
hasretin ne demek olduğunu anladım
sen
anlattın
ben
sessizce
hasret eşittir ölüm
ben ölmek istemiyorum ki.
Efsane Etrafoğulları
Nis 28

hasretin ne demek olduğunu anladım
sen
anlattın
ben
sessizce
hasret eşittir ölüm
ben ölmek istemiyorum ki.
Efsane Etrafoğulları
Nis 28

Hasretin yaşatmaz beni
Nefes almayı özledim
Özgürce gökyüzüne bakmayı
Özledim senden ayrı bir ben olmayı
Hasretin yaşayamadığım ömrümün katili
Gönlüm ihtiyarladı
Beklemek, beni senden çok ölüme yakınlaştırdı
Ansızın yumsam gözlerimi
Bir daha hiç açmasam
Bitecek mi hasretim
Mahşerde de yine seni beklerim.
Efkan
Nis 28

29 yıl sonra 1 mayıs yeniden resmi tatil
kimileri için tatil kimileri için bayram
kimileri de pikniğe gidiyor bugün
kimileri için anlamsız geliyor
“tatil cennetine döndük” diyorlar
kimileri için mücadele günü
kimileri için işçilerin birliği
işçiler emekçiler el ele…
resmi anlamda,
29 yıl önce bayram şimdi bayram
arada geçen süre ne idi bilinmiyor
herkes için farklı anlamı olabilir
ancak,
1 mayıs geçmeli kavgasız gürültüsüz ve
1977, 1 mayıs anısına
Taksim’de olmalı bu bayram.
Nis 27

Eylül gelmeden gitmem lazım,
Cesaret henüz uyanmadan uykusundan,
Yürek dillenip söze başlamadan,
Gitmem lazım.
Suskunlukla açılmasın aram,
Soru sormadan meraklı gözler
Ve kimseye verecek cevabım olmadan.
Eylül kapıda diye duydum,
Toparlanıp bir an önce;
Sorgusuz sualsiz,
Dostsuz tanıdıksız gitmem lazım,
Eylül öncesi gitmem lazım.
Rüzgar ağaç dallarına dokunmadan,
Bütün yapraklar dalındayken hala gitmem lazım.
Neresi olursa olsun fark etmez,
Yeter ki; Eylül tadından uzak kalayım,
Onda hüzün kokulu duygular tatmayayım,
Bekle beni ölüm Eylül gelmeden seni yaşayayım.
Eylülde vuruldu düşlerim,
Eylülle son buldu gülüşlerim
Bir daha Eylülce yaşamak zor gelir,
Bütün tesellim toprakta gizlidir,
Eylül gelmeden gitmem lazım!
Yoksa bu kederle nasıl yaşlanırım?
01.08.2008
Züleyha SELÇUK
Nis 27

‘Tutuluşun kandilleri sönerken, uzakların ışığı yakamozlarıma yakalanırken sen yine yoktun. İçimdeki yangının dersine çalıştı özlemin suları, seni söndürdü; ama beni ve senli her şeyimi söndürmedi.
Yakamozların yazamadıklarında gelinmişliğinin dalgaları seni yazdı. Seni ben eden yakamozlar renk veren yedi veren beyazların içsel hıcısı içindeki aydır, sen beni hep içinde saydır.
Bülbüller rüyalarımda susunca, düşüp yollara savurma ayrılık eteklerini. Gül tozlarını serpiştirip yollara işte benim sevdam her adımda, her yolda kokar diye bana aitlerini yakarak özletme beni.
Canhıraş bir şarkı gibi, yalnızlığa melodik tatminler yollama, son gelen iletinden ilintili bir hüzün virüslerini aşk belgelerime buluşturur. Ve artık her anıma, her yazıma, her hissime sen varsın.
Tanrılar divanında ben sana yollanmış, ben sana nakışlanmış, yüreğimin her demi sana hislenmiş, ali anların son şahıyım. Ruhumdaki fırtınalar ermiş bir menkıbenin tufanına estirir. Ben, benden uçtu. Hangi sen, beni kendi inine indirir bilinmez.
Benim de içimden geçen denizlerinde yakamozların doğuşunu seyretmek için ilk baktığın tepeye gittim. Hani tepede beni izlerdin aşkla senle aşağı doğru yürüyüşümü. Çocukça bir hevesin ederinden, kederinden, nazarından ne kaldı ki? Sana son kez bakarken düşmüşlüğüm de aşktı.
Hani önce gülmüştün, sonra tüm hızıyla koşmuştun, kanayan avuçlarımı mendilinle silmiştin. Şimdi kanayan yüreğimi kim silecek hiç düşündün mü?
Gönlümde büyüttüğüm, belki sevda geçmişime anıtlaştırdığım sevilme labirentinde okların, ne de denizin mavisi sözlerin deldi yüreğimi. Gitmek zorunda kalmışlığın kömür karası eritti.
Koynumda barındırdığım icra mecraların malihülyaları nice sahte gözleri, unutulmuş coşkuları yeniden devşirir. Yeniden sultanı semahgahına namelerimle alırdın belki. Rüyalar gerçek olsayı oynamıyorum sen yaşadığım tek rüyamdın. Hangi geceye yazılsam, ay tutulması olur ben ile sensizlik arasında. Arada aşkıma uçan beyaz kelebekler olsa da senin güneş pervaneni görünce gelir, senli ölürler oracıkta.
Kavuşma ile kavuşmamak döllemeyi istemiyor gibi bütün imkansızlıklarım tüm bebek yoluyla senli bir aşk bebeği doğurmaya nazırdır gülnazım. Yarın sana yar olurken bekle geleceğim sensiz ve seni unutmuş olarak. Peri masalımı perimle yaşayarak, yarama karalarımı bandıra bandıra herkesin içinde bağıra bağıra, sensizliği çağıra çağıra çağrılar bırakacağım perime. Daha yaşanılmamış acıların hazını duyarsın bir hayıflanma güncesinde bu gün neden yoktum. Yüreğin nitel çocukları sevindirir, nicel özlemler yuva yapar kırılmış gül yaprağımın üstüne.
İki yumurta yapar ebabil kuşu, tam yavru ve sevda yapma anında gül dalın, bensiz halin kırılır. Yavrular yere düşer, ben düşer, sevda düşer, gelmeler düşer, düşülmesi gereken ne varsa düşer. Bir sen düşmez ne kadar zor gülnazım.
Susmanın çağı çoktan seçmeli sorularla günlerimi eritir, gayrı unut, gayrı yazma, gayrı azma mısralarda. Bu hasret böyle unutulmaz, bu yara böyle kurumaz. Oysa geçmişin büyülü masallarında cinlerin inime inmiş olmalı. Sayrılar, sanrılar, metafizik öteler arasında kendimi oynuyor gibiyim. Hangi ben seni unutmadı, hangi sen benden gitti ne ben, ne aşk, ne de hiçbir şey çözemiyor.
Gelmelerin fiyatı artmış, kalışların faizini ödemekle geçiyor vasie yaşamın kuyruğunda yaşadığım
Yarım bıraktığımız nice anların tayfında esiyor tayfunların, beni esir ediyor, esrik, eşiği senle beşik olmuş, olmanın bebekliğini sallayan umutlarım tel olur senli elektriği taşır, için o yüzden aydın. Sen kaçmaya çalıştın ülkenden de kaç, kaçmalardan da kaç, benden de kaçamazsın.
Acılar sancısız çekilmez, yalnızlık sensiz çekilmez be güzelim, sen nemli gözlerle gittin, insan her istediğinde ağlayabilir mi ki? Hadi şimdi ağla?
Vurgun olduğum, dargın kaldığım merhabalarında yeniden alıştırmalar yap ben ile seni bir türlü unutamayan ben arasında. Ödev ver gelmelere, sözlü yap seninle sözlü kaldığımız anların huzuru gibi. Parmak kaldırmadan, içten kavrularak, istendik her güzelliğin adıyla son notunu ver bana. Hocasın, kanaatlerine kaldı senden geçmem. Son sınava çalışamamıştın, başka birine bir gecelik çalışmadan gidip geçmiştim.
Evet hocam, işte bazılarına hiç çalışmadan geçiyorken, şeytanın verdiği ödevi koşarak, azarak, coşarak yaparken asıl senli sınava çalışamadım.
Bunun sosyolojik, psikolojik hatta biyolojik jiklerini anlatsam da yürek anlar mı ki? Hangi yürek bu sınavsız geçişle geçtiğim mum ışıltı günah ışıldayan sınavı mı?
Acılar sancısız çekilmez, yalnızlık sensiz çekilmez be güzelim, sen nemli gözlerle gittin, insan her istediğinde ağlayabilir mi ki? Hadi şimdi ağla?
Son kez ağla ki senli, sensiz büyüttüğüm sevda fidanım ve vicdanım kurumasın.

Nis 27

Gittikçe kopuyorum ben bu hayattan
Hani nerede yüreğimdeki dingin umudum
Bir yudum sevgi, bir yudum su, bir dilim ekmeğe şükrederdim
Sevgisizliğe inat, sevmeyene inat severdim
Yorgunum, hırpalandı yüreğim
Geçiyor ömrüm sevgiye hasret
Kadir kıymet bilmeyene ben ne diyeyim
Emanet verilen bu cana ihanet mi edeyim.
Yeniden başlasam, hayatın neresinden tutunsam
Geçmişi hiç hesaba katmasam
Fırtınalarım dinse
Işığım hiç sönmese
Belki yeniden severdim seni hayat
Ezgi
Nis 27

herkesin annesi kutsal ve cennetliktir
benim gözümde
ama
engellilerin anneleri iki kat daha çok
kutsal ve cennetliktir
annem örnek bir kadındır
beni ben yapan en büyük sebeptir
babam savaşmayı öğretmişse
annem de sabır etmeyi öğretmiştir
29 sene sabırla savaşımda en büyük
destekçimdir
“yapamıyorum” kelimesini kabul etmez
“acıma” kelimesini kabul etmez
“yapacaksın” der
“acımaz” der
annem bana acısaydı
düştüğüm zaman bir daha kalkamazdım
iyi ki de senin oğlunum
evladın
Mehmet
Nis 27

Erteleme arzularını sevgilim yarına
Giden zamanı getiremezsin geri, bir daha
Gel
Hadi gel bana
Bu gece yatağı dağıtalım
Ne vida kalsın ne yay
Sen, zevkten inleyip, dedikçe, ayy!
Bir daha, bir daha
Yine yine
Vuralım aşk kadehinin dibine
Bu gece saatler bize yetmesin
Güneş, sevişmekten bitkin bedenlerimizi
Birbirine kenetlenmişken enselesin
Sabah oldu diye yarıda bırakmayalım
Devam edelim yine
Sun kendini bana kahvaltı niyetine
Yine yine, bir daha
Dipleyelim aşk kadehine
Teninin kokusunu çekip içime
Bir milyon kere öpüp bedenini
Her yerini
Çığlık çığlık uçurup seni
Zamanı durdururcasına sevişelim
İşte öylesine
Arzuları, istekleri boşaltıp aşk kadehine
Bir daha sun, bir daha
Ne varsa yaşamaya değer, böylesine…
Gürsel İLERİ
Nis 26

Korkar gülüm beni bahçıvan sanır
Heyhat bilmez ki bülbülü şeydasıyım…
Bakmaz ve görmez yüreğim o için yanar
Ezel ebede sığmaz sonsuz sevdasıyım…
Ol canda feryad figan çığlığımı; avazımı
Vah bana duymaz da; şen şakrak toy bilir
Titrerim ruhunda; kış eyler yazımı
Gel derim sarmaya; hasret kalır…
Yusuf kılmaz bizi, hükümsüz bıraksa da
Görmez, o hücresinde mahpusum ben
Halil közünü saklayıp, cehennemi yaksa da
İbrahim’in bağında meşk ederim, dem bu dem
Ey yar; lütuf olur Mansurca dar’a vursan
Gül’(ücük) atsan, Azrailim raks eder meşkimle
Hülya aleminde gerçek hayaldir, ah sarsan
On sekiz bin alemi ters döndürürüm aşkımla…
Külliyat
Nis 26

Yalnızlıklarım hiçbir şeydi,
Benim ömrümde çığ gibi çaresizliklerim vardı.
Ve benim olmayan sevdalara tutunduğum
Zifiri zindan gecelerde,
Bir avuç gözyaşım saklıydı.
Benim ömrümde çocuk gülümseyişleri olmadı,
Hüzünlerim zirveye tırmandığında,
İç çekişlerim sırdaşımdı.
Hiçbir zaman silemediğim iki kelime;
Hayatımda yıkılmaz bir duvardı.
Yalnızlığım hep çok şeydi,
Bir bebekle paylaşamadığım hasretlerim vardı,
Benim Ömrümden Dönülmez Mutsuzluklarım Kaldı!
2001
Züleyha SELÇUK
Tüm laptop fırsatları için tıklayın !