Mayıs, 2009 icin arsiv

Halil Öğretmenime

Efsane_etrafogullari

hiç öğretmeninizle dost oldu mu

yada sırdaşınız

o kadar kızarlardı bana

ama o kadar da severlerdi

beni

bilirlerdi

hiçbir kötülük düşünmezdim ki

kendi doğrularımı bağıra bağıra söylerdim

mesela en yakın dostum

Halil Öğretmenim

hiç dersime girmemiştir

ondan ders dinleme zevkine erişmedim

ama

sohbet etme imkanı bulduğum için

gururluyum

ki onunla saatlerce saatlerce sohbet edebilirim

hiç sıkılmaz beni dinlerken

beni ben yapan doğruculuğumla gurur duyar

aşka dair ne acı çektiysem ilk onun haberi olur

düşüncelerimi ilk ona söylerim

sevinçlerimi

hatta Mehtap’ı bile ilk ona söyledim

beni sevdiğine bana saygı duyduğuna

o kadar eminim ki

kendim kadar

yoksa

13 sene

dile kolay

benim kahrımı çeker miydi?

Hz. Ali’nin bir sözünü çok severim

“bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” demiş

iki kişiye ömrümü veriyorum

ellerinizden öpüyorum

sizi seviyorum

öğrenciniz Mehmet.

1 Haziran Engelliler Şenliği

Engelli yasamak

yaşamak

engellere rağmen güzel

kimimiz kör

kimimiz sağır

kimimiz topal

kimimiz zihinsel engelli

hatta spastik bile var içlerinde

yani ben

yaşadığımızın ispatıdır

Engelliler Şenliği

ben bugün

onların gülmesini izleyeceğim

dans edeceğim

şarkılar, türküler söyleyeceğim

yaşanmışlıkları paylaşacağım

onlarla

yaşamanın ne demek olduğunu tekrar anlayacağım

ben kendimi bulacağım onlarla

hatalarımı bulup

tekrar irdeleyeceğim

bugün Engelliler Şenliği

bugün ilk gün

ilk defa yapıldığı gün gibi heyecanlıyım

tüm engellilere kutlu olsun

destekler istiyorum sizlerden

Paraf’ım ve etraf ailesi olarak

istemeye de hakkım olduğuna inanıyorum

mesela bir makale

mesela bir yazı

yada şiir olabilir

istiyorum çünkü

her insan

potansiyel bir ”ENGELLİDİR”

Eski(di) Tarihin

Taş devrinden kalma sevginle devrimdesin,

Devrettim sevgini, her gün yeniden kendime.

Biraz yontuldu, biraz cilalandı,

Ama devirler atlayıp, yine bana vardı,

Varmalara varıp varıp, özüme demir attı.

Savaşlarda ön safta,

Barışlarda mühür gözlerinin izi.

Biraz lale devri,

Biraz Fatih’in fethi,

İstanbul’ laştım…

Surlarımı yıktırdım,

Tarihimin ve kimliğimin bütün izleri sevginle doldu.

Çoğu zaman ataların ölmez sözleri oldu

Halâ ilk çağ tarihi taşıyor gelişin,

Gidişinin tarihini yazmadı.

‘Terk Etmedi Sevdan Beni’ tarihli halâ.

Ve halâ benden gitmedi.

Sen gittin…

Ama taş devrinden kalma sevginle halâ devrimdesin.

Daha hangi kurulu düzenlerimi bozacak?

Yeniden hangi devirlerime hükmedecek?

Sen bile tahmin edemezsin!

 

28.05.2009

Züleyha SELÇUK

Hayrettin TAYLAN

Rüzgar anılarını sürüklüyor çöllere. Bir ahu festivalindeyim eskisi gibi ılık değil, bakışmalar, yanmalar, sensiz anmalar. Safari yapıyoruz, Leyla ile leyli özlemlerimiz depreşir, yaralı bir ceylan koşar yanı başımda sen sanır kala kalarım. Ürkek bakışlarını ezbere biliyor olmalıyım ki ceylanların yüreğindeki kimyanın şifresi seni bana aklar pınar bakışlım.

Efsunlu hayaller yapraklarını vedaya açmış gibi hüzünlerime son kez bakar. Aşk bitmez bir sancı, sensizliğe bir bahar daha ömür ektim. Ah sütperim, gül nazlım, sevdalım, hazan yapraklım, yüreğime sardığım düşlerinin düşmüş halinden kaldır beni. Ya da gel aldır beni bakışlarınla yok olduğum, anlam içre anlamlı şiirlerimin felsefi derinlerinden.

Mahmuzları pırıl pırıl hasretlere döşenmiş mayınlı seni isteme yolundayım. Hangi güzele baksam senli bir mayın patlar. Benimde parçalanırım. Toplar parçalarımı tutkular ya da beklilerin kavuşmaları. Ölümsüz kalır içlenişimizin seyri…

Çığlıklarımı duyan kentli bir Leyla dörtnala koşular yapar yalpalanmış yüreğimde… Geceleri aşıyor, gündüzleri sahipleniyor varmak için aşkın denizine. Senli bir kayaya ayağı takılıyor düşüyor düşlerimin tam orta yarasına. Yaram içre yara oluyor yar… Bunca yarama bir de o değiyor.

İçimde yemlenen olmazlar, yangınlarını sularıyla taşıyorlar iç küreme. Nerde yansan, nerde anılsam sular serper kara sevdanın ak damlacıkları.

Ölümsüz bir yol tanımış bir tutiname, belki de bizi mutluluğun ülkelerinde huzura erdirir. Dargın olduğum dağlarına gül mü eksem, zakkum mı bilmiyorum. Hırçın tutku dalgasını taşıyor millerimi beni metafizik çizgide duruluyor. Sağlık, huzur, beladan uzak bir hayatı her an ütüleyerek yaşamak andındayım. Sensizliğe asi olmuyorum; ama her yanımda “Asi nehri akar denizlerine benden kirlenmiş özlemler taşır.

Beklentilerimin bentleri yıkılıyor, surlarımın saçakları saçlarına dolanıyor.

Kayboluyor, kayıpsızlığımın son sahnesi. Yeni bir senaryonun burç yıldızında gamze okur ve beni çakarak bulur. Gülüşlerin gibi her sabahı paklıyorum hayata. Sözlerin kement etmiş; ama yaşıyor olman ve de bir gün yanımda olma umudunun bayrağının salınıyor olması aşk ülkemin özgürlüğüne kanıttır vatan bakışlım.

Beklemelerin çıralı titreyişleriyle bir melodi sızar arzularımıza. İçimizdeki sözlü hüzün, son yapraklarını dökerken incindiğin mercan özellerine. Biraz irkiliyorum, neden seni bu kadar yaralı bıraktım aşk cennetinde. Neden Kevserlerinde yıkanmadı hasretlerim?

Aşkın amorlarında yürürken sürgün günlerim, sen destanı güneşimi kapatır. Gündüz bile senli geceleri yaşayan yerli bir hayalin mecnunuyum.

Kuyruklu yıldız kayar düşlerimize son dilek olur gelmeler. Kendi huzurumuzun gölgesinde gerdanınıza gerilmiş günlerin son hüznü siler beyaz gülücüklerimi eklerim ümitlerimin güneşi.

Kapılar arası kapılar aralanır ve yarim sallanır hiç yaşanmamış aşkların huzurunda. Kollarında sevgiden geçer, geçmiş zamanın ve bütün ömrümün açlıkları. Beni sana çağırır, beni sende ağarır hayatın özelleri.

Sevdaya gülümser, aşkla yaşanmış hayatın suları. Duruşumuz kendi siluetimizin gölgesinde serinler kavuşmaları, acı diner, eskimiş yaralar kapanır, yenilenmiş heveslerin bütün beyazlarında hayat bizi bize sobeler ceylan yüreklim.

Hayrettin TAYLAN

Candan Olsun

İlk sözün merhaba olsun

Son sözün elveda olsun

Hayatta bir şey ebedi olsun

Yeter ki sevgin benim olsun.

 

Çok sevdim seni tanıdığımda

Çok üzüldüm senden ayrıldığımda

Canım feda olsun senin yolunda

Yeter ki sevgin ebedi olsun.

 

Gönlüm senin güneşin olsun

Dertli günlerim benim olsun

Seni unutursam yazıklar olsun

Yeter ki sevgin candan olsun.

Sevme Beni

Sevdanın ateşiyle yaktığın o gün,
Ellerimden kayıp gittiğin o gün,
Veda edip de bıraktığın o gün,
Mehtabı unuttum işte ben o gün,
Elimde resminle ağladım durdum gülüm…

Belki bir gün ben de seveceğim,
Elbet seni de kalbime gömeceğim,
Nöbet yerinde o günü düşleyeceğim,
İşte o gün seni hayatımdan sileceğim…

Binbir Gece Masalı

Kara ufkun ağarması
Bin bir Gece Masalı ‘dır.
Bu ülkenin kalkınması
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Oynuyorsa eğer anan;
Gülüyorsa eğer baban;
Düşünde görsen de; inan
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Fiyatların düşeceği,
Keselerin şişeceği,
Evde et-met pişeceği
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Sanayin yücelmesi,
Borcun-morcun incelmesi,
Çalışanın dincelmesi
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

‘Tarım kalkındı’ Derseler;
Buna benzer ot yerseler;
Binbir yemin ederseler;
Binbir Gece Masalı ‘dır.

Hışım gibi bir ihracat,
Pire kadar bir ithalat,
Kişneyerek şahlanan at
Bu ülkenin kalkınması

Çalışana kolay ekmek,
İsteklere kulak vermek,
Bu gidişe bir son vermek
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Vatan derdi, ulus derdi,
Onu dedi, geldi, verdi,
Etle bayram eden kedi
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Yoksula çekilen piyaz,
Tatlı tatlı çalınan saz,
Yaktıkları ateş, alaz
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Öküze yem, sana gıda,
Kalmayacak iş askıda,
Yüzecekmiş tekne suda,
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Doğması beklenen güneş,
İşsizliğe karşı savaş,
Bolluk için uğraş, telaş
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Öğretmene saygı-maygı,
Ulus için kaygı-maygı,
Çul yerine yaygı-maygı
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

İşçiye zam, prim, mesken,
Yoksula don, gömlek, cepken,
Gittiğimiz pupayelken
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Esnaf için ayrılan fon,
Beklenilen hayırlı son,
Kıçımızı örtecek don
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Dikçe tutun alınları,
Giydik yine nalınları,
Bunun pembe yarınları
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Aksaklığın düzeldiği,
Haksızlığın ezildiği,
Fırtınanın kesildiği
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Sakatların iş bulması,
İsteyenin okuması,
Belimizin doğrulması
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

‘Bitti’ Deniyorsa ‘talan’;
Çalmıyorsa falan-filan,
Bil ki; onun tümü yalan;
Bu ülkenin kalkınması

Sağırların duyacağı,
Karınların doyacağı,
Artık güneş doğacağı
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

Bir şeyleri öğrenmemiz,
Yalanlara gelmememiz,
Sağduyulu davranmamız
Bin bir Gece Masalı ‘dır.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 – 203)‘ nun
NENNİ DE FERİDE ‘M, NENNİ isimli Taşlamalar’ ından > 54 -58/104)

Seni Sevmek Ne Kadar Zor

Korsan

Cemalin gitmez gözümden

Nuru ihsan oldun özümde

Acı tebessümler yüzümde

Seni sevmek ne kadar zor.

Adına türküler yazdım

Ben bu canımdan geçtim

Seni sevmekten bezdim

Seni sevmek ne kadar zor.

Elem benim keder benim

Acı benim ağıt benim

Aşk ateşine yanan benim

Seni sevmek ne kadar zor.

Sen Giderken

ZuleyhaSelcuk

Sen giderken;

Yarım kalan bir şeyim olmadı.

Başlamadım hiçbir şeye

Hep yarın dedim.

Yarınlarıma gizlendi sevgim.

Adını koyamadım utangaçlığımın

Hala sevginin aradığı bir kaçağım!

Ne zaman bulur beni sevgin?

Sen giderken;

Sana içimi dökmek ne kolaymış yeni anladım,

Yapamadım!

Sen gitmeden; duruşun karşımdayken hala,

Sevdim diyemedim…

Sen giderken;

Son bakışını saklayamadım hatıramda,

Bana sevenin gözüyle bakışın olmadı.

Sıradan bir insan kimliğimle sana tanıştım,

Ve öyle vedalaştım.

Sen giderken;

Ne çok şey kaybettim yeni anladım,

Keşke senli sözlerime o zaman başlasaydım.

Susmasa konuşsaydım.

Sen giderken;

Ben suskun bir şarkıydım,

Şimdi bütün kemanlarla ses veren sevdama sığındım.

Sen giderken; akortu düzen tutmayandım.

Oysa ne kolaymış,

Şiire, şarkıya, türküye gizlenip;

Seni sevdiğimi söylemek.

Şimdi bir şarkı dinle ‘boş kalan çerçeve’

Sonra bir türkü ‘yarim senden ayrılalı’ olsun.

Şiirler benden gelir;

Sen daha çok şiirime konu olursun.

04.03.2009

Züleyha SELÇUK

Hayrettin TAYLAN

Fırtınanda yuvarlandım Leyla’nın Mecnun için gözyaşı döktüğü ahu soflardan. Bir ardıç ağacı büyümüş gözyaşlarının sularıyla. Avuç topladım, avuç içlerim kanadı, anılmışlığın kırmızlığından yedim.

Sorgularının serap hali eğilir, sen sulara su dersi verirken, ben sensizliğe susamışken, aşk küresinde buzullar erir.

Bakışınla deniz olur, akışım ve tutuşum. Gelgitlerinde ”gelin olma” benzersiz bir duruşla beyazlarını saklıyor ruhun sarayından.

Gelmelerini, sevmelerini, saklarsın zamanımın zulasına. Söz olursun, sözcükler ağlar, göz olursun gönül gözüm görmez olur, aşk olursun süzersin, işlersin resmimi bensizliğine danteline bam telinden çala çala, çalakalem gitmelere kanun olur söylenirsin derdimin en ince cevabına.

Işıltın bedenimi armalar, yediveren bir yürek ülkesi olur, üst bir rütbenin süvarisi gibi gülüşlerinin yollarına cephemi açar önce kendimle sonra sensizlikle savaşır, dururum.

Ayrılık dağlarımdaki buzul sıcak gelişine hazır. Uykusuz gecelerimde nefesin kapımı yoklar. Her ışıltıdan bir sen eser gibi beklemeyi ezber etti ummalarım. Her zil senden sanarak babasını içten bekleyen yeni yürüyen bir çocuk gibi koşar bakar ve susarım. Yine sen değilmişsin meğer zili çalan, zamansızlık ya da öylesine bitlenmiş bir bekleyiş.

Yanımda değilsen, ne yanım yansa, ne zulüm, ne de işkence görsem yüreğinde olmak bir tanem sonsuz bir haz bırakır unutur giderim.
Susturduğumuz, suskularla mecburlara yolcu ettiğimiz meçhul anların şafağında bir bülbül öter, beni senden okur. Gagasını gül dalına koklatır, senli ötelere beni taşır. Dirençlerimizin yıldız döngüsünde, gece seni bana anlatamaz. Ay bile çeker gider, yıldızlar umursamaz sensizlik yıldız kardeşliği sayılmadığından.

Hızla tükeniyor Ammanlarım. Konforsuz ıhışlarla savrulan bir öz bulutu arta kalan özlemlerimi çalıyor umutlarımdan. Kendimi arıyorum, kendi cephemin yaralı, yamalı her anında. Vurulmuşum, sana varamadığım her demin eminlerinde. Gündüz güzellerin yazı, geceler çok hain, karışıyorum her mevsime. Ne yana baksan güz. Gözlerim sararmış umutların yaprağını görür üstüne seni yazar ve gel diye, sev diye.

Özleminin dayanılmazlığıyla yaşamak, ağır gelmeye başladı, inceldi bağrımın ağır aksak yürüyüşleri. Gayrı tırmandığım kavilya tepemde ceylan bakışlarından ölümcül kavuşumları gagalıyor bülbülüm.

Kahredici bir yıpranış, yüreğim şimdi sığıntısına kuramsal amaçları süzer. Sızısından acılar tüllenir. Yanık bir türkü olur, kavuştuklarında yol verilmiş sevdaların kavuşamazlığı sazla nazlanır.

Sevda heybemi almışım sırtıma koca İstanbul ‘da seni ve dertlerimi aşıyorum. Allanmış pullanmış göğsüne yaslanıp, ellerimi boynuna dolamayı taşıyorum. Ben kokan tenin terinde uyuklasam kadınım, yıllar yılı uyusam, bir kıtmir beklese, bir Aslı ekle beni MSN ‘e…
Bin bir renge çağrılı, her söze ağrılı, cilalı sancılarla buluşmalara aklansak. Yeniden seni beklesem, ilk beklediğim gün gibi.

Bekleyişler, özleyişler, serzenişler, terk edilişler, sofrasında beyaz gül reçeli olsan, aşk ekmeğime sürsem, üstüne üstüne süt beyaz teninin beyazlığını sürsem ve öylece kalsa bu sofra bir ömür.

Yüreğimden kopan çığın sesiyim yazıyorum sana. Bilsem ki anlayacağını tüm karlarımı, tüm yaralarımı, tüm arlarımı gönül bağına getirirdim. İlk buluştuğumuz yere bir gül diktim, sensiz geçtiğim bu bahar gidip yapraklarından gül reçeli yaptım. Her sabah kahvaltıda bir kaşık yiyorum. Bir gün geleceğini bir bilsem, en tadılası gül reçelleri alırdım sana. Tutkuların en yüce amaçlara sırtlandığı bu anlaşılmaz ruh devriminden hiç unutulmayan şarkı anlatır seni. En güzel şiirlerin dizeleri, dizinde kalmamı özetleyebilir. Seni nasıl sevdiğimi, söylemler, söylenenler bilemez, özetleyemez hiçbir şey aşk dağımın dağlanışını bilesin.

Hayrettin TAYLAN

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun