
Göründüğün gibi olmak zor olabilir.
Olduğun gibi görünmek, daha da karmaşık ve zor olabilir ama bence, insan, sadece kendini dinlemeli ve olduğu gibi görünmeli. Böylece doğallığını zehirleyen maskeler kullanmak zorunda kalmaz.
Çevrenin, annenin babanın, akrabaların, komşuların, arkadaşların yönlendirmeleri, seni yönetme çabaları, iyiliğin için görünebilir ama ben bunun en büyük kötülük olduğuna inanırım.
Zor olabilir, yalnız kalabilirsin, tüm evrende tek bir dostun kalmayabilir. Varsın kalmasın diyebilme cesaretini gösterebilenler, kendilerini keşfetmeye başlarlar. Bu zorlu bu çetin bir yol ama ödülü çok büyük.
En büyük görevimiz, kendimizi keşfetmek, ne olduğumuzu, kim olduğumuzu kendimize sormak.
Bir deneyin bakalım,
Herkes kendine “ben kimim?” diye sorsun…
Acaba içimizden kaç kişi, bu soruya uzun sür dikkatini dağıtmadan, saldıran düşüncelere kapılmadan, cevap arayacak?
Bir saat, beş saat, bir gün… Bazen 10 dakika bile yetebilir.
Bu soruyu kendinize sorduğunuzda, zihniniz, size binlerce film, ses, müzik resim, hatırlatmalar, yollayarak sizi bundan alıkoymak isteyecek.
Sizi bu hakikati bulmaktan men etmek için türlü türlü tezgahlar kuracak.
Binbir dereden sular getirecek. Siz aldırmayın, nasıl olsa bu bir film ve siz bunu bir seyirci olarak sadece izliyorsunuz. Bunun farkındasınız. Ona kulak asmayın. Yine kolunuza girecek ve sizi ya geçmişe ya da geleceğe götürecek. Siz yine geri dönün.
Bu soruya odaklanın.
Gerçekten ben kimim? Ben şu anda ne yapıyorum?
Bu yaptığım gerçekten istediğim şeyler mi? Bunlardan tam manasıyla mutlu olabiliyor muyum?
İçimi sonsuz bir huzur kaplıyor mu?
Ben buraya bir müzisyen olarak mı gönderildim? Ressam? Muhasebeci Esnaf? Politikacı? Öğretmen? Yazar? Çiftçi? İşçi? Memur? Mühendis? Pazarlamacı? Bankacı?
Neyi yaparken en büyük zevki alıyorum?
Neyi yaparken zaman duruyor?
Ben aslında kimim?
Arıyorum, yıllardır arıyorum… Herkes arıyor… Kimse bulamadı. Ne arıyoruz? Bilmiyoruz ama içerilerden karşı konulmaz bir dürtü ara diyor…
Kabul etmek lazım. Uğruna çalışıp çabaladığımız ve binbir güçlükle elde ettiğimiz şey her ne ise, onu elde ettiğimizde, arayış duruyor mu?
Bitti mi?
Hayır bitmedi. Başka arayışlar doğdu. Hep böyle olur. Işığın senden alınana kadar, hep böyle olur.
Ben kimim sorusunun cevabını bulunca, arayış durur.
Artık aramak yok. Biliyorum ki bulacağım şey, aradığım şey değil. Aramaktan vazgeçiyorum. Çünkü arayan kişi ben değilim.
Elde etmek için, artık içim içimi yemiyor. Artık birilerini ezmek pahasına deliler gibi o hedefe koşmuyorum.
Çünkü artık fark ettim ki, o şeyi isteyen ben değilim. Arzular, ben değil.
Ben başka bir şeyim. Sade, sessiz huzurlu, hayatın akışına kendini büyük bir zevkle bırakmış, olan biten her şeyi sadece izleyen…
Benin acelesi yok. Zaman Onu öldürmüyor. Zaman Onun için başka bir boyutta. Durgun bir okyanus, dibi çok derin. Derin ve bir o kadar da huzur verici. Sanki biri bu imtihanda,( dünya hayatında ) ona sınavın sonuçlarını bir bir anlatmış. O derece rahat. Sonuçlarını bildiğiniz bir imtihanın heyecanı ne kadar büyük olabilir ki? Bu yüzden kaygılanmak, tasa etmek, stres gibi kelimeler bir anlam ifade etmiyor.
Muazzam bir sonsuzlukta, muazzam bir huzurun merkezinde, parlayan bir ışık olarak, sonsuza kadar kalabilmek, bu dünyanın hazineleriyle makam-mevkileriyle kıyaslanamaz. Herkes bu hazineye sahip. İstisnasız olarak herkes.
Sessizlik düşman gibi görünür, korkutur, kimse yanaşmaz, can sıkıcıdır.
Sessizlik dışarıdan hep öyle görünür. Bu onun latifesi.
Sessizliğin içinde yeterince kalırsak, bambaşka pencereler açılacak.
İçerisi ise karanlık, ne zaman bakarsak hep karanlık hiçbir şey yok ama yeterince bakarsak, her şeyin orada olduğunu göreceğiz.
Ben kimim? Sorusunun cevabı da orada.
Biz arıyoruz, arayan kişi biziz ama kendimizi arıyoruz ve kendimizi aradığımızın farkında değiliz.
Pozitif Adam