Ağustos, 2009 icin arsiv

Hükümran Senfoni – 3

pas_bob

maystro…

yarı secde, yarı şarap olmuş bir gece…
sızlamak mı?
ah diyordu içlerinden bir ihtiyar
atım dördüne, kızım on dördüne yeni yetmişti.
ama ikisi de yitti ikisi de gitti…
oysa ambulans sireni
´´notasızdır şarabın lıkırtısı´´
dedi…
Şarap şişesine bakarak…

Gecenin en yaralı yanıydı bir kemanın yanağı
kalktı kara saçlı bir kız yatağından
köprücük kemiğinde bir sızı
pencereye yaklaştı…
dökülüyordu bedeni…
savruluyordu etleri…
senfonik bir delirmeydi her yeri
nerdesin hiç fethedilmemiş memleketim nerdesin?
oysa karadaki gemi sesi
´´notasızdır yedi tepedeki ezan sesi´´
dedi…
Haliç olmuş bacaklarına bakarak…

Haliç bakışlı adam…
gemileri Endülüs’te yakmak varken
niçin bu İstanbul sevdası?
şahin bakışlı bir neferle
secde kadar mübarekleşmişti kiliseler
ezan okuyordu neyzenler
elifba öğretiyordu rahipler
gemiler deryalara sevdalıyken ey fatih
beni haliç bacaklı bir kızdan ayırmak neden?
oysa mavideki umut sesi
´´notasızdır topların sesi´´
dedi…
dövülen surlara bakarak…

bu gemi nereye gidiyor usta?
bu gemi nereye?

ihtiyar surlar için bütün neyzenleri İsrafil
bütün neyzenleri çadırcı Ömer’e emanet etti.
İsrafil tam üflerken sura
Haliç bakışlı adam tüm surları yıktı
bütün surun enkazı kara saçlı kıza kaldı…
dökülen bedenini savrulan etlerini ambulans sirenine yüklediler
bedenini şarapla yıkadılar
ama haliç olmuş bacakları hala güzeldi

yarı cenk yarı yar olmuş geceden ezan sesiyle uyanan kız
iftar topuyla açabilmişti gözlerini.
radyoda ki cızırtı geceden kalma senfonik bir delirmenin kanıtıydı
sesi duyulmasa da radyoda ismi belliydi nağmenin…
´´Paraf…´´

Arzuhal

aydost

İpi kırık gecenin zerdüşü, âleme arzu hal satıyoruz.
Kim neyler kim beni heceler ki, kitapsam beni yazsa da adını yitik koysa. Son satırlarına anonim bir imza atsa ve ben o kitabı defalarca okusam okusam…

 

Aydost

Serseri Sokak

ihtimal1

Suçun beni sevmemek olsaydı

Bense küçük bir şehir

Hakim; cezanı kesse

İhtimale sürgün dese

Tenim yasak sınırların olur

Kalbim ise serseri adında tek sokağın

Dolaşınca orada ayakların yalın

Görürsün her yerde, her adımda

Senin için parça parça olan yüreğimi

Sanırsın azılı gardiyanın

Sana bakmaya kıyamayan gözlerimi

Artık ne hasretin ölümmüş derim

Ne isyan ederim

Sadece bende yaşa isterim

İşte en güzel ihtimalim.

İhtimal

Sitemdir 20′ye

Engelli yasamak

ceza mı ne demek istiyorsun
cezalandıracak kadar ne yaptım ki
beni duyman için daha ne yapmalıyım bilemiyorum
sen bana uslan dedin, uslandım
konuşma benimle dedin konuşmamaya çalıştım
senin ile konuşmamak ise
varlığımı inkar etmekmiş ölmekmiş
her gün ölüyordum.

Sorular

MuhurluKilit

Uyuyamaz oldum ben gece sabaha kadar,
İşim gücüm aramak varoluş sebebini.
Uzandı tüm merakım tek bir hücreme kadar,
Gözlerimin ardında arıyorum kendimi.

Göz denen pencereden bakan kim dışarıya?
Ruhum neden gelmiyor ağırlığa, daraya?
Kim beni hapis etti beden denen saraya?
Kim beni hapis etti beden denen saraya?

Et nasıl düşünüyor kafatasım içinde?
Nedendir duygularım her an başka biçimde?
Milyarlarca yaratık nasıl yaşar içimde?
Bedenim neden iyi çalışır, dinlendi mi?

Hasretimi, öfkemi, sevmemi sağlayan ne?
Beni alışkanlığa sımsıkı bağlayan ne?
Dudaklarımda gülen, gözümde ağlayan ne?
Feryat eden kim bende, yüküm ağır geldi mi?

Yaratılmadan önce ne idim, neredeydim?
Bu dünyada değilsem; buraya nerden geldim?
Neden filanın değil, falanın oğlu oldum?
Niçin mantığım durur hislerim direndi mi?

Nereden biliyorum midemin arzusunu?
İçimde besleyen ne kinimin pazusunu?
Nedendir seviyorum koyunun kuzusunu?
Neden hoşlanıyorum bir iyilik ettim mi?

Su benim neyim olur? Neyim havayla toprak?
Neden ilgimi çeker şurada, burada bir yaprak?
Aklım nasıl çalışır bin bir plan yaparak?
Hücrem neden unutmaz bir kere öğrendi mi?

Nereye gideceğim burada ömrüm bitince?
Nasıl dirileceğim toprakta tükenince?
Bir türlü çözemedim, bu ne yaman bilmece?
Nerede yıkayayım ruhum lekelendi mi?

Barlıoğlu der; işte, çözmüşüm ben bunları,
Haram edip kendime o tatlı uykuları,
Çünkü arayıp bulmak dervişlerin vakarı,
Derviş her şeyi çözer kendine güvendi mi.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun
MÜHÜRLÜ KİLİT isimli Felsefi Şiirler’ inden > 146 -148/412)

Sanma Ki

Kitap KurduSanma ki arkama bakmıyorum
gölgem hep peşimde hissediyorum
gözüm yaşarıyor, içim kan ağlıyor
ellerimden biri beni sanki kelepçeliyor

Sanma ki seni unuttum
yaşadıklarımız hala bir resim gibi gözümün önünde
hiç eskimeyecek yıllar geçse bile
seni sevdiğimi bile bile
çekip gittin benden uzaklara ellere

Sanma ki sana sevgim bitti
biten aslında tek şey sendeki benim, sevgi…

                                                                                                    Kurtzade

Issız Adam

Efsane_etrafogullari

seninle yazmayı yeniden sevdim
inkar etmiyorum
senin için yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim
bu sefer sana bir film anlatmak istiyorum
bir şair’in anlattığı
ben de espri yapmıştım
Issız Adam’dan söz ediyorum
cinselliğe düşkün bir adamın aşkı keşfetmesini, aşktan korkmasını ve
aşktan kaçmasını anlatan
Çağan Irmak’ın muhteşem bir filmidir
Film erotiktir ama
Çağan Irmak faktörü işte burada ortaya çıkıyor
Erotik bir filmi aşk filmine çeviren nadir senarist ve yönetmendir
sadece konusu itibariyle filme bu kadar seyirci çekmez
bir filmi film yapan müzikleridir
o kadar özenli o kadar dikkatli çalışma olduğunu müziklerinden anlayabiliriz
müzikleri bu kadar özenli seçilmesindeki faktör kendisinin müzik arşivinin o kadar zengin olmasından kaynaklanıyor
sanal olan şimdi ki dünyaya
gerçek bir aşkı anlatmasının ve sevdirmesinin yanı sıra geçmiş dönemdeki müziklerini gün ışığına çıkaran ve sevdiren bu adamdır
ve sana gelince
defalarca dinlediğim şarkı gibisin
sence ben hangi şarkıyı seni dinler gibi dinliyor olabilirim?

Efsane Etrafoğulları

Askerim Mehmedim

sen varsan biz de varız

güçlü ordu güçlü vatan

boşuna akmadı onca kan.

marylou’ya senfoni V

Baris Erdogan

aş ocakları kan gölü marylou
kan gölü

aşk kucakları kan gülü marylou
kan gülü

Barış Erdoğan

Düşünce

MuhurluKilit

Çok yiyen mideye harcar ömrünü,
Uyuyanın ömrü geçer yatakta.
Kumarbaz oyuna verir gününü,
Düşünenin ömrü her gün ayakta.

Yumruk gaddarlığın gurultusudur,
Para hayallerin kuruntusudur,
Sefahat pisliğin görüntüsüdür,
Düşünce görünür yalnız dudakta.

Aklını pisliğin deryasından çek,
Beden bir hayaldir, ruh ise gerçek,
Bir gövde hazırla ruha yetecek,
Ruh asla kalmıyor bezden kundakta.

Dünyayla ilişkin bir nikâh gibi,
Fikirlerin olsun orda şah gibi,
Karşında binbir sır nişangâh gibi,
Atılacak okun olsun sadakta.

Düşünce güzeldir her incelikten,
Tahta da bir kıymık alır çelikten,
Sırlara bakarsan; bakma delikten;
Sonra gözün kalır bir sert budakta.

Barlıoğlu diyor; düşünce haktır,
Düşünce sırlara doğan şafaktır,
Düşünce insana teldir, duvaktır,
Öğüdüm iz etsin biraz kulakta.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003)‘ nun
MÜHÜRLÜ KİLİT isimli Felsefi Şiirler‘ inden > 214 -215/412)

İnfaz

AydostÖyle çokça sevmiştim
Tüm mevsimlerin ömründe
Ben yetmedim kendisine
Bir idamlık celsemde
Astı beni saçının tellerinde.

 

Aydost

Kurtlar Vadisi Gladio

kurtlar_vadisi

Kurtlar Vadisi süper ekibi ile Kurtlar Vadisi Gladio filmi Türkiye’nin yakın tarihi sinemaya geliyor. Kurtlar Vadisi Gladio filminin çekimleri Antalya’da Döşemealtı ilçesinde yapılmış. Kurtlar Vadisi – Gladio filminde başrol, Kurtlar Vadisi Pusu’nun müthiş hayran kitlesi olan karakteri İskender Büyük’ü canlandıran Musa Uzunlar filme farklı bir hava katıyor.

Film, İskender Büyük karakterinin hayat hikâyesi ekseninde, 90′lı yılların başından bugüne, Türkiye yakın tarihinin önemli olaylarına ışık tutuyor. Kurtlar Vadisi Gladio filmi de Kurtlar Vadisi Irak gibi büyük ses getireceğe benziyor.  Musa Uzunlar’ın bu başrolü hakkı ile oynadığından ise hiç şüphem yok, oyunculuğu kesinlikle bir numara, filmi izlemek için sabırsızlanıyorum.

Küçük bir ayrıntı Kurtlar Vadisi Gladio’nun fragmanları Türkiye’de ilk kez kullanılan bir yöntem olan su perdesiyle, Haliç’te sudan oluşan bir perde üzerine yansıtılıyormuş.

Sustun, Susturdun

Engelli yasamak

sana susmak ve susturmak hiç yakışmıyor
insan konuşmalı, insan anlatmalı sevgisini
bağıra bağıra şarkı söyler gibi seni seviyorum demeli
sen ise sustun, susturdun
aynı Ülkem gibi Milletim gibi.

Efsane Etrafoğulları

Uzun İnce Bir Yoldayım

Aydostmahşerinden ziyade eyle
kucak dolusu güllerinle
mahkum etme sözcüklerinle
dönüşü olmayan yollarındayım.

 

Aydost

Kurtlar Vadisi Irak

kurtlar_vadisi

Kurtlar Vadisi Dizisi ile filmini aslında bir tutmak olmaz, dizi devamı olan bir şey ama sinemanın bir solukta izlenmesinde de ayrı bir zevk var.

Filmde, “Başa geçirilen çuval” hikâyesinin gerçek olması ve filmde oynayan Sam Wıllıam Marshall rolündeki Billy Zane ve Doktor rolündeki Gary Busey gibi yabancı uyruklu oyuncular filmi çok farklı bir zirveye taşımış. Billy Zane’ nin oyunculuğu zaten bir harika. Bence film Kurtlar Vadisi dizisinden daha çok ses getirdi ve daha büyük bir izleyici kitlesine ulaştı.

Türk sinemasının kalite çıtasını eskisinden çok yükseğe yükseltmiş olan başarılı Türk yapımcılarının ve Gürkan Uygun gibi harika oyuncuların da hakkını vermek lazım, güzel iş çıkartıyorlar.

Oku, Oku, Oku

MÜHÜRLÜ KİLİTSakın yoksulluğu bahane etme,
Yalın ayağınla simit sat, oku.
Binbir mazereti bahane etme,
Taşlara demirden tohum at, oku.

Okuyorsan oku, yoruldum deme,
Gam bulursan gam ye, aş-ekmek yeme,
Hasta bile düşsen; oku, inleme,
Tabutu döşek et, uzan, yat, oku.

Öyle bir oku ki; candan, yürekten,
Aklına, ruhuna güvenerekten,
Yoruldum, usandım demeyerekten,
Gücünü gücüne ekle, kat, oku.

Ertele uykuyu, sonra uyursun,
Rahatı seversen yolda kalırsın,
Hele başla yola, yürü, varırsın,
Gününü gün kadar çek, uzat oku.

İlimi nefes et ciğerlerine,
Kitaptan başka şey alma eline,
Nefsinden çok önce yer ver ilime,
Rahatı bir yana at, fırlat, oku.

Boş vakit geçirme; tez basar tipi,
Öyle bir oku ki; zikreder gibi,
Topla sokaklardan dökülmüş çöpü,
Götür bir ehline uzat sat, oku.

Hikmet der; oku ki; Hakk’ ı bilesin,
Toplumun içinde rağbet bulasın,
Belki bir yaraya merhem olasın,
Aklını fikrine daya, çat, oku.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun
MÜHÜRLÜ KİLİT isimli Felsefi şiirler’ inden > 406 -407/412)

Sessiz ve Gece

Engelli yasamak

sessizliğin gece gibiydi benim için
duymuyordun ya da umursamıyordun.
ben ise korkuyordum çocuk gibi
geceden
sessizliğinden.

Efsane Etrafoğulları

Pozitif

Tuval 

O kendini biliyor’a ithaftır.

Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere…

                               Necip Fazıl

Dedi bir can, can ki can içinde başka bir can. Elbet benim de vardı uçmak istediğim semavi ülkelerim, kırık kanatlarımla da olsa hiçbir çırpınışım boşa değil. İçimde gurbet, gurbet olmuşken sen oldun ruhuma vuslatım.

Hicranlı yıldızlar yine, sırça köşkümden ses çıkmaz olmuşken yeşil bir ışıktı düşlerin. Gözlerimi kamaştırdı, göremediğim gözlerindeki ışığın ile yoluma fenerdin. Ben kentin sokakları bu kadar aydınlaşmışken hiç dolaşmamıştım. Neler neler gördü ömrüm de bir ah etmedim. Etmediğim ahlarıma kefen biçmiş zaman. Gitmenin adı gurbet, kalsan bir nefeslik oturup da baksan ne çok yol almışız. Zamanla yarışır gibi ne çok anlatacaklarımız varmış.

Fırından yeni çıkmış ekmek kadar sıcak, yıldızların arasından süzülmüş gibi parlaktı umuduma umut katan düşüncelerin. Pozitif sandığım ben, seni tanıdığımda ne kadar azalmışım anladım.

İyi ki gece bitmeden,

İyi ki şafak son kez sökmeden,

İyi ki ten ruhtan ayrılmadan geldin.

 

Sonraki blogu için tıklayınız.

İki Ölü Arasında Aşk Goncası

Hayrettin TAYLANKutsi bir özelliği olan içilmeyen, yalnız kokusu hissedilen kızıl bir şarabın can canağındasın. Senin sevdan, gecelerime ay, çöllerime deniz ve gözlerinden uzak kalışa güneşti…

İçindeki kırılmışlığın volkanlarını boşaltmadan, gözlerin güneşim olamaz. Mor sevgiler üşüyor düş yurdumda. Bana ördüğün mavi patiğin kokusuna kadar derin yalnızlıklar yaşıyorum.

-Hani hatırlıyor musun, kırk ikindi yağmuru yağıyordu, ben yolda ölen babamla öylesi bir günde gezmeyi anımsayıp ağlayıp okula gidiyordum.

Bir an önüme bakmadım, derin acılar gözyaşlarım, yağmur beni farklı duygular selinde taşıyordu.

-Yere düşmüştüm, eteğim ıslanmış, kucağımdaki kitaplar yere serpilmişti. BirTürkfilminden öte bir sahneydi. Sense beni izlemekten bıkmamıştın. Sana hiç pas vermedim. Ben acının bütün harflerini yaşıyordum, genç bir kızdım. Canım kadar sevdiğim babamı kaybedeli 3 yıl olmuştu. Lise birde daha çocuktum, daha oyun oynarken, oyundan sonra koşup sarıldığım biricik bir yumağım vardı; ama şimdi yok. Hep kafamda babamın acısı varken benim aşk yaşamam reva mı?

-Senin dışında peşimde kaç kişi dolaştı, güzel olduğumu biliyorum, önce derslerim, önce derin acımı seçtim.

-Oracıkta kalakalmışken sıcak bir el beni kaldırıyordu, yağmur, gözyaşlarım, esen rüzgâr ve helecanlarla göz göze geldik. Mavi gözlerinden denizler görerek ayağa kalktık. Ellerinin bahar salkımları

Acılarıma tat oldu. Yeşillendi bahçelerim, ufkum mavi gözlerinde mavi tutkulara aktı. Ben Dicle olmak için sana baktım. Sen zaten çoktan deli Fırat olmuştun, peşimde sürekli akıyordun. Mezopotamya’ya kadar gelmiştin peşimde. Şimdi sarıl, şimdi aşk ırmağı olalım, aşk işte böyle şimşekli anların katığıdır, sürelim yaşam ekmeğimize Ozanhan.

Masum ve Filistin’de bomba artıklarını oyunca yapan çocuklar gibi gülümsemen yetti o an. Işık ılık bir sevda düştü yakılmış yüreğime.

 

Anların hesabı, kaybettiğim yılların yankısı büyüdü, babasızlığı bir aşk örter mi. Her gelenin senden bir şeyler aldığını tahmin etmeden sarıldım kollarına. Yabancı, babamın kollarına benzemiyor hiç. Üstelik başka niyetlerin diyeti de var.

Maviye çalan gözlerinin ülkesine uzaktan baktım, yüzme bilmeden sahilindeyim. Seni severken, aklımın yüzdelerini hesapladım matematik dersinde.

Okul bahçesinde yürüyüşün bir film şeridine saklandı. İçimde açılan sen filminin galasına bütün yüreğim katıldı. Gişe rekorları kıran âli bir aşkın, baharını yaşıyorduk. Unutulmuş yaramın üstüne iyi geldin.

-Seni her seviyorum sözlerinde, yüreğimin odaları boyandı, gözlerim dolu dolu oldu,kar yağmaz acılarıma.Mesajlaşmalarından hazların dersini aldım,şimdi biraz edebiyat dersine çalışmalıyım.Bizim Hoca İsmet Özel’i çok seviyor,onun şiirlerini sınavda soracak…

İsmet Özel’den sana biricik şiir yolluyorum oku… Bu şiir beni sana özetleyen aşk atlası.

“ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim

Hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında

Kan değildir dostlarımın çakrısına bulaşan

Kan değil, mürekkep lekesi ben bilirim

Çünkü bir gün gerçekten kan aktığında

Ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır

Karaysam simdi öfkenin payı vardır karanlığımda

Aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam”

Ve mavi mavi dalga gözlerin gönlümün mahzenlerinde volkanik bir ders kılıyor. Coğrafya dersinde öğrendiğimiz hiç sönmeyen yanardağların akışında seninle ele ele olmak, aşkın ateşiyle o ateş ırmağını izlemeye var mısın?

-Ozandan: -Senin sevdan, illâ senin sevdan şu yüreğimde akan en büyük yanardağken bir yerlere gitmeye gerek var mı?

-Yetim gülü inciten ormanların bekçisi değilim, ben gül bahçende bahçıvan olmaya geldim. Dikenlerini temizlemeye, yüreğimin ellerini kanatmaya geldim.

Sen yanımda olunca iner denizlerimin erkek kayalarına, sahilimden taş at, izle tutuklanışımızın dalgalarını. Martılar gül tozlarını çırpsın üzerimize. Bir şiir olalım, bir şiir gibi okunalım baş başa kaldığımız anlara.

Irmağa, dağa, taşa, toprağa, sınıfın tahtasına, senin sırana, benim sırama

Baş harflerimizi kalbin içine yazarak, bağırarak, şelalelimizden uçarak aşka alışalım.

Şelaleden dökülen su gibi aşk akalım dev kazanlarımıza. Dil bilgisi dersinde sözcükler kekremsi bir tad olsun, seni sen adılında tanımak güzelliğini yaşat. İsmin “den ” halini öğrenme sakın. En korktuğum konu.

-Ey aşk hocası, ey âli kader, ne olur Dilsu’ma “den” eki yaşatma.

-Benim matematiğim hiç iyi değildi. Yalnız bir kere bir sen çok güzelsin bir bunu çok iyi biliyorum.

Sana bir süprizim var, ehliyet aldım, artık bizim arabayı babam verecek sürmeye, gel seninle Kızkulesi’nin karşısına gidelim.

Dilsu:-Gece gece nereye gidiyoruz böyle.

Ozanhan:-İşte aşk imkânsızlığın aynasında taranmaktır, istendikçe her an yan yana aranmaktır. Sevgin neden dingin, içindeki alizeler ne çabuk söndü. Meltem yelleriyle bizim aşkımız ancak imbat anları yaşar. Demek sevgin küçük.

Dilsu:-Kim daha çok seviyoruzun yarışındayız sanırım. Oysa sevgimdeki

İncecik tül perdesinden bile beni görememişsen seninle yeni demlenmiş bir çay gibi orda aşk dalgalarını izlemek mümkün mü?

Ozanhan:- Saniyeler akılı kalsın akrebinde, beniz deminde vurma? Yelkovanlarını salma suskun yüreğime. Gel işte…

Dilsu: Annemden nasıl izin alacam, geceni köründe…

Ozanhan:- Gelmelisin, komşuya gidiyorsun, koca sitedesin çık evin yamacına seni oradan alırım.

Dilsu: Acemi bir âşık ve acemi bir şoförle binmişiz aşkın uydusuna hadi hayırlısı, tamam gelcem. İçimdeki dertlerin hepsin Kızkulesi’ne atmaya geleceğim.

-Birlikte biner giderler, gece geceliğini giymiş, ay bu genç kumruları kıskanırcasına bulutlar arasında saklanmış gibiydi. Yıldızlar tek gülümsüyorlardı. İki aşkın hızı arabanın hızını geçmişti. On sekiz yaşını yeni doldurmuş, ehliyetini daha aldığı il günün yolunda Ozanhan.

Aşk ve gençliğin adı, sanı, hızı olur mu ki? Delikanlılık deli gömleğini açmış kaçışlara, aşklara, acılara yakasını açmıştı.

-Kızkulesi’ne varmaya çok az kalmıştı, Ozanhan’ın bir eliyle araba sürüyor, diğer eli Dilsu’nun elinde. El ele, dil dile, yıldız yıldıza mutluluk tufanlarıyla gidiyorlardı ki viraja alamadan diğer şeritteki tırın altına girdiler. Ani bir fren sesi, Dilsu’nun aşkım ne oluyoruz çığlığı her şeyi özetliyordu.

- Dilsu, hafif yaralı arabada sıkışmış, bütün benliğiyle Ozanhan’a sarılıyor, akan kanı durdurmak için mor penyesini yırtıyor, sarıyor kan bir türlü durmuyor. Araba hafiften yanmaya başlıyor, tırın şoförü iniyor, Dilsu’yu kucaklayıp biraz uzağa götürüyor, tekrak koşuyor Ozanhan’ı çıkarmaya; ama tam yakınlaşırken araba yanıyor, patlama sesiyle uzaklaşıyor, oradan.

-Dilsu’nun çığlıklarını yıldızlar bile duyuyordu, gecenin karanlığını aydınlatan yanan arabaydı. Orada can veren biricik aşkıydı.

-Henüz on yedi yaşına iki ölümü de izleyerek yaşayan Dilsu oracıkta bayılıyor, ambulansla hastaneye kaldırıyorlar.

-Uyandığında hayatta tek sığınacağı annesini görüyor, gözyaşları hastaneyi kaplıyor, bitmeyen çığlıklara çare olarak sakinleştirici veriyorlar. Oracıkta kalakalıyor.

Günleri gözü yaşlı mendilinde saklamak gerek, yaşamak, avuçlarının içindeki çizgilerde gizli bir hazinedir, avuç içlerine sürekli bakıyordu.

İki çizgi, iki çok sevdiği, canından can olan iki erkeği canlı ölümünü izlemişti… Kaderin giyotin yanı bıçağını ölüm mırıltılarının sesine düşeş eylemiş gibiydi. Bir gölge gelen acıları serin bir sabra paklıyordu. Bir gül dalına astığın bir goncanın açılmamış halinden başlar yeniden hayata tutunmak. Sen aşk acısını goncasısın, açılmamış yıllarında yüreğin kanamaz bir daha. Allah bir kuluna bu kadar acı yüklemez. Sen Yakup’un kızı değilsin, hayat, ölüm derinliği hesaplanamayan bir mağaradır… Gözlerinin pınarlarına acı yellerini karıştırma. Yaşanmanın gemisi yazgının fırtınalarında hep olacaktır. Çözümsüz ırmaklarda bozuk pusulalarla derdini büyütme. Her insan ölüme yakın ölüdür.

Kırık kalplerimize derman olacak yeni arayışların beyazlarında tara efil efil saçlarını. Hayat seni aşka yazdı. Yaşamak bir aşktır. Bitir aşkı.

Hayrettin TAYLAN

Sessiz Ölüm

AydostPenceremde tutuklu kaldım

Derya gözlerinde kayboldum

Yakın uzağın göstergesi

Her daim kapın geldim

Yollar toz bulut aldı

Hava matem yas saldı

Çiçekler öksüz kaldı

Turnalar selamımı aldı

Yeter hasretliğin ekşi

Bedenden çaldı ömrümü

Kan revan içindeyim

Ömrümün kurbanındayım artık.

Aydost

Sen

Engelli yasamak

Seni seviyorum demek için sevemez insan
ya da karşılık beklemez hiçbir zaman sevdiği insandan
şiir sever gibi
İclal Aydın yazdığı kitapları sever gibi
Zülfü Livaneli‘nin söylediği türküleri sever gibi
ben seni seviyorum
fakat
ömrüne ömür katmak için severim seni.
Acılar umurumda değil kim ne düşünürse düşünsün
sadece bir imzayı sevdim
parafını sevdim
ömrüne ömür katmak için sevdim.

Kurtlar Vadisi

kurtlar_vadisi

Kurtlar Vadisi dizisinin Oktay Kaynarca’nın Çakır rolü ile Özgü Namal’ın Elif rolü ile ekranlara ilk geldiği zamanlar babam ile televizyon izliyoruz, doğal olarak televizyonun kumandası babamın elindeydi. Kurtlar vadisi denince aklıma ilk o akşam gelir.

Neredeyse bir düzine adam büyük bir masanın etrafına oturmuşlar. Oktay Kaynarca’nın (tabii rol icabı) kafası atıyor ve ” Beyler biz burada racon kesmiyoruz kafa kesiyoruz.” demesiyle adamların kafaları kesildi. O anda nasıl bir şey izletiyorsun çocuklara diye annem biraz sertçe babama söylendi. Babam ise bunlar hayatın gerçekleri dedi.

Dizi başlarken her ne kadar dizideki olaylar ve karakterler hayal ürünüdür deniliyor olsa da birçok insan anlatılanlarda gerçeklik payı buluyor. Ben  bu kanlı, kesmeli sahneler nasıl çekiliyor anlamakta güçlük çekiyorum ama emek gerçekten çok fazla görünüyor. O günden beri Kurtlar Vadisi denince kulaklarımda bu söz var: ” Beyler biz burada racon kesmiyoruz kafa kesiyoruz.”

Lenf Bezi

lenf-bezi   Tüm vücutta yaygın olarak bulunan küçük, fasulye şeklinde oluşumlardır. Dokularla damar arasında besin maddelerini ve atıkları taşıyan lenfatik sistemin bir parçasıdır. Bu maddeler, lenf sıvısını oluşturur ve vücutta lenf damarları vasıtası ile dolaşır.

   Sistemin en önemli görevi vücudun hastalıklar karşısındaki savunmasına katkıda bulunur. Lenf damarları üzerinde bulunan lenf bezleri, lenf sıvısını süzer ve akyuvarlar tarafından tahrip edilmiş mikropları ayıklar.

Hayalet Sevgili

Yine sizlerle bir film paylaşacağım. Hayalet sevgili adındaki bu film tam bir romantik komedidir.

Filmin kısaca özeti şöyledir: Kate ile Henry evlenmek üzere olan bir çifttir. Fakat Kate düğün günü ölür. Bu ölümle dünyası başına yıkılan Henry yıllarca hiçbir bayana ilgi duymaz. Ama birgün kız kardeşi Chleo’nin ısrarı üzerine Ashley adında bir medyuma gider. İlk başlarda isteksiz ve inançsız olan Henry gittiği seanslarda Ashley ile yakınlaşır.

Artık Henry ve Ashley sevgilidir ama başlarına ne geleceğinden haberleri yoktur. Kate’in ruhu dünyaya geri dönmüştür ve Henry’nin yeni beraberliğinden hiç hoşnut değildir. Ashley medyum olduğu için Kate’i görür. Kate Ashey’in Henry’i terketmesi için elinden geleni yapar ve sonunda istediğini başarır. Ashley Kate’nin baskılarına dayanamayıp Henry’yi terk eder.

Henry bu ayrılıktan sonra kendini iyice bırakmıştır. Kate bu duruma dayanamaz ve Ashley’i Hanry’e geri dönmesi için ikna etmeye çalışır. Ashley Hanry’e her şeyi anlatır. Henry ve Ashley tekrar sevgili olurlar. Kate biraz kıskansa da sevdiği adamın mutlu olduğunu gördüğü için mutludur. Ashley ve Hanry evlenirler ve çok mutlu olurlar. Kate dünyadaki son görevini tamamladığı için huzur içinde cennete gider. Eğer romantik komedi seviyorsanız mutlaka izleyin derim.

28 Ağustos 2009

Bella

Kocamış Olma

İhtiyar saygıya layık olmalı,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.
Ummanlar dolaşmış kayık olmalı,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

Ak-pak olur saçı ihtiyarların,
Günü boş geçmemiş bahtiyarların,
Dün nasılsa inan, öyledir yarın,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

İhtiyar mantığı etmiştir yasa,
Geçmiş günlerine hiç etmez tasa,
Aynen Tur Dağı‘ nda bir yaşlı Musa,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

Yaşını aklına eş eden yaşlı
Gayet sakin olur, olmaz telaşlı,
Gözleri yaşlıdır, bağrı da taşlı,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

İhtiyar sözünü düşünür söyler,
Her nasıl söylerse öyle de eyler,
Cahillere kızmaz, sadece güler,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

İhtiyar yaşlanmış züppe değildir,
Yaşlanan sadece cübbe değildir,
İhtiyarlık ardır, rütbe değildir,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

İhtiyar baktı mı ürkmeli insan,
Donmalı damarda edebinden kan,
İhtiyar akılla yükselmiş sultan,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

Beyniyle, aklıyla sever ihtiyar,
Yüzünde yaz vardır, kalbinde bahar
Öfkelense bile içinde saklar,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

İhtiyarın eli hastaya candır,
Şefkati yakuttur, kendi mercandır,
İhtiyara saygı büyük erkândır,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

İhtiyar baktı mı anlar insanı,
Ayna gibi görür bütün kafanı,
Çünkü tanımıştır cümle cihanı,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

İhtiyar değildir kartalmış nebat,
Boşa geçmemiştir ondaki hayat,
Öfkesi dinmiştir, hırsları rahat,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

Yaşlılık iğrençlik, kirlilik değil,
Sapıklık, bunaklık, delilik değil,
Akılda, fikirde gerilik değil,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

Barlıoğlu der ki; ihtiyar taçtır,
Sadece sevgiye, dosta muhtaçtır,
Gerçek ihtiyarlar derde ilaçtır,
Ol bir gün ihtiyar, kocamış olma.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun
MÜHÜRLÜ KİLİT isimli Felsefi Şiirler ‘inden > 129 -131/412)

Yaram Yârimdir

Efsane_etrafogullari

Hani bir dizi vardı ya Deli Yürek isminde
sen Kenan İmirzalioğlu için seyrederdin
ben ise müzikleri için
müzikleri çok güzeldi
bana hitap ederdi
mafya bozuntusu bir adamın ülkeyi kurtarmasına aklım ermiyordu
İmirzalioğlu yasaları filan
siyah takım elbiselerden nefret ederdim
hele ki uzun burunlu ayakkabılardan
bu kadar kahramana ihtiyacı olan bir millet olamaz diye düşünürdüm
ama şu bir gerçek ki
Kadir İnanır’a haksızlık edilmiş derdim içimden
neyse
ben dedim ya sana müzikleri için seyrederdim
alıp başka diyarlara götürdü
seni dinlerdim seni görürdüm Zeynep’e söylendiği türkülerde
sevmek ya da aşk bu mu derdim
şimdi ise
Bora Ebeoğlu söylüyor kalbimi dinliyorum

Yaraydın gönül yaraydın
Her yer karanlık, yar aydın
Hem ilaçtın hem yaraydın
Sırrımı deşip yaraydın
Yaraydın gönül yaraydın

Azığım zehir, bineğim gamdır
Yaram yârimdir, yârim yaramdır

Sen de duyuyor musun?

Efsane Etrafoğulları

Muradiye Mahallesi

aydost

dudaklar titrek buseden
kalp hazinlenir nükteden
mızıkasında ağlar gözyaşı
göçmen turnam nakaratları

şafak türküsü yankılanıyor
öksüz yetim hissiyatlarda
telgraf telinde sallanır
damla damla gözyaşları

içtihat çiselenir fecrinde
filiz nasiplenir çiğisinde
durak yalnızlığın köşesinde
kavuşmak ihtimalden perde…

Aydost

İhtimal’e ithaftır.

Kahır Mektubu

ihtimal1

Neden bu içimde acı veren sızı
Bilsem bu neyin bedelinin kahrı
Mutlu olur muyum bilsem
Sevdiğime varıp varmayacağımı…

 

Efsane’ye ithaftır.

İhtimal

Haddini Bil Er İsen

MÜHÜRLÜ KİLİTHaddini bil er isen,
Yakına gel kör isen,
Büyük lokma yer isen
Ağzın büyük olmalı.

Edepliysen gir safa,
Desturla gir her lafa,
Bir irice boş kafa
Omuza yük olmalı.

Her baştaki baş değil,
Huzurumuz boş değil,
Dudağında taş değil
Bir gülücük olmalı.

Akıcı ol yağ kadar,
Bol ürün ver bağ kadar,
Aklın olsa dağ kadar
Miden küçük olmalı.

Dur dendimi dura gör,
Sor dendimi sora gör,
Her yarayı sara gör,
Kapın açık olmalı.

Er işidir sadakat,
Kalpte olmalı takat,
Gözlerin canlı fakat
Rengin uçuk olmalı.

Er yoldan korkan değil,
Özürler kalkan değil,
Ruhun bir aslan değil
Küçük çocuk olmalı.

Barlı’ ya her gün düğün,
Yas değil her gördüğün,
Erin önünde her gün
Bir yolculuk olmalı.

(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun
MÜHÜRLÜ KİLİT isimli Felsefi Şiirler ‘inden > 305 -306/412)

Hayrettin TAYLAN

Yankın amaçları aşar, bekleyiş kendi kabuğunda yıldız olur, ruhunun sularında gezinir, görünmeler. Odalarının arı uşaklarını kucaklar özlem. Sessizliğin heybesinde ağır sözlerim, bedenini yatağına nakışlamış kalış yolcusuyum. Kapat gözlerini uykulara, hep öyle kal bensiz geçen günlerin cananlığında can kırıklarımı derle, Porsuk nehrine taş at, yüreğim burada dalgalanır. Öyleyse, bensizliği gezdir berrak sahillerde, çıplak bir geleceğin aynasında beni gör. Öpücük dersi al rujlarının iksirinden uçur beni aşk tayfında. Sevdanın bizli gözyaşları iz bırakır, öseni bıraktığım meşhur gidişler yerinde. El salla, sallanışın da eşlik etsin.

Sensizliğin gölgesiyle avunurum, uzaklar bana susar, su benden alır gücünü. Bir günler okyanus olur, seni görmek finalinden sonra, hep sonralar üşümez gülüm. Dalgalar besler sevgi akıntılarımızı. Rüzgârla işbirliği yapsın saçlarının efil efil esilişi biraz da beni böyle vurun.

Bir canan ürer uzak kaldığın aşk ormanlarında, ürkek bir ceylan gibi gittin kendi yuvana. Gözlerim seni aradı, baş başa kalışların hatıra defterini açtı umut erlerim. Hayallerim sayende kütüphane kurdu, allı nazlı gül canım.

Soyununca artan gelgitlerin kıskacındayım, dudaklarından ders alıyor âli sevmeler. Bekleyiş kapsülüyle parçalanınca sensizlik beni attılar cananlar mağarasında. Ordayım, üstüme üstüme sarkıt-dikitlerinden damla damla kavuşmalar demliyor

Pencerene güller çarpar gecenin terini siler uzak kaldığım anlar.

Aralar, özlemli bakışlarını bakışamadığım her demin deminde gönül kendini demler sensizliğin süzgecinden  gece uyumaz, yine beklersin gelmemi. En güzel düşlerini besle atom kadar hazır olsun. Bir gün tümden paramparça olan bir tutkunun canan hali oluruz. Seninle uykulara alındım rüyalar kiralandı sözlerinden kalışlar nakışladı yüreğimin yorganını…
Sancılarım suları durdurdu, özümsenen yağışların damlalarında seni tek tek topladım. Gözbebeklerinin her çalıştayında yeni açılımların teri döküldü kavuşamadıklarımıza.

Titrek bir güneş kavurur ilk buluşmamızı, biraz hava serin, yüreğinden akan helecanların resmindeyim. Uzaksın şimdi yine yoksunlarını emziriyorum beklemelere. Anlatılmaz  bir anın kemendi dolanır kifayetsiz kaldığım sensizliğe. Sevdanın eterli masallarına gözlerin, sözlerin özetler bir günleri. Düşlerin kamarasında durulanmış özlemler raks eder, yarın canan olmaya oynar, güzelliğin ve meleksi halin uzakları yakın eden jetlerle her an beni sana nakışlar, sen bunu bil can gülüm, uzak sevdam.

Hayrettin TAYLAN

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !