31 Mayıs 2009 icin arsiv

Kerbela Olmuşken Sensiz Yürek

Hayrettin TAYLAN

Yenilgiler tomurcuklarını açmış sevdamın gövdesinde, sensizlik çiçek çiçek, hüzün meyve olmaya yakın ve ben ali orman olmuşum gerisi boş sözce gülüm. Dünün gözyaşlarında seninle yıkanmışım, seninle kurulanmışım kumrunazım.
Gizlice hüzünlere sevişen gitmelerin penceresinden bir gül attım, tutup kokladın ve sonra da kalbimin defteri arasına alıp gittin. Her mevsim dilindeki ağıtlarla sessizliğimin nadaslarına nedenlerini bıraktın. Beni ekmedin sevda seherinde ben bülbülken ve sana ötüyorken.
Ağladıkça an yağar sevgi yüzünden, yürekten dökülür korların, savların, savunmasız gidişlerin. Ve ruhumu kaynatıp giderken bile bir haftalık yemek yapıp gitmeni hangi huzur halim unutacak. Bir sevgili giderken, gözleri nemli ve acılarını heybesine alarak hatta içlenmiş bütün nakışlarını da alarak acımsı gözlerle yemek yapıp gider mi?
Hangi aşk damarım bunu kaldırır, yemek bitti, sevda bitti, sen bittin, benden bir şey kalmış mıdır? Gelip gördün mü senin yaptığın yemeklerden sonra kemik halimi. Bir deri, bir kemik kalmışım; ama hevesimin andında hani yeniden gelirsin diye can çekişiyoruz kara sevdayla birlikte bahar bahçe umutlarda.
Kimi aşktan, aşk ölürmüş, bizim ki ölüm değil, menzili uzak tutkuların sızısıdır. Sızısı algılanmaz, sol ağrıya kırkayak özlemler yapışır. Tutar ta senden, ta geldiğin andan. Bekleyişe sarılan sülünler gezer yüreğimden emer beni senden. İşte böyle anlarda yaşamın zemzemi bütün kurumuş özlemlerime dökülür.
Terk edilmiş yürekler in derinlerdeki ilgiler toplar beni biraz. Acıların paslı basamaklarında ruhum gelişleri dinleyerek düşer düşlerinde. Ki ben artık vurulmuşum, yaralıyım, sensizim. Beni pansuman edecek bir huzurun sınırındayım. Mayınlar döşeli, yabancı bir güzel acıyarak geliyor dünyama. Mayına bastığında aşk ayağı yaralı, kolsuz, sızısız.
Zehrini gitme anındaki akrep anına bırakan akrebin, yelkovanları aldırmadan, yeliverenlerimi kale almadan alışmış amaçlarımıza kadar gelmesine nasıl alışmalı hayat. Sahte alkışlar almış, ulusalcı görünen lirik sevişmelerin ündeşleri kadar solucanlarım yok vatan akışlım.
Zavallıların ego aynalarında nergisler taranır. Faşist sevgilerini artıklı sofralarda, vatan payımıza sevgi düşüren kofik kurtların uluması musikime zarar vermiyor aydın görüşlüm.
Gri sürüngenler, düşler tarlasında çıkar tohumları eker. Mayamıza yabancılaşma serperek büyürüz aşkın gizemli kollarında. Yenileşmeyi kör, topal, orta sokak dille öğrenen bir papağan gibi yaşayan neslin aşk kavmiyiz. Ben seni nasıl sevsem diye düşler, beyaz fikirler büyütürken, aranışın ara döneminde her yanlışa öfkeyle direnmeyi besteliyorum.
Usunun hücreleriyle günlük güneşlik gelişmelere ısınıyoruz. Hangi ben sana yakın. Hangi öz bizi paklar gerçek aşklara. Hangi gidiş gerçek? Hangi bekleyiş beklemenin son kafiyesi ki her sözümde sen redifi var.
Beyaz gölgeye yüzünü çevirince, güneş gözlerini kapatır özündeki karanlıklar görünür. Gerçek yüzün okunur. Bu sen misin? Bu ben miyim? İçimizin fotokopisi çekilir, okuruz en kadem şeyleri. Meğer nelerin ederi senden bana kalıntılı bir heder olmuş. İçsel bir ilahe sesi duyar ali gelişler. Sözüne diş geçiren, hayatını karanlığa deviren bensiz kayıpların ayıplarında kim neden susar.
Aşkı ve kederi beyazlayan saçlarından, ruhunu avuçlarından, sensiz mevsimleri de gözyaşlarından ezberliyorum.
Yüreğin yitik günlerine limanlar buluyorum. Senli yelkenler ekliyorum. Seni aramaktan kurtulmayı emekleyen deniz bebeğiyim. Suda doğmuş susuz ve sensiz bir bebek. Sulu gözlü, su ve seni görmeyince ağlayan, ağzında aşk emziği. Sütü yok, deniz göğüslerine yapışır durur.
Sensizliği sular döker, ilençli matemlerinin anahtarlarını aşkla beni anımsayarak yok et.
Deniz bebeğini, sulu özlemlerim maviliğinde, yeniden yaşamanın azizliğinde ara. Ben su arasında su gibiyim. Sensiz her yanımda balçık aksa da aşk denizinin su bebeğiyim. Temiz ve senlidir her halim. Gel okyanuslarınla o tanımsız, o benli sevgilerinle emzir deniz gözlüm.

Hayrettin TAYLAN

Bir Çare Arıyorum

Korsan

Bir çare arıyorum sonu hüsran olmayan

Benimle gittiğine sonra pişman olmayan

Mutluluğu bulmak için onunla el ele

Güller ekmeliyiz hiçbir zaman solmayan.

 

Bırakın dostlarım beni kendi halime

Nedenleri niçinleri çözmek için

Yıkık bir kayık misali savrulurken

Yalnızlık içinde bir çare arıyorum.

 

Gündüzümde gecelerim gibi karanlık

Karanlık dünyamda kendi halime yürüyorum

Ne yaptığımı ne aradığımı bilmeden

Gözüm kapalı bir aydınlık arıyorum.

Zevkin Çilesi Olur

MuhurluKilit

Dokurken bak tezgâha;
Gözün dolası olur.
O beyaz bez sabaha
Kefen olası olur.

Bir gün kırılır dallar,
Biter bitmeyen yollar,
Güvenilen tüm mallar
Burda kalası olur.

Ko serveti, samanı,
Yok ecelin âmânı,
O körpe, güzel canı
Çekip alası olur.

Ömür sudur ırmakta,
Kefen hazır tezgâhta,
Sanma ölüm uzakta,
Bir gün gelesi olur.

Boşa geçmesin anın,
Tükenmeden dermanın,
Anadan her doğanın
Mutlak ölesi olur.

Yaşlılıktan iğrenme,
Gençliğine güvenme,
Zevklerine baş eğme;
Zevkin çilesi olur.

Bozuldu mu mayası
Kalmaz erin davası,
Önceden ağlayası,
Sonra silesi olur.

Hikmet söyler; el dinler,
Çok kutsaldır sevenler,
Yol yordamı bilenler
Aşkın kölesi olur.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003)‘ nun
MÜHÜRLÜ KİLİT isimli Felsefi Şiirler‘ inden > 377 -378/412)

Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?

Engelli yasamak

“sen hiç ateş böceği gördün mü” isimli

tiyatro oyununu izlemeye gitmiştik

ikimiz

sen Yılmaz Erdoğan’ı seversin

ben onu sevmezdim

sen sevdiğin için geldim onun yazdığı oyuna

Demet Akbağ için yazılmıştı belliydi

konu

izledim

yorumlamamı istemiştin

“yorumları izleyici verdi” demiştim

“sen neyi izledin pekala” dedin

seni dedim

“senin gülümsemeni

güldükçe gamzelerini

babası öldükten sonra sahnedeki

ağlamanı

inci gibi düşen göz yaşları izledim” dedim

güldün

aynı yerde oturuyorum

şimdi ise sen yoksun yanımda ama

yeniden seni izliyorum

gülümsüyorsun…

Sevgiye Dair

Mavisihir

Sevgiyi tarif etmeye kalktım bugün. Dilimde alışılmıştan farklı cümleler vardı. Herkesin anlayabileceği durulukta başladım konuşmaya. İlk cümleler klasikleşmiş demedin dinlerken. Sevgi emek, sevgi vefa, sevgi kendinden vazgeçmek, sevgi yüreğini koşulsuz vermekmiş. Sevilmek ondan daha güzel bir şeymiş. Sıcacıkmış, çocuk gibi safmış, tarafsız, korkusuz, çıkarsızmış. Sadece huzur duymakmış, içinde kocaman bir pencere doğan günü izlemekmiş her dakika. Sevgi böyle bir şeymiş meğer.
Sabah uyandığında güne sevinçle başlamakla eşmiş sevgi. Duru bir ırmak gibi çağlamakmış, hesap vermeden yüreğinin istediği yöne akmakmış. Yeşilin barındığı bir ormana bakmakmış ve sonra uçsuz bucaksız bir maviyle kucaklaşmakmış. Sevilene sadece ona ait olan bir isim vermekmiş sevgi. Sorgulamak yokmuş sevginin içinde. Gelecek günün ne getireceğini düşünmemekmiş, sualsiz karşılamakmış geleni, gideni de sualsiz özlemle uğurlamakmış. Sıcacık bir kucakmış sevgi, hiç ayrılmak istemediğin.
Küçük bir çocuk gibi sokulursun kucağına sevginin. Yağmurda ıslanmış ve üşümüşsündür. Sıcacıktır karşına çıkan bu yüreği barındıran kucak. Hiç çıkmak istemezsin oradan. Dışarıda hunhar bir fırtına kopmaktadır, seni öldüresiye yağan yağmurla. Uzak sanılan noktaların yakın olduğu bir an olur ansızın bu sıcacık kucakta. Bir taraftan kurumaya, ısınmaya çalışırsınız. Bir taraftan sevgiyi tanımaya, gözlerine bakmaya. Şaşkınlıktan donakalırsınız bir süre, gözlerinde başka bir dünya görüp korkarsınız, kaçacak yer bulamazsınız bazen. Zaman geçer, bir elinizde o el, bir elinizde yüreğiniz. Kayıtsızca verirsiniz eline. Gönülden bağlanırsınız, sevgiye hoş geldiniz…
Sıcacık bir kucakta başlar her şey ansızın, yağmurlu bir günde. Kaçak oyunlar oynarsınız kendinizle bir zaman. Yakalanacağınızdan haberiniz yok gibi, yollar açmaya çalışırsınız kendinize. Kendinizi bulmak istediğiniz ya da unutmak istediğiniz yer neresidir, bilmeden yaparsınız bunu. “Sorularıma cevap istiyorum” diye atılan çığlıklar arasında sıcacık bir kucak bulur sizi. Çığlıklardan sonra kendinizi saklarsınız, gün gelir son bir damla düşer gözlerinize ve siz son olarak akıtırsınız onu hayata. Ve… Ve sevgi yüreğinize konuvermiştir kuş misali. Gözünüzün gördüğü, elinizin dokunduğudur aslında ama nasırlaşan yürek yumuşayana kadar bilemezsiniz o olduğunu.” Oldu işte, sevdim ben de”
Cümle alem duysun derken, kendi kendinize yaşamaya mahkum olacağınız bir hücre olur bazen sevgi. Ziyanı yok demektir, sevginin yüceliği ve duruluğu. Bakınca gözlerinde kendini görmektir. “Bak gözlerime sevgili, kendini bulabiliyor musun orada? Bende tek yaşayan sensin oysa.” Kendini bulabilmek, kendini görebilmek, sevilenin nefesinde yaşayabilmek. Ben seninim diyebilmek, bunun ardından da gelişini sessizce bekleyebilmekmiş sevgi. Aslında, tek bir cümleyle anlatabilirim bu kadar şeyi. Sevgi sensin, sevgi yüzlüm…

 

Mavisihir

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun