Beni Bul Ey Ben – 2
Yazan edward34Mar 31

ben şirinden içen aşkın şiriydim
sense zerrelerimden kaçan ürkek ceylandın
aşk cenneti diledin benden bir ömür
fırat’ı bile geçemedim ki sıratından geçeyim
su ile günah arasında ödevim artıyor
arzular şelalesinde suçluluğumun susuzluğu akar
her bakışın deminde bir kaçış damlar
beni benden alır sensiz sana ular
özleme kundaklanan ali kavuşmalar sarılır arlara
biriktirilmiş arif aynalarında taranır yarlar
sen ile ağyar arasındadır yaralanışım
aşk olmazlığa ol vaki yaşanmaktır
özden kaçış gibi söze kıyı olmaktır arayış
sonsuzluğu ağırlayan içimdeki ağrılarda yücelir ağrı dağın
ağrım dinmez sen Van kedisi olarak tüy dökerken yarama
savrulup süs olmak ile kavrulup kul olmak arasında sustun
oysa haddin sıvı yüreklerinde yüreğine yazılmıştır yol ödevin
sen, senden önce kendine bir sen olan senesin
ben, benden önce kendisizliğime ben olan zerreyim
aşk, aşktan önce yaşanmaya özetlenmektir asil aşka
çiftler arasında çift olmak ve asıl aşkımıza çiftçi olmak
işte budur benim kaderim
işte budur benim ederim



Ne kadar zordur O ben’i bulmak, tebrik ederim kaleminize sağlık.
İşte budur…
Tebrikler Üstadım.
şir :farsçada hem aslan hem süt demek….
tşk can dostlar
Ben bu mısrayı kendimce şöyle açmıştım;
Ben sütünden işen aşkın aslanıyım.
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul’muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe da çay tadında…. Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi… hani akrep’i seven ama yüreği takvim yokuşlarında… Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının… sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime… Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum… Kadın Beyoğlu’nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu… Adam da… Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında… Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam… Kadının yüzünde bir hüzün… Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük… Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti… … Soğuğun ve karanlığın vehameti! Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, daraltılmış… İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler, yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar… Hepsi daraltılmış… Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat! Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken… Beni sevda yerimden vurdu yine zaman… Şimdi sana söylenecek tek cümle: Bende sana yetecek kadar ben kalmadı…
Yılmaz Erdoğan
Duygu ifade şiir tekniği harika zevkle okudum tebrikler üstad
Teşekkürler, selamlar.
Hüzünler ilmek ilmek dokunmuş her dizede ve alıp gitmiş şiir hepimizi kendi içinde. Sizin gönül yaranız değil dökülen bizi de almışsınız dizelerinizin içine.
Kutluyorum kaleminizi ve saygılar yüreğinize.
Bekle dedi, gitti..
Ben beklemedim, o´da gelmedi…
Ölüm gibi bişey oldu…
Ama kimse ölmedi….
ÖZDEMİR ASAF
Ekmek Şarap Sen ve Ben Birde sabahın dördü Dışarda kar Odamız ılık Gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe Anlattın bana ağzı sarımsakı kokan bir çocukla yattığını Aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını Kıskandım Gogeni Tahitilim Terlemiş vücudunu silerken Cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini Saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum Güneşi doğurmuştu ölü cisim Martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında Nefesin vücudumu yakıyordu yer yer Sam yelim Sahra-i kebirim Kahrettim her şeye o gün Babanın çarap çanağına, Gogen’e, kadere, sana, bana birde gittiğin arabanın tekerine Ne diyordum arkadaş…. Diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim Ama içerken düşünmem neden içiyorum diye Daha sonra yaparım hayatın felsefesini Sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni Bazen kadın hamamında tellak…. Bazen Cristof Kolomb Napolyon’ken düşünürüm elbede geçen günleri Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi…. Bir kere Aristo’nun hocası olmuştum Ona verdiğim dersle gurur duymuştum Bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman Bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum Eğer daha da içersem Shaskespare halt etmiş derim karşımda Salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de İşte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim Enayiymiş be Platon… Bir içsinde görsün….Ne felsefesi varmış bu hayatın Anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu Islak kaldırımlarda yürürken acırım Önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline Ukalalık işte derim neme lazım senin Kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş…. Ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım Şehrin hizbe sokaklarında Yavaş yavaş kaybolur benliğim.
İhsan Yüce
Kaleminize sağlık çok güzel ve anlamlıydı.
BÖYLE BİR SEVMEK
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkğ belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir.
ATTİLA İLHAN
Yine çok güzel yazmışsınız okumaya doyamadım, kaleminize sağlık.
”Bazen bütün hayatınız alacağınız tek bi çılgın karara bakar”
Çok özel bir şiir, tebrik ederim.
Sevgi ve saygılar.
Sus bir şey söyleme sev yeter.