

11/02/2003

züleyha SELÇUK

Kadınlar

Kadınlar

Nazım Hikmet, Abidin Dino’ya şöyle seslenir;

“bana mutluluğun resmini çizebilir misin?”

mutluğun resmi aslında onun için

memleket ve kadınlardır

kadınlar aşktır

sevgidir

ulaşılmazdır

ulvi yetenekleri vardır kadınların,

ana olmak gibi

bu yüzdendir ya

dayanma kudretini, sabır etme yeteneğini, kadınlara vermiştir

erkeğe doğum ağrısını verseymiş

dayanamaz

ölürmüş

bu topraklara neden Anadolu demişiz ki

anne gibi bağrına bastığı için

zümrütle de mutlu olur kadın

bir tek gülle de

hoş geldin canım diyorsa

eve geldiğinde eşine

eş eşse tabii

cennete gelmiş gibi olur

çünkü cennet anaların ayağının altındadır

kadınlar mutluğun resmidir

size bir şiirle anlatmak istiyorum

Vera’ya (Nazım Hikmet’in son şiiri)

 

Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana

Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm

1963

Gurbet – Akrostiş

hunter

Gökyüzüm sen ol birtanem…
Umudum ol, umutsuzca bekleyeyim…
Refakatçim olsun sensiz gecelerim,
Bir dakika bile seni görse gözlerim…
En güzel halini rüyalarımda düşlerim.
Ta ki benim olana kadar seninleyim…

Hunter38

Gurbet - Akrostiş

Aşkın Mermisi

Huseyin Akcam

Aşkı arıyorum heyecanla

Ne güzeldir onunla yaşamak,

Her safhasında,

Ne güzeldir dolu olan,

Bakışta kalana,

Dokunuşlar çırpınışlar,

Sevgi adımında,

Çabalamalarda kalışlar aşkta,

Busecik dudaklara her sarılışta,

Gözler gözlerine dokundukça,

Başlamadan bile güzel geliyor yaşadıkça,

Aşkı arıyorum zemherimde,

Her iklimi bulmak istiyorum,

Gönül telinde,

Gönül unutuldun dese de

Biliyorum gelecek hayat selinde,

Tut ki gecelerim bana yaren,

Zifiriliğin ötesindeki sendin perdem,

Işığı ol deli yüreğimin,

Aydınlığın olayım,

Hayatın her safhasında,

Sana sarılayım,

Aşkı arıyorum canda,

Yüreğimdeki handa,

Gelir misin gönül şavkıma,

Kalbimin tetiği hazır,

Sıkar mısın aşkın mermisini,

Vurur musun tam ortasından,

Gel yar, bakışını göreyim,

Yollarına güller dökeyim,

Musallada senle öleyim,

Çek tetiğini yüreğinin,

Tek mermisini asacağım

Kalbimin duvarına izinin

Yürek hazır bu aşka susamış adamın…

25.03.2009

Hüseyin AKÇAM

Aşka Dair

Aşka Dair

 
Mutluluk gider acı kalır geride, her aşkın sonu hicrandır, sen filmlere aldanma. Aşıkken

Mutluluktur sağın solun ama aşk biter başlar acıyla tanışman. Yeni bir kimlik kazanırsın.

Acıdan yana ne varsa gelir sende gizlenir söküp atamazsın. Mutlu tebessümler uzaktır.

Islanan gözler görürsün aynalarda. Kendinle konuşman uzar, aynalar bile usanır acıdan.

Ama sen başka bir şey bilmez gibi acıyı yaşarsın. Yeminler başlar dilinde. Sözcükler

Hep anlamsız ve buruktur çoğu zaman. Mutluluk gitmiştir çoktan, artık acıların vardır başucundan ayrılmayan. Aşkın gizemini anlamıştır yüreğin. En kalabalığında bile

kimsesizliği iliklerinde hissedersin. Yaralı bir yürektir geçmişten bu güne taşıdığın.

Bu yüzdendir anlam veremediğin manasızlığın.

Mutluluk gider acı kalır geride. Sende kendini yaşıyor zannedersin ama kapanmıştır

perde. Sen hala filmin sonunu beklersin. Oysa hicrandır payına düşen, bu yüzden ilk

defa ‘Al Yazmalım’ mutsuz sondur. Hangi ayrılığa baş koyacağını bilmezsin, yolsuz yollara

girersin. Mutluluk gider acı kalır geride. Sevdiysen sevdadan geçersin. Sana yalnız acı kalır

bir de yaşanmamış bir AYRILIK…

 

Züleyha SELÇUK

Canım Anam – Akrostiş

Canım Anam - Akrostiş

Can bedenden çıkmadıysa
Ayrılığın, bu seveni yıkmadıysa,
Naaşım toprağa karışmadıysa,
Işıl ışıl parlayan yüzüm solmadıysa,
Mehmedin senin için canını verecektir…

Askerinin arkasından dua eden…
Nasihatini, öğüdünü hiç esirgemeyen,
Ağlayınca göğsünde beni avutan,
Mektubumu alıp sevinçten ağlayan Anam…

Engelim Ve Sevgilim – 2

Engelim Ve Sevgilim - 2

o günden sonra beni aramadı konuşmadı bir süre

İki ay sonra yanımda oturdu

“neden konuşmuyorsun benimle” dedi

“ben değil sen benimle konuşmuyorsun” dedim

“aramadığın için aramadım

konuşmadığın için konuşmadım

eğer sen gelmeseydin ben de sana gelecektim” dedim

“seni özledim eş ruhum” dedim

işin ilginci

onun hakkında bir şey bilmeden

onu tanıyordum adeta

yaşıyordum

Yedi sene çıktık

hatta bir karı koca olmamıştık ama

aynı evde bile yaşamıştık

sonunda her ilişki biteceği gibi

bitti ama nasıl bittiğini de anlatayım

İki hafta aramadım finallere hazırlanıyordum

ders çalışıyordum

sınavlar bitti

yemeğe davet ettim

yemek yedik

aynı ıssız adamın sonu gibi

“ben ayrılmak istiyorum” dedi

şaka yapıyor diye “olur, ayrılalım” dedim

“neden” diye soru sordum

“görülmemesi gereken şeyleri görmeye başladım” dedi

“sen ciddisin” dedim

“evet” dedi

“neyi gördün” dedim

“özrünü” dedi

başımdan kaynar sular döküldü

ölseydim keşke

o an hiç bir şey demedim

sen bilirsin diyerek masadan kalktım

“bir şey söyle nalet olası küfür et bağır çağır” dedi

sustum

susmaya devam ediyorum

onu gördüğüm zaman…

Sen Ellerimden Kaydığın Gün

                 sen ellerimden kaydığın gün
                 heryeri sardı hüzün
                 gözlerim sana ağladı her gün
                 yarıya bölündü o bütün

                                  ellerim ellerinde sandı gönlüm
                                  kalbim oldu bölüm bölüm
                                  senin için soldu gülüm
                                  gelecek günler oldu zulüm

                                                         sevdiğimi söyleyemeden gitti
                                                          arkadaş oldu bana ölüm

Küçük Kız

gurselileri

 

Küçük bir kız vardı, örgülü saçlı
Sümüklü, pasaklı, adı Dilara’ydı
Küçük bir kız eteği yamalı
Düşe kalka dizleri yaralı
Küçük bir kız vardı, henüz altı, yedisinde
Biz, o yıllar, çiçeği burnunda toy delikanlı
On yedisinde, on sekizinde
Ne olup bitiyorsa mahallede, sanki bizim tekelimizde
Dayıydık, delikanlıydık, gençtik
İsyankârdık, akılları bir karış havada adamlardık

Küçük sümüklü Dilara
Kimi aşk mektuplarımızı taşırdı, ablalarına habersiz
Kimi alaylarımıza boyun bükerdi sessiz
Sarı saçlarını bölük bölük örerdi anası
Kirletmeye, dağıtmaya görsün saçlarını, dayaktı sonrası
Salya sümük ağlardı, burnunu çeke çeke
Acırdım ben ona, ağlar görünce, bilmem ki niye
Belki de yoksuldular diye
Çıkarır verirdim bir sakız parası
Bu da yeterdi küçük kızı sevindirmeye
Giydikleri hemen hemen aynıydı her gün
O pembe çiçekli mavi entarisi
Veya kısa etekli kadife elbisesi
Topu topu, iki üç giysiydi hepsi
Ayrılmazdı bazen peşimizden “abi, abi” diye
Kimi sepetler, defederdik
Küçük kız, biz yarınlardan habersizdik
Demiştim ya, delikanlıydık, sevdalıydık
Akılları bir karış havada adamlardık
Durmuyordu şişede durduğu gibi meyler
Boşaldıkça kadehler
Uçuyordu, yarım akıllarımız da yerinden
Bir gece dönerken meyhaneden
Laf atma yüzünden
Öteki mahalle gençleriyle kavga çıkıverdi
Belli de değildi ya kim kime ne demişti
Kim kimin anasına küfür etmişti
Dedim ya, şişede durduğu gibi durmuyordu
Cemal, nereden bulmuştu, nereye gizlemişti
Birden bir sustalı çıkardı, deli gibi saldırdı
Ortalık bir anda kana bulandı
Öteki gençler dağılıştı, kaçıştı
İnsanlar yollara çıkıştı
Yol ortasında bir genç cansız yatıyordu
Cemal, donmuş kalmış, tir tir titriyor
Sustalısından kanlar damlıyordu
Çok geçmedi, polis sirenleri duyuldu

Karakollar, mahkemeler, zor günler
Kara günler derken
Cemal’i yıllarını geçireceği
Gençliğini çürüteceği, dört duvar arasına yolcu ederken
Biz suçsuzluğumuzu kanıtladık
Ama adımız çıkmıştı bir kere serseriye
Adımızı aklayamadık
Kötü gözle bakılır olmuştuk, gidersek nereye
Ne evin ne mahallenin tadı kalmamıştı
Kolay mı, adımız cinayete karışmıştı
Rehberi karga olanın yoluna batmıştık
Biz suçsuzluğumuzu kanıtlamıştık ama
Kolay mı, kolay mı, insanlara bunu anlatamamıştık

Ve bir gün çektim gittim gurbete
Gurbet yolları bu
Ah ulan! Düşmeyen ne bilsin
Gurbet acısı bu
Anasını satayım, çekmeyen ne bilsin
Dokuz, tam dokuz yılımı yedim gurbette
Kimi şarkılar diyordu ya;
“uğramadım yedi yıldır yurduma”
Ne yedisi be! Ben dokuz yıl uğramamıştım yurduma
Sonunda hasret yetti canıma, döndüm
Kapım açılıp ta bulunca karşımda anamı
Sarılıp boynuna ağladım doya doya
Bütün saçları ağarmıştı anacığımın
Kolay mı dokuz yıl bu
Benim bile başıma karlar yağmaya başlamıştı

Zaman en iyi ilaçtır derlerdi, doğruymuş
Çok şey değişmişti
Bir gün yolda ona rastladım, tanıyamadım
“hoş geldin abi” diyordu, nede tatlı sesi vardı
Billur billur akıyordu
Sarı saçları omuzlarından beline salınıyordu
Hiç öylesine güzel yeşil gözler görmemiştim
Karşımda bir güzellik abidesi duruyordu
“hoş geldin abi” diyordu
Kimdi bu güzel kız, tanımıyordum
Utandım, sıkıldım
“affedersiniz, beni birine benzettiniz sanırım” dedim
Gülümsedi tatlı tatlı “ben Dilara’yım” dedi
Gözlerime inanamadım, gerçekten oydu
Çirkin ördek yavrusu büyümüş
Zarif bir kuğu olmuştu
Tırtır kozasından çıkmış
Dünyalar güzeli bir kelebek olmuştu
Küçük, sümüklü kız mıydı bu
Yeşil gözleri alevler saçan güzel…

“hani ağladığımda, saçlarımı okşayıp sevdiğin,
sakız parası verdiğin o Dilara’yım ben” dedi yine
Şaştım kaldım, bir şey oldu sanki dilime
Tek kelime konuşamadım
Gözlerimi o yemyeşil gözlerden ayıramadım
Gülümsedi “ görüşürüz” dedi, tatlı bir sesle
Uzaklaştı öylece
Çekildim bir köşeye, seyrettim ardından gizlice
Ne olmuştu sana küçük kız, neler olmuştu küçüğüm
İlk görüşte aşk olur muydu, olmaz mıydı, bilmiyorum ama
Gitmişti yüreğimin usu
İçime çökmüştü onu yine, yine görmek arzusu
Sanki o yeşil gözler, bana kurulu bir pusu
Ve ben düşmüştüm içine
Ne olmuştu bana birdenbire böylesine
Yüreğim takılıp kalmıştı o yeşil gözlerine

Sık sık karşılaşıyorduk
Ayaküstü birkaç laf etmeden geçmiyorduk
Bazen konuşmasak bile
Gözlerimizi birbirimizden ayırmıyorduk
Oysa ben o güzel gözlere doya doya bakmak
O yeşil gözlerin içinde kaybolmak istiyordum
Kendime bile itiraf etmekten korkuyordum ama
Ama ben o küçük kızı galiba seviyordum
Anlıyordum, yüreğim sevdalara yelken açmak üzereydi de
Kendi kendime gelin güveyi olmamak gerekti elbet
Önce kafamdaki soruları çözmeliydim
Ondan sonra harekete geçmeliydim
Söz açıp Dilara’dan, ağzını aradım onun bunun
Öğrenmem gerekeni öğrenmiştim, sağdan soldan
Herkes söz ediyordu, terbiyesi, güzel ahlakından
Hepsi de olumluydu duyduklarımın
İnsanlar böyle söyledikçe
O güzel, yeşil gözler, gözlerimin önüne geliyordu
Kalbim umut, kalbim mutluluk doluyordu

Geçer olmuştum sık sık kapısını önünden
Kimi görünür el ederdi penceresinden
Rahatsız oluyordum artık, bana “abi” demesinden
Utanıyordum, söyleyemiyordum
Bana “abi deme” desem, yanlış anlar, diye çekiniyordum
İtiraf ediyorum işte, seviyordum, hem de çok seviyordum
Gel gelelim, açılamıyordum, söyleyemiyordum
Hey küçük kız, sümüklü, dizleri yaralı, sıska bacaklı
Örgülü saçlı küçük kız, küçük Dilara, Dilara’m

Bir akşamüstü çarşıda karşılaştık
Sokağımıza doğru beraber yürümeye başladık
Evine vardık ki, ayrılırken gözlerimin içine bakıp
Tatlı tatlı gülümsedi, iyi akşamlar diledi
Dileğinin sonuna adımı ekledi
Ama
Ama bu kez bana “abi” demedi
Yalnız, yalnız adımı söyledi
Hafifçe başını öne eğdi, utanır gibiydi
Elini tuttum, sanki avuçlarının içi yanıyordu
Keşke sonsuza dek elleri ellerimde kalabilseydi
Yalnızca “hoşça kal bir tanem” diyebildim
Yürüyordum
O kapının önünde duruyordu
Ardımdan bakıyordu
Bütün gece uyuyamadım, hep onu
Onu düşündüm durdum
Şaşıyordum kendi kendime
Ben nasıl böyle yüreğimden vururdum
Ben ki başımdan neler neler geçirmişim
Ben ki gurbetin kahrını çekmişim
Ben şimdi
Sevdaların buğusuyla puslu, yemyeşil gözlerin esiri
O altın gibi sapsarı saçların kölesi
Ben ki bir vakit, saçlarını okşayıp
Sakız parası verdiğim
Küçük bir kızın sevdalısı
Tutkunu, yürekten vurgunu olmuşum
Akla gelmeyen başa gelirmiş, derlerdi, inanmazdım
Meğer gerçekten öyleymiş

Açılmıştık birbirimize böylece
Buluşur olmuştuk sık sık, gizlice
Can atıyorduk geçirmek için her anı beraberce
Koşuyorduk kırlara, bayırlara
Issız tenha yollara
O salkım söğüt altında başımı yaslayıp dizlerine
Saatlerce bakardım o yeşil gözlerine
Göğsüme yasladığında başını
Usul usul okşardım, o şahane sarı saçlarını
Ve sonra öper, öperdim doyasıya o çiçek çiçek dudaklarını
Kimi “senin olacağım” dediğinde “hayır” derdim
“ben seni beyaz gelinliğin ile alacağım,
ben bile el süremem sana,
ben o ap ak duvağın temizliğine, kutsallığına inanıyorum
seni öyle istiyorum” sarılırdı boynuma, kalırdı öylece
Küçüğüm benim bu dünyada ne güzellikler düşüyordu
Sevgi uğruna, sevmek uğruna kurtlar sofrasına
Küçüğüm benim, emanet ediyordum ben, seni sana…

Zor günler yaşıyordu şimdi Dilara, babası ölmüştü
Yoksulluklarına bir de ölüm acısı düşmüştü
Buluştuk yine bir gün gizlice o salkım söğütün altında
Gözleri şimdi hüzün doluydu, buğulu pusluydu
“Aydın’a taşınıyoruz” dedi “dayımın yanına”
“bu yoksulluk içinde katlanamaz olduk babamın yokluğuna
küçük kardeşim bile gidemez oldu okuluna”
Yüreğimden vurulmuştum
Engel olamadım gözlerimin yaşlar ile dolmasına
Bastım küçüğümü bağrıma
Oturduk sessizce bin hüzün içinde, salkım söğütün altında
Git, dedim sonunda; git küçüğüm yolun açık olsun
Gözlerin kalmasın arkada,
Hele bir vakit geçsin bu acılar küllensin
Benim de işlerim düzelsin, anam ile gelip seni isteteceğim
Hani o bembeyaz gelinliğin ile geleceksin bana
Seni başımın tacı edeceğim, sen şimdi git, git küçüğüm
Gözlerin arkada kalmasın, sakın o sevgi dolu kalbine acı dolmasın

Ayrılık girmişti ya araya
Şimdi bir boşlukta gibiydim
Günler dönmüştü aya, aylar sanki yıla
Aşkımız kala kala kalmıştı mektuplara
Kimi son çektirdiği bir resmini
Kimi bir zamanlar öptüğüm o dudaklarının izini
Gönderiyordu mektuplarında
Okuyordum o mektupları satır satır
Defalarca, yüzlerce, binlerce
Okuyordum, ezber edince
Öpüyordum, kokluyordum
Hasret ile dolup dolup, gözlerimden yaşlar gelince
Ne haller oluyormuş insana neler neler
Meğer böyle, böylesine yürekten sevince
Bir mektubunda zarftan çıkanı görünce ağladım mutluluktan
Sarı saçlarından bir tutam vardı
Dünyalar benim olsaydı, değişmezdim ben o bir tutam saça
İnsan aşkını, insan yüreğini, sevgisini, sevdiğini
Kaça satardı, kaça
İnsan aşkıyla, onuruyla, sevgisiyle yaşamalıydı, var oldukça
Küçüğüm, Dilara’m sen benim her şeyimdin
Anlamıyor muydun bilmem
Mektuplarıma satır satır yazdıkça
Şiirlerimde mısra mısra anlattıkça
Küçüğüm, Dilara’m, anlamıyor muydun?
Ben kahroluyordum, sensiz kaldıkça

Bir zaman geldi mektupları seyrekleşti
Gelmez oldu
Merakta kaldım günlerce
Aklada iyi bir şey gelmiyordu insan merağa düşünce
Başı mı dardaydı, hasta mıydı?
Neden günlerdir bir satır yazmıyordu
Nihayet sonunda gözüm aydı
Yine mektupları gelmeye başladı
Ama bilmem bana mı öyle geliyordu
Mektupları artık eski tadı vermiyordu
Eskisi gibi aşk, eskisi gibi hasret, eskisi gibi duygu
O eski Dilara kokmuyordu
Artık bu mektuplar bana Dilara’yı getiremiyordu
Yine de beni küçüğümün yokluğunda teselli ediyordu
Ediyordu ya, istemiyordum aklıma kötü şeyler getirmek
Zaten yetiyordu bana, onu için için özlemek
Beni hayata bağlayan, canım gibi
Öpüp kokladığım
Mektupları geliyordu, geliyordu ya, buda bana yetiyordu
Küçüğüm yanımda olmasa da mektupları vardı
En sonunda
En sonunda bir gün
Bir gün bana düğün davetiyesini yolladı
Hayır bu bir şaka değildi
Çünkü hiçbir şaka bu kadar zalim olamazdı
İşte o gün, bir ben değil
Bir anam değil
O salkım söğüt bile halime ağladı…

                                                            

Gürsel İLERİ

Ölüm Gibiydi Gidişin

Ölüm gelse bu kadar üzülmezdim

Ölüm bedenime gelir sen ise ruhumdan giderdin

Hazır değildim gözlerimden kaymana

Hiç hazır da olamazdım, ummazdım

Umulmadıktı gidişin, dallarımı kırdın

Dolu yağdı üzerime

Çiçek açamam artık bahara, benden bekleme

Ölüm gibiydi yüreğimden gidişin

Hiç sarsılmadığım kadar güçlü sarsıntılardan geçtim

Anmak istemem ne o günü ne de o günkü sözlerini

Unutmayı seçtim, unutabildiğim kadar

Kabuk bağlayana kadar duymak da istemem sesini

Daha fazlasını bekleme benden

Ölüm gibiydi gidişin dedim ya!

Ölüyüm şimdi…

feylesofun Gitmelerindesin

Hayrettin TAYLAN

akan öfkenin ritminde karalarıma lal olan arkaik gidişler
Bütünlemelere ilmi bir kalış oluyor
Kalıyorsan kal diyemedim
Aynı şeyleri konuşan aynı aşkların aynasındayım
Seni görüyorum ben yokum
Hasrına yenilmiş kendi aşkının kurşun kalemine çizilen kurşunsuz bir aşkın şövalyesiyim
Ruhu delen mermilerin ezgisinde mutluluğumu bitiren işve bir etkidir gidişin
ruhun ayazını sen sanıyorsam alazlarından gidemediğimdendir
derin kesikler vazgeçirmez vavlarınla kavların arasındaki her sızıya
parçalanırım paramparçalarıma pare pare o yare
Sen tepkisiz, hareketsiz, gözü yaşlı bekle
Çırpınır elbet umutlarımın yeni kaknusu
Yeniden küllerinden beni doğurur aşkına
ve sus…
ve küs
ve git
git diyorsam
kal demenin ilk yıldızıdır
 ve bu gün gece/yıldızlar sınav yaptılar sensizlikten

geç içindeki yangına… angınların da yansın
benim küllerimden mutlu bir sevdan olucaksa
gayrı git…

Son kez diyorum
git
gitmek gitmenin gelmesidir
gitmek kalmanın kalıntısıdır
gitmek pişmanlığın aklanışıdır
gitmek gitmektir
ya bende gidemediklerin
ya bende kaldıkların
ya bende bitmeyenlerin
ve git
git diyorsam
kal demenin ilk yıldızıdır
ve bu gün gece
geç içindeki yangına…
benim küllerimden mutlu bir sevdan olucaksa
gayrı git…

ben gidemem, ben edemem, ben susamam, ben kalamam da

öceler ve gözeler ruhumda seçimsiz hala seni seçiyorken

Hayrettin TAYLAN

Şiir Değil

Şiir Değil

 

Her yaşanmışlığımdan acı kaldı hediye,

Tarumarlar bıraktılar gül gülistanlarıma,

Ne yaptılar bana? Bilsen ne çok acıttılar canımı

Ne paramparça kırdılar;

Yıkıntılarım var nasıl toparlanır bilmezlerdeyim!

Yeni baharlara kara kışlar,

Vuslatlara ayrılıklar yüklediler.

 

Şiir yazma çabası değil bu;

Yahut yüreğinin ince teline dokunmak değilim

Büyük acılardan geçip sükunete geldim.

Ağlayan acıların, ağrısız sancıların koynundayım.

Her gece gözlerimi Fırat’a verdim

Ne yaptılar bana? Bilsen nasıl gözü yaşlı sellerdeyim!

 

Neyim varsa kayıp bir şiire emanet,

Kim geldiyse acılarıma yeni bir giysi bıraktı,

Sorma halimi, yitirdim kimliğimi,

Hangi acımda durup, hangisinden vazgeçeyim?

 

Sorgulardan bıktı usangaç yüreğim,

Alıştınız belki duyacağınız hüznüme

Ama yinede inip bakın en derinime,

Gizlerim aşikâr olsun.

Dün yaşadığım, yarın yaşayacağım olmasın.

Acılar gözbebeğim olmaktan usansın

Sular aksın kurak kalp ağrılarıma,

Yarım yamalak sevdalar uğramasın bana,

 

Ey hayat! Son sözünü söyle

Ünlemler bırak ömrüme,

Soru işaretin olmadı,

Nokta koymadın acılarıma,

Virgülsüz soluklar verdin acıtanlara…

 

Ey hayat Sustur Beni!

Yoksa yaşadıkça sitemler alacaksın

Bana verilen nefretleri son nefesimde koynunda bulacaksın

Ne verdin? Daha neleri alacaksın?

 

Züleyha SELÇUK

Sevgilim Ve Engelim

Engelim Ve Sevgilim

yıllar önceydi onu tanıyalı

okulun en güzel kızıydı o

Bulgaristan 1989 göçmeniydi

sarışın masmavi gözleri vardı

liseye giderken tanıdım

ona yakınlaşmak aklımdan geçmezdi

bir gün yanıma geldi

“çay içer misin” dedi

“olur” dedim

“ama sen alırsan olur görüyorsun halimi” dedim

“olur” dedi alıp geldi

her teneffüs bu devam etti

bir gün benden hoşlandığını söyledi

bayılacaktım heyecandan

spastik engelli ve okulun en güzel kızı olamazdı

yapamazdık

bir kaç gün kaçtım ondan

okula gitmedim

telefonlarına çıkmadım

en sonunda telefon ettim

“gelir misin cafeye” dedim geldi

Orhan Veli’den şiiri verdim okusun diye

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,

eve gitti

“okudun mu” diye telefon ettim

“şimdi seni ne kadar çok sevdiğimi anladın mı” dedim.