30 Nisan 2009 icin arsiv

Hayrettin TAYLAN

”sen benim olmadığın sürece bu cümlenin ilk kelimesi anlamsız”

Kendi hatalarımın okyanuslarına yüzme bilmeden dalan bir dalgıcım. Anlatılmaz anların dalgalarını yüreğimin incelenmemiş kuytularına taşıyorum ki seni ve sensizliği paklasın her hissim.

Yaşanmışlıktan aşınmış gelmelere bezirgân gidişler üreten hallerinin “den” halinde değerin doğruları durmadan eksiler üretiyor. Yerelleşen bir Sibirya esintisi yalnızlığımın sahiline senli penguenler getiriyor.

Sensiz her yanım kutup olmuş meğer acıların penguenleri oynar buzul yaralarımla. Bir kutup ayısı, ayın dolunay haline sana dolanışımı resmetmiş. Gel de artmasın buzulluğum. Küresel ısınmanın sevi ikliminde güzeller iklimimi değiştirmeye başladı. Nemli gözlerin, sensiz kurak sevdamı kurtaramayacak gül bayramlarının gülü. Dedim ya güzellerin sevgi iklimindeyim, birisi çok yakında beni yaza taşıyacak. Cemrelerim bitti gelmedin. Çiçek açan özlemlerim açıldı gelmedin, hazandan azan senli kazanımlar yemyeşilliğe büründü, sen gelmedin. Gelmeler geldi, elde etmeler geldi, imkânsızlığın tümleri tümlenip, bütünleşip geldi bir sen gelmedin.

Paylaşmak ve akışmak için açılan bu yelkensiz gemide ben yaralı bir kaptandım, pusulasız sensizliğin denizine doğru rotam, elimde bir not…

Pusula yerine ”sen benim olmadığın sürece bu cümlenin ilk kelimesi anlamsız”

İşte bu sevdanın denizlerine dehlizlerimin üreyen yüreğini ağlarına, bağlarına, sevmelerine, gelme  oltalarına atan bir balıkçıyım. Bunun için sensizliğim, bahtsızlığım masmavi. Her dalgasında farklı maviler çıkar, masmavi gözlerini arar deniz ve ben. Hanginiz mavi, ya içimde yamalanmış mavilerin ivmesinde hangi yürek suyu durulayacak dertlerimin esintisini.

Eşsiz güllerin kıpkızıllarında oğullanan kesret haline tomurcuk oldu sevgim. Lale akışlarının benimi yıkadığı Çamlıca tepesinde İstanbul’u sensiz izliyorum ilk kez. Laleler açılmış, birlikte çekildiğimiz her karenin toprağına gidiyorum, eğilip öpüyorum, kokluyorum, bir avuç cebime koyuyorum, oraya sen basmıştın, orada sen çekinmiştin. Ordadır duruşun, ordadır kokun diye geçici hafızalar kaybederek seni yaşıyorum, seni aşıyorum, senden ve benden geçiyorum.

Bana geldiğin beyaz günlerin yağmur düşleri damla damla sızlıyor özgür baharlarıma. Harını bana sunan Sunaların sunaklarındayım. Dönem bu dönem. Dönem sana diyorum.

Teninde hasret terini anıştırıp duruşlarında birkaç kapsül alarak yeni hayata mesajlar ekliyorum.

Gagasında bütün sevenlerin yüreğini eriten yazılarımın güvercini ufuk çizgilerini senin umudun çatısına çizdi. Yuva yaptı yaralı güvercin.

İki yumurta yaptı hayata. Biri sen, hangi sen olduğu meçhul. Bir ben, aşkın, aşkı yazmanın, seni unutamamanın post modern bülbülü.

Sensiz uçamayan, sensiz bakamayan aşık yanımla yangınlarını aşacaktım, kalışlarına kal olacaktım, kav olacaktım sönen ahlarına.

Sensiz, öyle yanık, öyle tutuşmaya, yana yana “kaknus“ kuşu olmak istedim. Yeniden küllerimden yeniden sana doğmaya, yeniden senden ölmeye… Var mısın? Varan mısın? Aranan mısın? Aşıkan mısın?

Sırılsıklam hayallerimden ürkek hasretlerin ceylanı kaçıyor ummalarımdan.

Paslı anılışlardan kurtardın beni, bir derdim var ki yaşıyor ve yazıyorum.
Öpücük çeşnimden kurumuş dudaklarının pınarlarına sulu sepken hevesler derledim. Çapaladım nadas kalmış arzularımın sevda tarlasını

En eski yani seni tanıdığım ilk “anı“ ektim. Giderken akıttığın gözyaşlarını bir şişeye doldurmuştum ya… İşte onunla sevda tarlanın giriş kapısının önüne kıpkızıl, son kızıllığını, genç kızlığından ve özel kızlığından alan bir gül. İlk bana açılacak kadar tüm kızıllığı ve kızlığı şifreli ve gizemli.

Düşünüşlerimizin, efsane gömütlerinde saklı kalmayacak bir gün kavuşmalar… Kızgın buluşmamız sevdamızın incinmiş, inci mercan anılmalarını aklayacak.
Bendeki sevgi seni sen edecek, sendeki sevgi beni ben edecek, gelecek anın deminde bütün yalnız kaldığımız her şey yüreklice sevmenin ve beklemin süzgecinden geçecek ve hep biz olarak sunulacağız hayata.

Hayrettin TAYLAN

Yüreğimde Yaşa

Yüreğimde Yaşa

Hem kırdım hem kırıldım
Kırmayı değil kırılmayı yeğlerdim

Telafisi yok mu hataların
Bir kalemde nasıl sildin
Ben seni ben, sen beni sen bildin
Hayır biz bu biz değiliz ki
Ömrümce silemem senin adını
Yaşadıkça yüreğimde adın da yaşayacak
Yazdığım onca sözün hepsi gerçek olarak kalacak
Yalan olan senin yokluğun olacak
Cevap almadığım her sorunun baş harfi olacaksın
Son noktası asla konmayacak
Belki hiç duymayacağım sesini
Belki hiç görmeyeceğim yüzünü
Belki bir meçhulde kalacağım
Anlaşılmayanlar, çözülmeyenler gibi
Öyle bir çizik attın ki yüreğime
Kurşun olsa deler geçerdi
Belki oracıkta can verirdim
Adını her andığımda ağlamazdı gözlerim
Hançer gibi saplandı yüreğime sözlerin
Çıkartıp atamam her kelimede bir sitem
Her kelimede öğüt var
Çıkarıp atsam kan yerine sen damlar.
Ömrümce kalsın ki o hançer
Yüreğimde hep yaşa sen, hep bende kal.

Ezgi

Yetmez

yetmez

 

Birkaç sevgi kokulu sözcük,

Birkaç güzel gülücük,

Anlatmaya gücü yeter mi?

Bıraksalar anlatayım;

Ama sığmaz;

Elimde bir avuç zaman…

Yüreğim kafeslerde,

Küfleniyor duygularım;

Ama ölmez benliğimde yüce sevdan!

 

1998

Züleyha SELÇUK

Seni Severek Ölüyorum

Seni Severek Ölüyorum

ölmek mi, var olmak mı

hangisi daha zor

diye sorarsan bana

var olmak derim sana

ölmeyi her an yaşıyorum

seni severek.

İmkansız Sevdam

Arkim

Zemheri soğuğundayım yârim
Sensizliğin pençesindeyim
Bir adım ötesindeyim ellerinin
Bir anlık zamandır sesinin uzaklığı,
Ellerim uzansa yakalayamaz ellerini.
Yürek verir de kendini, duyamaz sesini
Bir başka dünyadasın sevgili.
Seyran olmuşsun gözlerime yâr
Seyrederim seni uzaklardan.
Umutlu bir imkansızlıkla beklerim
istekli bir beklentisizlikle severim
Nasıl anlatsam yârim derdimi
Haykırırım ismini
Dağ duyar
Taş duyar
Gök duyar
Bilirim hissedersin sen de yârim
Duyamazsın ama beni
Bilirsin uzaklardayım ben
Yüreğinde yaşatırsın sevgili beni
Gözyaşların akar sessizce
Bilirsin hissederim gözyaşlarını
Ama tutamam ellerimle.
Silemem gözyaşlarını dudaklarımla
Bilirsin sevgili.
Mesafeler değildir bizi ayıran
Bir kuş olur uçardım yine sana
Bir rüzgar olur eserdim senden yana
Yağmur olur yağardım sana.
Güneş kavurmaz yüreğimi
Bilirsin çölleri aşarım da gelirdim sana
Bilirsin mesafe tanımaz bu sevda
Bilirsin imkansızlıklardır bizi ayıran
Sen ve yüreğinle kalırsın baş başa
Ne yere koyacağını şaşırırsın sevdanı
Bilirsin Kimle konuşacağını, bilemezsin
düşlerine girer de dinlerdim seni
Sana kendimi verirdim de yoldaşlık ederdim sana
Bilirsin uzaklıklar değildir bizi ayıran
Bilirsin çaresizliklerdir yollarımızı bağlayan
Yüreğin daralır
Gözlerin kısılır
Bir acı duyarsın sevince benzer
Bir yara olur imkansızlıklar yüreğinde
Bilirsin lokman hekim gerekmez
Bilirsin ilaç kâr etmez
Bilirsin bir sevdalı sözcüğün yüreğindedir dermanın
Bilirsin sevdalı bir bakışın sevecenliğindedir çaren
Bilirsin bir anlık çalınmış sevişmelerdedir canın
Ah sevgili ah
Ahlar düşer dillerden sevdamıza dair
Bilirsin bir imkansız sevdadır bu
Bilirsin zamandan çalınmış bir andır buluşmamız
Yaşamın bir armağanıdır bu sevda bilirsin.
Bir armağandır bu sevda imkansızlıklar içinde yaşansa da
Bilirsin sevgili bu sevda yaşanmamıştır kimselerce
Bilirsin belki yaşanmayacaktır bir daha
Bilirsin umutlu bir imkansızlıklardır bu aşkın adı
Bilirsin de yüreğine söz geçiremezsin yine de
Yürek kanatlanmış sevene doğru
Yürek ne mesafe tanır
Ne de imkansızlıklar
Bırakırsın kendini yüreğinin sesine
Yüreğin taşır seni aşkın denizine

Arkim

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun