31 Ekim 2009 icin arsiv

Gidiyorum Kızım

Zuleyha Selcuk

Gidiyorum kızım!
Son kez tutuyorum menekşe kokulu ellerinden
Ve son kez öpüyorum balköpüğü gözlerinden…

Bu uzun bir ayrılık!
Bütün otobüs camlarına ismini yazacağım
Ve durduğum her durakta
Benden bir parça bırakacağım,
Bu uzun ayrılık duraklara bölünsün diye.
Korna sesleri canımı çok yakacak biliyorum…
Her sesle senden biraz daha uzaklaşacağım
Ama giderken balköpüğü gözlerini de içimde götürüyorum.

Gidiyorum kızım!
Gitmeye mecbur bir anneyim ben…
Büyüyüp beni soracağın zamanlara kilitledim kulaklarımı.
Yüzün gözümden silinmesin
Ve sen bir başkasını anne bilme diye
Kokunu var gücümle içime çekerken,
Başucuna bırakıyorum bütün kokularımı…
Minicik ellerinin yüzümde gezişi yaşayacak her düşümde.
Gülüşümü sana bırakırken,
Balköpüğü gözlerini de götürüyorum içimde…

21 Ağustos 2009
Züleyha SELÇUK

Paraf

Konuşuyorsam, anlatıyorsam değer veriyorsam bil ki bir sebebi var. Konuşmaya devam ettiğim sürece korkmana gerek yok ama susmuşsam, görmüyorsam, duymuyorsam ya da öyleymiş gibi yapıyorsam bil ki bunun da geçerli bir sebebi var.

Duyumsanmamanın acısını yüreğinde hissetmek istemiyorsan susmama sebep olma! Susmuşsam sen de sus ki; yanardağ olmuş içimin katmanlarında oluşan basıncı boşaltmam gerek, lavlarım önüne geleni silip süpürmek için can atarken önüme çıkmaya çalışma, lavların altında yanma!

Susmuşsam; pimi çekilmiş el bombası gibidir yüreğim patlamak için pusuya yapmış asker gibiyim. Menzile girme, hedef tahtası olma, var git yoluna başın göl, ayağın pınar olsun yeter ki uzak dur hışmımdan…

Susmadan önce söylediklerimi anlayamadın, defalarca sinyal verdim ama sen renk körü olduğundan hep kırmızı ışıkta geçmeyi yeğledin. Ehliyetine el koyuldu bundan bile bihaber yaşadın. Şimdi susuyorum diye kabahati yanlış yerlerde arama renk körü! Bulamazsın…

Sınırlarımı aştırmam dedim, anlamadın. Haddini bilmezsen ben bildiririm dedim onu da anlamadın. Laf altında kalmaktansa taş altında kalmayı yeğlerim, aksi fıtratıma ters düşer dedim yine anlamadın. Bugüne kadar tükürdüğümü hiç yalamadım dedim, korkarım bunu da anlayamadın. Korkak, pasif, negatif, kompleksli ve ezik insanları sevmem dedim, başkalarını örnek veriyorum sandın üstüne bile almadın. Anlayamadın, anlayamayacağını anladığım gün sustuğum gündü!

Sözcüklerim sana beş gömlek büyük geldi giymedin, giydirmek için de zorlamadım. Biliyordum ki eğer zorlayarak giydirseydim üzerinde emanet duracak zaten yakışmayacaktı, sustum…

Az önce okuduklarının hepsini unut, önce sustuklarımı sindir…

Paraf

İnkaya Çınarı

inkayacinari

Fotoğrafı çeken: Ahmet Barış Işıtan

Karabaş-ı Veli Tekkesinden çıktığımızda
benim gözümden yaşlar akmaya başlayınca
bana doğru baktın.

—Ne o ağlıyor musun? Dedin.
—Huzurluyum Allah’ım bana bu kısa anları bağışladı
seninle Karabaş-ı Veli Tekkesinden çıkmayı nasip etti
bundan büyük huzur olamaz dedim.
Gemlik’teki eve geldik
denize karşı bir kahve içtik.
—Huzuru bulmak için bu manzara bile yetiyor, baksana
mehtap ile deniz ve yakamoz mükemmel dedin,
-O mehtap değil ki, o sensin dedim.
Gülümsedin.
Uyuduk uyandık kahvaltımızı yaptık,
-Bugün ikinci huzur bulduğum yere götüreceğim dedim.
—Senin sayende huzur içinde eve gideceğim dedin.
Bursa gittik arabayı sen kullanıyordun,
ben de sana önümüze çıkan yerleri anlatıyordum.
Öyle hızlı araba kullanıyordun ki birini tam anlatmadan sonrakine gelmiş oluyorduk.
Şimdiye kadar İnkaya Köyüne hiç bu kadar çabuk varmamıştım.
Kısa süren yolculuktan sonra İnkaya Köyüne geldik.
—Şimdi sana öyle bir ağaç göstereceğim ki
neden sana her defasında koştuğumu anlayacaksın

İnkaya Çınarı, Türkiye’nin en yaşlı çınarı olarak bilinen doğa harikası bir ağaçtır. Bursa’nın anıt ağaçları arasında en çok tanınmışıdır.
Uludağ yolunda, Osmanlı Devleti’nin ilk köylerinden olan İnkaya Köyünde bulunur.
35 metre boyu (12–13 katlı bir apartman kadar), 9,2 metre çevresi vardır. Her bir dalı 3–4 metre kalınlığında bir ağaç büyüklüğündedir.
6 asır yaşındadır dedim.

Şaşkın ama gülümseyen gözlerle bana bakıyordun
devam etmemi istermiş gibi sağ kaşını yukarı kaldırdın ben de devam ettim;

Sen
bu ağaç kadar kudretlisin.
Sen
bu ağaç kadar acılara yenik düşmemişsin,
Sen biricik çınarımsın
dallarının altına sığınıyorum
sana soruyorum,
çınarım beni her zaman koruyacak mısın?

Efsane Etrafoğulları

Korkarım Gideceksin

Korsan

Korkmak çare değilse neden korkuyorsun
Olmak veya olmamak değil midir bize kalan
Ruhumun en derinliklerinde sızını hissederken
Kalmanı isterdim bir ömür boyunca yanımda
Ayrılık bizden uzaklarda senli benli yarınlara
Razı değildim sensiz bir ömre ve yaşama
Issız kaldım işte senden uzaklarda bir başıma
Mağlup oldum sevgime ve sana dair her şeye

Gökyüzüm karardı güneşim doğmaz benim
İçimi yakan kor ateşi vücudumun her yanımı sardı
Doğrularım ile yanlışlarım birbirine karıştı
Ecel gelmiyor ki ruhumu bedenimden alsın
Cevapsızım şimdi yaşadığım hayata ve sana
Er geç bu acılarım bitecek ama ne zaman
Keşkelerim son bulacak senli duygularıma
Sensizlik ise gün ve gün bitirecek beni
İhtimalim yok artık sana kavuşmaya
Ne gitmekten ne kalmaktan korkmuyorum artık.

Korsan

Sahip

aydost

İçim senden bir sanık
Dışım senden bir tanık
Halim senden bir itiraf
Aydost senden bir malik

Aydost

Ahu Zardayım

Sadberk

Gidişinin ilk gecesi
Delice yağmur yağmakta
Sessizliğe okunan matemi şiirlerin
Karanlık karanlığı boğmakta

Yere inmiş yıldızlar
Soğuk mezarlarında ruhlar uyanmakta
Sarhoş nidaları, çığlıklar
Yokluğun vurur aynalara

Oysa ne sözler vermiştik
Ellerimizi, gözlerimizi şahit tutmuştuk
Yanan yüreklerimize hiç yağmur değmeyecekti
Ay aydınlık ama içim matem siyahına boyandı

Şehrin kiri bulaşmış gözlerine
Gelip de vurmuş canevimden
Uykular haram, uykular kan revan
Yastığım çakırdiken

Efkârıma kefen giydirdim bu gece
Hem seni hem de senli olan her şeyi çarmıha geriyorum bir bir
Sesini söküyorum kulaklarımdan, dokunu ve dokunduğun her ne varsa
Bağıra bağıra ağlayarak, seni içimde öldürüyorum.

Bir yanardağ gibi gece
Açmış ağzını döküyor lavlarını
Çıldırmış tüm saatler, zaman durmuş
Gidişinin ilk gecesi

Zehir olmuş senden sonraki günlerim kime ne?
Bir gün yanmış, bir gün sönmüşsem
Unutamaz mıyım sandın?
Sor hadi, adını hatırlıyor muyum?

30.10.2009

Sadberk & Paraf

Unutmayacağım

Hunter38

Yolu yokuş geleceğini merakla bekliyordum,
Ne zaman çıkarsın karşıma bilmiyorum,
Ama merak içerisinde bekliyorum…
Yüzünü görmediğim rüyalarımın perisini bekliyorum…

Sesini duymaktan hiç usanmadığım,
Yüzünü görmeyi sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Dudaklarımdan ”Seni Seviyorum” demeyi düşleyeceğim…
Sana seni özlediğimi belli etmeyeceğim…

Sen benim çiçeklerle dolu bahçemin nadide gülüsün,
Seni asla ve asla terk etmeyeceğim…
Seni sevmekten bıkmayacağım
Ve seni Birtanem hiç ama hiç unutmayacağım…

Korkarım Unutup Gideceksin

HazanGulu

Yokluğun güneşi çıplak gözle izlemek kadar zor geliyor bana. Seni her düşündüğümde yanımda olamaman, kokunu özlediğimde sana sarılamamak o kadar acıtıyor ki içimi…
Seni tanımadan önce özlemenin bu kadar zor olduğunu bilmezdim ve ben ilk defa ölümden korktuğum kadar birini kaybetmekten korkuyorum. Ben aşk denilen bu duyguyu sende tattım, ilk defa birini bu kadar çok düşünüyorum ve ilk defa bu kadar çok sevildiğimi hissediyorum…
Bana bu aşkı yaşattığın için sana çok teşekkür ediyorum…

Yanımdayken daha çok özlüyorum seni çünkü sadece yanımda oluyorsun. Sana sarılamıyorum aşkımın verdiği o tutkuyla. Sadece uzaktan seyrediyorum, sanki uzaktan senin hayatını seyreder gibi. Oysa ben senin hayatın olmak istiyorum, yaşadıkların, özlemlerin… Ama öylesine yakınken bana bazen öyle uzak geliyorsun ki, tatlı bir heyecanla bekliyorum seni görmeyi. Sanki sana olan özlemim bitecek gibi. Korkuyorum bitecek gibi değil bu sevda, bu aşk ya da adı her neyse…

Hazan Gülü

Aşk Nedir Kadar Nadirdir

Hayrettin TAYLAN

Aşk; kayıp mülteci gemisidir; sevgi, bir yol haritası
Aşk; tükenmez bir kalemin tükenmesidir; sevgi, menzilsiz gidişlerin yıldızı
Aşk; annesiz büyütülmüş balina yavrusudur; sevgi, yunustur en zoru taşır sahile
Aşk; yüreği deprem kadar sarsar; sevgi, enkazda kurtulan aşkın iyileşmesidir
Aşk; şimşektir yağmasını bilmeyene; sevgi, ıslanıp kurutulmaktır
Aşk; ıssızlığın aynasında usu tanımamaktır; sevgi, her duyguyu tesellidir
Aşk; mektupsuz gönüllere puldur; sevgi, saklanan aşk mektubudur
Aşk; selleri durulayan akıştır; sevgi, flu sağanağın tahıllara acil inişidir
Aşk; yokluğun yok olmasına tahammüldür, sevgi, var olmaya yansımaktır
Aşk; tek evladı kaybolan yaralı bir annedir; sevgi, arayışa yazılan afiştir
Aşk; kaderin kırkayağında kırk kez kırılmaktır; sevgi, uzanan son ciğerde közlenmektir
Aşk; üç bin âlem âlemi cihan olmaktır; sevgi, teni benden eden soylu huydur
Aşk; önsezinin dalgadan önce susamasıdır; sevgi, köpükte kaybolan yosundur
Aşk; yüreğin bakışla iç yanış dirilişidir; sevgi, dirilişin hazdan arınmış devam faslıdır.
Aşk; bütün dillerde gönül yazgısıdır; sevgi, ucu bucağı belli iki dünyanın çırpınışıdır
Aşk; susa susa dağları deviren ferhadiliğin haddidir; sevgi, delinen dağda akan ırmağa çarpan şimşektir.
Aşk; hayatla öpüşen ölümsüz kaknustur; sevgi, küllere destan yazan Ankadır
Aşk; his ve hüsran altında kalan hayattır; sevgi, düşün düştüğü ölümsüzlük simyasıdır.
Aşk; özlemin özle canhıraş direnişidir; sevgi, ruha devrim yaşatan iç tarihtir.
Aşk; bütünleri göz kırpmadan yitiriştir; sevgi, yitirilenin peşinen ödendiği özlem bankasıdır.
Aşk; ömrü iç çocukla doyurma tokluğudur; sevgi, tokken açı anlama yaşantısıdır.

Hayrettin TAYLAN

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun