Nisan, 2010 icin arsiv

Sez_alandım Bir Kere – 1

Hayrettin TAYLAN

Umurlarına sürüldüm gayrı nadasta değilim. Uzak kaldığın her ana,
karbon monoksiti bol özlemler yolluyorum. Sen Âşık Veysel’in seline yakınsın, biraz beni oku rüzgârdan.
* Tetik düştü düşlerime. Sezalandım bir kere.
—Ruhumun düşlerine balonlar uçur. Gözbebeklerine kadar kafiyelensin sevgin.
Henüz, rüştünü kazanmamış geleceğimize tarih ek. Arşivlerine al en yeni beni.
— Korunaksız uzaklarda üşüyorum. Karar ile kararan arasındayım.
—Soruşturmalar açıyorum sen ile illa sen arasında. Bunca imkânsızın sızısında sonrasını çağıran her şeyde kalakalıyorum. Paslanmış yürek tasımı her dem kalaylıyor sevgin.
— Dibi tutmuş karamsarlığın yara adasında yârim olmanı istiyor her şey. İstanbul’un bir aşk adası ve ben yalnız. Ve hem sensiz, hem bütün açlıklara aç.
—Dört yanı çevrilmiş, dört yüreği aklanmış, en büyük aşktan daha yeni temyiz edilmiş, kendi aşkının seri katili olmuş, mısralarda ağlamış, öykülerde hıçkırmış, yeni romanında rumi takvimden ıstıraplar yakmış memnu düşlerin piriyim.
—Pir Sultan değil, Mir Sultan…
Kirliydim, kaçaktım, açılacak gönül kapına konulan kıtmir değildim.
—Seninle baş başa olamadığım ol vaki anların anacaklarında henüz dil ile gönül arasında göz pınarların akmadı.
—Aşk kendini temyiz etmektir. Ben yıllardır Yusuf’la aynı koğuşta kaldım. Sen Züleyha‘ mısın ki mısır bile yetişemeyen kara bağrımın nadaslarında.
—Öylesine sevgilerin peydahladığı sanal aşk bebeği değil benim aşkım.
—Henüz yeni ciltlenmiş hiçliğimin boşluğunda felsefi bir merdiven dayadım bulutlara.
—Nemli bulutlardan seni sordum. Gözü yaşlı yılların buhuru susuyordu.
— Fail-i meçhul bir kalışın vahasına giden ürkek çöl ceylanı olarak geliyorsun kimyalarıma. Her sevginin ilacı simyalarımda saklı bir anın şifresinde gördüklerin rüyaların dersiydi.
—Zimmetine aldığın onca sevginin şehrinde biraz da benim için yaşamaya nişanla kendini. Yürek çeyizlerini hazırla, seni senden istedim.
— Okunaksız, dokunaksız ahitlerimde seni yazdım. Dokunamadıklarıma dokundum.
—Sustum bir zamanlar, zaman sustu. Susmak da aşktan, aşktan da susmaktır.
— Hiç bilinmezliğin hücresindeyim. Yalnız senin saf sevginle besleniyorum.
Ranzasını yaktığım bu mahpus kederin mahzun viranelerinde kendimi sende buldum.
—Yaram ile yaranım arasında raylarında bilediğim gelişlere yürüyordum.
—Bir gün hep yanımda kalacak bir durağın adı oluyorum.
Uzaklarını yasal imkânlarla kiralıyorum. Kiralık bir dünyanın mavzerinde kurşunsuz ve sensiz yaşamak zor.
— Şüphe zırhına kuşandım. Kuşku ile kuşlar arasında beklemeler uçurdum, havana.
— Ant içti gerçek sevgim, söz verdi sözlerim. Özümden sana ütülenmiş yeni bir ben var.
—Kırışık bir dünyanın kreasyonunda en anlatılmaz duygularla beni güle güle giy gönül adam.

Hayrettin TAYLAN

1 Mayıs İşçi Bayramı

firat

1 Mayıs Nasıl Başladı?

İlk kez 1856′da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlemesi ile başladı.

Siyah-Beyaz Dayanışması

1886′nın 1 Mayıs günü Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago(Şikago)’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.

1886′da Şikago’da toplanan Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 8 saatlik işgünü için 1 Mayıs’ı grev ve 8 saat uygulamasını fiili olarak hayata geçirme günü olarak belirledi.
Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne 1 Mayıs- Anadolu’da 1 Mayıs ilk kez Osmanlı döneminde, 1905 yılında İzmir’de kutlandı. Bunu 1909 Üsküp kutlaması izledi. İstanbul’da ilk kez 1 Mayıs kutlaması 1910′da yapıldı.
1920′nin 1 Mayıs’ında işgal idaresinin ve Osmanlı Hükümeti’nin yoğun baskılarına karşın 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kutlandı. İşçiler Haliçten başlayarak Karaköy üzerinden Beyoğlu’na kadar bir yürüyüş yaptılar ve “Bağımsız Türkiye” yazılı bir pankart taşıdılar.
1921′in 1 Mayısı’nda İstanbul’un hemen tüm işçileri, özellikle şirket-i Hayriye, Seyrü Sefain, Haliç ıdaresi ve Tramvay şirketi çalışanları 1 Mayıs’ı kutladılar.
1923 1 Mayısı’nda çok sayıda yerli ve yabancı işletmede çalışan işçiler greve çıktı. İşçi taleplerinin arasında, “yabancı şirketlere el konulması, 1 Mayıs’ın resmen işçi bayramı olarak tanınması, sekiz saatlik işgünü, hafta tatili, serbest sendika ve grev hakkı” vardı ve birçok işçi tutuklandı.
Cumhuriyet Sonrası-
1924 1 Mayısı’nı “İşçi Bayramı” olarak kutlayan işçilerin bu eylemi engellenmek istendi. Sekiz saatlik işgünü için bildiri dağıtan birçok işçi tutuklandı.
1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu sonrasında kutlamalara izin verilmedi.
1935 yılında çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun” adıyla çıkarılan düzenleme ile 1 mayıs “Bahar ve Çiçek Bayramı” olarak genel tatil günlerine dahil edildi.
27 Mayıs 1960′ dan sonra da “yasaklar” yaşandı.Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nun kabul tarihi olan 24 Temmuz, işçi sınıfına 1 Mayıs’ın yerine bayram olarak dayatıldı. Ancak bu girişimlerin hepsi, kararlı mücadeleler sonucu geri döndü.
Bu yıldan başlayarak 1975 yılına kadar 1 Mayıs yasal olarak kutlanamadı. Sadece 1927 yılı 1 Mayısı’nda Amele Teali Cemiyeti önünde toplanan işçiler tarafından bir kutlama yapılabildi; bu kutlama sonrasında da çok sayıda tutuklama yaşandı ve Amele Teali Cemiyeti kapatıldı.
1975 yılında 1 Mayıs, yarım asırlık bir zamanın ardından, İstanbul Tepebaşı’nda yapılan bir toplantıyla kutlandı.
1976 yılında on binlerce işçi 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’ndaydı. DİSK tarafından düzenlenen miting için Beşiktaş’tan başlayan yürüyüş Taksim’de son bulmuş ve kitlesel bir 1 Mayıs kutlaması gerçekleştirilmişti. O gün Taksim Meydanı’ nı 400 bin işçi bulunuyordu.
1977 yılında Taksim’de toplanan yüz binlerce işçinin üzerine ateş açıldı ve 36 işçi katledildi. Provokasyonu gerçekleştirenlerle ilgili soruşturma açılmasına rağmen dosya günümüze kadar aydınlatılmadı.
1978 yılında tekrar 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda yüz binlerce işçi bir araya geldi. Mitingteki ana talep 1977 katliamının faillerinin bulunması idi.
1979 ve 1980 1 Mayıs’ları çeşitli engellemelerle karşılaştı. İstanbul’daki kutlamalara izin verilmedi ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diğer illerde kutlamalar yapılırken, İstanbul’da kutlama yapılamadı.
12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte 1 Mayıs tekrar yasaklandı ve genel tatil günü olmaktan çıkarıldı.
1987: 7 yıllık aradan sonra sendikalar öncülüğünde bazı milletvekilleri, aydın, sanatçı ve bilim adamları ile birlikte yaklaşık 1000 kişilik bir grup Taksim Anıtı’na 1 Mayıs şehitlerini anmak üzere çelenk bırakmak istediler. Polis sadece milletvekillerinin araçla anıta ulaşmasına izin verdi.
1989: Taksim’de biraraya gelen kitleye saldırıldı. Mehmet Akif Dalcı isimli bir işçi yaşamını yitirdi.
1990: Yine Taksim’e yürümek isteyenlere izin verilmedi. Çıkan çatışmada İTÜ Öğrencisi Gülay Beceren felç oldu.
1996: 1980 sonrasının en kitlesel mitingi gerçekleştirildi. Kadıköy’ü dolduran yaklaşık 150 bin insan toplandı ama yine açılan ateş sonrası 3 kişi yaşamını kaybetti.
2008 Nisan’ında, 1 Mayıs “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edilmiştir.
22 Nisan 2009 tarihinde TBMM’de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir.
Ve 1 Mayıs 2010… İşçi Bayramı uzun ve yasaklı geçen uzun yıllardan sonra Taksim Meydanı’nda kutlanacak. Kutlamalara ise binlerce kişi katılacak
1 Mayıs dünyanın birçok yerinde işçi bayramı olarak kutlanıyor. Hak ve Özgürlüklerin savunusu olan bu günün tarih içinde Dünya ve Türkiye’de geçirdiği serüven şu şekilde tarih sayfalarında yer alıyor.

Fırat

Uçur Aşkını Sevgin Kalsın Bende

gokkusagi

Sevgi emek ister, emek güç ister

Güçlü bir sevgi için

Sevgi karşılık ister, karşılık fedakarlık ister.

Fedakar bir sevgi için

Sevgi cesaret ister, cesaret yürek ister

Cesur bir sevgi için

Sevgi özgürlük isterse aşk onun özgürlüğü.

Gözler de ispatıdır

Sevgi pamuksa aşk tüydür

Üfleyince  uçar

Gider konar sevdiğine

Yumuşacık bir dokunuşla

Sarar tüm benliğimi

Kalırsın bende…

30 Nisan 2010

Gökkuşağı

Zihin İle Yüreğin Farkı

Pozitif Adam

Zihnimizde ekrana getirdiğimiz her resim, her video, her ses, geçmişten kaydedilmiş ve saklanmış bir veridir.
Alışkanlıklarımız da öyledir. İnançlarımız da öyledir. Biz doğarken hard diskimiz tamamen boştur. Kapasitesi de sonsuz TeraByte kapasitesindedir. Sonsuzluğa bir kapasite koyabilirseniz koyun. Gördüğünüz her şey, aslında kaydediliyor zihninizin bir köşesinde, hem de önem sırasına göre. Doğru metotlar uygulanırsa, 5 yıl önce okunan bir gazetenin bir köşe yazısı noktasına virgülüne kadar hatırlanabilir.

Adı Ahmet olan biri, doğarken Ahmet değildir. Ama yıllar geçtikçe, bu isimle öyle bir bütünlüğe girer ki, nerede ” Ahmet!” diye seslenilse hemen oraya yoğunlaşır. Kendisinin çağrıldığını bilir. Bu ona öğretilmiştir. Aynı bebeğe başka bir isim de verilebilirdi. Bu kez o isimle bütünleşecekti. Aynı şekilde anne-babadan çevreden alınan bütün veriler işte bu zihin denilen hard diskte saklanır. Kişiliğimiz işte böyle oluşur. Neyin iyi neyin kötü olduğu bize önceden öğretilir. Eğer kötü bir çevrede yetişmişsem, bütün kişiliğimin omurgası genel olarak kötü olacaktır. Eğer iyi bir çevrede yetişmişsem, bütün kişiliğimin omurgası genel olarak iyi olacaktır. İstisnalar işin asıl püf noktasıdır. Zihnimizde biriktirdiğimiz bütün veriler, bizim kendi Özümüzden bağımsız olarak, hayatımızı idare etmeye çalışır. Zihnimiz ile yüreğimiz birbirine düşmandır, zıt kutuplardadırlar. Yüreğini dinleyen biri asla yanılmaz. Yaptığı yanlışlar, sadece ileriye giden doğru yola serpiştirilmiş birer engeldir. Onlar yanlış bile değildirler.
Fakat zihin ile yüreğin ayrı olduğunun farkına varmak lazım.
Zihin sizi daha çok para, daha çok mal, daha çok mülk edinme, ihtiras makam mevki peşinde koşturur. Asla istekleri bitmez. Elde ettiğiniz hiçbir şeyle yetinmez. O’nun görevi budur. Yüreğiniz ise sizi sadece huzura, dinginliğe, iyiliğe, güzelliğe davet eder.

Bir hikâye:

Çok içkici, geçimsiz kavgacı ve hayata tutunmaktan vazgeçmiş bir adamın iki oğlu varmış. Bu adam suçüstüne suç işliyor ve uslanmıyormuş. En sonunda hapse atılmış. İki oğlu yalnız başlarına büyümelerine devam etmişler. Bu oğullardan biri babasının izinde giderek en son gittiği yere gitmiş. Hapishaneye.
O’na sormuşlar:”Geçmişinde temiz olan hiçbir şey yok. Neden böyle ” diye. Demiş ki, böyle bir babanın oğluyum başka ne yapabilirim ki? Bu babanın diğer oğlu da, çalışıp çabalayıp, her an fırsatları değerlendirip sevilir sayılır biri olarak yüksek ve saygın bir mevkie gelmiş. O’na da aynı soruyu sormuşlar. Bu genç çocuk da aynı cevabı vermiş: Böyle bir babanın oğluyum, başka ne yapabilirdim ki? Bu gençler arasındaki tek fark, birinin yüreğini (vicdanını) dinlemesi, ötekisinin de zihnini dinlemesi.
Zihninde birikmiş bütün olaylar bu genci kontrol etmiş, yaptıklarını haklı göstermek için de, zihni O’na ” sen böyle bir babanın oğlusun, bunda senin bir suçun yok ” diyerek O’nu tatmin etmiştir.
Diğer çocuk ise, babasının yolunun yol olmadığını kalp gözüyle yüreğiyle görmüş. Sadece bakmamış görmüş.
Zihninin verilerini vicdan süzgecinden geçirmiş, vicdan öyle bir süzgeçtir ki, sadece iyiyi geçirir. Zihinde ise süzgeç bulunmaz. Egonu tatmin edecek her yol mubahtır. Bu yol birilerini çiğnemekten bile geçerse.

Pozitif Adam

Sen Benim Tek Umutsuzluğum

Melis

Sen, içmek isteyince kesilen suyum,

Sen serinlemek istediğimde yakan çölüm,

Sen koklamak isteyince kuruyan gülüm!

Sen, sen, sen benim, tek umutsuzluğum!

Melis Gönül

Şairler Ve Şiirler

Engelli yasamak

En çok beğendiğimiz şairler ve şiirleri vardı
Okumaktan büyük zevk aldığımız.
Senin en çok sevdiğin şair kim diye sorduğumda
Gülümserdin, bilmezmiş gibi yapma derdin.
Biliyordum ama soruyordum
Senin ağzından duymak istiyordum
Nasıl yazıyorsun
Bunca kelimeyi, bunca hissi anlamıyorum derdin.
Bakıyorum inceliyorum hayatı
İçimdeki seni bulup yazıyorum
Sadece içimdeki şairi başkalaştırıyorum o kadar.
Kimi zaman
Ümit Yaşar oluyorum,
İnançsızlığımın ortasında inancım oluyorsun.
Yazdıklarım seni yaratıyorum
Kimi zaman ise
Ömer Hayyam gibi seni soruyorum
İsyanlar ediyorum sana
Yazıyorum aşkı, Ümit Yaşar misali
Yaşıyorum seni, Ömer Hayyam gibi…

30 Nisan 2010

Efsane Etrafoğulları

Makarna Salatası

makarna

Malzemeleriz:

1/2 paket makarna
1 su bardağı mayonez
1 su bardağı sarımsaklı yoğurt
8 adet küçük salatalık turşusu
5 adet sosis
küçük kutu konserve havuç
küçük kutu konserve mısır
küçük kutu konserve bezelye
1 çorba kaşığı sıvı yağ
1 demet maydanoz
1 demet dereotu
100 gr. yeşil zeytin
tuz
karabiber

Yapılışı:

Makarnaları haşlıyoruz. Sosisleri, salatalık turşularını, maydanozu ve dereotunu küçük küçük doğruyoruz. Zeytin çekirdeklerini çıkartıp onları da ince ince doğruyoruz. Bütün malzemeleri bir kaba boşaltın ve karıştırıyoruz. Makarnamız servise hazırdır.

Afiyet olsun.

Ezgi

ezgi

Sevgi Dolu, Umut Dolu, Aşk Dolu

be-6

sen benim geçen yılımsın

sevgi dolu, umut dolu, aşk dolu

geçmek bilme

ateşim diner

 

 

sen benim günümsün

arzu dolu, umut dolu, aşk dolu

kan kırmızısı bir gül bırakma

ateşim yanar

 

 

sen benim yönümsün

sevgi dolu, umut dolu, aşk dolu

alıp götürme deryalara

ateşim söner

 

Barış Erdoğan

Kim Demiş Aşk Yalan Diye?

Melis

Aşk değil midir dilimi söyleten,
Aşk değil midir ki ağlatan,
Aşk değil midir canlar yakan!
Aşk değil midir karanlıktaki ışık,
Aşk değil midir, buz tutmuş yüreklerin tek sebebi!
Kilit vurulmuş kalplerin tek sahibi,
Yanmış amma kül olmamış,
Bakmış ama doymamış,
Dokunmuş ama bitmemiş!
Bir dert ağır gelmişken dayanamazken,
Bin dertlerini çekmemiş mi aşk yüzünden,
Yar yar diye?
Yeter ki aşk olsun,
Aşkıyla, derdiyle, gözyaşıyla, sevinciyle ,
Güç bulan, bekleyen, umut besleyen,
Değil midir aşk bunlara sebep…
Kim demiş ki aşk yok?
Aşk benim,
Aşk sensin,
Aşk gören gözlerim,
Aşk yanan kalbim,
Aşk benim diğer yarım!
Aşk sen,
Aşk ben,
Aşk yoksa sen de yok!
Aşk yoksa ben de yok!
Aşk yoksa hiçbir şey yok!
Yok, yok!

Melis Gönül

Can Canana Kurban Olsun

Melis

Can canana kurban olsun

Sana olan hasretimden,

Dökülen gözyaşlarım

Yaralarına merhem olsun.

Melis Gönül

Hovarda

be-6

Şirin`e ulaşmak için deldiğimiz dağlarda
kimi aşını aradı
kimi aşkını
bense gönlü hovarda

Barış Erdoğan

Hiçliğin Son Bulur

be-4

hüzne ekmek banarım
açlığım son bulur

özüme ekmek banarsın
hiçliğin son bulur

Barış Erdoğan

Hiçliğim Son Bulur

Hasetlikten Ölürüm

be-1

bana İstanbul’u göstermeyin
hasretlikten bölünürüm

İstanbul’dan bir güzel göstermeyin
hasetlikten ölürüm

Barış Erdoğan

Bir Umut Var

gokkusagi

Zihnimdeki düşünceler uzayıp gidiyorken

Elimi uzattığımda tutuverecekmişim gibi

Şirin bir bulut kadar uzak

Beklentilerim

Geceleri yıldızları seyrediyorken

Göz kıpıyorlar bana

Dudağımda mırıldandığım

Türküyle

Anlaşılmaz bir şekilde dans ediyor

İki ileri bir geri

Beklentilerim

Tatlı bir tebessüm

Çığlık çığlığa sevinç

Bazen de acı bir hıçkırık

Çoğu zamanda

Zaman…

Gökkuşağı

Gecenin Sözü

be-4

Irmak, koşarak boşalacağı denizin yolunda çırpınıyordu, o deniz belki de bendim; gül, kokusunu aldığı toprağa savruluyordu, o toprak belki de bendim; bir şiir sevdalandığı gönül yolunda sarhoş ezgiler dağıtıyordu, o gönül belki de sizsiniz

sevgili paraf

sevgili selcan

sevgili zeytin

sevgili ezgi

sevgili 1′e 1

sevgili ufuk

sevgili efsane

sevgili gökkuşağı

sevgili patozaf

sevgili korsan

daha kimler

daha kimler..ben sizin rüzgarınızla yelken açtım..çok tşk…

Barış Erdoğan

Aşk, Evlilik, Dostluk

Kardelenimorkidem

Arkadaşlar bugün sizinle günümüzün aşkları, günümüzün evlilikleri, günümüzün dostluklarını tartışacağız. Ben aşkın bir heves olduğunu düşünüyorum açıkçası çünkü insanlar amaçları uğruna karşı cinsini kandırıyorlar. Aşk diye bir şeye inandırıyorlar aşk bir oyundan ibarettir tabii bu benim fikrim günümüzün aşkları daha doğrusu oyunları ünlülerin yaşadığı aşkından daha kısa sürüyor hatta daha da kısa.
Birçok evlilik teklifi aldım, birçok çıkma teklifi aldım ama hep hazır değilim diye geri çevirdim gerçek hayattakileri çünkü gerçek hayatın erkekleri ile flört edersem tamam çok cesaretliyim gerektiğinde çok güçlü bir kızım ama bir fırsatını bulup Allah korusun neyse çakışabilirler benimle ondan gerçek hayattaki kişileri tercih etmiyorum.
Sanaldakilerle idare ediyorum çünkü sanaldaki sanalda kalıyor eli elime değmiyor bakmayın bu laflarımdan korkak gibi durduğuma aslında ne deliyim bir bilseniz geçmişte neler yaptım. Valla kapıyı camı kırdım yumrukla, camla saldırdım aileme, kendimi öldürmeye çalıştım, binlerce kez intihara teşebbüs ettim ama ölmedim bunalım dönemimde biri çıkma teklifinde diğeri evlilik teklifinde bulundu ikisine de sert çıkıştım.
Sonra bir gün bir pazar günü evlenme teklifi eden biri ailemle aramı bozmaya çalıştı onun yüzünden kaç sene ailemle küs kaldım. Sonra 17’lik bir çocuk vardı abimle ilgili yalan da söyledi. Yalanım yok ona inanmadım dolduruşa girmedim önceki bana ders oldu sonra netten bulduk onlarla da gırgırına anladığınız gibi aşk bir dalgadır. İnsanlar akılları sıra karşı cinsleriyle dalga geçiyor oynuyor sonrada kullanıp atıyor ama benim her zaman şudur lafım aşkım olacağına ölene dek dostum ol.
İnanın ki dershaneye giderken bir oğlanla tanıştım kapkara bir şeye benzemiyordu Allah’ın gücüne gitmesin ama kaç kızı kandırdığını bana kendi söyledi aynı anda kaç kızı idare ettiğini de. Bana da istersen sende katılabilirsin listeme dedi ama yok ben almayayım dedim.
Evlilik ise o da oyuncak gibi oldu bu zamanda çevremde evlenen boşandı, evlenen mutsuz oldu. Evlenen çocuğu kucağında anasının evine baba ocağına döndü daha neler neler… Sevgi vardır sevgi kalıcıdır, dostluk kalıcıdır. Aşklar geçici bir hevestir işte budur sözüm, işte böyledir benim fikrim en iyisi hayat arkadaşı olarak sevebileceğin ama aşk değil bakın sevebileceğiniz biriyle yoldaşınla yoldaş olup hayat yolunda ilerlemek ben böyle düşünüyorum ama sizi bilmem kaç kişi bana katılır.
Ben şunu bilirim bir gün yalnız kalırsam hayatta Allah korusun o zaman ben sadece yalnızlığıma çare olacak bir kocayı isterim ayıptır demesi ama benim dostluklarım kalıcıdır dostum dediğim insandan asla vazgeçmem ölene dek.

Kardelenimorkidem

Âşıklar Kahvehanesi

Engelli yasamak

Ulu Cami’den heykele doğru giderken
Sol tarafta köylü pazarı diye bir yer var
Orada sor
Âşıklar kahvehanesi nerde diye
Sazıyla sözüyle âşıklar
Türkü söylüyor.
Saat 16.00’da orada ol
Bir saat
Birlikte
Türkü dinleriz
Dediğin akşamı hatırladım.
O akşam sabah olmamıştı
Saatler
Kahrolası su gibi akan saatler geçmek bilmemişti
En sonunda sabah olmuştu.
Şimdi de
Öğlen olmuyordu
Çıldıracak gibiydim.
Geçmez dediğim zaman geçmişti
Vuslata bu kadar yaklaştıkça
Kelebekler uçuyordu yüreğimde
Ve vardım âşıklar kahvehanesine
Seni gördüm
Seninle yaşadım sazın bam telinde
Âşıkların sesinde seni dinledim.
Oraya ne zaman yolum düşerse
Bin âşık doğar
Bir şair yok olur yüreğimde…
29 Nisan 2010
Efsane Etrafoğulları

Hayat Herkese Göz Kırpar

Pozitif Adam

Hayat her an her salise sana göz kırpıyor ama senin bunu görmeni bekliyor. Sen göremezsen, hayat bir şey yapamaz, hayatın güzelliğidir bu.
Yani sana zorla müdahale etmemesi.

Çiçekler ağaçlar kuşlar otlar, yosunlar her şey ama her şey sana bir şeyler söylüyor. Onların, senin 5 duyuna ulaşma yeteneği yok. Ama hissiyat antenlerini açarsan, frekansını iyi ayarlarsan, bunları duyarsın.
Hayat, sana göz kırpar, fırsatlar sunar, sen eğer önceden öğrendiğin korkularınla, çekincelerinle duvarlarınla oyalanmaya devam edersen, o an, o göz kırpma anı geçmiş, tarih olur.
Bak, etrafına bir bak, baktığın an, bir arabanın geçişi, bir kuşun uçuşu, bir bulutun koordinatları bir salise içinde değişir. Bir daha aynı sıralama gerçekleşmez. Bir saniye önceki hayatın ile bir saniye sonraki hayatın arasında dağlar kadar fark vardır. Eski düzeneği tekrar geri getiremezsin.
O yüzden uyanık olmalısın her an… Hangi anda mutlu olman adına ne yapman gerektiğinin bilgisi de hissiyatında gizlidir. Bu da hayatın başka bir güzelliği…

Kaçırdım diye üzülmene gerek de yok. Çünkü her salise yeni bir fırsat, yeni bir sistem, yeni bir düzenektir. Sistem her an üretir.

Sistemin içinde güzel gördüğün bir şeyi almak istiyorsan uyanık olman gerek.

Ve bu uyanıklığın, hayatın sana sunduğu fırsatları hemen görmeni ve değerlendirmeni sağlar. İşte uyanık olmak bunun için önemlidir.

Pozitif Adam

Görmek

gokdeniz

Yüreğini açta gör

Sevdiğine bak da gör

Ekini ektin biç de gör

Bu nasıl dünya öl de gör.

 

29 Nisan 2010

Gökdeniz

Anneannem

gokkusagi

Doğan güneşin sabahına

Güne ilk merhaba diyen,

Kuş cıvıltıları eşliğinde

Titrek elleriyle benim için

Hazırladığı mis gibi sıcak sütüme

Sevgisini katan

Her gün şafak sayan

Asker yolunu bekleyen

Genç bir kızın heyacanı gibi canlı

Saraylarda  geçmiş çocukluğu

Savaşlarda geçmiş gençliği

Hayatının ilkbaharını henüz yaşamadan

14′ünde evlenmiş

Dedem için tek bir kötü söz söylememiş

Çektiği tüm sıkıntılara inat

Yıllanmış çınar gibi

Dimdik

Yüzündeki çizgilerin binlerce anısı

Acısı, tatlısı ile

Dinledikçe onu

Doyamadığın

Nasihatler veren, ders alman gereken

84 yıl boyunca

Yüreğindeki saygıyı eksiltmeden

Pırıl pırıl kalbi ile

Sevgisini çevresine yansıtan

Ve

Kadere bak şarkını her dinlediğinde gözleri yaşaran

Gerçek bir Osmanlı hanımıydı benim anneannem.

 

29 Nisan 1990

Gökkuşağı

Yaşamın Amacı

Pozitif Adam

Rusya’da birkaç ajan, Yussel Finkenstein adında birini arıyorlarmış. Evinin kapısına dadanmışlar ve gecenin sessizliğini kapıya vura vura yırtmışlar.

Yussel Finkenstein kapıyı korkuyla açmış.

- “Yussel Finkestein burada mı yaşıyor?” demiş ajan.

- Hayır demiş.

- Peki senin adın ne?

Yussel Finkenstein diye cevaplamış.

Ajan, adamı yere indirip, kafasına silahı dayamış, “ama az önce burada yaşamadığını söylemedin mi?” demiş.

- Sen buna yaşamak mı diyorsun? Diye cevaplamış Yussel…

…Yaşamak var, bir de yaşamak var. Yaşamını Allah’ın bir lutfu olarak görüyorsan ve bir daha dünyaya gelsen aynen bu yaşamı diliyorsan, yaşıyorsun demektir. Bunun yolu kendini bilmekten geçer.

Korkularına ihtiraslarına endişelerine kapılıp ve hiçbir zaman anı yakalayamayıp, kah geçmişte kah gelecekte yaşıyorsan, işte o zaman bir sorun var demektir.

Eminim, bu dünyaya hiçbir insan çile üstüne çile çekmek için gönderilmedi.

Herkes bir amaç için gönderildi ve amacını bulamayıp sağda solda oyalanarak bu evrenin sistemini farkında olarak veya olmayarak, ahengini bozan insanlar, zavallı  insanlar, yıkımın sorumluluğunu en çok taşıyanlar olarak kalacaklar, hissetseler de hissetmeseler de!

Ben şuna inanırım, bir kelebeğin bir kanadına bile zarar vermek, evrenin mükemmel, ahenkle işleyen tüm sistemine zarar vermektir.

Çünkü evren bir bütündür ve gözümün gördüğü ve göremediği her şey bu bütünün olmazsa olmaz birer parçasıdır.

Pozitif Adam

Sevda Oyalı Bir Nakıştır

Korsan

Sevda yürekte gelinlikli kızların nakışı gibidir, her bir nakış duyguların oyasıdır.

29 Nisan 2010

Korsan

Her Yaprağında Leyla(k) Kokusu

be-1

çiçekler topladım

her yaprağında leyla(k) kokusu

mecnun olma

 

Barış Erdoğan

Her Limanda Seni Görüyorum

be-4

her limanda seni görüyorum

kadırgam su alıyor

 

Barış Erdoğan

Mor Bir Güle Diken Olmak

be-6

seni her gün görebilmek uğruna
mor bir güle diken olmuştum

Barış Erdoğan

Onlar…

be-1

sarı buğdaylar biçtim deste deste
onlar saçlarındı

nice denizler aştım mavi mavi
onlar gözlerindi

hurma ağaçlarının gölgesinde uyudum
onlar parmaklarındı

her yan gül kesmiş
mis kokular gelir burnuma
o tenindi

Barış Erdoğan

Bir Kırlangıcın Kanadında

be-4

bir kırlangıcın kanadıydı
beni vurduğunuz sözcükler
karaya boyalı

bir martının gözleriydi
beni öldürdüğünüz sözcükler
yaraya oyalı

bir papatyanın yapraklarıydı
beni yaşama döndüren
sana sevdaya doyalı

Barış Erdoğan

Bir Sabah

be-6

beni bir sabah arasan
postacı haber verse
ya da kapıcı dese ki:
sizi bir kadın aradı…şey…
ölürüm

beni bir sabah aramasan
ben gene ölürüm

Barış Erdoğan

Ve Zaman Geri Gelmişti

be-1

ve zaman geri gelmişti ben uyurken dizinde
düşüncelerimi kuruturdum sensizliğin ipinde

Barış Erdoğan

Tanrım

Alierez

Tanrım bu ne büyük lütuftur, bağışladın onu bana

Nasıl bir sevdadır bendeki, Mecnun’a sorsan…

Tanrım bu ne büyük ıstıraptır, haram ettin onu bana

Nasıl sevilir yar böylesine, Leyla’ya sorsan…

Ali Erez