Ekim, 2009 icin arsiv

Gidiyorum Kızım

Zuleyha Selcuk

Gidiyorum kızım!
Son kez tutuyorum menekşe kokulu ellerinden
Ve son kez öpüyorum balköpüğü gözlerinden…

Bu uzun bir ayrılık!
Bütün otobüs camlarına ismini yazacağım
Ve durduğum her durakta
Benden bir parça bırakacağım,
Bu uzun ayrılık duraklara bölünsün diye.
Korna sesleri canımı çok yakacak biliyorum…
Her sesle senden biraz daha uzaklaşacağım
Ama giderken balköpüğü gözlerini de içimde götürüyorum.

Gidiyorum kızım!
Gitmeye mecbur bir anneyim ben…
Büyüyüp beni soracağın zamanlara kilitledim kulaklarımı.
Yüzün gözümden silinmesin
Ve sen bir başkasını anne bilme diye
Kokunu var gücümle içime çekerken,
Başucuna bırakıyorum bütün kokularımı…
Minicik ellerinin yüzümde gezişi yaşayacak her düşümde.
Gülüşümü sana bırakırken,
Balköpüğü gözlerini de götürüyorum içimde…

21 Ağustos 2009
Züleyha SELÇUK

Paraf

Konuşuyorsam, anlatıyorsam değer veriyorsam bil ki bir sebebi var. Konuşmaya devam ettiğim sürece korkmana gerek yok ama susmuşsam, görmüyorsam, duymuyorsam ya da öyleymiş gibi yapıyorsam bil ki bunun da geçerli bir sebebi var.

Duyumsanmamanın acısını yüreğinde hissetmek istemiyorsan susmama sebep olma! Susmuşsam sen de sus ki; yanardağ olmuş içimin katmanlarında oluşan basıncı boşaltmam gerek, lavlarım önüne geleni silip süpürmek için can atarken önüme çıkmaya çalışma, lavların altında yanma!

Susmuşsam; pimi çekilmiş el bombası gibidir yüreğim patlamak için pusuya yapmış asker gibiyim. Menzile girme, hedef tahtası olma, var git yoluna başın göl, ayağın pınar olsun yeter ki uzak dur hışmımdan…

Susmadan önce söylediklerimi anlayamadın, defalarca sinyal verdim ama sen renk körü olduğundan hep kırmızı ışıkta geçmeyi yeğledin. Ehliyetine el koyuldu bundan bile bihaber yaşadın. Şimdi susuyorum diye kabahati yanlış yerlerde arama renk körü! Bulamazsın…

Sınırlarımı aştırmam dedim, anlamadın. Haddini bilmezsen ben bildiririm dedim onu da anlamadın. Laf altında kalmaktansa taş altında kalmayı yeğlerim, aksi fıtratıma ters düşer dedim yine anlamadın. Bugüne kadar tükürdüğümü hiç yalamadım dedim, korkarım bunu da anlayamadın. Korkak, pasif, negatif, kompleksli ve ezik insanları sevmem dedim, başkalarını örnek veriyorum sandın üstüne bile almadın. Anlayamadın, anlayamayacağını anladığım gün sustuğum gündü!

Sözcüklerim sana beş gömlek büyük geldi giymedin, giydirmek için de zorlamadım. Biliyordum ki eğer zorlayarak giydirseydim üzerinde emanet duracak zaten yakışmayacaktı, sustum…

Az önce okuduklarının hepsini unut, önce sustuklarımı sindir…

Paraf

İnkaya Çınarı

inkayacinari

Fotoğrafı çeken: Ahmet Barış Işıtan

Karabaş-ı Veli Tekkesinden çıktığımızda
benim gözümden yaşlar akmaya başlayınca
bana doğru baktın.

—Ne o ağlıyor musun? Dedin.
—Huzurluyum Allah’ım bana bu kısa anları bağışladı
seninle Karabaş-ı Veli Tekkesinden çıkmayı nasip etti
bundan büyük huzur olamaz dedim.
Gemlik’teki eve geldik
denize karşı bir kahve içtik.
—Huzuru bulmak için bu manzara bile yetiyor, baksana
mehtap ile deniz ve yakamoz mükemmel dedin,
-O mehtap değil ki, o sensin dedim.
Gülümsedin.
Uyuduk uyandık kahvaltımızı yaptık,
-Bugün ikinci huzur bulduğum yere götüreceğim dedim.
—Senin sayende huzur içinde eve gideceğim dedin.
Bursa gittik arabayı sen kullanıyordun,
ben de sana önümüze çıkan yerleri anlatıyordum.
Öyle hızlı araba kullanıyordun ki birini tam anlatmadan sonrakine gelmiş oluyorduk.
Şimdiye kadar İnkaya Köyüne hiç bu kadar çabuk varmamıştım.
Kısa süren yolculuktan sonra İnkaya Köyüne geldik.
—Şimdi sana öyle bir ağaç göstereceğim ki
neden sana her defasında koştuğumu anlayacaksın

İnkaya Çınarı, Türkiye’nin en yaşlı çınarı olarak bilinen doğa harikası bir ağaçtır. Bursa’nın anıt ağaçları arasında en çok tanınmışıdır.
Uludağ yolunda, Osmanlı Devleti’nin ilk köylerinden olan İnkaya Köyünde bulunur.
35 metre boyu (12–13 katlı bir apartman kadar), 9,2 metre çevresi vardır. Her bir dalı 3–4 metre kalınlığında bir ağaç büyüklüğündedir.
6 asır yaşındadır dedim.

Şaşkın ama gülümseyen gözlerle bana bakıyordun
devam etmemi istermiş gibi sağ kaşını yukarı kaldırdın ben de devam ettim;

Sen
bu ağaç kadar kudretlisin.
Sen
bu ağaç kadar acılara yenik düşmemişsin,
Sen biricik çınarımsın
dallarının altına sığınıyorum
sana soruyorum,
çınarım beni her zaman koruyacak mısın?

