
Kırgınım
Kitabelerinde birbirimizin izleri olan utulmazlığımıza
kırgınım kendim ile seni unutamayan kendime
Hüzünleri depolanmış son baharın yaprağıyım
Kedersizliği yazdım seni unutan sana
Dolaşıyorum yanardağlarımda çıplak ayakla
Minimize edilmiş ahların esintilerinde
Serinleniyor özlemlerim
Sana kavrulan anlarım anne oluyor acılarına
Gözyaşlarının leğeninde sensiz bebeği yıkıyor yakarışlarım
Parçalayıcı oluyorum koca aşık olarak
Kırgınım bu halime
Beni aşka doğurduğun kente metruk ve meçhul “ ben “yaşlanır
Yedinci rengin yedinci tepesinde yeşillerim tükenir
Doyduğum kente aşk sefiliyim
Sensiz Medine fukarasıyım
Güzeller sevgisiz bırakmıyor
Aşksız değilim
Hangi aşk rengidir sorma
Hangi mideyle yaşıyorum sorma
Kırgınım sana
umutların tünelinden karmakarışık kimliğime yolcuyum
arıyorum senli bir ahuyu huylarından su içmek için
gelişi gülüşüne kafiyeli şiirim olasın diye
dönüşü olmayan öfkelerin tatsızlığından
vizesiz gidişlerinin mührü akıyor bahtıma
Adın sevinç oluyor
ama kırgınım…
gözlerinde söz banyosu yapmadım diye
sözlerinde göz boyası yapmayan ruhuma
Kırgınım
arzularımın kırkayaklarında kırk haramilerimden masal dinlemedin diye
Mantığının meteliğinde hislerin sislere karıştı diye
Benliğime sudan kurşunlar yağdırıyorum
vuruluyorum gözyaşlarından
susuyorum yaralarımla
merhemim senin varlığın
yaşamazsan da yaşıyor olman bile aşktır gülüm
oyduğumuz oyunların tutku oyuncağısın
ben sende büyüyemeyen yaramaz bir çocuk
mutluluğun sonesinde seni okuyor dizeler
şarkısını dinlediğimiz ayrılıkların redifinde
kırgın gazelin vezninde medlerine silmendim
üzerime düşen düşlerin yıldızında geceledim seni
iki kişilik bir aşk heceledim
defalardan çıkarılan afların safındayım
sayısız kez közleniyor kavuşmalarım
gelgitin bölüyor yakamozlarımı
Kırgınım…
Sonuçsuz sarılmaların sıcağında mahrum ettiğin için
Kırgınım çoktan seçmeli bekleyişlerime gelmediğin için
ansızım
sızım kadar sözüm
kudurmuş acılar sözlüğüyüm
kırgınlığım beyazın ayrımında
siyahlarına sardığın yalnızlık girdabından çık
hayat ne aşktan ne de senden ibaret


Sen benim her şeyimdin
Aşkımızı bitirdin
Beni böylece bırakıp gittin.
Yazıklar olsun sana ve sevgine
Adam gibi severken
Bırakıp ta gitmek niye?
Seni sevdiğim kadar kimseleri
Asla da sevemedim.
Ben artık aşka yemin ettim,
Aşka lanet ettim
Tek derdim sendin
Sende beni bırakıp ta gittin
Söyle şimdi seni nasıl sevebilirim?
Seni seven hislerimi sen bitirdin
Seni seven kalbimi söküp gittin
Sevdamızı sen bitirdin
Ben bitiremedim
Aşkımız bitirdin.
Beni böylece bırakıp gittin
Söyle hiç mi sevmedin?
Ben seni adam gibi sevdim
Ama sen adam gibi
Sevmesini bile beceremedin.
Suçum seni sevmekmiş
Artık dönme istemem
Sevmeyi de bundan sonra beceremem.
27.02.2010
Ali YALVAÇ

Resim kaynağı
Malzemelerimiz:
Kapuska
Mayonez
Ceviz
Yoğurt
Garnitür ( mısır, havuç, patates, bezelye karışımı )
Yapılışı:
Kapuskayı yıkayıp süzüp ince doğruyoruz. Garnitürümüzü de katıyoruz.
Yoğurt ve mayonezi katıp karıştırıyoruz. Servis tabağına alıp servis yapıyoruz… Çok basit ve çok leziz oluyor, salatamız servise hazırdır.
Afiyet olsun.
Yaptığım yemeklerden dolayı göbeklendim diye şikâyet edenler olunca site üyelerini rejime almaya karar verdim. Organik salata ile akşamı hafif bir şekilde beslenerek atlatıp kahvaltıya ağırlık vereceğiz. Zira bu salata ile kimse doymaz yarı aç yatacaksınız.
Ezgi

Yazan:
Barış Erdoğan
Şub
28

zaman dingin bir türküye iç geçirir ama hiç sızlanmaz
yaman aşklar yaşasa da ‘gül’ tenli kadın hiç uslanmaz
Barış Erdoğan
Yazan:
Efsane Etrafoğulları
Şub
28

Bakmak güzele güzel olduğu için
Bir çiçeği görmek gibi yaşayabilmek senin gözlerinde
Ürkek bir kuşun yüreğini hissedebilmek ellerinde
Dağ esintisiyle gelen binbir çiçek kokusunu koklamak teninde
İlahilerde ezan sesinde duymak senin sesini
Sonrası ağlamak ebruli zamanlara
Sonrası yalnız ve paramparça içimi yakan aşk
Sonrası bana kalan
Gitmelermiş…
28.02.2010
Efsane Etrafoğulları

Aldık başımıza belayı,
Bir akşam vaktiydi üstelik.
Ellerimiz ceplerimizde,
İhtilâl heveslisiydik.
Kime sorsalar bu halimizi,
Herkeste aynı dizeydik.
Biraz deli,
Biraz canı ortaya koyma heveslisi.
Türküler hep tadını bilmediklerimiz üstüne yazılmıştı,
Her söz ”özlemişim” diyordu…
Biz özlemi alnından öperken,
Ayrılıklar büyüdü ceplerimizde.
O akşam aldık başımıza belayı!
Şiire daldık gece ayazdı
Türkü sesiyle uyandık sonra
”Ağlama yar ağlama,
Mavi yazma bağlama,
Mavi yazma tez solar
Yüreğimi dağlama”
Diyorken türküler
Biz
İhtilâl heveslisi iki deli
Sevdayı yayacaktık sözüm ona
Ellerimizi ceplerimizde unutarak
Ve elimize gelen ayrılığı umursamayarak.
Aldık başımıza belayı,
Geceyi aydınlatan ay da karardı.
Siren sesleriyle doğarken güneş,
Şiirler ikimizi ayrılığa bağladı.
Tutuklu çocuklar,
Mahpusta sevdalar,
Cellattı voltalar…
Bizi bilmem ama
Beni yaşatmaz ayrılıklar!
Aldık başımıza sevdayı…
Züleyha SELÇUK
Yazan:
Efsane Etrafoğulları
Şub
28

Sana dair yazıyorum artık içimdeki sevdayı
İçli bir müzik gibi her zaman seni dinler oldum.
Yalvarışlarım bu yüzden
Bir sese, bir nefese ihtiyacım bu yüzden.
Baktım yüzlerce güllere ilk nurum gibi
Sevdim sadece…
Dokundum bir yaprağa dokunur gibi
Sana dair yazıyorum artık içimdeki kopan fırtınayı
Sevdayı, aşkı,
İsyanları…
28.02.2010
Efsane Etrafoğulları

Üşüdüm ansız ve sensiz sorularda
konu anlaşılmıştır, gidişin sınavda çıkacak
seninle çıktımızdan beri
özleyince çıkmış soruları çözdüm
Yüreğinin içimdeki cevapların kağıdında
Lirik bir dağ erir ayrılığında
Akar kirli gidişlerin sularında
Bulur beni sellerin ve gelmelerin
hüznün mil mil toplar gamsız hecelerimi
Yamalı vuslatımın vanası açılır
Çöl uzar, uzak kalışına
Leyla öpemediğin dudağımda öper
Kırmızı ruju kalır kalakalışlarına
Dönüşünün düşlerinde sürülür özlem tarlam
Yeşerir sözsüz ülkendeki suskun filizler
Dile ile gönüle ders verir gayrılar
Uslanmış sevda volkanlarım söner
Seni çok sevmenin kayıp defterini getirir karıncalar
İhanetin cırcır böceği saz çalar gecesiz gecelere
Bu geceyi dünyanda yaşanmış sayma
Sayı saymayan, o geceyi bilmeyen bir çocuk ol aşka
Öylesine geçişim sularda susar
Öylesine benden gidişin taş üstünde taş bırakmaz
Şair ağlar
Ağlatır şairi bende kalışın tüm izleri
Ertelenmiş umutlarımı sağar süt beyaz ümitler
belki de hiç gelmeyeceksin
belki de hiç sevmeyeceksin yeniden
olsun hiç yaşanmamış bir sevda yaşattın
Serüvenleri yüreğime serpilmiş paramparçaların dirhemiyim
Gönülde yakılan ateşlerin dil yanığıyım
İçimde senli közler var yakıyor sensizliği
Gözyaşlarım söndüremiyor özlem ateşini
Yanıyor can evim
Küllerden aşk denemesi yapıyor kaknuslar
Bir sen istiyorum bir_senden
aşksız hayatın gölgesinde serinletme beni
yıldızların sulara yazdığı huzurun köpüğünde yıka beni
gözlerinde seni sevdiğim hayatın sunaklarına akla beni
sessiz figürlerin dilinde kitap oldum sensizliğe
yağmurların ağlamasında beni de ağlattın
ezberlenmesi zor bir acının sözü gibiyim
bir filmin sonu gibi yaralıyım
sana sarılmaya koşuyorum ağır aksak
gözlerimde damlalar seni anlatıyor
senaryo böyle der ama kader sensiz diyor
bu aşkın filmi çekilmez gülüm
bu aşkın acısı dinmez gülüm
bu aşkın sonu bitmez gülüm


Ağlat bu akşam kemanı
Oy kemancı…
Hüzün yıldızları parlıyor bugün gökyüzünde,
Vur sineme öldür beni
Yokluğunda perde perde savruldu tüllerim
Çaresizlikler içinde sokakları geziyorum,
Sensiz bakıyorum denizin derin dalgalarına.
Her anım zulümdür senden uzakta
Duygu yüklü kalbimden kopan rüzgâra karışıyor gözyaşlarım.
Yine için için yanıyorum
Hazan rüzgârları ölümü savuruyor…
Kanayan yüreğime bir merhem olsan
Sana söyleniyor yanık beyitler
Türküler hep seni anlatıyor…
Nerde olduğumu sakın sormayın bana,
Yolunu kaybetmiş bir yolcuyum ben.
Nereye gitsem bir çıkmaza varıyorum
Umutlarım cebimde…
Üşüyor ellerim…
Kırgın… Yaralı kaldı üşüyen yanım.
Sarılmıyor içimdeki acılarım.
Hayat… Bütün zehrini kusmuş üzerime.
Bütün ışıklara küskünüm…
Ağla… İnle… Benimle bu gece… Kemancı.
Yansın yüreğimiz…
Şeker

Ne ben, ne de o
İlk görüşmemizi hatırlarım an be an…
Kalbim kıpır kıpırdı, durmuştu zaman
Aklım karmakarışıktı, hislerim talan
Ama ne ben merhaba diyebildim ona, ne de o
Gözlerimi kaçırdım her seferinde olmaz diye
Başımı eğdim, anlamasın, bilmem niye?
Hatta günlerce gitmedim yanına
Ama ne ben aklımı alabildim ondan, ne de o
İçimdeki fırtınaları estirmek istedim ona
Gözleri yaşartır, dudakları kuruturcasına
Saçları dalgalansın istedim rüzgarımda
Ama ne ben esebildim ona, ne de o
Topladım cesaretimi gittim yanına
Usulca yanaştım, sarıldım boynuna
Sonra dönüp baktım gözlerindeki ışıltıya
Ama ne ben bir şey söyleyebildim ona, ne de o
Baktım bu firak dönmez vuslata
Topladım bavulu, bindim arabaya
Elveda diyeyim dedim ona
Ama ne ben elveda diyebildim ona, ne de o
Biliyorum yine hep orada
Olmayacak bir ümitle bekler beni
Selam göndereyim dedim bari
Ama ne ben gönderebildim ona, ne de o
Unutayım dedim o zaman,
Günlerce adını ağzıma almadım
Resimlerine bakmadım, kimselere sormadım
Ama ne ben bir saniye unuttum onu, ne de o
Biliyorum imkansız aşktı bizimkisi
İhtimaller arayıp durmaktan yoruldum
Olmayacak işte belli, dedim bitireyim şu işi
Ama ne ben vazgeçebildim ondan, ne de o…
Patozaf

Aslında giderken arkamdan bakıyor mu diye bakmak güzel bir his hele ki geriye dönüp baktığında sana arkandan bakıldığını hissetmek dayanılmaz bir haz veriyor insana. Ama değer verdiğin bir insanın da arkandan bakmadığını görmek bir o kadar da elem verici. Ben o yüzden ne kadar merak da etsem, değer verdiğim insanın beni uğurlarken arkamdan bakmadığını görmemek ve ona karşı bir hayal kırıklığı yaşamamak için dönüp arkama bakmıyorum. Arkamdan bakmasın varsın hatta atsın tutsun ama bunu bilmeyim ki ona karşı sevgimde bir azalma olmasın diye…
Bizim başka bir adetimiz var aslında toplum olarak ve şimdilerde unutulmaya yüz tutan… Misafiri bahçe kapısına kadar uğurlamak, hatta arkasından bir tas su dökmek, su gibi akıp gitsin, tez zamanda geri dönsün ümidiyle… Hem böylece uğurladığınız kişinin de size dönüp bakma olasılığı artıyor.
Hayatım yollarda geçtiği için iyi bilirim bu duygunun ne demek olduğunu, zevkini doyasıya yaşarım, gözden kayboluncaya, boynun ağrıyıncaya kadar arkaya dönüp el sallamanın; ve hüznünü tadarım yaşlı gözlerle sevdiklerini uzakta bırakmanın…
Patozaf

Dönüşünü aynalarda bekledim,
Yüzümde halâ gözlerinin temmuz sıcağı.
Hadi affettir, bağışlat kendimi bana yeniden!
Ne zaman aynalara yüz çevirsem,
Düşman oluyorum zamanlarıma…
Aklıselim bir yürektim sana ’sevdim’ dediğimde,
Hiç hesaba katmadım bitti diyebilmeni…
Bu mu yoksa canıma musallat olan?
Bu mu beni zamanlarıma düşman kılan?
Şimdi kulağına değmiyor ’sevdim’ sözüm…
Şimdi bitirdiğin biz gibi öksüzüm…
Kalakaldık yitik bir tümce içinde bir başımıza.
Zamanı doldurdu ayrılığın,
Ayrılık zamanı dolmak bilmiyor!
Dönüşünü aynalarda bekliyorum,
Bir başıma
Gözlerinin haziran gecelerine sığınıyorum.
Şubat geçiyor yüreğimin derininden,
Seni tanımama ödül sayıyorum.
Hadi affettir anılarımı bana!
Bağışlat beni yaz akşamlarıma!
Kılı kırk yaralı,
Azgın ayrılıklara çarpıyorum.
Beklentisi düne kalan olduğumdan beri,
Dönüşünü aynalarda bekliyorum.
Züleyha SELÇUK

Sev ey yar
Emsalsiz bir sevda ile
Vuslata ermek için.
Ben bende değilken
Elini çekme üstümden
Nakaratım sensin
İliklerimde kansın.
Yüreğimde sevdamsın
Ülkümsün bende anlamsın
Ruhumu teslim edeceğim meleğimsin
Ezgilerde mısramsın
Gayibimsin
İçimde büyüttüğüm bensin
Nergiz bahçesinde dalsın
Düşlerimde hayalimsin
Ey yar bende anlam bulan her şeysin.
26.02.2010
Korsan

Umudum tükenmeden
Dualarımı üzerinden çekmeden gel.
Pişmanlıkların üzerine pişmanlık eklemeden
Sabrımın sonu gelmeden gel.
Arayış içinde, karmaşık yüreğinle
Mutlumu olacağını sanıyorsun?
Başka bir yüreğin seni,
Bu kadar çok seveceğini umuyor musun?
Zaman sevgini alıp gitmeden
Acılarım bitmeden gel.
Ezgi
Yazan:
Barış Erdoğan
Şub
27

şiirin üstüne çok düşme şairim
dizenin dizi incinir
merhemsiz yaraya dönersin
şirin’in üstüne çok düşme şairim
ferhat’ın sazı incinir
dirhemsiz daraya dönersin
Barış Erdoğan
Yazan:
Barış Erdoğan
Şub
27

ne zaman
gönül kapısının ipini çeksem
yalnızlığıma
ıslık çalasım gelir
Barış Erdoğan
Yazan:
Barış Erdoğan
Şub
27

“mor”umuz “al”ınıza
“al”ınız “mor”umuza karışmışsa
almayız “ah”ınızı
ki gönlümüzde bir “hâl” saklı
“el”iniz “il”imize
“il”iniz “dil”imize dolaşmışsa
dolamayız “dil”imize
ki gönlümüzde bir “bal” saklı
Barış Erdoğan

Yanmayı yanılmalara öğreten yalnızlığın yan anlamıyım
Sen hep gerçek anlamda kaldın
Mecazlarına sanatlar ekledi gidişler
Yan yana gelmediğimiz her zaman terim oldu sensizliğe
bütün ateşlerin dilinde seni anlatım
küllere ders verdim kimsesiz kalışlar arasında
ıslık çalan bir ilmin dilindeyim
uslanmış bir felsefenin fecriyim
seni kendime anlatıyorum
atıl huzurun gölgesinde özlem buzullaşırken
aşk benimle senin arasında kaplıca suyu oluyor
göz yaşların da eklenince
şifa mı yoksa can yakılışın dönencesi mi bilinmiyor
ruhumda umutsuzluk festivali
senli konserler turnasında tavlarım söylenir
içimizin bam telleri kopar içlenişten
içerlendiğin nakışların kışlarında yazılmamış kavuşmalar üşür
o zaman aşk, kendi yanıklarından ısıtır imkansızlığı
ahını unutan bir aşkın hemzeminde
sensizlik ile vazgeçilmezliğimin ruhu çarpışır
bir ben ölür bir ben kalır özleminde
unutulmazlığına dönüşür özüm
kendi sırlarını mumyalayan aşkın sözü olurum
başkaldırının kaldırımlarına seni çizer ellerim ile el elelerim
gelip geçen anların deminde zaman susar
susamış sular ağlayan aklın ta içinde akar
gönül fenerinin tatminsiz sözcüklerinde yaşam yakar beni
çok sesli bir düşün kertmesinde benimde vurulur aklanışın
gözlerine bebekler büyütür bakışın
miadı biten geçmişin silgisiyle beni siler af
yorgun umanların köpüklerinde yıkanır sevgim
büyük boşluğun hoşluğunda kalır tutkularım
beni sana yazar aşk ve kader
ayrılık yeni kavuşmaları besteler
nakaratlarında gözlerin ve illa da beni yakan sözlerin
asil bir kopuş aslı’nın yüreğinden süzülür
sevinç yayılır buluşmanın atlaslarına
her karede senin yeşilliğin, maviliğin
yüzölçümünü tutkumun hevesiyle ölçtüm
sonsuz bensiz kalan aşk coğrafyam
bir şehirden bin şehre sığındım
sensiz başkent, beni mutlu etmiyor
şehirsiz ve sensiz kaldım
gel öz kentinde özle ve gözle dünyamı


Şimdi çalsa telefon,
Sesinin büyüsü sarsa yine beni.
Sarsıntılar içinde bulsam kendimi
Ve hiç susmasan…
Yerli yersiz sözleri sıralasan,
Nefes alışlarında aşkla solusan sözcükleri,
Bir ara dursan / duraksamalardan kurtarsan beni.
Sonra gülüşünü bıraksan içime,
Hiç geri almasan…
Dili damağı kurumuş cümlelerden bıktım!
Konuşmaya can atan kelimelerim olsan.
Bahara bir şey kalmadı Can,
Soluğunla nevruzlaşsan…
Çiğdemce bir zaman bıraksan çoraklığıma…
İççekişli hasta sözcükler dolanmış dilime,
Miadı bitmiş cümleleri telâffuz ediyorum
Ayrılık diyor bütün sözcüklerin dili
Sen sesinle kavuşmaları hatırlatsan…
Her defasında,
Aynı kelimeyi saran sesini duyarken ben,
Sen büyüklük yapıp,
Başka kelimelere de ses olsan.
Unuttuğum zamanları hatırlatsan,
Ben susam / sen konuşsan…
Bitirsen bitmek bilmeyen azılı zamanları,
Su misali aksan sesinle,
Konuşsan…
Şimdi çalsa telefon…
Çığlık çığlığa bir sevinç duysan,
Şaşkınlığın büyüse, ayrılık sussa
Bir sen konuşsan…
Ben yine kendimi sende bulsam,
Sesini duysam!
Züleyha SELÇUK

Bu gece bulutlarını ört üstüme
Susuz kalmış ay ışığı gibi
Isla duygularımı,
Kar oldum uzak dağlara duştum.
Sevdalara, bulutlara, rüzgârlara götür beni
Bende kal bu gece…
Yer aç yanında yalnızlığıma,
Kimseler duymasın…
Bir kemanın acıklı iniltisine koy beni.
Sev beni yüreğinden…
Bir serin akarsu gibi derinden…
İliklerim aşk koksun nefesinden,
İstersen bağrımdan, kor getireyim.
Türküler söyleyeyim esen rüzgârlara.
Duman duman… Bulut bulut… Eriyeyim sana.
Tut kollarımdan bırakma beni…
Öpsün ay dudaklarımızı.
Sonbahar yaprakları gibi savrulayım sana.
Çılgın arzular uyandır ruhumun derinliğinden.
Sev… Sev beni… Yüreğinden.
Şeker

Beni yaraladın farkında değilsin
Seni seviyorum seni kırmaktan korktuğum için
Her gece bedenime saplanan sensizliğin
Hançerlerini de alıp senden gidiyorum
Hoşça kal Birtanem.
Yaren

Yazan:
Efsane Etrafoğulları
Şub
26

Yalnız ve biçareyim dolaşıyorum
İçim yara, içim yanar bir meşale gibi…
Mecnun gibi sorar oldum
Kimi seviyorum veya kimi arıyorum diye
İçimi yakanı mı içimdeki yananı mı?
İçimdeki karanlıkta arıyorum güneşimi
Buluyorum.
Bakamıyorum gözlerim kör oluyor
Dokunamıyorum cehennem ateşi gibi…
Güllerle, yasemenlerle bezenmiş sırça köşk misali gönül
Dokunuyorum kırılıyor
Hayallerim gibi, hayatım gibi…
Efsane Etrafoğulları

Resim kaynağı
Lokumumuz dört kişi içindir.
Malzemelerimiz:
4 su bardağı un
1 adet yumurta
1 ya da 1,5 su bardağı ılık su
Yeteri kadar maya
1 Çay kaşığı tuz
Kızartmak için:
Ayçiçeği yağı
Şurup için:
3 su bardağı şeker
2 su bardağı su
½ limon suyu
Yapılışı:
Unu eleyin, ortasını havuz gibi açın. Maya, yumurta, ılık su ve tuz koyarak karıştırın.
Boza kıvamında akıcı bir hamur hazırlayın. Hamuru sıcak ortamda ağzı kapalı olarak 20 dakika mayalanması için bekletin. Yeterince mayalandıktan sonra hamur avuç içinde sıkılarak yağa batırılmış çay kaşığı yardımıyla (çay kaşığı ile yapmakta zorlanırsanız, lokma makinesi kullanın) bilye büyüklüğünde parçalar alınıp yağda kızartılır. (Önceden su, şeker ve limon karışımında bir taşım kaynatılarak hazırlanan şurup ılıması için bekletilir. Sonra kullanılır.) Yağdan aldığımız kızarmış hamur ılıtılmış şurubun içerisine atılır ve çok az bekletildikten (şekeri çekinceye kadar) sonra çıkartılır.
Lokumumuz servise hazırdır.
Afiyet olsun.
Ezgi


Mevlit Kandili ya da Veladet Kandili (Arapça: لیلة مواليد, Mevlid (مولد), Mevlid en-Nebi (مولد النبي), İslam dininin peygamberi olan Muhammed bin Abdullah’in doğum gecesi aynı zamanda Hicrî Rebiul-evvel ayının onikinci gecesidir. Klasik dönemde (Asr-ı Saadet ve Dört Halife Dönemi) kandiller yer almadığı için geçmişi pek eskiye dayanmamaktadır.
Mevlid, “doğum zamanı” demektir. İslam’da Muhammed’in doğum günü farklı mezheplerden kutlanır. Sünnilerde Rebiul-evvel ayının 11.sinden 12.sine bağlayan gece, Şiiler 17. günü Mevlid günü ve 17′ye dönen geceyi de Mevlid Gecesi olarak adlandırırlar. Bu iki tarih arasındaki haftayı da Vahdet Haftası ilan etmişlerdir.
Kandil Geceleri İslam’ın ilk zamanlarında var olan bir adet olmayıp, hicrî 3. asırdan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Türkiye’de Osmanlı Devleti padişahı II. Selim’den itibaren bu kutlama gün ve gecelerinde, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır.
Bu vesile ile tüm Etraf sitesi üyelerinin kandilini kutlar saadetler dilerim.
Korsan

Garip bir yaratıktır insanoğlu…
Ne istediğini bilmez ve bilmeden her zaman daha fazlasını ister. Neden yaşadığını bilmez bilmeden yaşamaya devam eder kimisi, kimisi de öğrenmeye çalışır neden yaşadığını kör umutlarla. Her zaman mutsuzdur hiç bir zaman içinden “neden” demeden yapamaz. Zengindir belki hayatı kurtulur ama açtır o hala her zaman daha fazlasını ister çünkü daha fazla zenginlik. Huzurludur belki ama o hala rahatsızdır çünkü daha fazlasını ister her zaman. Daha fazla huzur. Seviliyordur belki birçok kişi tarafından ya da bir kişi tarafından birçok hislerle. Ama daha fazlasını ister her zaman daha fazla sevgi.
Ve ben şimdi bir ikindi vakti tek başıma olmak istediğim yerde olmak istediğim duygular içerisinde ve olmak istediğim kadar yalnızken…
Hala daha fazlasını isteme durumundayım nankörce…
Yoksa hayat mıdır bize az gelen ya da çok mu fazla hayatın bize sunduğu imkânlar?
Bitmesin isteriz en güzel anlardan biri olan arkadaşlarla mangal partilerini…
Bitmesin isteriz takımımızın üç sıfır önde götürdüğü en keyifli futbol maçını…
Bitmesin isteriz bir manzaraya karşı çay keyfi yapmayı…
Ama hiç düşünmeyiz hayat bile bir gün son bulurken en güzel anların bile bitmesinin gayet normal olduğunu…
Ve hiç düşünmeyiz bu anların ölümsüz olduğunda hiç bir güzelliğinin kalmayacağını.
Oysa gerçek şudur ki; Sonu olan her şey güzeldir.
Bu hayatta en çok istenilen şeydir ölümsüz olmak dünyaya kazık çakmak fakat hiç düşünülmez “nereye kadar ulan nereye kadar yaşasam nolur binlerce yıl” diye.
Bazen hayat fazla gelir artık yaşamış olduğumuz sıkıntılar taşınamaz bir yük haline gelmiştir ki bizi intihara kadar sürükler. Ama yine düşünülmez ölüm de yani “son”da zamanında yaşanılmalı ki güzel olsun.
Hayat güzel anılarla olduğu kadar kötü anılarla da güzeldir. Hayatın tadı güzel anılar olduğu kadar tuzu da kötü anılardır. Yaşanan her tecrübenin insana yeni şeyler kazandıracağı ve bu kazanılan şeylerin insan için en iyisi olduğu düşünülmez hiç bir zaman…
Ali Erez

Öğrenci olmak dediğimde birçok kişi bu konuyu açarken derslerden, beklentilerden, hayal kırıklıklarından, başından geçen komik ya da trajikomik olaylardan bahsedeceğimi düşünmüştür. Hayır, ondan bahsetmeyeceğim…
Bende hep içimde kalan bir şey vardı. İlkokuldan bu yana içimde olur hep. Şimdi bakın benim içimde kalan olayın neresi biliyor musunuz? Ben bunu lise sondayken en zirvede yaşadım.
Okulun son günü yine sıradandı. Sanki hiç kimse bir yere gitmeyecek, sanki pazartesi günü herkes yine 8’de orada olacak gibi geliyordu bana. Haftasonu geldi, Pazartesi geldiii, Salı, Çarşamba derken bir hafta daha geçti. Birden bire kafama dank etti. Artık haftasonu başıma gelen olayları anlatacağım, yeni aldığım ayakkabıları gösterecek bir sınıfım, notlarımı karşılaştıracağım ya da beraber tenefüse çıkıp kantinden tost sırasına gireceğim arkadaşlarım yoktu. Artık okulda giydiğim takım elbisenin bile anlamı yoktu… Sıkılarak gevşettiğim ve okul çıkışında çantama sokuşturduğum kravatımın da…
Çantamı bile artık taşıyamayacaktım, elimde eve gelince evin bir köşesine fırlatıp atamayacaktım. Ya da akşamdan hangi dersin kitabını koyayım diyemeyecektim. Öyle bir sorunum yoktu artık. Şimdi ki gibi yıllıklar, mail adresleri ve cep telefonları da yoktu ki… Yani aynı anda bütün sınıfı bir araya yine aynı ortamda toplayamazdım… Olsa da aynı ortam olmadıkça bir araya gelmenin de pek anlamı yoktu…
Derken bir gün evin arkasındaki, annemin eskiden halı dokuduğu odaya daldım. Annem lazım olmayan kitaplarını ayır da yakayım diyordu. Anaa elimi bir deftere attım, yapraklarını çevirdim… Bu hatıra defteriymişşşş… Nasıl etkilendim bilseniz. Şimdi bile tüylerim diken diken oldu valla… Yazılan yazılar, yapılan espriler… O zamanlar pek yıllık oktu ama herkesin bir hatıra defteri vardı. Millete sırayla verirdin. Kim kime neler yazmış… Söz kimseye göstermeyeceğim derdin ama… Nedense herkes de okurdu. Hiç unutmam kızın birinin defterine dalga olsun diye aşkı meşkli muhabbetlerden yazmıştım. Denemek için yazdım aslında… Sonuççç… Tam tahmin ettiğim gibi… Ertesi günü bütün kızlar hımm Zaferrrr… Sen neymişsin yaaa… Vay vay vaaaay hiç de belli etmiyorsun haaa… Birden olay olmuştu… Sinirlenmiştim sonra gittim o arkadaşıma ağzıma geleni söyledim. Hatıra defterinin deee… Senin deeee… Hani gizli kalacaktı kızzz demiştim… Sonra da artist artist çekip uzaklaşmıştım yanından… Arkamdan Zafer diye bağırmıştı ama dinlememiştim bilee…. Ne artistik yapmıştım beee… Dizi film gibiydi. (Gururlu taşra delikanlısı)
İşte o zamanlardan bu zamanlara hep şunu yapmayı istemişimdir. Keşke elimde öyle bir imkân olsa da, şu anki halim ve aklımla yine aynı sınıfta olsam ve liseden sonra neler yaptığımı başımdan geçenleri sanki bir rüyaymış gibi anlatsam. Sonra da bunlar rüyaymış desem ve yeniden gelecekte ne olacağım diye hayaller kurmaya başlasam… Sonra hafiften bıyık altı gülümsem… Keşkeee ahhh keşkee…
Siz de o günlerinizi özlediniz mi?
Patozaf

Uzak bir iklimde esip geçen rüzgârlara ağıt yakıyorum
Senden aldım bu kadar sevmeyi, özlemeyi, kahrolmayı
Mutluluğu, umudu, sevginin sıcaklığını buluyordum sende
Sanki yüreğin vardı, gözlerinin içinde…
Sonu olmayan yollarda kendi sonunu mu hayal etmişim?
Bilirim ben duvarları tekmelemeyi
Yaşamak için mücadele verdiğim bir dünyada
Yaşamaya lanet okumayı…
Ne oldu bana böyle? Neden direniyorum.
Şarkıları dinlemek neden yakıyor yüreğimi.
Neydi çekip kendine beni bağlayan…
Kanatan benliğimi… Tenimi dağlayan…
Hıçkıra hıçkıra dökülen gözyaşlarımda
Yıldızlara seni anlattım bu gece…
Çaldı hüzün dolu imkânsız nağmelerini
Her şey sanki muamma…
Canımı yakıyor değişen maskelerin…
Gecenin dipsiz kuyusundayım
Izdırabımın sebebi oldu sevgim.
Tükendim…
Yüreğindeki sevgi kırıntılarını atıp cebine…
Sahte arayışlarla ne de kolaymış gitmeler senin için
Sarı bir mumun… Kör ışığının gölgesinde…
Ellerim titreyerek…
Gözlerimden mahsunlaşan inci tanelerine aldırmadan yazıyorum bu şiiri…
Her zamanki gibi…
Bilmiyorum bu sensiz dünyanın bir sonu var mı?
Nefes gibi soluduğum hicran gecelerinin bir sabahı var mı sensiz?
Titreyen yüreğime söz geçiremiyorum…
Beceremiyorum sensiz yaşamayı… Ölmeyi…
Beceremiyorum…
Şeker

Resim kaynağı
Çorbamız altı kişiliktir.
Malzemelerimiz:
1 su bardağı yeşil mercimek
1 su bardağı yarma (kırık)
1 adet soğan (kuru)
2 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı tuz
1 çay kaşığı biber (kırmızı toz biber)
1 çay kaşığı nane
6 su bardağı su
Yapılışı:
Tencereye yağ konulur. Soğanlar ince ince kıyılır. Pembeleşinceye kadar kavrulur. Nane, biber ilave edilir. 3 su bardağı su konulup, kaynamaya başlayınca mercimek ilave edilir. 20 dakika kaynayınca 3 bardak sıcak su ilave edilip, yarma eklenir. 20 dakika kadar kaynatıldıktan sonra tuzu eklenir. Ateşi kısılır. 10 dakika kadar kaynadıktan sonra servise hazırdır.
Afiyet olsun.
Not: Geleneksel Çorum yemeğidir. Çorum ve çevre ilçelerde de yapılır. Yanında turşu ve yeşil soğanla servis yapılır.
Ezgi

Yazan:
Efsane Etrafoğulları
Şub
24

Sevdanın rengi kurşuni olmuş içimi yakan
Yalnızlık paramparça etmiş zamanları
Güneşi arar oldum karanlıklarda
Baharım eylül olmuş yapraklar döküyor.
İçim üşüyor yangın yerinde
Akıp gidiyor deli zaman
Akıp gidiyor ömür misali yaşlarım.
Geride kalan seninle geçirdiğim ebruli zamanlar
Geride kalan gözlerinde gördüğüm kurşuni yalnızlıkmış.
Efsane Etrafoğulları

Yaşanmışlığın gerçeği
Gölge gibi peşimi hiç bırakmıyor
Yalan olan sadece yokluğun oluyor.
Duymuyorsun sesimi
Görmüyorsun yüzümü
Bilinmeyen çözülmeyenler gibi
Meçhulüm sende şimdi
Öyle bir sapladın ki yüreğime hançerini
Çıkartsam kanıyor,
Bıraksam acıtıyor.
Gözlerimden yaş yerine
Kan damlıyor.
Ezgi