Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?
Yazan Efsane EtrafoğullarıMay 31

“sen hiç ateş böceği gördün mü” isimli
tiyatro oyununu izlemeye gitmiştik
ikimiz
sen Yılmaz Erdoğan’ı seversin
ben onu sevmezdim
sen sevdiğin için geldim onun yazdığı oyuna
Demet Akbağ için yazılmıştı belliydi
konu
izledim
yorumlamamı istemiştin
“yorumları izleyici verdi” demiştim
“sen neyi izledin pekala” dedin
seni dedim
“senin gülümsemeni
güldükçe gamzelerini
babası öldükten sonra sahnedeki
ağlamanı
inci gibi düşen göz yaşları izledim” dedim
güldün
aynı yerde oturuyorum
şimdi ise sen yoksun yanımda ama
yeniden seni izliyorum
gülümsüyorsun…


Mehmedim, beni duygulandırdın. Yanında değilken bile onu yaşıyor olman da güzel.
mavi sihir gelmiş cok sevindim ya parafım
Çok istiyordun, sonunda başardın. Tebrikler ve mutluluğunu paylaşıyorum.
senin için sen en güzellerine hak ediyorsun
parafım
Mehmedim, temiz kalbin ve sıcacık ilginle sen de en güzel dostlukları hak ediyorsun.
o kadar cok sevinçliyim ki anlatamam
senin için en güzelini aramaktan bulmak bulabilmenin huzuru içindeyim
parafım
Sevgi bu işte.
Tebrikler.
tebrikler
periciğim hoş geldin
İşte sayın büyüklerim,
Pek çok benim emeklerim.
Şudur sizlere son sözüm,
Çalıştım, ak çıktı yüzüm.
İğne ile kuyu kazdım,
Amaaa, okudum ve yazdım…
Ne güzelmiş yazı yazmak,
Masal, hikaye okumak.
parafım sana şiir yolluyorum
Yağmurun öyküsünü anlat hadi bana, semadan arşa inerken nasıl çoşkuya büründüğünü ve herkesin yüreğine nasıl usulca dokunduğunu… Yağmurlar da senin o ipeksi saçlarını savurdu mu, senin de yüreğine usulca incitmeden dokundu mu? Kalp sancılarını dindirip, yerine sancısız bir kalp bıraktı mı? Gözlerinde ki yaşı herkesten saklayasın diye yüzüne yüzüne serpildi mi?
Öyle Bakma Çünkü…
Güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden
dünyaya,
hayret, hasret ve biraz da
bayat bayram şekeri kederiyle bakan,
aklı canbaz,yanağı al,
sesi çilek aroması
bir çocuk oturuyor
gözlerinde…
Yılmaz Erdoğan
SEVGİLERİMLE
Aşk Hayatı
Sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adının anlattığı,canın teni yakmasıydı,
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasaydı…
‘bir insanı sevmekle başlıyordu her şey’
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu
Yılmaz Erdoğan
PERİCİĞİME
Çok tatlı anlatmışsın ve sonunda hüzün,yüreğin dert görmesin Mehmetciğim
EZGİM NASILSIN
SANA ŞİİR YOLLUYORUM
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak
her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok
uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine
sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır
bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar
verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz
sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır
Yılmaz Erdoğan
EZGİME
Teşekürler Mehmetciğim çok güzel şiir duygulandırdın beni
tesekur ederim mehmetcigim
BEN BUNLARIN HEPSİNİ EZBERLEDİM
YILMAZ ERDOĞANÎ SEVMEYEN BİRİSİ OLARAK
Mavilere Uyanmak
yedi iklim geçer,
ağarıp solan güz ışıklarından
yalan pencerelere doğru…
uykularda olur ne olursa
yangınlar,
takvim ziyanları,
gömülü sevdalar…
iksir gibi yayılır
hücrelerimin rehavetine ıslaklığın
düş tüccarları ağır mesaidedir…
uykularda olur ne olursa,
talanlar
ve beton serinliği
inşaat halindeki aşkların…
uykularda ölür ne ölürse,
kıpırdayan su
gülümseyen yel…
yedi iklimin oralarda
kavalını kırmış bir çobandır
gökyüzü,
aklında new orleans
heybesinde caz!
yedi iklimin
bar olduğu yerdedir uykunun
alkol imparatorluğu
kalabalık avındadır bakışlar…
uykularda olur ne olursa,
bitmez efkar kırları
bazı saçlarda
ve ölüm gibi suskunluklar açar
derin kuyularda…
ve şaka gibi
ve sarsak sarsak
ve kımıl kımıl
bir yaşamaktır
MAVİLERE UYANMAK
en kesif karanlıklara kafa tutan
gözlerinin mavisine kuşanmak…
senin kanatların var,
benim köylü yüreğim…
operada tezek kokusu
bu şehirdeki varlığım! ..
beni taşıyacak vesaitim yok
bu caddeüstü sevdada
ellerinden gayrı..
‘gayrı dayanamam ben bu hasrete’
ya beni de yitir
ya sen de git
beni götürdüğün yere…
türküleri sev
yalan kahkahalardan uzak dur
canımın suyuyla yıka ellerini..
aklımın maharetiyle giydir
en mavi yerlerini…
senin adın
buzul mavisi!
çünkü mavilerde uyur,
benden sana geçen
sende beni kalkındıran ne varsa!
sevdiğim, açlığımın uzak ufku,
her sabah;
güneşten ne zaman işaret alırsan
ne zaman dar gelirse soluğun
böyle uzun sarılmaklara,
fikrini kurcalarsa eğer
açık korkular,
işte o zaman
mavilere,
mavilere
uyandır beni…
Yılmaz Erdoğan
suzime
UMUTLARIMI SORDU HERKESBir an oldu mu acaba umutlarım diye sordum o gece. Yalan sevdalardan eskiyen yüreğime ne kadar acı geldi yanıtlar. Demek ki umutlarımı kurak topraklara diktim diye geçti zihnimden. Yağmurla yeşerirken ben, sen kendi hesaplarının peşinde sersefil olacaktın. Bunu bile bile kırdın yüreğimi. Aşk, ihanet ve yalan….Köşe bucak kaçtığım, tatmayı bırak koklamaya korktuğum sen ve…Neyse, dilimi ve gönlümü yorsam ne çare. Öldük ve tekrar doğduk yalnız ve korkusuz olmak üzere.
Sokak lambalarının etrafını sarmış ateş böcekleri. Kasımın hüznünde ağustos sevinci yaşamak kadar tezat bu hayat ve getirdikleri. Şiirler, hikayeler hatta masalar yazılmış sevdaların üstüne. Öğreten ve yol gösteren bu kadar çok mefhum varken… Yine hazan, yine hüsran… Gönlümün kapısına çekilen sürgüye baktım bu sabah. Hiç kımıldamamış bu kadar fırtınalıyken hayat. Belli ki sen de, sevdan da yoktun aslında. Nasıl bir rüyaya dalmaktır bu? Kabusları hiç sevmem aslında, çok gece hıçkırarak ve terler içinde uyandım sen çökünce rüyalarıma. Ama yine başladın, kaldığın yerden. Çocukken dinlediğim arkası yarınlardan çıkıp gelmiş olamazsın diye düşündüm hep. Ya da ne bileyim işte, her nereden geldiysen.
Aynı dili konuşmak, bir göz ucuyla bakmak yüreklere. Zor olan değil de, yürekten geleni yapmak görmek. Nerde eksik bıraktım hikayeyi diye düşünürken, işte; tam bu noktada. Sana hep nokta koymak gerekliymiş aslında. Virgüller sadece benim umutlarımı kovaladı bu sevdadan. Ne sen büyüdün ne de ben….
Bir gün, bir çift yeşil göz geldi karşıma. Silkeledi beni. Neredeydim, ne yapıyordum ben? Bu hayat, benim bıraktığım yerde durmayacaktı asla. Ben de hala bir adım geriden takip ediyordum gidiş ve gelişleri. Tek başıma olmayı ben seçmiştim şu koca deniz şehrinde. Gidecek olsam da, kalacak olsam da geride kalan ben değil, sen olmalıydın. Son noktayı koyarken sana acımayan ben, hayata bakarken de kendime acımayacaktım artık. Verilen sözlerin tutulacağı bir hayat var önümde. Belki artık bütün renklerin aynı noktada birleştiği, sadece beyazın hükmünün geçtiği bir hayat ve şehir.
Umutlarımı soranlara cevabım sen değilsin, benim artık. İsyanım aşka dedim, hayata değil. Aslında soruyu soran da bendim kendime. Umutlarımdan kime ne? Düzen ve sürekli dönen bu çarkların içinde umutlarımı umursayan sadece benim bunu biliyorum. Başka renklere ve kokulara ihtiyacım olmadan, belki yürümeyi yeni öğrenen çocuk gibi düşe kalka bulacağım yolun sonunu. Kimin umurunda ! Varsın umutlarım bana sorsun bu sefer; hey, sen ! Nereye böyle alelacele?
Senin gidemeyeceğin yere……………
Mavisihir
parafıma
SANA GÜLÜMSÜYORUMİlk günü hatırladım resimlere bakarken,seni öptüğüm,kokladığım ilk günü.İnanmak çok zordu o an için çünkü hep seni görememek korkusu vardı içimde. Küçücük gözlerini açıpta bana o ilk bakışın var ya işte o an anladım senin benim olduğunu.Minnacık bir varlığım vardı benim , bebeğimdin benim. Benim büyüteceğim bir çiçek, yoğuracağım bir hamur. Öyle bir özlemdi ki sana duyduğum , sanki kanamayacağım bir suydun benim için.Ya da bakmaya doyamayacağim bir resim. Hangi manzara böyle bir hazzı yaşatır ki insana , canım yavrum benim. Hayata gülümsemem için bir sebeptin sen, tutundum hayata ve sana. Acılarımı ,yalnızlığımı unuttum seninle.Çok zaman geçti üzerinden ama kokun hala içimde.
Ben hatalar yapacaktım , yaptım. Sen yine küsmedin bana, hep benimdi yüreğinde ki katıksız sevgin.Bende de sadece sen vardın aslolan, değişmeyecek olan.Büyümeni izledim zevkle olula gittiğin ilk günü gördüm bebeğim.Sana böceğim dedim hep,çünkü uğur böceğimdin benim.Bende senin büyük böceğin, sen derdin ya bana hep sende büyük böceksin anne diye.Sen ne istersen de yavrum bana ,sen hep benim küçük böceğimsin.Bebekken maviydin gözlerimde şimdi yeşilsin.Sen de benim gibisin.
Bazen ikimiz de savunmasız kaldık ama ellerin hep bendeydi bir an olsun bırakmadın sen beni.Bazen çok yük mü yüklendin diye düşünüyorum meleğim. Bunların hepsini senden uzak tutmaya çalıştım.Biraz daha büyüyünce daha iyi anlayacaksın beni.Belki ben senin elinden tutup beni götürdüğün yere gideceğim o zaman.Emin olduğum bir şey varsa o da,seninle gurur duyduğumdur.Merhametli, nazik ve çok iyi yürekli tatlı bir böceksin sen. Ve benimsin……
Ne olmak istediğine karar verdin geçen gün, biliyordum ne seçeceğini.Ben nasıl sende yaşıyorsam , ne yapacağını ve isteyeceğini biliyorsam ; biliyorum ki sen de benim kadar hissediyorsun beni.Senden tek istediğim yavrum güzel yüzünü soldurma, gözlerin hiç donuklaşmasın işte ben buna dayanamam.Neyim varsa senin için, canımı veririm uğruna benim güzel çiçeğim……
Gün gelecek, seni de mutluluktan uçarken göreceğim.Seveceksin, aşık olacaksın, kendin kadar tatlı bir melek getireceksin dünyamıza.Sen de yaşayacaksın benim seninle yaşadıklarımı . Sen ben den daha fazla seveceksin belki, belki hata yapmayacaksın bile .Mükemmel bir baba olacaksın.Belki kendi çektiğin özlemleri sevgiye dönüştürüp yavruna vereceksin hepsini.Ben de hep izliyor olacağım sizi.İşte benim böceğim ve başarıları , mutlulukları . Gurur duymaya devam edeceğim sonsuza dek
İşte ben yedi yıldır sana böyle gülümsüyorum bebeğim,ilk günkü gibi ve iyi ki sen varsın.Seni seviyorum, senden bu kelimeyi ve anne deyişini duymayı seviyorum. Gözlerine ne hüzün ne de nem uğramasın böceğim.Hep benimle ve böyle kal…
Mavisihir
suzime
Gökyüzünde aradık güneşi hep değil mi? Yüreğimizde doğanların hükmü yoktu hiçbir zaman. Sıradanlıkların karanlığında gezmekten yorgun düşmüş bedenler ve zihinler. Bir mazini gelini tutarız düşmeyelim diye, bir geleceğe takılır aç gözlerimiz. her şeyin zamanında hakkettiği bir değer vardı oysa. Bizim vermediğimiz, hep önüne perdeler çektiğimiz. Hayat bir pencere camı olsaydı, perdeleri çekip geçmişi, geleceği ayırmak kolay olurdu. Ama değil…Aksine her gün bu gerçeklerle uyandığımızı bile itiraf edemedik yalnız odalarımızda. Bizleri tek dinleyen duvarlar olsa da. Aldanmış aldatılmış yüreklerimiz ve benliklerimizle kalakaldık soğuk gecelerde.Bir tarafımda geçmiş bir tarafımda gelecek. Cebelleştik karanlıklarda gelmek bilmeyen uykularla.
Hesap sormalıydım belki de bunların hepsi için sana. Beni yalnız bırakışlarını, aldatışlarını, beni hep o sahillerde bırakan yalanlarını. Nasıl da bıraktın beni kumsalda yapayalnız. Gün doğumlarını sensiz gönderdim şehrin üstüne. Sensiz uğurladım güneşi gurupların kızıllığında. Şarap rengi denizde senin silüetin belirdi birden. Senin duruşun gibi yalan, yalan kızıllığındaydın sen.
Yüreğimdeki yeşilden maviden kaçtın mı sevdiğim? Karanlıkların içinde beyaz kalacağını sandın, kendi aldanmışlıklarına harcadın hayatı. Geceler de güneş aradın sanki. Ben sana dünyanın bütün ışıklarını hazırladım bir köşedeki sandıkta. Çekip alabilmek ne kadar zordur o karanlık kızıllığı üstünden?
Bilseydim eğer o kızıl yürekte ben varım, kenar köşe bir yerde hala duruyor olsaydı o mavi ve yeşilden ufacık bir zerre. Elimi gelecek yerine sana uzatır ya çeker alırdım seni ya da seninle beraber karanlıklarda kaybolur giderdim. Zamanın herkes gibi bize de hediyesi bu oldu sevdiğim, hasret. Belki de sadece ben kabul ettim bu armağanı. Belki de senden yeşil gözlerinde kaybettin bunu. Karanlıklarda bunu mu arıyorsun yoksa? Arkanda duran kocaman ben ve yüreğimi görmeyecek kadar gözlerini siyahlara bürüyen kadere düşman kesildim gün batımlarında. Güneşe her defasında, yarın hiç gitmemek üzere gel bu şehre, dedim.
Yine gelmedin bu gün bu şehre, uzaklar diyarından. Güneş doğdu yine bu sahilde. Rüzgar sarı saçlarımda dolanıyor senin kokunla,ama soğuk. Üşüyorum, güneş hiç değmiyor sanki tenime sensiz. Giderken bir fanus kapattın üstüme sanki. Güneş girmez, el değmez, Gel de aç artık şu karakızıl kapıları.Sensiz donacağım ben bu altın rengi kumlarda kızıl mavi silüetini izlerken mavi sularda.Senli sevdaları özledim, seni sevmeyi de……….
Mavisihir
gül’e arkadaşıma
Tebrikler.
En güzelini izlemişsin.
Sevgiyi bu kadar masum yaşayabildiğiniz için sizi kutlarım.
parafım orda mısın
Buradayım Mehmedim.
insan dediğin insan olmalı değil mi
beni sıkmayın dediğim halde
beni neden sıkıyorlar
anlamıyorum
kızla annesi gelmiş şenliğe
kıza hoş geldiniz dedim
mubarek bizim kiler dernek yönetimi
bir rahat bırakmadılar
kızdım eve geldim
ne yapacağım bilemiyorum parafım
bizimkilerle
iyilik yapalım derken kızdan daha çok soğutuyorlar
bende suç var mı
sana koştum yine
arkataşım
akşama gideyim mi gitmeyeyim mi
Mehmedim, sakin ol ve akşama da git bir bak. Ne kaybedeceksin ki?
Nergisler Çiçek Açtı
nergisler çiçek açtı mı marylou sizin oralarda
ben ölürken
kokunu özlemekten
nergisler çiçek açtı mı marylou sizin oralarda
güzelliğin gözüme kaçtı
aynaya bakarken
Barış Erdoğan Anamur
Bu da benden sana gelsin.
sağol ya akıldaşım
her zaman bunu bilmen kafi
seni çok seviyorum
dosttum
yemek yiyeceğim kendine iyi bak
parafım akşam gelince ince ayrıntılı anlatırım
Afiyet olsun Mehmedim, umarın akşam dilediğin gibi olumlu geçer. Merakla beklediğimi bil.
ömrümsün parafım kenndine iyi bak
marylou’ya senfoni V
aş ocakları kan gölü marylou
kan gölü
aşk kucakları kan gülü marylou
kan gülü
Barış Erdoğan Anamur
Sen de kendine iyi bak Canım, hiçbir şey için sakın canını sıkma. Su akar yolunu bulur, zorlama oluşuna bırak.
ayrıca parafım ben bu şiir denememi gercekten yaşadım kaleme aldım
Yaşayarak yazdıklarının etkisi de o derece büyük oluyor ve hissettiriyor Mehmedim, tebrikler.