Korkarım Gideceksin

Korsan

Korkmak çare değilse neden korkuyorsun
Olmak veya olmamak değil midir bize kalan
Ruhumun en derinliklerinde sızını hissederken
Kalmanı isterdim bir ömür boyunca yanımda
Ayrılık bizden uzaklarda senli benli yarınlara
Razı değildim sensiz bir ömre ve yaşama
Issız kaldım işte senden uzaklarda bir başıma
Mağlup oldum sevgime ve sana dair her şeye

Gökyüzüm karardı güneşim doğmaz benim
İçimi yakan kor ateşi vücudumun her yanımı sardı
Doğrularım ile yanlışlarım birbirine karıştı
Ecel gelmiyor ki ruhumu bedenimden alsın
Cevapsızım şimdi yaşadığım hayata ve sana
Er geç bu acılarım bitecek ama ne zaman
Keşkelerim son bulacak senli duygularıma
Sensizlik ise gün ve gün bitirecek beni
İhtimalim yok artık sana kavuşmaya
Ne gitmekten ne kalmaktan korkmuyorum artık.

Korsan

Sahip

aydost

İçim senden bir sanık
Dışım senden bir tanık
Halim senden bir itiraf
Aydost senden bir malik

Aydost

Ahu Zardayım

Sadberk

Gidişinin ilk gecesi
Delice yağmur yağmakta
Sessizliğe okunan matemi şiirlerin
Karanlık karanlığı boğmakta

Yere inmiş yıldızlar
Soğuk mezarlarında ruhlar uyanmakta
Sarhoş nidaları, çığlıklar
Yokluğun vurur aynalara

Oysa ne sözler vermiştik
Ellerimizi, gözlerimizi şahit tutmuştuk
Yanan yüreklerimize hiç yağmur değmeyecekti
Ay aydınlık ama içim matem siyahına boyandı

Şehrin kiri bulaşmış gözlerine
Gelip de vurmuş canevimden
Uykular haram, uykular kan revan
Yastığım çakırdiken

Efkârıma kefen giydirdim bu gece
Hem seni hem de senli olan her şeyi çarmıha geriyorum bir bir
Sesini söküyorum kulaklarımdan, dokunu ve dokunduğun her ne varsa
Bağıra bağıra ağlayarak, seni içimde öldürüyorum.

Bir yanardağ gibi gece
Açmış ağzını döküyor lavlarını
Çıldırmış tüm saatler, zaman durmuş
Gidişinin ilk gecesi…

Zehir olmuş senden sonraki günlerim kime ne?
Bir gün yanmış, bir gün sönmüşsem
Unutamaz mıyım sandın?
Sor hadi, adını hatırlıyor muyum?

 

30.10.2009

Sadberk & Paraf

Unutmayacağım

Hunter38

Yolu yokuş geleceğini merakla bekliyordum,
Ne zaman çıkarsın karşıma bilmiyorum,
Ama merak içerisinde bekliyorum…
Yüzünü görmediğim rüyalarımın perisini bekliyorum…

Sesini duymaktan hiç usanmadığım,
Yüzünü görmeyi sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Dudaklarımdan ”Seni Seviyorum” demeyi düşleyeceğim…
Sana seni özlediğimi belli etmeyeceğim…

Sen benim çiçeklerle dolu bahçemin nadide gülüsün,
Seni asla ve asla terk etmeyeceğim…
Seni sevmekten bıkmayacağım
Ve seni Birtanem hiç ama hiç unutmayacağım…

Korkarım Unutup Gideceksin

HazanGulu

      Yokluğun güneşi çıplak gözle izlemek kadar zor geliyor bana. Seni her düşündüğümde yanımda olamaman, kokunu özlediğimde sana sarılamamak o kadar acıtıyor ki içimi…
Seni tanımadan önce özlemenin bu kadar zor olduğunu bilmezdim ve ben ilk defa ölümden korktuğum kadar birini kaybetmekten korkuyorum. Ben aşk denilen bu duyguyu sende tattım, ilk defa birini bu kadar çok düşünüyorum ve ilk defa bu kadar çok sevildiğimi hissediyorum…
Bana bu aşkı yaşattığın için sana çok teşekkür ediyorum…

     Yanımdayken daha çok özlüyorum seni çünkü sadece yanımda oluyorsun. Sana sarılamıyorum aşkımın verdiği o tutkuyla. Sadece uzaktan seyrediyorum, sanki uzaktan senin hayatını seyreder gibi. Oysa ben senin hayatın olmak istiyorum, yaşadıkların, özlemlerin… Ama öylesine yakınken bana bazen öyle uzak geliyorsun ki, tatlı bir heyecanla bekliyorum seni görmeyi. Sanki sana olan özlemim bitecek gibi. Korkuyorum bitecek gibi değil bu sevda, bu aşk ya da adı her neyse…

Aşk Nedir Kadar Nadirdir

Hayrettin TAYLAN

Aşk; kayıp mülteci gemisidir; sevgi, bir yol haritası
Aşk; tükenmez bir kalemin tükenmesidir; sevgi, menzilsiz gidişlerin yıldızı
Aşk; annesiz büyütülmüş balina yavrusudur; sevgi, yunustur en zoru taşır sahile
Aşk; yüreği deprem kadar sarsar; sevgi, enkazda kurtulan aşkın iyileşmesidir
Aşk; şimşektir yağmasını bilmeyene; sevgi, ıslanıp kurutulmaktır
Aşk; ıssızlığın aynasında usu tanımamaktır; sevgi, her duyguyu tesellidir
Aşk; mektupsuz gönüllere puldur; sevgi, saklanan aşk mektubudur
Aşk; selleri durulayan akıştır; sevgi, flu sağanağın tahıllara acil inişidir
Aşk; yokluğun yok olmasına tahammüldür, sevgi, var olmaya yansımaktır
Aşk; tek evladı kaybolan yaralı bir annedir; sevgi, arayışa yazılan afiştir
Aşk; kaderin kırkayağında kırk kez kırılmaktır; sevgi, uzanan son ciğerde közlenmektir
Aşk; üç bin âlem âlemi cihan olmaktır; sevgi, teni benden eden soylu huydur
Aşk; önsezinin dalgadan önce susamasıdır; sevgi, köpükte kaybolan yosundur
Aşk; yüreğin bakışla iç yanış dirilişidir; sevgi, dirilişin hazdan arınmış devam faslıdır.
Aşk; bütün dillerde gönül yazgısıdır; sevgi, ucu bucağı belli iki dünyanın çırpınışıdır
Aşk; susa susa dağları deviren ferhadiliğin haddidir; sevgi, delinen dağda akan ırmağa çarpan şimşektir.
Aşk; hayatla öpüşen ölümsüz kaknustur; sevgi, küllere destan yazan Ankadır
Aşk; his ve hüsran altında kalan hayattır; sevgi, düşün düştüğü ölümsüzlük simyasıdır.
Aşk; özlemin özle canhıraş direnişidir; sevgi, ruha devrim yaşatan iç tarihtir.
Aşk; bütünleri göz kırpmadan yitiriştir; sevgi, yitirilenin peşinen ödendiği özlem bankasıdır.
Aşk; ömrü iç çocukla doyurma tokluğudur; sevgi, tokken açı anlama yaşantısıdır.

Hayrettin TAYLAN

Karabaş-ı Veli

karabasi

Yeşil Türbe’den çıktığımızda;

—Sana bir sürprizim var demiştim.
—İlk önce yemek yiyelim mi dedim.
—Olur dedin.
—Bursa’ya gelmişsin İskender yemeden olmaz,
seni öyle bir yere götüreyim ki kebap neymiş anla dedim.
Gülümsedin.
—Sen yazma ve anlatma konusunda iyi olduğun gibiysen
yemek seçimin de iyi olur dedin.
—Ben yazmıyorum ki yaşıyorum Bursa’da seni yaşıyorum
yaşadıklarımı ve seni anlattığım doğrudur dedim.
Yemeğimi yedik, kalktık.
—Şimdi nereye gidiyoruz rehberim dedin
—Huzur bulduğum bir yere dedim
—Bursa o kadar yeri dolaştık huzur dolu ki
Bursa’da huzuru aramak, bulmak insana ayrı zevk veriyor dedin.
Karabaş-ı Veli Tekkesine gidiyoruz dedim ve anlatmaya başladım;

karabasi

1550 yılında ölen Yakup Çelebi tarafından kurulmuştur.

karabasi

Bu kişinin, Kur’an’ın okunma üsluplarını anlattığı Tecvid ilmine yönelik “Tecvid-i Karabaş” (Karabaş Tecvid’i) adlı bir kitabı bulunduğu için tekke Karabaş adını almıştır. Tekke, dikdörtgen bir alan üzerine Semahane ile aynı yapı tekniğinde yapılmıştır. Kubbe ve çevresindeki ahşap işçilik dönemin en güzel örneklerinden biri olmuştur.

karabasi97sx

Mülkiyeti Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne ait olan yapının toplam alanı 1720 m2′dir Restorasyonu tamamlanan Karabaş-i Tekkesi temsil ettiği kültür ile özdeşleşen Mevlevi Kültürü’nün doyasıya yaşandığı bir mekân olarak hizmet vermektedir.

karabasi

—Ne kadar güzelmiş, seninle gezmek içmeden sarhoş olmak gibi dedin.
Be başladılar semazenler aşk dönmeye…
—Şimdi desem ki sana
ben senin etrafında aşkla sevdayla dönüyorum
görüyor musun?

karabasi

Zorlama

Anaerobik

Ağla                 gittim ben 

Ağıtlar yak       öldürdün beni

Ağını zerk et     yoksun bende

Ağzını boz         bahset benden

Sevdamıza        ağla

Sevdiğim           ağıtlar yak

Sevgilim            ağını zerk et

Sevme                ağzını boz

Gittim ben sevdamıza ağla

Öldürdün beni sevdiğim ağıtlar yak

Yoksun bende sevgilim ağını zerk et

Bahset benden sevme ağzını boz

zuleyha selcuk

Ay penceremde düşlerimi aydınlatıyor, bir sokaktan geçiyorum. Adımlarım aksak! Yüzüm dünden kalma bir uykusuzlukla bezginliğe düşmüş.
Aslında kavuşmalar için kısa sayılacak ama her nedense uzun yolculuk diye adlandırdığımız yolculukların başladığı bir terminal önünden geçiyorum. İçimde yılgın ve yorgun bir çocuk her halime rağmen gülümsüyor. Yaşıtlarım buna umut diyor, bense yaşanmamış gençlik halleri… İçimde gülümseyen çocuğa ya da gençlik halllerime rağmen gözlerimi otobüs camlarına kilitliyorum. Ellerim kitaplarını bırakıp yanaklarıma dokunmaya mecbur ve ıslatıyorum ellerimi. Oysa kitaplarıma dokunan ellerim onları da ıslatacak biliyorum… Ama ben çok sevdiğim kitaplarımı da unutuyorum. Hem bu kadar yolcusuzken bu hüzün neden diye düşünüyorum.

Mantıksız gelen ne varsa iki elimle sarılıyorum. Oysa ağlamanın mantığı yalnızkendi. Düşüncemde artık akıl bıraktı beni. İçimle başbaşayım! Kim görürse görsün! Kim ne derse desin! Hem yanımdan gelip geçen onca kalabalığı görmüyor gözlerim… Ta ki karşımda tekerlekli sandalyeli iri siyah gözlü gencin sorular içinde duruşumu izleyişini görene kadar. Ben hala içimde yaşarken ne istediğini anlamaya çalışıyorum, elini uzatıyor. Küçük bir paket içerisine belki büyük bir itinayla yerleştirilmiş çekirdek taneleri bakışını kesiyor. Ben dünyayla bütün ipleri koparmış korkak bir insan halindeyken ne demek istiyor anlamıyorum, başımı sallıyorum, elini geri çeviriyorum. Sonra aceleyle elimi cebime götürüyorum. Ona doğru uzattığım elime ben gibi ıslanan gözleriyle ve düğümlü bir boğazdan geçen kelimelerle ”Ben Dilenci Değilim” diyor. İri siyah gözlerden iri inci taneleri düşüyor. Elim öylece yere inerken tekerlekler hızla dönüyor, bir tokat bırakıyor ıslak yanaklarıma ve biraz uzaklaşıyor sonra duruyor, hareketlerinden belli benim ıslattığım o güzel bakışlardan gelen taneleri kurutmaya çalışıyor. Hızla yanına gidiyorum. Ne söylesem boş biliyorum ama yine de kendimce cümleler kuruyorum. Beni affetmiyor hissediyorum.

İnsanlardan aldığım kederleri bana ”Sızını Dindir” demeye niyetlenmiş bir yüreğe bırakıyorum. Anlıyorum hiç farkım kalmamış onlardan ve ne kadar kendi acısına aşık bir insan olmuşum anlıyorum iri siyah gözleri ağlatırken.
Kaç gecedir ay düşlerime uğramıyor. ”Ben Dilenci Değilim, Sızını Dindirmek İstedim!” diyor bütün sesler. Ben boğuluyorum ve çoğu gün aynı terminal önünden geçerken biraz duruyorum ama beyaz bakışlı siyah gözleri göremiyorum. Onca insan arasında tekerlekli bir sandalye arıyorum. Sen Dilenci Değilsin biliyorum.

Sızılarımı kalbimin kırıklarında bırakıyorum, aralardan süzülüp giderken sana yaptığım saygısızlığa yanıyorum. Özür dilemek yetmiyor biliyorum. Uzanan elindeki paketi geri çevirmemi hiçbir sızım haklı bulmaya yetmiyor.

Sen Dilenci Değilsin!

Mart 2001

Züleyha SELÇUK

Bir Akşam Ansızın Gelsen

sadberk

Bir akşam ansızın çıkıp gelsen
Dudağında gülkurusu bir tebessüm
Şaşırsam
Dilim tutulsa sevinçten
Bir akşam ansızın çıkıp gelsen

Masada beyaz güller
Ve şarkımız
Konuşsak ordan burdan
Başım dönse mutluluktan
Bir akşam ansızın çıkıp gelsen

Zaman dursa bakışlarında
Unutsam
Sarmaşık güller gibi sarılsak
Ayaklarımızın altında bulutlar
Bir akşam ansızın çıkıp gelsen

İki Oda Bir Salon

ZuleyhaSelcuk

İki oda bir salon değilim!
Balkon sefalarım yaz gecesi ömürleri uzatır. Dalarım koyu bir sohbete, oradan buradan derken, sana gelir ve kilitlenir sözler. Ben artık susmam… Koyu bir çay tadıyla başlarım seni yıldızlar eşliğinde anlatmaya. Sabah saatlerinde mahmurlaşan gözlerini hayal edince, çocukluğuma özenip, nefes almadan birbiri ardına koşan kelimeler sıralarım. Sana içimde neler büyütmüşüm ben bile şaşırırım. Ne güzellikler yüklemişim gözlerine anlatmakla bitiremem… Bu arada sabaha az kalır ve ben sesine dokunurum titreyen sesimle. İsmini dilime alırken duraksarım çocuklaşan nefesimle.

İki oda bir salon değilim!
Dönemeçler saklayan koridorlarım hep sana uzanır. Her dönemeç bir yılgınlık sunarken ben gözlerimi kapatırım bütün sunumlara. Yılmam ve yıkılmam sana gelecek koridorları adımlarken… Her dönemeçte kendimi sende sobelerim. Tanıklık ederim bir kez daha sana saklanan kendimin ben bıkkınlığına. Yürürüm gece gündüzüme son öpüşünü sunarken. Son adımımla sesine bir merhaba bırakırım. Sonra koridorlar boyunca sevda sesli bir çağlayana uyanırım.

İki oda bir salon değilim artık!

Haziran 2009 (SC)

Züleyha SELÇUK

Hava Harp Okulunun Tarihçesi

hava-harp-okulu-komutanligi

Bizim tek sorunumuz ben bunu yapamam, beceremem, korkarım gibi olumsuzluklar içinde olduğumuz için Hava Harp Okulunda bu yılda fazla öğrenci yok. Ben bunun asıl sebeplerinden biri olarak gençlerin bu kurumları tanımamasından dolayı olduğunu düşünüyorum. İnsanlar bilmediğinden korkuyor ya da çekiniyorlar. Bildikçe sever ve yakınlık duyarız.

Benim de hedefim pilot olmak istiyorum. Gökyüzünü sevmem pilotluk mesleğine ilgi duymam. Bir F–16 pilotu olmak tek idealim çünkü kendimi bu meslekte daha iyi bulacağımı düşünüyorum. Hava  Harp Okulunun da amacı bu havacılığı gençlere sevdirmek onlara tanıtmaktır.

Batıdaki askeri havacılık alanındaki gelişmelere paralel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nda, 1912 yılında, Hava Harp Okulu’nun bugünkü bulunduğu bölgede, Tayyare Mektebi adıyla ilk havacılık eğitim kurumu açılmıştır.

Uzun bir süre, bir dizi aşamalar geçiren ve yer değiştiren okulda çoğunlukla Kara Harp Okulu mezunu subaylar uçucu olmak üzere eğitilmişler ve daha sonra bu subaylar, Türk Hava Kuvvetleri’nin çekirdeğini oluşturmuşlardır.

Türk Hava Kuvvetleri’nin kendi personelini yetiştirebileceği bir okula kavuşması daha sonra gerçekleşmiş ve bugünkü adıyla Hava Harp Okulu 1951 yılında Eskişehir’de açılmıştır. 30 Ağustos 1953′te ilk mezunlarını veren Hava Harp Okulu, 1954 yılında İzmir’e taşınmıştır. 14 Şubat 1967′de, Hava Harp Okulu’nun bir kültür ve tarih hazinesi olan İstanbul’a taşınmasına karar verilmiştir.

Havacılık ve Uzay teknolojisinin hızla gelişmesi Hava Harp Okulu eğitim-öğretiminde köklü değişiklikler yapılmasını gerektirmiştir. Bu amaçla mezuniyet sonrası görev alanları incelenip eğitim gereksinimleri saptanarak, sorunların ancak 4 yıllık lisans düzeyinde bir eğitim-öğretimle karşılanabileceğine karar verilmiştir. Bu karar sonrasında, 1967 yılında, Hava Harp Okulu, Türk havacılığının doğduğu Yeşilyurt, İstanbul’da bugün içinde bulunduğu tesislerine taşınmış ve önceleri 2 yıl olan eğitim-öğretim süresi 1969 yılında 3, 1974 yılında ise 4 yıla çıkarılmıştır. Türkiye’nin en köklü üniversiteleriyle yakın ilişkide olması ve Türkiye’nin en büyük hava alanı yakınında konuşlanmış bulunması nedeniyle, Hava Harp Okulu ideal yerini bulmuştur.

Hava Harp Okulu, Yeşilyurt, İstanbul’daki kapalı ve açık tesislerine ek olarak Yalova’daki uçuş ve kamp eğitim tesisleri ile yaklaşık 4,5 milyon m² lik bir alana yerleşmiş olup, bugünkü eğitim gereksinimlerine yanıt verebilecek düzeydedir. Bu alan, mevcut havacılık programlarının sağlanması için yeterli olup, gereksinim duyulduğunda gelişmeyi temin edebilecek ilaveler yapılmasına uygundur.

4 yıllık eğitim dönemlerinde uygulanan değişik akademik programlardan sonra 1991 yılında mühendislik lisans programının da uygulanmasına başlanmıştır. Bu kapsamda Havacılık, Bilgisayar, Elektronik ve Endüstri dallarında mühendislik eğitimi verilmektedir. 1960 yılına kadar kız öğrencilerin de alındığı okula 32 yıl aradan sonra 1992 yılında yeniden kız öğrenci alınmaya başlanmıştır. Yine 1992 yılından itibaren dost ve müttefik ülkelerden gelen misafir öğrencilere de Hava Harp Okulu’nda eğitim verilmeye başlanmıştır.

Askeri eğitim

Askeri eğitimin amacı; Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda Atatürk milliyetçiliği, demokratik, laik ve sosyal hukuk devlet ilkelerine bağlı hizmet bilincinin ve mesleki değerlerin kazandırılmasını sağlamak, öğrencilere milli birlik ve beraberliği güçlendirici ruh ve irade gücü kazandırmak, askerliğin gerektirdiği komutanlık, yöneticilik ve liderlik becerileri ile öğretme ve eğitme yeteneği kazandırmak, mesleğin güç koşullarının gerektirdiği fiziki yetenekler ile mesleki değerler bilincini kazandırmak, ferdi ve toplumsal disiplin anlayışını yerleştirmek, sosyal ve bilimsel anlayışı gelişmiş, gerekli askeri ve genel kültüre sahip, ahlaken, fikren ve bedenen gelişmiş bir kişiliğe ve üstün karakter özelliklerine sahip, pilot adayı havacı subay yetiştirmektir.

Öğrencilere; askeri disiplin, askerlik ve birlik ruhunu aşılamak amacıyla Katsayılı Dersler ve değerlendirmeler kapsamında; Yıl İçi Askeri Eğitim, Komutanlık ve Liderlik Eğitimi, Tatbiki Eğitim ve Beden Eğitimi uygulamaları yaptırılarak bilişsel, duyuşsal ve devinsel alanlardaki gelişimleri sağlanmakta ve küçük birlik komutanı görevini yapabilecek yeterliğe eriştirilmektedir. Ayrıca her yarıyılda komutan kanaati notu ve her Eğitim-Öğretim Yılı sonunda disiplin notu ile öğrenciler değerlendirilmektedir.

Askeri eğitim içerisinde geleceğin lider ve komutanlarını yetiştirmek amaçlı çok yönlü eğitim programları da bulunmaktadır. Bu eğitimler ile Harbiyelilere iletişim ve motivasyon konularında yeterlik kazandırılmakta, aynı zamanda uygulamalar ile liderlik becerisi geliştirilmektedir. Yine çağın eğitim gerçeklerine uygun uygulamalar ile Proje Tabanlı Eğitimler kapsamında Genişleyen Ufuklar projeleri birebir eğitimler şeklinde uygulanmaktadır.

Hayrettin TAYLAN

Senin büyük olduğunu büyük sözlerden anladım; ama küçük bir dünyada fanusunu kırmışsın. Bu dersin son saatiydi. Zil çalmasına çalar da aşk beni sana çalar mı?
Beni sev diye dersi uzattı kader, yan sırada gözlerin aydınlatıyordu en arkada oturan beni. Testim de bitmemişti. Susuz ve sensiz oturuyordum. Testim de yanımda, kana kana seni içiyor, seni çözüyordum Dilemma…
Senin adını yüz bin harfe nakşederek imbikten imgeye ince heveslerle yazıyordum.
-Güzelliğin zerrecikler halinde aşkyüzüme yayılır ve içimde sen diye kalır.
Tadında adının anlattığı bir benzersiz tatlılığın yenilmemişi var. Oysa ben tattan önce adından önce, öncelerini sevdim. Sonralarını yaşamayı sevdim. Henüz seni tam olarak sevmedim. Bak yine zil çaldı.
-Hocam biraz daha kalsaydık. Biz ne güzel testten ve testiden içiyorduk.
-Hocam:- “Bin’leri doğuran bir’dir. O bir ise senin içinde gizlidir. Sen ”bir” ol ki ” bin” senden kuvvet alabilsin” dedin; ama Dilemma anlamıyor. Ne bir oldu, ne bin oldu…
-Ben ona sıfırlandım, bütün sayılı güzellerden baştan çıkardılar beni; ama hep sıfırlandım ona.
Yeni aldığım sıcak ekmeğin kokusunu dayanamadım azcık ucundan kopardım.
Azcık ucundan kopar beni dedim.
-İşvelerinde işverenlerimin soyut dünyası tutuluşa ram olur. Tut elimden, ellerin şifalı otlar soyundan olmalı sıcaklığı kalbime iyi geldi. Sakın bırakma beni uçurumların en tanıdık uçuklarındayım
-Ha düşe düştüm, ha sensizliğe…
Bakışlarına başka ad koyulamazmış. Sen bakmaya bak, bana değil. Ki bana bakışın dil bilgisi kuralları çözemez. Henüz yanımda bitişik yazılacak birleşik bir kelime olamadın.
-Ki bilirsin anlam değişikliği olmalıydı, beni anlamalıydın ve bitişiğimde o yüzden bitişik yazılmalıydın. Ya da sesinde bir değişiklik olmalıydı, ses olayları olursa, yanımda azcık titreseydin hep bitişik yazılacaktık. Ya da tür değişikliği. Sen hep fiil olarak çekimlendin içimde. Hem sevilen, hep beklenen bir fiil. Gelmekle gitmek arasındaydın. Gelgit olaydın, yakamoz kokulu günlerde dalgalarına alaydın.
-Sen güzelliğimde balıklar ürer, dalgalarım algıların bebeği. Köpük köpük kopmalısın benden. Yunuslarımı ürkütürmüş gözbebeklerindeki oltalar. Beni benden yakala.
Bağbozumunda üzümleri didikleyen küçük kuşlar, gülüşlerine dadanmışlar.
Öperken çıkardığın hışırdan rüzgar utanırmış el ile dil arasına öp beni. Utandırdam utanmayı.
Dudaklarına ne ruj ne de kurumuş dudaklarımın pasını sür.Yalnızca
çiçektozlarını sür. Biraz çiçek koksun, biraz arılarımı çeksin yalnızlık.
Ay şikâyetçi olmuş, dün gece pencereden nemli gözlerle bulutları aşk yağmuruna çağırmaya, içinden seni seviyorum diye bağırmaya.
-Biraz gece olsan diyorum artık. Gündüz yaşattığın gecelerden çıksan. Ay da haklı ben de… Hep ders olur mu ki? İlim ile film arasında bir ara ver. Biraz ruh kantinimden tost al dostluğa. Biraz dinlen, bak etrafa, dinle yeni çıkan şarkıları. Ki bütün bestekarların dilindeyim, sözleri ben yazarım; ama dipsiz kuyularında huylarının yosunları yeşillenince ormanım kurur, kurlarım kurlanır kumruluğuna.
-Öyleyse sev beni, sevmekle çalışmanın tam orta sorusunda.
-Cevabını düşünme, aklına ilk geldiğim anda ara ve sor…
Gerçi böyle de iyiydik; keza deniz fenerlerin felaketi olmuş güneş saatin. Dalgalardan önce suyuma çalkalamandan belli. Güneşten önce seherimde gözlerini estirmenden belliydi.
-Rüzgar gülü yüzüne kandım, her dediğine kandın. Bu kadar güvenmek aşktan mı?
Sahi sen mi daha çok seviyorsun ben mi?
-Böyle zor soru sorma, daha sınava girmedim. Ki bilirsin sen benim sevgimle meşhur oldun, benim sevgimse hep gizliydi. Herkes senin, sevgim için yaptıklarını bilir, destandan öte, masaldan öte, Mecnun’dan öte bir sevginin adresiz, isimsiz, sonsuz, gidişindeydin. Benim sevgim seni meşhur kıldı. Oysa asıl sevgi benimkiydi. İçimden yaşayarak sevdim. Kayıpsız gecelerde kutup yıldızıyla dost oldum, bütün yıldızlarla dostum, seherine kadar tek tek hepsinin sönmesini bekledim. Her yıldız dünyada bir güzel için kodlanmış, etrafındaki güzellerin kodlarını yıldızlardan deşifre ettim.
Kime baksan ben yıldızı açar gecelerinde. O yüzden sus ve sevgimin büyüklüğünü bu derste anlamamayım. Çünkü tarih dersindeyiz, aşkın tarihi de talihi de olmaz Şarkıcanım…

-Dünyanın huyuyla dolmayan denizlere suları ağlatan sözler söyleme Dilemma. Kaybolmuş gözüpek kaygılarımda beni anlatmışsın, beni yaşamışsın. Bu aşkın dersinde kalmadım, bu aşkın zilini çaldım, teneffüsler ders saatini geçti.
-İşte ben böyle bir okul istedim hep, teneffüsleri dersten fazla olan.Ruh kantininde hep senli şeyler yemek hep senle olmak. Gözlerinde kaybolmak yalancı cennetlere.
Derse ise yalnız ilimsizliğin mayın tarlalarını temizlemek, entelektüel bir doğruda büyümek ve geleceğin eleğinde iyi ekmek ve sosyal bir duruş için girmek gerektiğini öğrenmek için girmek.
-Biliyor musun yaşayamadıklarımızın timsahları gelip çıkılmazları beğendirmeye çalıştı.
Küresel değişimin arasında saydam bir zırh varmış. O yüzden sana akan gönül ırmaklarımı ulaşamıyormuş. Bunu söyledi İbn- i Batutta. Oysa Piri Reis’ten önce çizdim bütün dünya güzellerinin şehirlerini. Bu yüzden Mecnun’dan daha büyük sevdam. Senin iklimini, senin paftalarını, senin gözbebeklerinde kaçırdığın balıkları, senin senin tanıyorum Dilemma…
Olsun yine de sev beni. Ruhunun en derin bahçelerine al şakıyan bülbülün olayım.
-Beni sen büyüt ki isyan gerekli bir şey olsa da aşkımız usanmalarda usun emrinden tutkunun telkinde telveler sunsun.
Ders bitsin, teneffüsler de; ama yan yanalarımızın yeri hep istediğimiz ömür evinde olsun Dilemma… Kendi yediverenlerimde yel değirmenlerimi onardım, gözyaşı pınarınla aşk buğdayımızı öğütüp tutkulara kendimiz olacağız bilesin.

Hayrettin TAYLAN

Bu Hasretin Sonu Yok

Paraf

Sen yoktun, ben varsın gibi yaptım

Her sabah kahvaltıda en sevdiğini hazırladım

Senin yerine ben yedim, ellerine sağlık deyişini çok özledim.

Gözlerimi kapatmadan da gözlerini görebiliyorum artık…

Sen yoktun, ben varsın gibi yaptım

Her yemekte masama bir çiçek koydum

Sen olsan koklardın diye düşünüp, senin yerine ben kokladım.

Çiçeklerden aldım senin kokunu, çiçekler sen kokuyor artık…

Sen yoktun, ben varsın gibi yaptım

Uyanır uyanmaz pencereleri açtım, tıpkı senin yaptığın gibi

İçime dünyadan derin bir nefes çektim, senin yerine ciğerlerime doldurdum.

Gökyüzüne daldım dakikalarca, bulutlar senin suretinde şekilleniyor artık…

Sen yoktun, ben varsın gibi yaptım

Aynaya baktığımda, yüzümün yanında duyuyordu, gülümseyen yüzün

Saçlarım böyle nasıl olmuş diye soruyorum, senin yerine cevabı ben veriyorum.

Aynadaki aksine dalıyor gözlerim, senin de saçların böyle çok güzel olmuş artık…

Sen yoktun, ben varsın gibi yaptım

Üzgün olduğum anlar sen de üzülürdün, aklıma gelince toparlıyorum hemen kendimi

Bir şarkı dinliyorum bazen senin sevdiklerinden, bazen de kendi sevdiklerimden

Hangi şarkı olursa olsun dinlediğim, o şarkı sen oluyorsun artık…

Sen yoktun, ben varsın gibi yaptım

Yorulduğumda yetişirdin, gölgem olur bana güç verirdin kahve gibiydin

Bir kahve yapıyorum kendime, şekerim sen, köpüğüm sen, telvem sen oluyorsun.

Biliyorum artık, bu hasretin sonu yok…

Paraf

Araba, Traktör, Tır

Engelli yasamak

Bir gün rahmetli annemle ayakkabıcıya girdik
ben ayakkabı alacaktım.
Neyse konuya geleyim;
Ayakkabıcı nasıl olursa benim görmediğimi sanarak
anneme beni göstererek kaş göz işareti yapıyordu.

“ne oldu buna” diyordu anneme
sormaya başladı ayakkabıcı
“araba mı çarptı” dedi.
Annem
“bilemedin” dedi.
Tekrar sordu
“traktör mü çarptı” dedi.
Annem aynı sakinlikle
“hayır bilemedin” dedi.
Çok sinirlendim
abi “tır çarptı” dedim.
Adamın cevabı şu oldu
“yapma yav”

”Nefes” Nefese

etrafblognefes

Geçen gün ”Nefes”i izledim. Öncelikle konusundan bahsedeyim. Film 2365 metre yükseklikteki Karabal Jandarma Karakolu’nu korumakla görevlendirilen bir Yüzbaşı komutasındaki kırk askerin hikayesi. Film kürt açılımının hemen ardına geldi. Ben bu açılımla biraz yumuşamıştım. Savaş bitmeli diyordum. Ancak filmi izleyince dağdakilere yüzbinlerce kere öfkem arttı. Çok etkileyici ve ara ara mesaj veren bir filmdi.

Mesela Yüzbaşı, askerlere teker teker söylevde bulunduktan sonra arkasına dönüp kameraya ‘’sen uyursan herkes ölür” dedi. Aslında bunu oradaki askerlerin komutanına söylemişti ama kameraya söyleyince bize de mesaj verdiği anlaşıldı. Cephedeki askerlerimizin yaşadığı sıkıntılar, hasretler göz önüne alınmış ve Türk askerinin bu koşullarda bile ne kadar cesur olduğunu da bizlere gösteren bir film. Beni en çok etkileyen sahnelerden biri de karakolun vurulması. O kadar gerçekçi ve etkileyici ki tıklım tıklım olan salonu bir anda yerinden hoplattı. Nefesleri kesen o anları hep birlikte izledik. Ve Kürt olsun, Türk olsun, Çerkez olsun, Laz olsun, o olsun, bu olsun herkes mutlaka etkilenmiştir. Son sahnede sabah canlı kalan asker yere düşmüş halde olan Atatürk büstünü kucağına alır ve arasındaki bağ o kadar gerçekçi ki duygulanmamak elde değil. Ders vermek amaçlı kenarda Türk askeri tarafından yaralanmış bir teröristin kafasına Yüzbaşı silah doğrulttu ve ateş etmedi. Buradaki istenen mesaj ise ”bizler ne İngiliz, ne Amerikan ne de İsrailiz. Bizler düşmanını esir aldığında bile milliyetçilik duygularını, kin ve nefrete dönüştürmeden manevi duyguları ağır basan ve en önemlisi karşımızdakinin düşmandan öte insan olduğunu bilen asil bir millet yani Müslüman  Türkleriz”di.
Bunların arasında tebessüm sahneleri de vardı ki bunların hepsi yerli yerinde ve uygun seviyedeydi. Yani her şey dört dörtlüktü. Ben sadece filmin 1/10 ‘inden bahsettim. Size tavsiyem gidin izleyin.
2.5 Saat sonunda çıkarken alışveriş merkezindeki mağazaların ışıkları kapanmıştı. Tek kalan bizlerdik. Ve eve giderken hala kafamda sahneler canlanıyor, işin ciddiyetini bir kez daha anlıyordum. Ancak size tavsiyem saat 20.00 den sonra gitmeyin çünkü 23.30′a kadar filmle meşgul oluyorsunuz. Belki de değer…

hunter38

Sensiz akşamların özlemini çekiyormuşum,
Olsan da yanı başımda, bir o kadarda uzakmışsın bana…
Ne zaman ve neresinde bırakmışım seni gecenin,
Nasıl bırakabildim oysa seni ve sevgimizi…

Irmaklar düşün uçsuz bucaksız olan,
Nereye gittiği, nerede durduğu belli olmayan…
Benim de gecelerim bir ırmak gibi, yokluğunda…
Yokluğunda matemini yaşıyorum oysa…
Her an yanımdaydın sen biliyorum,

Gözlerin gözlerimde, ellerin ise ellerimdeydi…
Sımsıcak duygularınla yanı başımdaydın,
Ben uzak sanmıştım seni kendime,
Oysa yanılmışım! Sen her an yanımdaymışsın…

Ötenazi

aydost

Yaralarımdan kanlar akar

Kan merkezinden habersiz

Sunalım isminde varışlara

Gitmez mecranın affından

Meyvesiz ağaçlar sular

 

Aydost

Gitmem Gerek Büyüyor Bebek

Hayrettin TAYLAN

Bu aşk şehrin nefretinde kirlendi kumruluğum
milatlarını doldurdu destansı mitlerim
oysa aşk bile aşkı benden öğreniyordu
boşluklarında akıyor hoşluğum
Ölüm kalım arasında kalan sevilerimin çobanıyım
Gitmeleri otlatıyorum kırık baharlarda
bir düşten düşüp aşka atıldım
başkasında yok olmak için
gitmem gerek gayrı

Yalnızlık para kazanmadan
gölgem, serin bir sen sunsun
kapanıyor yar ile yaram arasında kırılışlar
etini parçalıyor etik
kendi benimde düş oluyor sensizlik
gitmem gerek gayrı

Sen rayında kayboluşum
yok oluşlarımın sözlerinde can cam oluyor varlığın evine
isabet eden bir yayın gerilmesine gün aşırı oluyor atılışın
Hiç olmazsa sevda bıraktın bana
Meşru bir aşk bebeğim doğdu sende
kanayan yüreğimin memesindedir aşkın sütü
Gitmem gerek büyüyor bebek

Hayrettin TAYLAN

Ayvayı Yedik

Engelli yasamak

Mustafa ile bir gün dolaşıyorduk

Ansızın bir köpek çıktı karşımıza

Her ikimiz de köpekten çok korkarız.

Ben korktuğumu Mustafa’ya hiç belli etmedim.

Mustafa çocuk felci geçirdiğinden dolayı aksıyordu

—Aha ayvayı yedik dedim

—Ne o, hani spor arabaydın şimdi ne yapacaksın? dedi.

—Seni köpeğe yem yapacağım dedim.

—İnanmıyorum dedi.

Onu oracıkta bırakıp gittim.

Zavallı Mustafa yarım saat orda dikildi.

Ben de onu takibindeydim

Tabii ki

Eğer köpek bir şey yapacak olsaydı

Hemen atılacaktım.

İzahı Yok Aşkın

aydost

Dille söylenmez, akıla bilinmez

Bir gecede Kaf dağından geçilir

Bir hakikate nurdan kapı açılır

Anahtarı, yansımadan bir ayna.

Aydost

Bengisu – Akrostiş

Hunter38

Bekleme beni,
Ey sevgili…
Nedeni sorma,
Gidiyorum usulca…
İstemeye istemeye
Sus! Arkamdan ağlama,
Unutmak için hatıraları, gidiyorum…

Yarsızım Yar Sızımla

ZuleyhaSelcuk

Artık yarasızım yarsızım en azından,

Geçer bununda acısı ben de kurtulurum darağacından…

Şöyle bir başıma eskiden olduğu gibi nefes almayı başarırım belki. Şimdi yar sızım içimde… Bu yüzden böyle şiirlere gizlenip aşka sataşmam. Bu yüzden böyle cümle mutluluktan alıp başımı kaçmam. Şimdi mahşer tadında bir kalabalık yalnızlığım. Bin telden bin ses vurur kalbimin şakağına, ölümlere tutsak kalırım. Senli düşlerle yürüdüğüm sokak taşlarına sızımı bırakırım. Dağılır içimi örseleyen sevda tutkularım. Belki yardan kalan yar sızım huzuru yeniden bahşeder ömür takvimime. Bıkar belki yanıklar bırakmaktan. Şimdi okkalı kederler salması taze oluşundandır sızımın.

Artık yarasızım derken ona değsin istemem yarsız sızım… İncitmesin onca acıyı gözbebeklerine gizleyenimi. Ben buna da alışırım, geçer elbet… Yarasız ve yarsız sızılarımı saklarım en çok bana saklanırım. Böyle yarsız yar sızımla kendime kendim darağacım.

 27 Ekim 2009

Züleyha SELÇUK

Cumhuriyetin Kuruluşu

29 Ekim

Bugün 29 Ekim 2009 Cumhuriyetin kuruluş yıldönümü bütün yurtta coşku ile kutlandı. Hepimiz mutlu ve gururluyuz, nice Cumhuriyet bayramlarını aynı coşku ile kutlamak için yeni nesile de birçok görev düşmekte.

 Ata

Osmanlı İmparatorluğu’nda, ikinci Meşrutiyetin ilanından altı yıl sonra Birinci Dünya Savaşı başladı. 1914′te başlayan Birinci Dünya Savaşı’na dünyanın belli başlı devletleri katıldı. Dört yıl süren savaş sonunda bizimle birlikte olan devletler yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Ülkemiz İngilizler, Yunanlılar, Fransızlar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı.

Ata

Ulusuna inanan, güvenen Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919′da Samsun’a geldi. Erzurum’da, Sivas’ta kongreler düzenledi. Mustafa Kemal Paşa “Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır.” diyordu. Yurdun dört bir tarafından gelen ulus temsilcileri -milletvekilleri- 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplandı. Meclis, Mustafa Kemal Paşa’yı başkan seçti. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Bir yandan efeler, dadaşlar, seymenler bulundukları yörede düşmana karşı koydular. Öte yandan düzenli ordular İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da savaştılar. Yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.
Tahtını, rahatını düşünen padişah, yenilen düşmanla birlikte yurdumuzdan kaçtı. İmzalanan Lozan Barış Antlaşması ile yeni bir devlet doğdu. Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti.
İkinci dönem Büyük Millet Meclisi 11 Ağustos 1923′te ilk toplantısını yaptı. 13 Ekim 1923′te Ankara Başkent oldu. Atatürk; düşmanın ülkeden atılıp sınırlarımızın belirlenmesinden sonra, çoktan beri tasarladığı cumhuriyetin ilanı üzerinde hazırlıklar yapmaya başladı. 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırdı. Onlara, “Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.” Dedi.
29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan cumhuriyet önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verildi. Meclis önergeyi kabul etti.
Böylece ülkemizde cumhuriyet yönetimi kuruldu. Atatürk kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyet’in ilanı yurtta sevinç ve coşku ile karşılandı.

Turkiye

Cumhuriyet; yurttaşların seçme ve seçilme hakkının olduğu bir yönetimdir. Ulus temsilcilerinin kabul ettiği yasalarla ülkenin yönetilmesidir. Cumhuriyet yönetiminde söz ulusundur. Cumhuriyet’i korumak, kollamak, yaşatmak her yurttaşın ödevidir.

Aşk Nedir?

Aşk Nedir? 

Aşk nedir diyorum teyzeme
teyzem de anlatıyor ben dinliyorum sessizce

Aşk onunla onsuz sevdiğin yerleri dolaşmaktır
Her zaman onunla geçirdiğin anları hatırlamaktır
Mevla alsa bile onu yaşatabilmektir
En küçük resmini, hediyesini saklayabilmektir
Ta ki ona varıncaya dek.

 

Teyzeme ithaftır.

Sen & Ben

Hunter38

Seninle bir dünya kurdum,
Seninle var olup, sensiz yok olan.
Seni seviyorum, canımdan ötesin gülüm
Sensiz yaşamaktansa, vur hançeri öleyim…

Beni, benliğimden eden güzel!
Bu kör aşık sensiz ne eder, nere gider?
Baktığım her yerde sen varsın, hayalin var…
Bekle beni bir gün döneceğim yâr…

Yılların Avunurdu Başucumuzda

aydost

Yüreğime eyer vuracak halin
senden ah edişlerden yüküm
perdeden içeri sarkmış sırrın
gece cebelleşir iki büklüm

Nefis düşmüş müdafaa arzına
yol verir sadakatin hulasasına
git hayalimdeki deryanın anası
anın gizlidir sessizliğimin şarkısı

Göçmen kuşlarının yurtsuzluğunda
çınar ağaçlarına yuvalar yapılmış
yaban ellerin soğuk mevsiminde
periden masalsı saatler yaşanmış…

 

Aydost