30 Haziran 2009 icin arsiv

Kör Olayım

Zuleyha SELCUK

Ah gören gözleriyle amâlığa heveslenen can!

Ne kadar bıktın görmekten dünyayı?

Hiç mi tebessüm yoktu dudak kıvrımlarında?

Hiç mi yüreği gözlere düşmüş yüz görmedin?

Nedir bu kaçışın, bu hengâmen ne?

Nelere döküldü yağmurun, acelen ne?

Seyrine dalacağın yüz mü kalmadı?

Çiçek renklerin mi sıradanlaştı?

Yok! Değil bunlar sebep,

Görmekten usanmaya, gördüğünden bıkmaya,

Bence sen bütün yüzlere yari ekledin,

Gördüğün yüzlerin sıradanlığını görünce,

Görmekten vazgeçtin!

25.05.2009

Züleyha SELÇUK

Sensizliğe Ağlarken

Arjin

Ben ömrümün en uzun gecesini
Seni bekleyerek geçirdim
Gece sessizdi
Suskun ama umutluydum…
Ve sustum gece boyu
Gece hüsranla bitti
Şafak sökmüştü
Sen gelmedin
Gece bitti…
Ve ben ömrümün
En uzun gününü yaşıyorum
Sensizliğe ağlarken.

Çocukluğum

Ezgi

Çocukluğumun en güzel günleri

Aklımdan hiç çıkmıyor

Ne güzeldi o günler

Evcilik oynardık,

Kestane yapraklarından paralar yapardık.

Bahçeye karpuz çekirdekleri ekerdik.

Onlar yeşermeye başladığında siz giderdiniz.

Koskoca bir yıl nasıl geçer der yolunu beklerdim

Böylece yıllar geldi geçti

Biz büyüdük umutlar da büyüdü

Keşke her şey kestane ağacının gölgesinde

Oynadığımız oyunlar gibi olsaydı.

Şimdi gerçek hayatı oynuyoruz.

Kimi gün mutlu kimi gün hüzün dolu.

 

Can dostum, kardeşimden çok sevdiğim Gökhan’a…

Ezgi

Hayrettin TAYLAN

Suların ipliğini karanlık hesaplar pazara çıkarıp düşler ısmarlama kanaviçeler nakışladığın ahesteli yüreğime… Varmanın okunu, gitmenin yayında geriyordu biraz hak edilmişlikler.
Sensizliğin kokusu sinerdi, söz geçiremediğim sevda kitaplarımda. Seni beklerdim aşk bacası tütmeyen yalnızlar evimin balkonunda. Kendi malihulyalarında kaybolan bir çocuğun sana anne deme anındayım. Ve sen o zamanlar, içimdeki çocuk hasretini bilir misin? Nazar dualarıyla,duvaklarına annelik bantı takmaya gerek var mı ki?
Ben çocuktum, ben bebektim, ben aşıktım, kollarında, şimdi sensizliğin babasıyım, yalnızlığına emzik aldım. Günahları sana yazan, süt beyaz umutları doyuruyorum. Bir kelebeğin güneş ölümlerine gitme zamanı kadar hecelenmiş geceler ısmarladım. Aşkı fırına verdim, dilim dilim seni ayırdım sıcaklıklara. Aç, senfonileri tokluğumun tavlarında leyli besinler olarak aldım.
Liseli aşıklara öykü hayali büyür hayalimden: İki sevgili lise 1 ‘den lise sona kadar hep aynı sınıfta, hep aynı sırada, okudular, büyüdüler, sevdiler. Genç kız,okulun son günleri dersler bitmiş, kuaföre gitmiş, süslenmiş okulun 4. katında aşkını beklemiş, delikanlı bir türlü gelmemiş. Direk onun evine doğru gitmiş. Evine yaklaştığında büyük bir kalabalık görmüş, gözlerinde yaşların seli cadde boyunca akmış. Anlamış gibiydi. Sormuş ölen kim?

–Cevapla gözyaşları biraz daha artmış. Genç delikanlı, elinde bir demet kırmızı gülle karşıdan karşıya koşarak geçip okulda beklettiği sevgilisine gidiyordu, heyecandan farkında bile değilmiş. Araba çarpmış,ama biraz yaralanmış, ona aldığı güller yola savrulmuş, onları o yaralı halde toplarken, kan revan içinde aşktan başka, güllerden başka bir şey duymamış. İkinci bir kaza geçiriyor, kamyonun altında kalarak ellerindeki kırmızı güllerle can veriyor. Genç kız, mezarına gidiyor, o kırmızı gülleri alıyor, gözü yaşlı eve geliyor. Günler sonra okula gidiyor, elinde hala solmayan kırmızı gülü sınıfa gidiyor, 4. kattaki Okul giriş kapısına bakan pencereden bakıyor, aşkı orda onu bekliyor,gerçek sanarak pencereden en kısa yoldan ona gitmeyi düşünüyor. 4.kattan aşağı düşmüş, cam kırıkları arasında, elinde aşkından kalma gülle oracıkta can veriyor, sevgilisinin ölümden 9 gün sonra“
Aşk tümcelerle, kısa anlatılarla, öznesiz hayatlarla, sensiz yüklemlere yaşanır mı ki? Onlar ömür boyu diğer dünyada beraber olacaklar. Ya bizim sevdamız, ya bizim okulumuz, seninle okula el ele gittiğimiz günleri hatırlıyor musun? Okuldaki bütün öğrencilerin gözde çift, örnek aşıklar diye hitap ettiği okulumuzu hatırlıyor musun? Piç ve pus zamanların tuzağından ders almamış bir hayatın kırıkları gitmelere ödev olur.
Haritasız acıların yüreğine hüzünlere aç yırtıcıların mevsimlik kaçışlarındayız.
Beride yitik, sensiz bir gelecek beni bekler. Seni istemenin en güzel ağında, ağların kurulu düşlerimde. Düşlerime de düşman mısın? Sahi be güzeli isimsiz bir sevda mı? Onca sevgin nerde? Hapsinin hücrelerimde kopardığı duygulardan arındın. Gayrı ali, gayrı dersine çalışmış,gayrı hatalarının demir paslarını cilalamış, güzellere karşı zırhını giymiş,onca acının Haçlı seferinden sapasağlam dönmüş bir aşk cevelanıyım.
Düşürdüğümüz kızgın bir elmastır kayıplara, ayıplara. Elmasın düşmesi değerinden bir şey kaybeder mi? Sen mercan aramaya çalışıyorsan yanılıyorsun. Sana mercan yasak.Ki bir pırlanta bile bulman zor.  Belki sevdanın sözleri, yaşamak adına seni çağrılarıma inci,mercan kılar.
Yüreğim senli sönmeyen bir yanardağ, aşk dağından akan lavlarımdan çıkar laflarım.Benim sözcelerimin deltalarında binlerce aşk mahsulü yetişir. Bütün sevenler beslenir, hayıflanır. Bütün sevenler sana da kızar, en çok da bana kızar. Yeter gayrı, bunu hakketmeyene yazma.

Her harfin hesabını ödedim aşk sözlüğümde. Kızgınlık tellerini kopar, kırıklarını güzel gelecekler adına lehimle huzurunla.

Yağmurunu bekliyorum, balkonda ıslanacak senli gömleklerim var. Zakkumların yandaşı kavi bir yalnızlık sarmacındayım. Sensizliğin izmaritlerinden rahatsız bir haldeyim. Sivil hatta sivilceli hayaller düşürüyor beni kentinde. Takvim yapraklarını gittiğin Salı, toptan toptan koparıp atıyorum. Rakıdan arpa olmaz, bir arpa yol almalı sevdamız. Nereye gider, nasıl yaşar bu senli yürek, bunca acı, bunca bekleyiş, bunca umut, bunca kumruluk kursu… Buncalar…
Burası aşk ve tutku hurdalığı, gel beni anla, gel beni kurtar kendi beninden.

Hayrettin TAYLAN

Anneme

Engelli yasamak

yaşama dair ne varsa yaşadım

aşkı, sevdayı, hüznü

hüzün saç teliymiş dökülen

bembeyaz saçları dökülüyordu

sadece ben hüzünleniyordum

hüzün kelimesinin anlamı

sevinç ile acı karışımı değil mi

acılar dökülüyordu

sevinçlerin ve umutların çıkıyordu.

Mektuplaşmak-2

cembarlioglu

24/03/1987

Sevgili Babacığım,

Aslında bu seferki mektubuma daha değişik bir konuyla başlayacaktım. Fakat biraz önce aldığım bir haber o konuyu daha ileri bir paragrafa ertelememi gerektirdi. Haber, anneme 12/03/1987′ de yazıp gönderdiğin mektubunun bizimle, özellikle kız arkadaşlarımızla ilgili bölümüdür.

Senin de hatırlayacağın üzere mektubunda anneme; bizim kız arkadaşlarımız konusunda seninle ilişki kurmadığımız, onlar hakkındaki düşüncelerimizi aktarmadığımız gerekçesiyle sitem ediyorsun.

Annem bu konudaki sitemlerini bize okuyunca şahsen ben şaşırdım. Çünkü daha iki-üç hafta kadar önce sana, Hümeyra ile annem arasındaki ilişkiyi açıklayıcı sayfalar dolusu bir mektup yazmıştım. Bu mektup sitem ettiğin konunun kapsamına girmiyor mu acaba? Bana bu mektubuma karşılık olarak yazdığın mektubun tarihi ise 04/03/1987. Yani anneme12/03/1987 tarihinde mektup yazarken Hümeyra ile ilgili yazdığım mektup çoktan elindeydi. Böylesine bir durumda anneme öylesine şeyler yazmanı, biraz Can’ a taş atmak istemene biraz da benim sana öyle bir mektup yazdığımı anneme çaktırmamama çalışmana bağlıyorum. İçimden de durumun gerçekten de böyle veya benzeri şekilde olması için dua ediyorum. Çünkü ben, kız arkadaşlar konusunda annemden çok önce sana yaklaşırım. Bilmiyorum erkek olduğumdan mı? Yoksa seni daha anlayışlı gördüğümden dolayı mı? Bu tür ilişkilerim konusunda sana anlatamayacağım veya anlatmaktan çekineceğim hiçbir kısım yok. Hatta en ufak olayı bile sana anlatıp, düşüncelerini ve yorumunu öğrenmek istiyorum. Bu tür mektuplarıma karşılık olarak göndereceğin mektupları gün sayarak heyecanla bekliyorum. Seni bu gibi konularda ele geçmez bir kaynak olarak görüyorum. Ve böylesine bir kaynağa sahip olduğum için kendimi çok şanslı görüyorum.

Hümeyra ile ben 4. sınıfın (Lise-I) başlarında arkadaşlık denen o duygunun tadına bakmaya başladık. O sene biri birimizi elimizden geldiğince tanımaya çalıştık. Kaynaştık. 5. Sınıfta arkadaşlığımız biraz daha sağlamlaştı, ilişkilerimiz kuvvetlendi. O senenin sonlarına doğru gerçekten çoğu şeyin bilincinde, biri birini seven ve anlayan bir çift olmayı başarmıştık. Bu sene ise artık deneyimli, tecrübeli ve akıllıca arkadaşlığımız. Artık Hümeyra ile ruhen oldukça yakın bir durumdayım. Birbirimizle konuşmaktan çekineceğimiz sorunumuz ya da düşüncemiz yok denecek kadar az.

Ben, arkadaşlığımızdan zevk alıyorum. Hümeyra’ nın da zevk aldığından eminim. Şu geçen üç yıl bizi oldukça biri birimize yakınlaştırdı. Arkadaşlığımız günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi. Baba, onu seviyorum.

Mektubunda “Hümeyra ile ilgili gelecek konusundaki düşüncelerini öğrendikten sonra…” demişsin. Şimdi elimden geldiğince bu konuya gireceğim:

Her şeyden önce ve önemli olanın, bizim ilkin tahsil hayatını bitirerek bir iş sahibi olmamız olduğunu biliyoruz. Böyle hadi evlenelim demenin de yersiz ve zamansız olduğunu da biliyoruz. Fakat bu tip düşler kurmanın bir zevki ve tadı olduğunu da anlarsın.

Hümeyra ile yaşımızın elverdiği en ciddi bir biçimde evlenmeyi düşünüyoruz. Kişilerin böylesine planları ve hayalleri olunca yapılan arkadaşlık da daha anlamlı oluyor. Yani sene sonunda ayrılırken “Her şey çok güzeldi. Mutluluklar. Elveda.” Demeyi düşünmüyoruz. Bakalım isteğimizde ne kadar muaffak (Ben sonradan yazdığım mektubumda bu sözcüğünün doğrusunun “”muvaffak” olduğunu belirtmişimdir…) olacağız. Baba, bu üç seneden sonra ayrılmak ve O’ nu hayatımdan çıkarmak oldukça zor geleceğe benziyor. O yüzden bu tip planlar bizi bu açılardan da rahatlatıyor. Sen kaderci kısmetçi bir insan olmadığın için bizi daha iyi anlarsın kanısındayım.

Annemle ilgili yazdıklarına tamamen katılıyorum. Gerçekten sevmeye ve sevilmeye muhtaç bir insan. Onu çok seviyorum. Üzülmesini hiç istemiyorum. Hümeyra ile ilgili tabakhanelivari yakıştırmaları yeri geldiğinde yapmaya devam ediyor. (Annesi gelin adayını benimseyemiyor). Fakat asla üstüne gitmiyor ve tartışmıyorum. Onu anlıyorum. Aynı zamanda “o çizgiyi” bulacağı günü de sabırsızlıkla bekliyorum.

Mektubumu sırayla cevaplandırdığın için bazı konulara tekrar dönmüşsün. Dolayısıyla ben de yeniden dönüyorum.

10. Sayfada “Zaten şimdilik bir evlilik söz konusu olmaması gerektiğine göre…” diye başladığın bir paragraf var. Şimdi herhangi bir evlilik tabii ki söz konusu değil. Evlenmeyi yukarıda da belirttiğim gibi ekmeğimizi kendimiz kazanmaya muaffak (Oğlum Cem ile bugün tanışsanız; ne yazılarında ne de bu “Muaffak” sözcüğünü o şekilde değerlendirdiğine şahit olamazsınız. Onun için eski “muaffak”, “muvaffak” olmuştur katkılarımla…) olduğumuz zaman istiyoruz. Bunlar aynı şeyler değil mi? Yoksa şimdiden gelecekle ilgili böyle planlar yapmak da mı olmamalı? Aydınlatır mısın?

Sevgili babacığım, arkadaşlığımız senin de inandığın gibi son derece dürüstçe yürüyor. Mektubunun o kısmında neler anlatmaya çalıştığını anladım. Bu konunun tamamen bilincindeyiz. Bize güvenebilirsin. 3 Senedir birlikteyiz. Bu süre zarfında yalnız kaldığımız anlar çok oldu. Fakat özgürlüğümüzü gölgeleyecek bir zaafa düşmeyi aklımızın ucundan bile geçirmedik. Böylesine bir durumun yaratacağı hayati sorunların tehlikesinin gerçekten bilincindeyiz. Bu konuda için tamamen rahat olsun.

Mektubunun, okunmasında sakınca görmediğim kısımlarını Hümeyra’ ya okuttum. Son derece mükemmel bir mektup yazarı olduğunu bildiğimden dolayı, okuturken içimde öylesine bir gurur ve övünme isteği doğuyor ki; kelimelerle ifade etmek zor. Nitekim Hümeyra’da (“Hümeyra da” şeklinde yazılmasının doğru olacağı müteakip mektubumda hatırlatılmıştır.) gerek yorum tekniğine gerekse fikir ve duygularına hayran. Seninle anlaşabileceğine çoktan inanmış durumda. Teşekkür ederim baba. Böylesine vasıflara sahip olduğun için teşekkür ederim.

Sana mektup yazacağım zaman geceyi seçiyorum. Herhalde duygularımı ve düşündüklerimi en iyi şekilde o saatlerde ifade ettiğime inandığımdan dolayıdır. Şu anda saat 00:15 ve annem de Can da çoktan uyudular.

Hümeyra’ ya karşı olan sorumluluklarımdan dolayı diğer kızlarla olan ilişkilerimde dikkatli ve ölçülü olmam gerekiyor. Anlarsın ya! Fakat yine de bazı huzur bozucu olaylar oluyor. Mesela:

Geçen sene sınıfla bir Mersin gezisi yapılacaktı. Gezinin amacı; buradaki elemeleri kazanan halk oyunları ekibimizi Mersin’ deki finallerde seyirci olarak desteklemekti. (Tıpkı Can’ ın katılmayı istediği gezinin amacı gibi.) Bize bir otobüs tutuldu. Otobüsün %90′ ını bizim sınıf, gerisini çeşitli sınıflardan öğrenciler oluşturuyordu. Hümeyra halk oyunları ekibinde olduğundan Mersin’ e halk oyunları ekibi için tutulan otobüs ile gidecekti. Yani bizim otobüste değildi. Yola çıktık. Ben bir tanıdıktan yolculuk için rica ederek aldığım (Doktor Gülay Abla’ dan) wolkman’ i dinleyerek dışarıyı seyrediyordum. Pencere tarafındaydım. Yanımda Aydın oturuyordu. Koridorun diğer tarafında ise bizimle aynı hizadaki koltuklarda 4. sınıftan iki kız oturuyordu. Aydın onlarla konuşuyordu. Birbirlerine fıkralar anlatıyor, espriler yapıyor, gülüşüyorlardı. Biraz sonra kızlardan biri arkadaşın niye konuşmuyor demiş olacak ki, Audın bana dönerek onlara katılmamı istedi. Ben de katıldım. Birinin adı Manolya, diğerinin adı Kübra idi. Konuşmaya başladık. Bir süre sonra özellikle Manolya ile aramda bir dostluk oluştu. Çünkü ilgilendiğim alanların çoğuyla ilgilenen biriydi. Dolayısıyla konuşacak çok şey bulduk. Bol bol konuştuk. Okuyan, öğrenmek isteyen, sessiz bir kız olduğunu anladım. Dostluğumdan hoşlanmış olacak ki dönüş yolculuğumuzda ayrılmaya yakın; “Benim arkadaşım olur musun?” diye sordu. Çok yakın bir ya da iki kız arkadaşından başka güvenebileceği gerçek arkadaşı yokmuş. Bana güvendiğini, benimle kurduğu kısa dostluğu devam ettirmek istediğini söyledi. Ben de kabul ettim.

Ertesi gün, olanları Hümeyra’ ya anlattım. Normal karşıladı. Bu arada günler geçtikçe Manolya sık sık yanıma gelip hal hatır sormaya başladı. Öğle tatillerinde kantinde yemek yerken yanıma geliyor ve sınıfta yanıma geliyor ve biraz yürümek istediğini söylüyordu. Çıkıyoruz, ikimiz okulun bahçesinde bol konuşmalı gezintiler yapıyorduk. Başlangıçta Hümeyra olaya ciddi bir şekilde eğilmedi. Ben de herhangi bir sakınca görmemiştim. Fakat yine de hiçbir zaman Manolya’ ya dolaşma teklifi sunmadım. Daha sonra Hümeyra yavaş yavaş tepki göstermeye başladı. Kendisine, Manolya’ nın bizden bir sınıf küçük olduğu için kayda değer bir durum olmadığını, sadece arkadaş olduğumuzu anlattım. Sakinleşti. Ama Manolya’ nın yaklaşımları devam edince dostluğumuza tamamen karşı çıkmaya başladı. Bence haklıydı. Çünkü bir erkek Hümeyra’ ya öyle hareketlerde bulunsa ben de aynı tepkiyi gösterirdim. Bu durumda Manolya ile ilişkilerime dikkat etmeye başladım.

Manolya olayı bu sene de devam ediyor. Ben, görünce sadece selam veriyorum. O da herhalde bir şeyler anlıyor ve selam vermekle yetiniyor. Ama yine de ara sıra gelip “Hiç konuşmuyorsun, görüşemiyoruz” da diyor. Geçenlerde uzun bir süre sadece selamlaşmakla geçirdikten sonra bir gün bir öğle tatilinde sınıfa geldi. O sırada ben Hümeyra ile konuşuyordum. Geldi yanımıza oturdu. Havadan sudan konuşmaya başladı. Ben Hümeyra’ nın bozulduğunu hemen anladım. Manolya’ nın O’ na sorduğu sorulara son derece soğuk cevaplar verdi ve bir süre sonra da tuvalete diye çıktı, gitti. Manolya, Hümeyra ile aramdakileri bildiği halde Hümeyra’ nın hareketine hiçbir tepki göstermedi ve Hümeyra çıktıktan sonra bana “yine hiç görüşemiyoruz” diyerek dolaşma teklif etti. Sanki olacakları önceden planlamış gibiydi. Olaya oldukça hayret etmiştim o gün. Eveeet. İşte bir de böyle bir durum var. Neyse…

Saat 01:09. Yazmaya 23′ e doğru başlamıştım. Bu seferlik de bu kadar olsun. Artık temize yarın çeker, postaya öbür gün verebilirim.

Hoşçakal. Hümeyra da saygılarını gönderiyor.

Seni çok seviyorum.

Cem Barlıoğlu

İmza

mc paraf

Sen Ağlayacaksın

sen ağladıkça gözlerinden
kan damlayacak aşkın kıymetini
sen o zaman anlayacaksın
sen ağladıkça beni hatırlayacaksın

kalbin kanayacak için acıyacak
gözlerin kan ağlayacak
sen beni unutamayacaksın
geceleri bensiz yatacaksın

ama uyku girmeyecek gözlerine
sabaha kadar beni düşüneceksin
ama ben yanında olmayacağım

sokaklara bakacaksın belki gelir diye
ama gelmeyecek, gözlerin çökecek ağlamaktan
ama ben görmeyeceğim
sen bensiz eriyeceksin ama ben
olmayacağım yanında
o zaman benim sevgimi anlayacaksın.

Mc-Egzeri

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun