Haziran, 2009 icin arsiv

şiirlerim

.

sokaklarda gölgeni arar sancılı
tansiyonu düşmüş sözcüklerim

Barış Erdoğan

Sevdim, Çok Sevdim

Engelli yasamak

bugün rüya gibiydi

çünkü rüyamda seni gördüm

seni hissettim

seni seyrettim

seni sevdim

Paraf’ıma

Efsane Etrafoğulları

Alvarlı Âşık Reyhani-3

Alvarlı Aşık ReyhaniEdebi Yönü

Reyhani, eski Halk Âşıkları‘ nın soluğunu ve kokusunu günümüze taşıyan bir ozandır.
Dizelerinde kullandığı dil, genellikle arı ve duru olmakla birlikte, birçok ozanlarda rastlandığı gibi, Arapça ve Farsça sözcüklerden de kendisini kurtaramamıştır. Bunlar genellikle dinsel ve tinsel sözcüklerdir. Bu da halk ozanlarının, elinden yakalarını bir türlü kurtaramadıkları ve sık sık içine düştükleri zorunluluklardan kaynaklanmaktadır. Zira ozana yani Halk Aşığı ‘na Halk Aşığı‘ndan çok Hak Aşığı olarak bakmak, halkımızın geleneksel eğilimidir. Nitekim halk, ozanın dinsel temalarını doğal temalarından her zaman üstün tutmuştur ve tutmaktadır. Halka göre; ozan, ‘Nehnu kasemna’ yı, ‘Bezm-i Ezel’ i, ‘Allah’ ı, ‘Muhammed’ i, ‘Kun fe yekûn’ u, ‘Aref Sırrı’ nı, ‘Dört Kitap’ ı, ‘Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail gibi ileri gelen melekler’ i, ‘Refref‘ i, ‘Ebced‘ i, ‘Kevkeb‘ i, ‘Sitare‘ yi, ‘Eşref Saat‘ i, ‘Mürşid-i Kamil‘ i, ‘Veliler‘i, ‘Peygamberler’ i, bilmeli, Allah‘ ı, Muhammed‘ i, Kur‘ an‘ ı pekilenmeli ve sırlara agâh (Gizleri bilen) olmalıdır. Bu da; halkın ozanlara duyması gereken saygının hakkıdır. Çünkü o, ozanı, öğrenip bilmiş, görmüş geçirmiş varsaymaktadır. Bence; Reyhani‘ nin o arı ve duru dilini bulandıran da bu kaçınılmazlıktır. Şükrolsun ki; bunlar onun dizelerinde fazla yer tutmazlar. Ve Reyhani obir dizelerinde ustadır, kolay bir söyleyişe sahiptir ve etkilidir. Diline geleni iyi ve güçlü anlatır. Buna karşın anlamı kafiyeye kurban ettiği yerler de yok değildir. Pek az kullandığı Aruz sayılmamak koşuluyla kullanmadığı ölçü ve ele almadığı biçim kalmamıştır.
Arapça ve Farsça bilmediği halde, dizelerinde Arapça ve Farsça sözcüklere yer veren her ozan gibi, Reyhani de ister istemez zaman zaman söz yanlışlıklarına düşmüştür. Fakat bu tek-tük yanlışlıklar onun birbirinden güzel, birbirinden güçlü, birbirinden etkili ve birbirinden anlamlı dizelerini de asla gölgeleyememektedir.
En büyük başarısını; yaşayan halk ozanlarına karşı dile ve saza aldığı dizelerde görmekteyiz. Bunlarda, gücünü ustalıktan alan iğneli bir dil vardır ve bu dil, Reyhani‘ nin eleştirideki gücünü yeterince ortaya koymaktadır. Yüreklidir ve sevecendir. Yürekliliği onu zaman zaman kırıcı, sevecenliği onu zaman zaman gönül alıcı yapmaktadır. Yaş bakımından en genç ozan Mevlüd İhsani‘ den, en yaşlı ozan Nihani‘ ye kadar, verip veriştirmediği kimse olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Atışmalarda güçlüdür ve zorlayıcıdır. Âşık Huzuri‘ ye ve Kağızmanlı Cemal Hoca‘ ya çok ter döktürmüştür. Taşlamalarında hatırı-gönülü bir yana koyduğu veya ustalığı kurban ettiği çok olmuştur. Âşıklar Gelenekleri‘ nden olan ‘Muamma’ larda yani ‘Saklamışı Bulma’ da üstüne yoktur. Taşlama‘ larında fırtınadır, tayfundur, kasırgadır. Estimi eser ve tutumu kapar götürür.
Mürşid-i Kâmil türünden yol göstereni, akıl vereni, elinden tutanı, arka sıvazlayanı olmamıştır. Kendi kendini yetiştirmiştir. Çok gezmiştir, çok görmüştür ve her gördüğünden bir ders alıp her gördüğüne de bir ders vermiştir. Yüreğinin neresine kadar duyabilmişse; orasına kadar duyurmuştur.
Mızrabı kayalardan aşan seller, geldimi götüren yeller gibidir. Sesi gürdür, etkilidir, yakıcıdır. Zekâsı tül ardında elmasa benzer. Tüm parıltısıyla ortaya çıkması için tülün aralanması yeterlidir ve o tül de, ozanın her baktığı şeyde ardına dek açılır. Bir termometre sıcaklığın-soğukluğun her nüansından ne denli etkilenirse; Reyhani‘ deki ruh da her gördüğü, her duyduğu, her tattığı, her kokladığı, her dokunduğu, her sevdiği şeyden bir öyle etkilenir.
Ozan, Erzurum‘ un haklı ün yapmış bir saz ve söz ustasıdır ve yerini de yaşamının sonuna dek koruyacağı konusunda asla kuşku yoktur.
Reyhani bir yurt, bir bayrak, bir halk tutkunudur. Dağlarının, tepelerinin, çaylarının, ırmaklarının, otlarının, çiçeklerinin hayranıdır. Tam bir doğa sevgisiyle doludur. Dizelerinin birçoğunda bunları işlemiştir.
Bazı dizelerinde eski ozanların izlerindedir. İnsanları olmayan yavrusunun yerine koyarak onlara, nasıl olunması, nasıl davranılması gerektiği yolunda öğütler verir.
Bazen övücü, bazen yerici, bazen kendine acıyıcı, bazen kendini sıkıntılarına karşı avutucu, bazen hiçbir şeyi umursamayıcıdır.
Yüreğinin sıcak köşelerinden birini Erzurum‘ a ayırmıştır. Orada Erzurum‘ u olanca canlılığıyla yaşatır. Bu konudaki duygularını dile getirdiğinde ve saza döktüğünde bu kutsal ve kahraman kenti tablo tablo, ses ses, koku koku, soluk soluk, lezzet lezzet koyar ortaya.
Reyhani kadercidir ve bu yönüyle diğer ozanlara benzer. Bu yüzden herkesi de kaderci görür ve onlardan kaderci olmalarını bekler. Bir ‘Mürşid-i Kâmil’ yani bir ‘Noksansız Yol gösterici’ si olmamıştır ama kendisi ‘Kemal’ e yani ‘Noksansızlık’ a hayrandır ve ona ulaşma peşindedir. Cahillikten ve cahillerden tiksinir ve kaçabildiği kadar kaçar. Reyhani tarikatçıdır ama onun tarikatı Bilim Tarikatı‘ dır, başkasını pekilenmez.
Reyhani, çiçeklerle bezenmiş kayalıklar arasında fokur fokur kaynayan bir göze gibidir; suyu ne azalır, ne tükenir. Yaşam boyu çalmış, yaşam boyu söylemiştir. Bir kitabın, beş kitabın onun çalıp söylediklerini içermesi olanaksızdır. Bu nedenle; biz onun çalıp söylediklerinden birazına ve belki de en azına bu kitapta ancak yer vermek zorundayız.
Ama onu tanımak isteyenlere bu kadarının da yeteceğini sanmaktayız.

Fındık Kurdum Sevgilim

kitapkurdu

Çiçekler açtığında, yürekler sevgi ile dolduğunda
Sen gelirsin aklıma fındık kurdu sevgilim…
İnce burun, yosun gözlü, yanağı gamzelim
Kalbinde boş yer varsa izin ver gireyim.
Müebbet hapis yatıp kollarında can vereyim
Benim tek sevdiğim fındık kurdu sevgilim…

Yollara çıkıp beklediğim
Arkasından yıllarca koşup yetişemediğim;
Yıllar geçse de hayalini hep beynimde hapsettiğim
Benim tek sevdiğim fındık kurdu sevgilim…

Çiçeğim, arım, balım, peteğim
Bazı kelimeler var da üstüne anlam ekleyemediğim
Benim değer verdiğim ebedi sevgilim
Tek sevdiğim fındık kurdu sevgilim

Fındığım Kurdum
Mühürlü Kaderim Kalbimin Sahibi Benim Biriciğim…

Fındık Kurdu….

Mc ParafBen Sana Demedim Mi

ben sana demedim mi
aşkımız gökleri inletmedi mi
sevgim sana yetmedi mi
söyle ben seni sevmedim mi
ben sana demedim mi gitme

pişman olursan gelme geri demedim mi
sen beni sattın beni hiçe saydın
şimdi mutlu musun ağlattın beni sonunda

yalanlarını anlatma boşuna bana
ben sana demedim mi gitme
başkasını sevme diye
ama sen gittin sen başkasını sevdin

değerimi bilemedin
hadi git sen ona git gelme bir daha
sensiz geçen günlerimin
hesabını kim verecek

bu acıyı senden başka kim çekecek
ben sana sevgimi vermedim mi
ben sana demedim mi
aşkına değer vermedim mi söyle neden gittin.

 

Mc-Egzeri

Kadınım

Engelli yasamak

seni sevmek için yaratılmış gibi

yaşadım yıllarca

ama sen yoksun

seni seviyorum diyorum

hayalimdeki kadına.

Bir Geceden Bin Geceye Ağladım

Züleyha SELÇUKAkladım bugün

Susturduğunuz suçsuz hallerimi,

Ağladım…

Biraz dokunaklı haldeyim.

Avuçlarımı ovuşturdum,

Kızgınlığımın son demindeyim,

Birazdan diner hıçkırık seslerim.

Ah saçlarıma taktığım

Papatya günlerime göz dikenler,

Ellerimle papatyalarımı çıkardım.

Susuz saksılarda günlerim,

Dilim sözcüklere yabancı mıydı ki; bilmediniz

Onca kelime yetmedi beni anlamaya.

Bugün sizli günlerimi akladım.

Ağladım…

Ne değişecek peki?

Kim kurtaracak İsa’yı tanımadan,

Çarmıha gerdiğiniz düşlerimi?

İp atlayan kız çocukları görmemek için

Dört duvara saklandım.

Görürsem oyun çağı ağlamalarım tutacak biliyorum.

Başımı ellerimle saklayışlarım olacak yine,

Karabasan sözlerinizle sabahsız kaldım,

Bugün yine ağladım…

Akladım bir kez daha dünlerimi,

Ağladım…

Çünkü hayalsiz kaldım.

Neye tutunsun yüreğim?

ve nasıl çocuk olmadan büyüyeyim?

Göçük altı yıllarım oldu suçsuz hallerim,

Ağlamamla aklandı,

Zaten masum dünlerim.

28.06.2009

Züleyha SELÇUK

Yaşamak İsterken

Korsan

Yaşamak

Ağıtlar yakarak sevdaya dair

Şiirlerde şarkılarda

Adını nakarat etmektir

Murada erebilmek için

Aşk şarkılarını

Korkusuzca söyleyebilmektir.

İçindeki ateşi alevlendirebilmektir

Sensizliğin anlamını hissedebilmektir

Tarifsiz acılara karşı durabilmektir

En derinden özlemle yaşayabilmektir

Ruhun bedeninden ayrılmasıdır

Kurşun yiyen gerilla gibi savrulmaktır

Engellere rağmen hayalinle uyumaktır

Ne olursa olsun seni unutamamaktır.

Korsan

Hayrettin TAYLAN

Her gece rüyalarıma sarılan gelmenin bebeği olursun.
Her gece sen… Paramparça özlemlerimden birazcık uyumak kalır sonrasında.

Sensiz bir rüzgar çarpar yüzüme, senin nefesin sanır, uyanırım, uyanıklığa sarılırım.

Sen yoksun… Kilitlenir hayaller, haller, acınma ve yokluğun.

Sen yoksun…

Zaman git gide uzar masallara, masal biter, sehere kuşlar uçar. Sabahın olmasına dahalar var. Gece uzun hava söyler.
Beklemek bir çeşit ölmekmiş öğretiyor hayat.
“Sen yoksun… Bu bana her gece binlerce ölüm demektir. “

İlk kez tutuğum ellerinin sıcaklığı, ilk kez baktığım gözlerinin ışıltısı üstüne acı bir karanlık düşmüş.

Bir aşk salına binip salına salına gittin… Dünyaya sığmayan  kederimle yapayalnızlığımın suskularında susamış bir beklemişliğin ermişiyim… Sen uzak bir fiyortta dantel dantel yalnızlığını örüyorsun kırgınlıklara. Kıyılarını gözyaşlarınla aşındırıyorsun, çarpıp ağladığı yerde dalgaların.

Neden omzumda ağlamıyorsun ki, uzat ellerini avuç içlerim sensiz çatlamış.

Gözbebeklerin çaresizliği hançerliyor, gözlerim bakışlarından yaralı yarim.

İki ömrün karesindeyiz iki ayrı ve büyük yalnızlıktan oluşuyor kavuşamadıklarımız.

Her şey aslında başka açıdan hesaplanır, sorgulanır. Ven kümeli hesapsızlıklar vernikli yüzler. Ruhu kavuran yoksulluk. Yalanların yılanla öpüştüğü kemirici anlar, şanından bir zanlı daha eksildi aşk tayfasından.
Her şey, anlamsız ve boşluğu yumurtluyor çaresizce.
Gerçek olan şimdi senin yokluğun ve benim sana olan anlatılmaz, ölçülmez, biçilmez, tükenmez tutkum.

Senin seslenişini özledim, yeniden bugün sen benden önce kalk demeni içerledim. Bak nasıl artıyor kalp atışlarımı, gel koy elini vicdanımın üstüne, orda kaldırma, yağmur gözlüm.

Bütün sokaklarım senin ayakların izlerin, sen gideli bu sokağa zülal damlalar inmedi.

Bu şehrin yalnızlık caddelerinde senin levhaların asılı her yere.

Ela gözlerin trafik işaretleri olarak kullanıyor. Ben orda gönüllü trafik polisi. Seni soruyorum gelip geçene ‘Görmedik’ diyorlar. Ne acı, hiç kimse seni görmüyor.

Anlasalar sana olan yakarışlarımı seni nasıl özlediğimi bilmiyor demek. Bu kalabalık neden yüzümde seni sorguluyor, ara bulursun. Sabret gelir.

Volkanlarıma ders veriyor tutuşmalar, ormanlarımın küllerine adını yazıyorum.

Bütün güzeller salıncağımı sallıyor, ben senin salıncağından, ben senin alıncağından düşmüşken.

Seni düşünde düşlerimin fizyonları varmış, bir gün atom olacaksın ve düşeceksin Nagazaki’me. Horişima diğer yanım. Henüz orda aşk yok, sen yok, sensizlik yok gül parem.
Karartılar içinden özlemli sesin geliyor, şehir uykuda,kaldırımlar yalınç suskular seriyor, hayatın vaveylası oluyorsun.

Bir ışık yanıyor özlemli gözlerinin uzaklarında

Harap topraklarımın üzerinden bir nemli bulutun geçiyor. Bir damla gözyaşın değiyor, değinilerime. Çorak düşüncelerime Nice’den son söylem oluyorsun.

Beni okurken, Nice’nin anlaşırlarında aşk yok ki gülüm.

Şimdi umutlarım varılmaz uçurum diplerindeki mayınlara asılı, yeniden bir aşk yolculuğu için mayınlarıma basmayı denemiyorsun.

Ben yeniden yapamam… Git başka pınar başlarında bekle, bir güzel salına salına gelir kurak beklemelerine.

-Git yeni bir hayat kur, kumruluk sanatımız son imgesi buymuş.

-Gitmek, gelmenin aynada taranmamış halidir gülüm. Bende taranacak gelmeler var, sevmeler senle süslenecek.

Yalnız sensizliğin kaybolduğu korkunç mağaralarda hayallerim aynası düştü.

Dur basma yüreğimin yeni aynasına. Dikkat et orada. Ki benim, senin mağarandaki derin sularına düşen Yusuf adılında. Derin bir oh çek, zamandan ve mesafelerden seni çekiyor ellerim. Bir çığ düşmüş, düşlerine beyazların o yüzden üşüyor karanlık kavuşmalarda.

Sonra dağlar çöküyor anılmadığımız her ana. Dağlanıyor beklentiler, senden eklentili buluşma ovalarından yalnız senli baharlar yüceliyor.
Aşklar devriliyor

Tutkuevi yıkılıyor
Altında kalıyor sevdamız.

Gel diyor ilk defaların, son bakışların, pişmanlık amanların.

Her gece gözlerim tavanda bir noktaya dikilmiş, yıldızlıktan aya, aydan dünyaya, dünyadan bana dönüşünü formüle ediyorum.

Seni düşünüyorum, ayna şehrinden.

Bir gün can kırığının beyazlanmış saçlarını taramanı bekliyor şiir gözleri.

Ayna şehrinden, güzelliğinin ışıltısında kırılmışlıkları tara, bir ömür için, yollarımı ara süslenmiş güzel geleceğize.

Hayrettin TAYLAN

Mektuplaşmak-1

cembarlioglu

 

Foça, 5 Mayıs 1987

Bazı insanlar birileriyle ilk defa yazışmaya başladıklarında; muhataplarına nasıl hitap edeceklerini bilemezler. “Sevgili”, “Değerli”, “Kıymetli”, “Saygıdeğer” gibi sıfatlarla başlayan mektup başlıklarına eskiler “Elkap” diyorlarmış.

Şimdi buna karşılık tek bir kelime var mı bilemiyorum.

Sen bana “Amca” diye başladığına göre; benim de sana “Kızın” demem gerekiyor.

Ama ben kendime “Amca” denilmesine alışamadığım gibi, birilerine “Kızım”, “Oğlum”, “Yeğenim” şeklinde hitap etmeye de alışamadım.

Bu nedenle sana “Sevgili kızım” yerine “Sevgili Hümeyra” diye hitap edeceğim.

Gerçi senden neredeyse 30 yaş büyüğüm ama yine de sen yaşta birine “Kızım” diyebilecek ölçüde kendimi olgunlaşmış, durmuş-oturmuş hissedemiyorum.

Senin açından düşününce; bana şimdilik “Amca” demekten başka çaren olmadığını görüyorum.

“Abi” diyemezsin, adımla hitap edemezsin… Ne tuhaf. Oysa daha rahatlatıcı, mesafeyi daha aza indirici bir yolu olmalıydı bu işin.

Neyse, şimdilik böyle olsun, ne yapalım…

Sevgili Hümeyra;

Mektubun beni tahmin ettiğiniz ölçüde, belki de daha fazla mutlu etti, sevindirdi. Böyle bir netice için her üçümüz de aynı derecede kutlanmaya değeriz.

Şu aşamada ne mutlu bizlere…

Şunu peşinen belirteyim: Niteliği dolayısıyla ilişkinizi tasvip ediyor ve saygı duyuyorum. Bu ilişkide Cem kadar senin de dürüst ve samimi olduğuna kesinlikle inanıyor ve arzunuz doğrultusunda gelişip noktalanarak ömür boyu sürmesini diliyorum. O yönden hiç endişeniz olmasın. Ancak resmen biri birinize ait oluncaya kadar geçecek süre zarfında ilişkinizin dürüstlüğünün ve kalitesinin gölgelenmemesine de azami dikkati göstermelisiniz. Çeşitli vesilelerle Cem’ e de yazdığım gibi; günün birinde, elde olmayan nedenlerle yolunuz ayrılacaksa eğer; güvenilirliğinizden ve saygıdeğer niteliklerinizden bir şeyler yitirmemiş olarak, aksine, ömür boyu sevgi ve saygıyla yâd edilecek bir insanı tanıyıp onunla uzunca bir süre arkadaşlık, dostluk ilişkisi içinde birlikte yaşamış olmanın gururuyla biri birinizle vedalaşabilmelisiniz.

Ben bir baba olarak, Cem’ den ziyade senin geleceğini düşünmek ve gözetmek durumundayım. Bu ilişkiden, sana, bugün ya da gelecekte herhangi bir zarar gelmemesi için arkadaşlığınızı kazanmak ve elden geldiğince sizlere doğru olanı anlatmak durumundayım. Biribirini temiz duygularla seven ve birlikte olmayı arzulayan iki pırıl pırıl genci yasaklarla bu işten uzak tutmanın mümkün olamayacağı hatta doğru bile olamayacağı kanısındayım.

Ne var ki; toplumumuz, özellikle genç kızlar açısından, kız-erkek arkadaşlığına sempatiyle bakan kız ebeveynlerini belli bir ölçüde baskı altında tutuyor. Tertemiz bir arkadaşlığı namus meselesi şeklinde telakki eden insanlar az değil.

Bu koşullar altında, bir kız olarak senin büyüklerinin de durumdan haberdar olduklarında ya da edildiklerinde nasıl tepki göstereceklerini şimdiden kestirmek olası değil. Ancak, ters tepki göstermeleri ihtimali daha çok.

Böyle bir durumda ne yapılabilir? Size bu arkadaşlık için yeşil ışık yakan, anlayış gösteren ben, zarar görmemenizi, mutsuz olmamanızı da sağlamak durumundayım. Bunu nasıl becerebilirim? “Bir kız babası da olsam, bu nitelikte bir ilişkiyi saygıyla karşılayacak bir anlayışa sahip olduğum için arkadaşlıklarını tasvip ettim.” Desem; anne ve baban ya da diğer aile büyüklerin ikna olurlar mı dersin?

Bu iş herkesten önce üçümüz için çok zor, çok riskli bir iş. Ve öyle olumsuz bir gelişmede şimşeklerin benim üzerime çakacağı şüphesiz. Şikâyetçi değilim ama toplum açısından genelde durum bu.

Kolaycılığı seçip ilişkinizi bildiğim halde bilmezden gelebilir, ilgilenmiyormuş gibi davranabilirdim. Durum ortaya çıktığında ve ters tepkiler gündeme geldiğinde kenara çekilip: “Valla billa benim haberim yoktu. Olsaydı, oğlanın kemiklerini kırardım…” diyerek fazla yara almadan atlatabilirdim belki. Ama o zaman da kişiliğimle ters düşmüş, kendime saygımı yitirmiş olurdum.

Bir işe evet demeden önce kapasitemce ve etraflıca düşünür sonra evet derim.

Sizinki gibi bir kız-erkek arkadaşlığını tasvip ediyorum ve bu yöndeki fikrimi her zaman, her koşulda savunurum. Aksi, kendimi inkar etmek olur.

Benim açımdan gönlünüzü ferah tutun. Elverir ki; zaman içerisinde, kendinizi ve beni savunmasız bırakacak türden bir zaafa düşmeyesiniz.

Gelecekte -en kötü ihtimal varsayımıyla- bilinçsizce tepki gösterecekler bilsinler ki; onlar o zaman bu işi bir namus meselesi telakki edeceklerse; ben şimdiden öyle telakki etmiş ve kısmetse, oğlumun ve senin düşüncen doğrultusunda seni müstakbel gelinim gözüyle görmüşüm. Benim gelinim de en az benim kadar saygıdeğerdir, öyle olmalıdır.

Dilerim zaman ve değişen koşullar muvacehesinde biri birinize karşı beslediğiniz duygu ve düşünceler değişmez, hatta daha da gelişir ve hepimiz o mutlu günü görürüz.

Ama bunun -daha ziyade- elimizde olmayan nedenlerle gerçekleşemeyebileceğini de gözden uzak tutmamak gerek.

Mutluluğunuza benim tarafımdan gölge düşmeyeceğine, hatta karınca kararınca katkı geleceğine sizi temin ederim.

Ama güzel Hümeyra;

Senin baban, toplumun saygıdeğer üyelerinden biri. Bildiğim kadarıyla bir hâkim. O sıfatın gereğini gerçekten yerine getirebiliyorsa; gerçekten saygıya değer. Toplumumuzun öylelerine çok ihtiyacı var.

Ve kaderin cilvesine bak ki; ben bir sabıkalıyım…

Geleceğe yönelik güzel hayallerinizi gölgeleyen önemli bir durum bu. Her şeye evet deseler, bu açıdan hayır demeleri büyük olasılık.

Evlilik, biri birini tanıyarak seven iki kii arasında her iki tarafın ailelerince de destek görüyorsa azami derecede mutluluk getirebilir. Bir tarafın rızası hilafına gerçekleşmişse; o tarafa at olanda devamlı kanayan bir yara rahatsızlığı doğurur. Bu, eşine de yansır…

Tüm bunlar gelecekle ilgili en kötü ihtimaller üzerine şöyle bir düşünüp alelacele kaleme aldıklarım. Umarım karşımıza çıkmasınlar.

Geleceğinizin gönlünüzce olması temennisiyle şimdi biraz da bugüne bakalım:

İnsanların her konuda aynı fikre sahip olması beklenemez. Öyle olsa, hemen hiçbir gelişme sağlanamazdı. Tatlıyı tatlı yapanın acı olması, güzeli çirkinle kıyaslayabilmemiz gibi.

Düşünebilen varlıkların bazı konularda farklı görüş bildirmeleri doğaldır. Öyle de olması gerekir. Ölçüleri kaçırılmamış bir tartışma, yaşama canlılık getirir, bakış açılarını genişletir, duygu ve düşüncelerde olumluya yönelik yeni pencereler açar.

Biri birini gerçekten sevmek, severek saymak ya da sayarak sevmek anlamaya çalışmakla mümkündür. Anlamak ise; muhatabın duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak sağlamakla mümkün. İnsanlar biri birlerini değiştirebilirler. Tartışmalardan, münazaralardan, münakaşalardan, eleştirilerden varılabilir bu neticeye. Aslolan, birilerini olumlu yönde etkilemektir. Henüz çok gençsiniz. Zaman geçtikçe, yeni bilgi ve tecrübeler edindikçe bugünkünden çok daha önemli konularda tartışmaya başladığınızı görecek ve bugünkü tartışma konularını anımsayınca tatlı tatlı tebessüm edeceksiniz. Daha epey yolunuz var…

Duygu ve düşüncelerinizi biri birinize rahatlıkla açabilme yolunu hiçbir zaman kapamayın. En telaşlı ya da sinirli anınızda duygu ve düşüncelerinizi ifade ederken kuracağınız cümleleri aceleye getirmeyin. Sonradan pişman olacağınız söz ya da davranışlardan elden geldiğince kaçının. Biri birinizle ilgili hiçbir şeyi kendinize saklamayın, içinize atmayın. Anında söylemeniz tepkiye neden olacaksa; erteleyin ama uygun görünen ilk fırsatta ve uygun bir şekilde ifadede tereddüt etmeyin. Hatta beklemeyin, bu fırsatı kendiniz yaratın.

Bunların hepsini elbette ki sizler de düşünüyor, biliyor, elden geldiğince uyguluyorsunuzdur. Ben sizlerden bilgili değilsem bile tecrübeliyim. Faydalı olsun düşüncesiyle yazıyorum tüm bunları.

Filmlerdeki gibi yakışıklı, yaşını gösteren, sosyoekonomik itibarı yerinde bir kayınpeder görünümünde olmak isterdim.

Senden riya ummuyorum. Başkaları da pek umurumda değil. Beni olduğum gibi kabul eder ve sevebilirsen; mutlu kılarsın. Beni anladıkça baban gibi sevip benimseyeceğine inanıyorum.

Ben sevgiyle dopdolu bir insanım. Her şeyi, herkesi severim. Beni anlayarak sevenlere canım fedadır.

Seni de seviyor ve hep mutlu olmanı diliyorum.

İyi ki yazdın. Yine yaz güzel çocuk. Bana her konuda yazabilirsin. Güzel mektuplarını hep bekleyeceğim.

Dolu bakışlı gözlerinizi sevgilerle öper; esenlikler, başarılar ve mutlu birliktelikler dilerim.

Hoşcakalın.

“İsmet Amca”

( Ve; imza… )

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun