Alvarlı Âşık Reyhani-3
Yazan ismetHaz 29
Edebi Yönü
Reyhani, eski Halk Âşıkları‘ nın soluğunu ve kokusunu günümüze taşıyan bir ozandır.
Dizelerinde kullandığı dil, genellikle arı ve duru olmakla birlikte, birçok ozanlarda rastlandığı gibi, Arapça ve Farsça sözcüklerden de kendisini kurtaramamıştır. Bunlar genellikle dinsel ve tinsel sözcüklerdir. Bu da halk ozanlarının, elinden yakalarını bir türlü kurtaramadıkları ve sık sık içine düştükleri zorunluluklardan kaynaklanmaktadır. Zira ozana yani Halk Aşığı ‘na Halk Aşığı‘ndan çok Hak Aşığı olarak bakmak, halkımızın geleneksel eğilimidir. Nitekim halk, ozanın dinsel temalarını doğal temalarından her zaman üstün tutmuştur ve tutmaktadır. Halka göre; ozan, ‘Nehnu kasemna’ yı, ‘Bezm-i Ezel’ i, ‘Allah’ ı, ‘Muhammed’ i, ‘Kun fe yekûn’ u, ‘Aref Sırrı’ nı, ‘Dört Kitap’ ı, ‘Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail gibi ileri gelen melekler’ i, ‘Refref‘ i, ‘Ebced‘ i, ‘Kevkeb‘ i, ‘Sitare‘ yi, ‘Eşref Saat‘ i, ‘Mürşid-i Kamil‘ i, ‘Veliler‘i, ‘Peygamberler’ i, bilmeli, Allah‘ ı, Muhammed‘ i, Kur‘ an‘ ı pekilenmeli ve sırlara agâh (Gizleri bilen) olmalıdır. Bu da; halkın ozanlara duyması gereken saygının hakkıdır. Çünkü o, ozanı, öğrenip bilmiş, görmüş geçirmiş varsaymaktadır. Bence; Reyhani‘ nin o arı ve duru dilini bulandıran da bu kaçınılmazlıktır. Şükrolsun ki; bunlar onun dizelerinde fazla yer tutmazlar. Ve Reyhani obir dizelerinde ustadır, kolay bir söyleyişe sahiptir ve etkilidir. Diline geleni iyi ve güçlü anlatır. Buna karşın anlamı kafiyeye kurban ettiği yerler de yok değildir. Pek az kullandığı Aruz sayılmamak koşuluyla kullanmadığı ölçü ve ele almadığı biçim kalmamıştır.
Arapça ve Farsça bilmediği halde, dizelerinde Arapça ve Farsça sözcüklere yer veren her ozan gibi, Reyhani de ister istemez zaman zaman söz yanlışlıklarına düşmüştür. Fakat bu tek-tük yanlışlıklar onun birbirinden güzel, birbirinden güçlü, birbirinden etkili ve birbirinden anlamlı dizelerini de asla gölgeleyememektedir.
En büyük başarısını; yaşayan halk ozanlarına karşı dile ve saza aldığı dizelerde görmekteyiz. Bunlarda, gücünü ustalıktan alan iğneli bir dil vardır ve bu dil, Reyhani‘ nin eleştirideki gücünü yeterince ortaya koymaktadır. Yüreklidir ve sevecendir. Yürekliliği onu zaman zaman kırıcı, sevecenliği onu zaman zaman gönül alıcı yapmaktadır. Yaş bakımından en genç ozan Mevlüd İhsani‘ den, en yaşlı ozan Nihani‘ ye kadar, verip veriştirmediği kimse olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Atışmalarda güçlüdür ve zorlayıcıdır. Âşık Huzuri‘ ye ve Kağızmanlı Cemal Hoca‘ ya çok ter döktürmüştür. Taşlamalarında hatırı-gönülü bir yana koyduğu veya ustalığı kurban ettiği çok olmuştur. Âşıklar Gelenekleri‘ nden olan ‘Muamma’ larda yani ‘Saklamışı Bulma’ da üstüne yoktur. Taşlama‘ larında fırtınadır, tayfundur, kasırgadır. Estimi eser ve tutumu kapar götürür.
Mürşid-i Kâmil türünden yol göstereni, akıl vereni, elinden tutanı, arka sıvazlayanı olmamıştır. Kendi kendini yetiştirmiştir. Çok gezmiştir, çok görmüştür ve her gördüğünden bir ders alıp her gördüğüne de bir ders vermiştir. Yüreğinin neresine kadar duyabilmişse; orasına kadar duyurmuştur.
Mızrabı kayalardan aşan seller, geldimi götüren yeller gibidir. Sesi gürdür, etkilidir, yakıcıdır. Zekâsı tül ardında elmasa benzer. Tüm parıltısıyla ortaya çıkması için tülün aralanması yeterlidir ve o tül de, ozanın her baktığı şeyde ardına dek açılır. Bir termometre sıcaklığın-soğukluğun her nüansından ne denli etkilenirse; Reyhani‘ deki ruh da her gördüğü, her duyduğu, her tattığı, her kokladığı, her dokunduğu, her sevdiği şeyden bir öyle etkilenir.
Ozan, Erzurum‘ un haklı ün yapmış bir saz ve söz ustasıdır ve yerini de yaşamının sonuna dek koruyacağı konusunda asla kuşku yoktur.
Reyhani bir yurt, bir bayrak, bir halk tutkunudur. Dağlarının, tepelerinin, çaylarının, ırmaklarının, otlarının, çiçeklerinin hayranıdır. Tam bir doğa sevgisiyle doludur. Dizelerinin birçoğunda bunları işlemiştir.
Bazı dizelerinde eski ozanların izlerindedir. İnsanları olmayan yavrusunun yerine koyarak onlara, nasıl olunması, nasıl davranılması gerektiği yolunda öğütler verir.
Bazen övücü, bazen yerici, bazen kendine acıyıcı, bazen kendini sıkıntılarına karşı avutucu, bazen hiçbir şeyi umursamayıcıdır.
Yüreğinin sıcak köşelerinden birini Erzurum‘ a ayırmıştır. Orada Erzurum‘ u olanca canlılığıyla yaşatır. Bu konudaki duygularını dile getirdiğinde ve saza döktüğünde bu kutsal ve kahraman kenti tablo tablo, ses ses, koku koku, soluk soluk, lezzet lezzet koyar ortaya.
Reyhani kadercidir ve bu yönüyle diğer ozanlara benzer. Bu yüzden herkesi de kaderci görür ve onlardan kaderci olmalarını bekler. Bir ‘Mürşid-i Kâmil’ yani bir ‘Noksansız Yol gösterici’ si olmamıştır ama kendisi ‘Kemal’ e yani ‘Noksansızlık’ a hayrandır ve ona ulaşma peşindedir. Cahillikten ve cahillerden tiksinir ve kaçabildiği kadar kaçar. Reyhani tarikatçıdır ama onun tarikatı Bilim Tarikatı‘ dır, başkasını pekilenmez.
Reyhani, çiçeklerle bezenmiş kayalıklar arasında fokur fokur kaynayan bir göze gibidir; suyu ne azalır, ne tükenir. Yaşam boyu çalmış, yaşam boyu söylemiştir. Bir kitabın, beş kitabın onun çalıp söylediklerini içermesi olanaksızdır. Bu nedenle; biz onun çalıp söylediklerinden birazına ve belki de en azına bu kitapta ancak yer vermek zorundayız.
Ama onu tanımak isteyenlere bu kadarının da yeteceğini sanmaktayız.


ismet abi gözlerinizden öpüyorum
harika olmuş
Sağolasın sevgili Mehmedim.
Dün seni üzdüm mü acaba?
Benden sana kötülük gelmez; kalbini fareh tut sevgili Efsane.
yok be ismet abi
darılınır mı sana ismet abiciğim düşüncesizlik ettim o gün hakkısın büyümsün
saygılar ve sevgiler
Sevgi ve saygı dolu yüreğindden, şimdilik göremediğim gözlerinden öperim.
sağolun herzaman hayal edin ben bakın parafı hayal ederek yazıyorum
Ozanı ne kadar severek anlatmış, ne diyebilirim ki hayranlığına hayran oldum.
Sevmese ve benimsemese bunca bölüm yazar mıydı hiç?
Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. Genelde halk ozanlarını okuma yazması olmayan sadece yürekten gelen namelerini dile döken olarak algılarız oysa Alvarlı Âşık Reyhani bu çizginin ne kadar dışında kalıyor değil mi?
Güzel paylaşım için teşekkürler sevgi ve saygılar.
Asıl ben ilgilenen arkadaşlarıma teşekkür ederim.
Sabır gösterip bu konuda paylaşılacakları izlerler ise; hoşnut kalacaklardır…
Selam ve sevgilerimle.
(Bu sayede hem Hikmet BARLIOĞLU’ nun yeni bir yönünü farkedecekler hem de bir değerli halk aşığını -bir nebze olsun- tanıma fırsatını bulacaklardır.)
(”Bahçelerde maydanoz, gel bize bazı bazı…” türü yazılardan hoşlananların bu ortamda olmaması da -benim için- sevindiricidir…)
Sen sevgili Paraf; sonraki bölümler elinde olduğu için bu değerlendirmeyi yapabiliyosun.
İlgilenenler de izlemeye devam ederlerse aynı kanıya varacaklardır.
Buna inanıyorum.
Yeşertilmesi, korunması, sonraki kuşaklara bırakılması gerekenler sadece bağlar, bahçeler değildir… Gelecek kuşaklara aktarılacak asıl miras, sazı, sözü, oyunlarıyla zengin bir kültürün varlığıdır. Güzel paylaşımınız için teşekkür ederim, saygılar.
sadece şunu düşünürüm tarihi bir binanın önünde olunca resimlerine bakarken… bu aydınlatma yeni teknoloji bu binalara ruhuna uygun yerleştirilemez mi? sanatın içi teknoloji ile neden boşaltılır??? ve teknolojidevrinde neden sadece müzik sinema tiyotro müze vesair sanattan sayılır anlamış değilim…
İsmet Abi, selam ve sevgiler.
İnsan sevince sevdiğinin hatalarını da göremez hale gelir. Sevginin güzelliği de bu olsa gerek.