Nisan, 2009 icin arsiv

Hasret

Engelli yasamak

hasretin ne demek olduğunu anladım

sen

anlattın

ben

dinledim

sessizce

hasret eşittir ölüm

ben ölmek istemiyorum ki.

Efsane Etrafoğulları

Yine Beklerim

yine-beklerim

Hasretin yaşatmaz beni

Nefes almayı özledim

Özgürce gökyüzüne bakmayı

Özledim senden ayrı bir ben olmayı

Hasretin yaşayamadığım ömrümün katili

Gönlüm ihtiyarladı

Beklemek, beni senden çok ölüme yakınlaştırdı

Ansızın yumsam gözlerimi

Bir daha hiç açmasam

Bitecek mi hasretim

Mahşerde de yine seni beklerim.

Efkan

1 Mayıs

1 Mayıs

29 yıl sonra 1 mayıs yeniden resmi tatil

kimileri için tatil kimileri için bayram

kimileri de pikniğe gidiyor bugün

kimileri için anlamsız geliyor

“tatil cennetine döndük” diyorlar

kimileri için mücadele günü

kimileri için işçilerin birliği

işçiler emekçiler el ele…

resmi anlamda,

29 yıl önce bayram şimdi bayram

arada geçen süre ne idi bilinmiyor

herkes için farklı anlamı olabilir

ancak,

1 mayıs geçmeli kavgasız gürültüsüz ve

1977, 1 mayıs anısına

Taksim’de olmalı bu bayram.

Gitmem Lazım

Gitmem Lazım

Eylül gelmeden gitmem lazım,

Cesaret henüz uyanmadan uykusundan,

Yürek dillenip söze başlamadan,

Gitmem lazım.

Suskunlukla açılmasın aram,

Soru sormadan meraklı gözler

Ve kimseye verecek cevabım olmadan.

Eylül kapıda diye duydum,

Toparlanıp bir an önce;

Sorgusuz sualsiz,

Dostsuz tanıdıksız gitmem lazım,

Eylül öncesi gitmem lazım.

Rüzgar ağaç dallarına dokunmadan,

Bütün yapraklar dalındayken hala gitmem lazım.

Neresi olursa olsun fark etmez,

Yeter ki; Eylül tadından uzak kalayım,

Onda hüzün kokulu duygular tatmayayım,

Bekle beni ölüm Eylül gelmeden seni yaşayayım.

Eylülde vuruldu düşlerim,

Eylülle son buldu gülüşlerim

Bir daha Eylülce yaşamak zor gelir,

Bütün tesellim toprakta gizlidir,

Eylül gelmeden gitmem lazım!

Yoksa bu kederle nasıl yaşlanırım?

01.08.2008

Züleyha SELÇUK

Son Damlan Yarama Damlasın

Hayrettin TAYLAN

       ‘Tutuluşun kandilleri sönerken, uzakların ışığı yakamozlarıma yakalanırken sen yine yoktun. İçimdeki yangının dersine çalıştı özlemin suları, seni söndürdü; ama beni ve senli her şeyimi söndürmedi.
Yakamozların yazamadıklarında gelinmişliğinin dalgaları seni yazdı. Seni ben eden yakamozlar renk veren yedi veren beyazların içsel hıcısı içindeki aydır, sen beni hep içinde saydır.

Bülbüller rüyalarımda susunca, düşüp yollara savurma ayrılık eteklerini. Gül tozlarını serpiştirip yollara işte benim sevdam her adımda, her yolda kokar diye bana aitlerini yakarak özletme beni.

Canhıraş bir şarkı gibi, yalnızlığa melodik tatminler yollama, son gelen iletinden ilintili bir hüzün virüslerini aşk belgelerime buluşturur. Ve artık her anıma, her yazıma, her hissime sen varsın.

  Tanrılar divanında ben sana yollanmış, ben sana nakışlanmış, yüreğimin her demi sana hislenmiş, ali  anların son şahıyım. Ruhumdaki fırtınalar ermiş bir menkıbenin tufanına estirir. Ben, benden uçtu. Hangi sen, beni kendi inine indirir bilinmez.

Benim de içimden geçen denizlerinde yakamozların doğuşunu seyretmek için ilk baktığın tepeye gittim. Hani tepede beni izlerdin aşkla senle aşağı doğru yürüyüşümü. Çocukça bir hevesin ederinden, kederinden, nazarından ne kaldı ki? Sana son kez bakarken düşmüşlüğüm de aşktı.

Hani önce gülmüştün, sonra tüm hızıyla koşmuştun, kanayan avuçlarımı mendilinle silmiştin. Şimdi kanayan yüreğimi kim silecek hiç düşündün mü?

Gönlümde büyüttüğüm, belki sevda geçmişime anıtlaştırdığım sevilme labirentinde okların, ne de denizin mavisi sözlerin deldi yüreğimi. Gitmek zorunda kalmışlığın kömür karası eritti.

Koynumda barındırdığım icra mecraların malihülyaları nice sahte gözleri, unutulmuş coşkuları yeniden devşirir. Yeniden sultanı semahgahına namelerimle alırdın belki. Rüyalar gerçek olsayı oynamıyorum sen   yaşadığım tek rüyamdın. Hangi geceye yazılsam, ay tutulması olur ben ile sensizlik arasında. Arada aşkıma uçan beyaz kelebekler olsa da senin güneş pervaneni görünce gelir, senli ölürler oracıkta.

Kavuşma ile kavuşmamak döllemeyi istemiyor gibi bütün imkansızlıklarım tüm bebek yoluyla senli bir  aşk bebeği doğurmaya nazırdır gülnazım. Yarın sana yar olurken bekle geleceğim sensiz ve seni unutmuş olarak. Peri masalımı perimle yaşayarak, yarama karalarımı bandıra bandıra herkesin içinde bağıra bağıra, sensizliği çağıra çağıra çağrılar bırakacağım perime. Daha yaşanılmamış acıların hazını duyarsın bir hayıflanma güncesinde bu gün neden yoktum. Yüreğin nitel çocukları sevindirir, nicel özlemler yuva yapar kırılmış gül yaprağımın üstüne.

İki yumurta yapar ebabil kuşu, tam yavru ve sevda yapma anında gül dalın, bensiz halin kırılır. Yavrular yere düşer, ben düşer, sevda düşer, gelmeler düşer, düşülmesi gereken ne varsa düşer. Bir sen düşmez ne kadar zor gülnazım.

Susmanın çağı çoktan seçmeli sorularla günlerimi eritir, gayrı unut, gayrı yazma, gayrı azma mısralarda. Bu hasret böyle unutulmaz, bu yara böyle kurumaz. Oysa geçmişin büyülü masallarında cinlerin inime inmiş olmalı. Sayrılar, sanrılar, metafizik öteler arasında kendimi oynuyor gibiyim. Hangi ben seni unutmadı, hangi sen benden gitti ne ben, ne aşk, ne de hiçbir şey çözemiyor.

Gelmelerin fiyatı artmış, kalışların faizini ödemekle geçiyor vasie yaşamın kuyruğunda yaşadığım  

Yarım bıraktığımız nice anların tayfında esiyor tayfunların, beni esir ediyor, esrik, eşiği senle beşik olmuş, olmanın bebekliğini sallayan umutlarım tel olur senli elektriği taşır, için o yüzden aydın. Sen kaçmaya  çalıştın ülkenden de kaç, kaçmalardan da kaç, benden de kaçamazsın.

Acılar sancısız çekilmez, yalnızlık sensiz çekilmez be güzelim, sen nemli gözlerle gittin, insan her istediğinde ağlayabilir mi ki? Hadi şimdi ağla?

Vurgun olduğum, dargın kaldığım merhabalarında yeniden alıştırmalar yap ben ile seni bir türlü unutamayan ben arasında. Ödev ver gelmelere, sözlü yap seninle sözlü kaldığımız anların huzuru gibi. Parmak kaldırmadan, içten kavrularak, istendik her güzelliğin adıyla son notunu ver bana. Hocasın, kanaatlerine kaldı senden geçmem. Son sınava çalışamamıştın, başka birine bir gecelik çalışmadan gidip geçmiştim.

Evet hocam, işte bazılarına hiç çalışmadan geçiyorken, şeytanın verdiği ödevi koşarak, azarak, coşarak yaparken asıl senli sınava çalışamadım.

Bunun sosyolojik, psikolojik hatta biyolojik jiklerini anlatsam da yürek anlar mı ki? Hangi yürek  bu  sınavsız geçişle geçtiğim mum ışıltı günah ışıldayan sınavı mı?

Acılar sancısız çekilmez, yalnızlık sensiz çekilmez be güzelim, sen nemli gözlerle gittin, insan her istediğinde ağlayabilir mi ki? Hadi şimdi ağla?

Son kez ağla ki senli, sensiz büyüttüğüm sevda fidanım ve  vicdanım kurumasın.

Hayrettin TAYLAN

Yeniden Sevebilir Miyim?

Ezgi

Gittikçe kopuyorum ben bu hayattan

Hani nerede yüreğimdeki dingin umudum

Bir yudum sevgi, bir yudum su, bir dilim ekmeğe şükrederdim

Sevgisizliğe inat, sevmeyene inat severdim

Yorgunum, hırpalandı yüreğim

Geçiyor ömrüm sevgiye hasret

Kadir kıymet bilmeyene ben ne diyeyim

Emanet verilen bu cana ihanet mi edeyim.

Yeniden başlasam, hayatın neresinden tutunsam

Geçmişi hiç hesaba katmasam

Fırtınalarım dinse

Işığım hiç sönmese

Belki yeniden severdim seni hayat

Ezgi

Annem

Engelli yasamak

herkesin annesi kutsal ve cennetliktir

benim gözümde

ama

engellilerin anneleri iki kat daha çok

kutsal ve cennetliktir

annem örnek bir kadındır

beni ben yapan en büyük sebeptir

babam savaşmayı öğretmişse

annem de sabır etmeyi öğretmiştir

29 sene sabırla savaşımda en büyük

destekçimdir

“yapamıyorum” kelimesini kabul etmez

“acıma” kelimesini kabul etmez

“yapacaksın” der

“acımaz” der

annem bana acısaydı

düştüğüm zaman bir daha kalkamazdım

iyi ki de senin oğlunum

evladın

Mehmet

Bir Daha

gurselileri

Erteleme arzularını sevgilim yarına

Giden zamanı getiremezsin geri, bir daha

Gel

Hadi gel bana

Bu gece yatağı dağıtalım

Ne vida kalsın ne yay

Sen, zevkten inleyip, dedikçe, ayy!

Bir daha, bir daha

Yine yine

Vuralım aşk kadehinin dibine

Bu gece saatler bize yetmesin

Güneş, sevişmekten bitkin bedenlerimizi

Birbirine kenetlenmişken enselesin

Sabah oldu diye yarıda bırakmayalım

Devam edelim yine

Sun kendini bana kahvaltı niyetine

Yine yine, bir daha

Dipleyelim aşk kadehine

Teninin kokusunu çekip içime

Bir milyon kere öpüp bedenini

Her yerini

Çığlık çığlık uçurup seni

Zamanı durdururcasına sevişelim

İşte öylesine

Arzuları, istekleri boşaltıp aşk kadehine

Bir daha sun, bir daha

Ne varsa yaşamaya değer, böylesine…

Gürsel İLERİ

Bilsen Nasıl İçimdesin

Kulliyat

Korkar gülüm beni bahçıvan sanır
Heyhat bilmez ki bülbülü şeydasıyım…

Bakmaz ve görmez yüreğim o için yanar
Ezel ebede sığmaz sonsuz sevdasıyım…

Ol canda feryad figan çığlığımı; avazımı
Vah bana duymaz da; şen şakrak toy bilir

Titrerim ruhunda; kış eyler yazımı
Gel derim sarmaya; hasret kalır…

Yusuf kılmaz bizi, hükümsüz bıraksa da
Görmez, o hücresinde mahpusum ben

Halil közünü saklayıp, cehennemi yaksa da
İbrahim’in bağında meşk ederim, dem bu dem

Ey yar; lütuf olur Mansurca dar’a vursan
Gül’(ücük) atsan, Azrailim raks eder meşkimle

Hülya aleminde gerçek hayaldir, ah sarsan
On sekiz bin alemi ters döndürürüm aşkımla…

Külliyat

Ney İdim

Ney İdim

 

Yalnızlıklarım hiçbir şeydi,

Benim ömrümde çığ gibi çaresizliklerim vardı.

Ve benim olmayan sevdalara tutunduğum

Zifiri zindan gecelerde,

Bir avuç gözyaşım saklıydı.

Benim ömrümde çocuk gülümseyişleri olmadı,

Hüzünlerim zirveye tırmandığında,

İç çekişlerim sırdaşımdı.

Hiçbir zaman silemediğim iki kelime;

Hayatımda yıkılmaz bir duvardı.

Yalnızlığım hep çok şeydi,

Bir bebekle paylaşamadığım hasretlerim vardı,

Benim Ömrümden Dönülmez Mutsuzluklarım Kaldı!

 

2001

Züleyha SELÇUK

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun