Öyle çokça sevmiştim
Tüm mevsimlerin ömründe
Ben yetmedim kendisine
Bir idamlık celsemde
Astı beni saçının tellerinde.
Aydost
Ağu 30
Öyle çokça sevmiştim
Tüm mevsimlerin ömründe
Ben yetmedim kendisine
Bir idamlık celsemde
Astı beni saçının tellerinde.
Aydost
Ağu 30

Kurtlar Vadisi süper ekibi ile Kurtlar Vadisi Gladio filmi Türkiye’nin yakın tarihi sinemaya geliyor. Kurtlar Vadisi Gladio filminin çekimleri Antalya’da Döşemealtı ilçesinde yapılmış. Kurtlar Vadisi – Gladio filminde başrol, Kurtlar Vadisi Pusu’nun müthiş hayran kitlesi olan karakteri İskender Büyük’ü canlandıran Musa Uzunlar filme farklı bir hava katıyor.
Film, İskender Büyük karakterinin hayat hikâyesi ekseninde, 90′lı yılların başından bugüne, Türkiye yakın tarihinin önemli olaylarına ışık tutuyor. Kurtlar Vadisi Gladio filmi de Kurtlar Vadisi Irak gibi büyük ses getireceğe benziyor. Musa Uzunlar’ın bu başrolü hakkı ile oynadığından ise hiç şüphem yok, oyunculuğu kesinlikle bir numara, filmi izlemek için sabırsızlanıyorum.
Küçük bir ayrıntı Kurtlar Vadisi Gladio’nun fragmanları Türkiye’de ilk kez kullanılan bir yöntem olan su perdesiyle, Haliç’te sudan oluşan bir perde üzerine yansıtılıyormuş.
Ağu 30

sana susmak ve susturmak hiç yakışmıyor
insan konuşmalı, insan anlatmalı sevgisini
bağıra bağıra şarkı söyler gibi seni seviyorum demeli
sen ise sustun, susturdun
aynı Ülkem gibi Milletim gibi.
Efsane Etrafoğulları
Ağu 29
mahşerinden ziyade eyle
kucak dolusu güllerinle
mahkum etme sözcüklerinle
dönüşü olmayan yollarındayım.
Aydost
Ağu 29

Kurtlar Vadisi Dizisi ile filmini aslında bir tutmak olmaz, dizi devamı olan bir şey ama sinemanın bir solukta izlenmesinde de ayrı bir zevk var.
Filmde, “Başa geçirilen çuval” hikâyesinin gerçek olması ve filmde oynayan Sam Wıllıam Marshall rolündeki Billy Zane ve Doktor rolündeki Gary Busey gibi yabancı uyruklu oyuncular filmi çok farklı bir zirveye taşımış. Billy Zane’ nin oyunculuğu zaten bir harika. Bence film Kurtlar Vadisi dizisinden daha çok ses getirdi ve daha büyük bir izleyici kitlesine ulaştı.
Türk sinemasının kalite çıtasını eskisinden çok yükseğe yükseltmiş olan başarılı Türk yapımcılarının ve Gürkan Uygun gibi harika oyuncuların da hakkını vermek lazım, güzel iş çıkartıyorlar.
Ağu 29
Sakın yoksulluğu bahane etme,
Yalın ayağınla simit sat, oku.
Binbir mazereti bahane etme,
Taşlara demirden tohum at, oku.
Okuyorsan oku, yoruldum deme,
Gam bulursan gam ye, aş-ekmek yeme,
Hasta bile düşsen; oku, inleme,
Tabutu döşek et, uzan, yat, oku.
Öyle bir oku ki; candan, yürekten,
Aklına, ruhuna güvenerekten,
Yoruldum, usandım demeyerekten,
Gücünü gücüne ekle, kat, oku.
Ertele uykuyu, sonra uyursun,
Rahatı seversen yolda kalırsın,
Hele başla yola, yürü, varırsın,
Gününü gün kadar çek, uzat oku.
İlimi nefes et ciğerlerine,
Kitaptan başka şey alma eline,
Nefsinden çok önce yer ver ilime,
Rahatı bir yana at, fırlat, oku.
Boş vakit geçirme; tez basar tipi,
Öyle bir oku ki; zikreder gibi,
Topla sokaklardan dökülmüş çöpü,
Götür bir ehline uzat sat, oku.
Hikmet der; oku ki; Hakk’ ı bilesin,
Toplumun içinde rağbet bulasın,
Belki bir yaraya merhem olasın,
Aklını fikrine daya, çat, oku.
(Hikmet BARLIOĞLU (1933 -2003) ‘nun
MÜHÜRLÜ KİLİT isimli Felsefi şiirler’ inden > 406 -407/412)
Ağu 29

sessizliğin gece gibiydi benim için
duymuyordun ya da umursamıyordun.
ben ise korkuyordum çocuk gibi
geceden
sessizliğinden.
Efsane Etrafoğulları
Ağu 28
O kendini biliyor’a ithaftır.
Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere…
Necip Fazıl
Dedi bir can, can ki can içinde başka bir can. Elbet benim de vardı uçmak istediğim semavi ülkelerim, kırık kanatlarımla da olsa hiçbir çırpınışım boşa değil. İçimde gurbet, gurbet olmuşken sen oldun ruhuma vuslatım.
Hicranlı yıldızlar yine, sırça köşkümden ses çıkmaz olmuşken yeşil bir ışıktı düşlerin. Gözlerimi kamaştırdı, göremediğim gözlerindeki ışığın ile yoluma fenerdin. Ben kentin sokakları bu kadar aydınlaşmışken hiç dolaşmamıştım. Neler neler gördü ömrüm de bir ah etmedim. Etmediğim ahlarıma kefen biçmiş zaman. Gitmenin adı gurbet, kalsan bir nefeslik oturup da baksan ne çok yol almışız. Zamanla yarışır gibi ne çok anlatacaklarımız varmış.
Fırından yeni çıkmış ekmek kadar sıcak, yıldızların arasından süzülmüş gibi parlaktı umuduma umut katan düşüncelerin. Pozitif sandığım ben, seni tanıdığımda ne kadar azalmışım anladım.
İyi ki gece bitmeden,
İyi ki şafak son kez sökmeden,
İyi ki ten ruhtan ayrılmadan geldin.
Sonraki blogu için tıklayınız.
Ağu 28
Kutsi bir özelliği olan içilmeyen, yalnız kokusu hissedilen kızıl bir şarabın can canağındasın. Senin sevdan, gecelerime ay, çöllerime deniz ve gözlerinden uzak kalışa güneşti…
İçindeki kırılmışlığın volkanlarını boşaltmadan, gözlerin güneşim olamaz. Mor sevgiler üşüyor düş yurdumda. Bana ördüğün mavi patiğin kokusuna kadar derin yalnızlıklar yaşıyorum.
-Hani hatırlıyor musun, kırk ikindi yağmuru yağıyordu, ben yolda ölen babamla öylesi bir günde gezmeyi anımsayıp ağlayıp okula gidiyordum.
Bir an önüme bakmadım, derin acılar gözyaşlarım, yağmur beni farklı duygular selinde taşıyordu.
-Yere düşmüştüm, eteğim ıslanmış, kucağımdaki kitaplar yere serpilmişti. BirTürkfilminden öte bir sahneydi. Sense beni izlemekten bıkmamıştın. Sana hiç pas vermedim. Ben acının bütün harflerini yaşıyordum, genç bir kızdım. Canım kadar sevdiğim babamı kaybedeli 3 yıl olmuştu. Lise birde daha çocuktum, daha oyun oynarken, oyundan sonra koşup sarıldığım biricik bir yumağım vardı; ama şimdi yok. Hep kafamda babamın acısı varken benim aşk yaşamam reva mı?
-Senin dışında peşimde kaç kişi dolaştı, güzel olduğumu biliyorum, önce derslerim, önce derin acımı seçtim.
-Oracıkta kalakalmışken sıcak bir el beni kaldırıyordu, yağmur, gözyaşlarım, esen rüzgâr ve helecanlarla göz göze geldik. Mavi gözlerinden denizler görerek ayağa kalktık. Ellerinin bahar salkımları
Acılarıma tat oldu. Yeşillendi bahçelerim, ufkum mavi gözlerinde mavi tutkulara aktı. Ben Dicle olmak için sana baktım. Sen zaten çoktan deli Fırat olmuştun, peşimde sürekli akıyordun. Mezopotamya’ya kadar gelmiştin peşimde. Şimdi sarıl, şimdi aşk ırmağı olalım, aşk işte böyle şimşekli anların katığıdır, sürelim yaşam ekmeğimize Ozanhan.
Masum ve Filistin’de bomba artıklarını oyunca yapan çocuklar gibi gülümsemen yetti o an. Işık ılık bir sevda düştü yakılmış yüreğime.
Anların hesabı, kaybettiğim yılların yankısı büyüdü, babasızlığı bir aşk örter mi. Her gelenin senden bir şeyler aldığını tahmin etmeden sarıldım kollarına. Yabancı, babamın kollarına benzemiyor hiç. Üstelik başka niyetlerin diyeti de var.
Maviye çalan gözlerinin ülkesine uzaktan baktım, yüzme bilmeden sahilindeyim. Seni severken, aklımın yüzdelerini hesapladım matematik dersinde.
Okul bahçesinde yürüyüşün bir film şeridine saklandı. İçimde açılan sen filminin galasına bütün yüreğim katıldı. Gişe rekorları kıran âli bir aşkın, baharını yaşıyorduk. Unutulmuş yaramın üstüne iyi geldin.
-Seni her seviyorum sözlerinde, yüreğimin odaları boyandı, gözlerim dolu dolu oldu,kar yağmaz acılarıma.Mesajlaşmalarından hazların dersini aldım,şimdi biraz edebiyat dersine çalışmalıyım.Bizim Hoca İsmet Özel’i çok seviyor,onun şiirlerini sınavda soracak…
İsmet Özel’den sana biricik şiir yolluyorum oku… Bu şiir beni sana özetleyen aşk atlası.
“ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
Hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
Kan değildir dostlarımın çakrısına bulaşan
Kan değil, mürekkep lekesi ben bilirim
Çünkü bir gün gerçekten kan aktığında
Ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
Karaysam simdi öfkenin payı vardır karanlığımda
Aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam”
Ve mavi mavi dalga gözlerin gönlümün mahzenlerinde volkanik bir ders kılıyor. Coğrafya dersinde öğrendiğimiz hiç sönmeyen yanardağların akışında seninle ele ele olmak, aşkın ateşiyle o ateş ırmağını izlemeye var mısın?
-Ozandan: -Senin sevdan, illâ senin sevdan şu yüreğimde akan en büyük yanardağken bir yerlere gitmeye gerek var mı?
-Yetim gülü inciten ormanların bekçisi değilim, ben gül bahçende bahçıvan olmaya geldim. Dikenlerini temizlemeye, yüreğimin ellerini kanatmaya geldim.
Sen yanımda olunca iner denizlerimin erkek kayalarına, sahilimden taş at, izle tutuklanışımızın dalgalarını. Martılar gül tozlarını çırpsın üzerimize. Bir şiir olalım, bir şiir gibi okunalım baş başa kaldığımız anlara.
Irmağa, dağa, taşa, toprağa, sınıfın tahtasına, senin sırana, benim sırama
Baş harflerimizi kalbin içine yazarak, bağırarak, şelalelimizden uçarak aşka alışalım.
Şelaleden dökülen su gibi aşk akalım dev kazanlarımıza. Dil bilgisi dersinde sözcükler kekremsi bir tad olsun, seni sen adılında tanımak güzelliğini yaşat. İsmin “den ” halini öğrenme sakın. En korktuğum konu.
-Ey aşk hocası, ey âli kader, ne olur Dilsu’ma “den” eki yaşatma.
-Benim matematiğim hiç iyi değildi. Yalnız bir kere bir sen çok güzelsin bir bunu çok iyi biliyorum.
Sana bir süprizim var, ehliyet aldım, artık bizim arabayı babam verecek sürmeye, gel seninle Kızkulesi’nin karşısına gidelim.
Dilsu:-Gece gece nereye gidiyoruz böyle.
Ozanhan:-İşte aşk imkânsızlığın aynasında taranmaktır, istendikçe her an yan yana aranmaktır. Sevgin neden dingin, içindeki alizeler ne çabuk söndü. Meltem yelleriyle bizim aşkımız ancak imbat anları yaşar. Demek sevgin küçük.
Dilsu:-Kim daha çok seviyoruzun yarışındayız sanırım. Oysa sevgimdeki
İncecik tül perdesinden bile beni görememişsen seninle yeni demlenmiş bir çay gibi orda aşk dalgalarını izlemek mümkün mü?
Ozanhan:- Saniyeler akılı kalsın akrebinde, beniz deminde vurma? Yelkovanlarını salma suskun yüreğime. Gel işte…
Dilsu: Annemden nasıl izin alacam, geceni köründe…
Ozanhan:- Gelmelisin, komşuya gidiyorsun, koca sitedesin çık evin yamacına seni oradan alırım.
Dilsu: Acemi bir âşık ve acemi bir şoförle binmişiz aşkın uydusuna hadi hayırlısı, tamam gelcem. İçimdeki dertlerin hepsin Kızkulesi’ne atmaya geleceğim.
-Birlikte biner giderler, gece geceliğini giymiş, ay bu genç kumruları kıskanırcasına bulutlar arasında saklanmış gibiydi. Yıldızlar tek gülümsüyorlardı. İki aşkın hızı arabanın hızını geçmişti. On sekiz yaşını yeni doldurmuş, ehliyetini daha aldığı il günün yolunda Ozanhan.
Aşk ve gençliğin adı, sanı, hızı olur mu ki? Delikanlılık deli gömleğini açmış kaçışlara, aşklara, acılara yakasını açmıştı.
-Kızkulesi’ne varmaya çok az kalmıştı, Ozanhan’ın bir eliyle araba sürüyor, diğer eli Dilsu’nun elinde. El ele, dil dile, yıldız yıldıza mutluluk tufanlarıyla gidiyorlardı ki viraja alamadan diğer şeritteki tırın altına girdiler. Ani bir fren sesi, Dilsu’nun aşkım ne oluyoruz çığlığı her şeyi özetliyordu.
- Dilsu, hafif yaralı arabada sıkışmış, bütün benliğiyle Ozanhan’a sarılıyor, akan kanı durdurmak için mor penyesini yırtıyor, sarıyor kan bir türlü durmuyor. Araba hafiften yanmaya başlıyor, tırın şoförü iniyor, Dilsu’yu kucaklayıp biraz uzağa götürüyor, tekrak koşuyor Ozanhan’ı çıkarmaya; ama tam yakınlaşırken araba yanıyor, patlama sesiyle uzaklaşıyor, oradan.
-Dilsu’nun çığlıklarını yıldızlar bile duyuyordu, gecenin karanlığını aydınlatan yanan arabaydı. Orada can veren biricik aşkıydı.
-Henüz on yedi yaşına iki ölümü de izleyerek yaşayan Dilsu oracıkta bayılıyor, ambulansla hastaneye kaldırıyorlar.
-Uyandığında hayatta tek sığınacağı annesini görüyor, gözyaşları hastaneyi kaplıyor, bitmeyen çığlıklara çare olarak sakinleştirici veriyorlar. Oracıkta kalakalıyor.
Günleri gözü yaşlı mendilinde saklamak gerek, yaşamak, avuçlarının içindeki çizgilerde gizli bir hazinedir, avuç içlerine sürekli bakıyordu.
İki çizgi, iki çok sevdiği, canından can olan iki erkeği canlı ölümünü izlemişti… Kaderin giyotin yanı bıçağını ölüm mırıltılarının sesine düşeş eylemiş gibiydi. Bir gölge gelen acıları serin bir sabra paklıyordu. Bir gül dalına astığın bir goncanın açılmamış halinden başlar yeniden hayata tutunmak. Sen aşk acısını goncasısın, açılmamış yıllarında yüreğin kanamaz bir daha. Allah bir kuluna bu kadar acı yüklemez. Sen Yakup’un kızı değilsin, hayat, ölüm derinliği hesaplanamayan bir mağaradır… Gözlerinin pınarlarına acı yellerini karıştırma. Yaşanmanın gemisi yazgının fırtınalarında hep olacaktır. Çözümsüz ırmaklarda bozuk pusulalarla derdini büyütme. Her insan ölüme yakın ölüdür.
Kırık kalplerimize derman olacak yeni arayışların beyazlarında tara efil efil saçlarını. Hayat seni aşka yazdı. Yaşamak bir aşktır. Bitir aşkı.

Ağu 28
Penceremde tutuklu kaldım
Derya gözlerinde kayboldum
Yakın uzağın göstergesi
Her daim kapın geldim
Yollar toz bulut aldı
Hava matem yas saldı
Çiçekler öksüz kaldı
Turnalar selamımı aldı
Yeter hasretliğin ekşi
Bedenden çaldı ömrümü
Kan revan içindeyim
Ömrümün kurbanındayım artık.
Aydost
Tüm laptop fırsatları için tıklayın !