
Siz de her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkıldıysanız biraz hayatımıza renk katmak için neler yapabileceğimizi paylaşabiliriz. Gün çabuk bitiyor kendime zaman ayırmadan bir bakıyorum gece çökmüş bile, o güne ait planların yarına kalıyor. Yarın olunca yine aynısı, yine aynısı.
Yaptığım işlerden zevk alamaz duruma geldim ne yaparsam yapayım mutlu olamıyorum.
Tam tatil zamanı herkes tatilin yolunu tuttu ya da tutmak üzere ben henüz tatil için hazırlık aşamasındayım ama bu bile hayatıma renk katmadı. Her gün aynı şeyleri yapmaktan ve düşünmekten boğulduğumu hissediyorum. Benim gibi hissedenler el ele verip boya kutusuna el atalım bir renk de senden olsun.
1e1

Gözyaşlarım sele döndü,
Bıraktım kendimi.
Yol bilmez, iz bilmez oldum,
Artık çok yoruldum,
Bu kahpe hayattan.
Kimse duymuyor sesimi,
Kimse görmüyor yüzümü,
Dillerde bıraktım ismimi,
Hayata bıraktım kendimi,
Tutan yok ellerimi,
Duyan yok sözlerimi,
Hayata bıraktım kendimi.
Hacer Ateş

Merdiven kurdum gökyüzüne
Seninle çıkmaya
Mehter yürüyüşlüm
Bir ileri iki geri.
Merdiven kurdum yer altına
Seninle inmeye
Dar nefeslim
Bir soluk içeri bir soluk dışarı.
Merdiven kurdum hayata
Seninle başlamaya
Emekliyoruz
Ne bir adım ileri ne geri.
30 Haziran 2010
Gökkuşağı

Sen gözümü boyamadan boyandım pembeye
Pembe gözlüklerimden baktım sana
Uzandım yaldızlarına
Yalnızlarıma…
Sen güzümü boyamadan boyandım maviye
Mavi mavi boncuklar dağıttım sana
Gökyüzünden yıldızlarıma
Yağmurlarıma…
Sen gözümü boyamadan boyandım karalara
Derin kuytulardan seslenirdim sana
Rüyalarımdan kabuslarıma
Uyandılarıma…
Sen gözlerimi boyamadan boyandım alacalıklarıma
Şafaklardan söktüm sana
Güneşlerden seçmelerime
Yitirdiklerime…
30 Haziran 2010
Gökkuşağı

En başta hayat; geldi kondu bütün yaşantımın,
En derin tahtına yerleşip izledi beni.
Dolu dolu yaşayamadığım o kadar çok şey vardı ki,
Söyleyemedim umutlarımı apansızca bekledim.
Delicesine vuruldum, amansız düştüm yere,
İsteksizce yaptığım her şeyin bedelini,
Kaybettiğim zamanıma yaşatmaktan bıkmıştım ne çare…
Her büyük sözün altında ezile büzüle yaşadım,
Sahibi ben olamadım, her yerde yönetildim.
Çok şey değildi belki istediğim ama olmadı,
Alaz alaz yandığım, büyük sevdamı da kaybettim.
Bilseydim acı çekeceğimi gelir miydim acaba,
İçinde kaybolduğum bu pervasız hayata?
Duygularım da dalga geçer oldu benimle,
Ağlamaklı bir sesle çılgınca bağırmak istiyorum.
Ben kimdim, ne idim, bu hayatın neresindeydim?
Sızı mıydı yüreğimdeki, yoksa acı ben miydim?
Ne vardı ki gidecek böylesine sessizce ve delirtircesine…
Tam olan ne kalmıştı ki hayatta benden geriye,
Yıkık bir gururla, silinmiş bir isim…
Hayattan hasarlıyım ve aşktan hasarlı çıktım,
Yaram büyük, acıyor yüreğim, kimsesizim.
Yapayalnızım… Bir ben varım şimdi,
Bir de geriye kalmış bu kirli beden.
Küstüm bütün yaşantıma, sevdiğim adama,
Elimden düşürmediğim beyaz kâğıda,
Yazdığım her satıra, çizdiğim her göze,
Ve kendime küstüm, sustum artık yokum.
Şimdi bir dağın tepesinde rüzgârı bekliyorum,
Uçup gitsin diye bedenim oturdum kayabaşına.
Herkese selam olsun şimdi, gidiyorum…
Hacer Ateş
Yazan:
Barış Erdoğan
Haz
30

Gerçek şiirler, kazındıkça altından yeni şiirler fışkıran, altında başka şiirler besleyen tılsımlı sözlerdir; gerçek şairlerse yüreğindeki şairleri besleyen, onlardan beslenen tılsımlı söz ustalarıdır.
Barış Erdoğan
Yazan:
Sürgün Ruhum
Haz
30

Sonucunu bildiğim halde oynuyorum bu oyunu
Birçok şeyi söyleyemedim korkularımdan ötürü
Varlığına inandığım her şey kayboldu.
Ve çabaladıkça ben batıyorum
Bazen tamamıyla yalnız yaşamak istiyorum.
Kendime verdiğim zarar
Kendimden önemli tuttuklarımdan daha fazla olamaz
En iyisi uzaktan sevmek.
Sonucunu kendim tayin ediyorum en azından
En başta ben acıtıyorum kendimi.
Sürgün Ruhum

18. Malatya Fuarı ve Kayısı Şenlikleri kapsamında kortej yürüyüşü yapıldı. Malatya Belediyesi tarafından organize edilen Malatya Fuarı ve Kayısı Şenlikleri kapsamında İnönü Caddesi ve Atatürk Caddesi’nde öğretmenevi ile Atatürk anıtı önünde kortej yürüyüşü yapıldı. Atatürk anıtının önünde sona eren kortej yürüyüşünde, son olarak halkoyunları ekipleri bir gösteri yaptı.
Çok güzel görüntülere sahne olan şenlikte en çok ilgiyi Ata sporumuz olan cirit gördü. Malatya’nın atları dünyaca meşhurdur. Sultan Suyu at çiftliği İngilizlerin ve Arapların ilgi odağıdır. Bir at, bir Mercedes arabadan daha pahalıdır.
Geleneksel spor dallarımızdan en heyecanlısı olan cirit Malatya’da eski canlılığı ile yaşatılmaktadır. Atla, insanın birlikte mücadelesine dayanan ve erliğin bir göstergesi olarak kabul edilen cirit için Malatya’da özel sahalar bulunmaktadır. İlçe ve köylerde geniş çayırlık alanlarda, özellikle hafta sonları düzenlenen karşılaşmalarda oyuncular kadar özleyenlerde büyük heyecan duyarlar. Günümüzde Orta Asya’dan geldiği şekli ile nesillerden intikal ederek gelen bu ata yadigârı sporumuz, yabancılarında büyük ilgisini çekmektedir. Cengiz Han Zamanında Anadolu’ya geldiği tahmin edilen bu sporun ülkemizde başka yörelerde oynanmasına karşılık, bu işe en çok gönül verilen yer Malatya’dır.
Cirit, bir diğer deyimle Çavgan, Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir Ata oyunudur. Şimdilerde sadece şenliklerde izlediğimiz bu Ata sporumuzun unutulmaması gerekir.
Fırat

Bana sevdamın bakiyesini borçlusun
Aşkın çilesini çeken bensem
Kalbim sızılar içinde kalan bensem
İçimdeki yanardağın volkanları patlıyorsa
Yüreğimde yaşayan sen ölen bensem
Ezele kadar isterim sevdamın bakiyesini.
23.45
29 Haziran 2010
Korsan

Yazan:
Pozitif Adam
Haz
29

Bilinmeyen, her zaman korkutur. Bilinmeyen, tehlikeler getirebilir. Altından kalkamayacağınız ya da kalkamayacağınızı düşündüğünüz tehlikeler… Bilinmeyene, serüvene “ben varım !” diyebilen kişi, cesur kişidir. “Ben hesap kitap yaparım, tehlike varsa yanaşmam.” Diyen kişi de korkak kişidir. Kafa, planlar yapar, hesaplar yapar, ölçer biçer.
Yürek, hayalinin peşinden, sezgi gücüne dayanarak, perde arkasını gördüğü an, hiçbir engeli tanımaz ve ilerler. Korkak ile cesur insanın kafaları aşağı-yukarı aynı planları yapar, ölçer biçer, tartar ve “ tehlikeye hayır!” Der. Korkak ile cesur insanın yürekleri de aynı tonda telkinlerde bulunur “ korkma, üstüne git, ne pahasına olursa olsun… Der! “
Peki fark ne? Fark şu: Korkak, yüreğin sesini duymazdan gelir. Yüreğinin sesini kısar, yok sayar. Kafanın dediğini yapar. Cesur, kafanın dediğini görmezden gelir, yok sayar yüreğin macerasını seçer. Bizler, aslında bilinmeyenden geldik, bilinmeyenin içinde her an ilerliyoruz ve bilinmeyene gideceğiz. Ama alışkanlıklarımızın ve sürekli tekrar eden kısır döngülerin sahte güvenliği ve bunu kaybetmek iste-me-memiz, hep güvende yaşamak arzumuz.
Öğrenilmiş Çaresizliğimiz içinde kabuk tutmamıza sebep oluyor. Güvenliğin kıyılarını terk etmek korkaklar için mümkün değildir ama aranan gerçek güvenlik, aslında yok. Olmaması daha da güzel, bu, hayatın sürprizlerle dolu olmasını sağlıyor, hayatı capcanlı yaşanabilir hale getiriyor. Hayat bir kumar değil midir? En basitinden, boğulmayı göze alarak bir şeyler yutmuyor muyuz? O kadar otomatikleşti ki, artık bu riski aldığımızın farkında bile değiliz. Kalbimiz küt küt atıyor, bir saniye sonra atacak mı? Bunu kim garanti edebilir?
Tekdüze yaşam sıkıcıdır. Yepyeni maceralara atılmaktan çekinmemek gerekir diye düşünüyorum. Kim bilir, kaçımız güzel maceralara atılmaktan “korku” yüzünden vazgeçti. Bu vazgeçiş, bumerang gibi yıllar sonra da olsa, dönüp dolaşıp yine bizi buluyor ve hesap soruyor? Neden vazgeçtin? Sorması çok normaldir. Çünkü o maceraya atılması gerekirdi. Yaradılışın gereği, varoluşun bir gereğidir budur. Çünkü yaradılışında korkaklık yok. Bu sonradan yamalanmış. Orijinal değil. Özle ilişkisi yok. Kafa’dan bahsediyorum evet… Özle (yürekle ) hareket etmediğinde, eninde sonunda hesap vermen gerekecek. Hesap için yer ve zaman önemli değil. Ölüm döşeğinde bile bu görülebilir.
Pozitif Adam

Damla damla süzülürken
Gözlerimden sen
Akıp giden sevginle
Kurutulmuş güllerini sularım.
Senden geriye kalan
Yudum yudum içerken
Ciğerlerimden seni
Solup giden sevginle
Dudağımdaki ince gülü silerim
Senden geriye kalan…
29 Haziran 2010
Gökkuşağı

Sevgili ve saygı değer Etraf halkı kısa bir süre aranızda olamayacağım için hepinizin şimdiden çok büyük bir üzüntüye gark olduğunuzu görür gibiyim. Ancak biraz tatil yapmam gerekiyor otur otur yoruldum çıkıp ortalığı karıştırıp dağıtma zamanı.
Aranızda olamayacağım süre içinde beni çok özleyeceğinizi biliyorum özellikle bazı arkadaşlarımın bir ohhhhh çektiklerini duyar gibiyim ama çok yanılırlar her fırsatta buradayım.
Dediğim gibi kendinize ve Allah’a emanetsiniz çok fazla dağılmayın ben gelmeden dağıttırmayın bana ortalığı.
Aranızda olmak çok güzel umarım kimseyi bilerek yapmam da bilmeyerek de olsa kırmamışımdır.
Bana şimdiden iyi tatiller yarın pek uğrayamam belki ofise falan gideyim ayıp olasın o kadar hukukumuz var.
Sizleri özleyeceğim siz de beni özleyin.
Merve

Yaz yağmurlarında
Seninle ıslanmayı
Öyle çok hayal ediyorum ki.
Bir akşam yürüyüşünde
Ellerin ellerime kenetlendiğinde,
Kulağına fısıldayacağım
Seni çok sevdiğimi…
İçindeki tüm çılgınlıkların
Tek adresi olacak yüreğim
Yalnız hücrelerime değil
Atomlarıma bile işledin.
Yarım kalmamalı bu aşk
Sensizlik gurbetinde yaşanmamalı
Katline vacip gecelerin sabahına
Hep sen güneşi doğmalı.
28 Haziran 2010
Gölge Adam

Ne kadar buz gecelerim oldu
Yaz sıcağında
Sensiz bir damla gözyaşımda
Boğuldum…
Gözlerindeki o son bakışın
Hep aklımda,
İçimdeki göz göz yaraların
Tek sahibi.
Melis Gönül
Masaüstü Player İindir
Sitene Radyo Favori Ekle
Radyo
Favori İstek Hatti

Bilinmezlik derin bir kuyu sanki
Fırsat kollar gibi karanlık
İkisi bir oldular sen giderken
Sensizliğin sessizliğinde
Hapsoldum bir kere kuyuda
Güneşin her batışında
Üzerime yürüyor bilinmezlik
Sonumu bilemiyorum
Sıkıştırıyor beni karanlık
Önümü göremiyorum.
Karanlık bir şeyler fısıldıyor bazen
Sessizliği bozmayı çok seviyor
O konuştukça ben boğuluyorum
Dualara sığınıyorum.
Bir ihtimal
Kurtarır bu bilinmezlikten
Karanlığı kovalar belki…
29 Haziran 2010
İhtimal

Sevgili Etraf dostlarım, sürpriz biber kızartması normal biber kızartması görünümünde sofraya geliyor, yemeye başlayınca iç malzemesi olması sürpriz oluyor onun için adı böyle…
Ankara’da bulunduğum bir dönemde Kayseri Mucurlu Birsen isminde bir değerli arkadaşımdan öğrendiğim bu tarifi sizlerle paylaşmak istedim, umarım yapar beğenirisiniz ve hazırlarken sizlerde beni hatırlarsınız kolay gelsin…
Malzemelerimiz:
500 gr yeşil dolmalık biber
1 su bardağı un
2 yumurta
1 çay bardağı yoğurt
1 kahve fincanı sıvı yağ
1 çay bardağı kaşar peynir, rendelenmiş
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 diş sarımsak, rendelenmiş
İsteğe göre tuz
Kızartmak için 1 su bardağı sıvı yağ

Yapılışı:
Biberleri yıkayın kâğıt havlu ile kurulayın.
Çukur bir kâseye un, yumurta, yoğurt, sıvı yağ, kaşar peynir, sarımsak, kabartma tozu, isteğe göre tuzu ilave edin ve bir çatal ile iyice karıştırın, kek hamuru kıvamında bir hamur olacak, iç malzemesi hazır…

Resimde de gördüğünüz gibi biberin bir yüzünden bir parça koparmadan keserek aralayın. Hazırladığınız iç malzemesinden bir tatlı kaşığı ile ya da bir krema pompasıyla her bir biberlerin içlerini yarım olacak şekilde doldurun. ( biberin içini tam doldurursanız kızartma anında kabaracağı için iç malzemesi taşma yapacaktır.)
Kızdırılmış yağın altını biraz kısarak biberleri rengi dönene kadar her yüzünü kızartın, yanında sarımsaklı yoğurt ile servis yapabilirsiniz ya da domates, salça sosu tercihi size kalmış.
Afiyet olsun.
Melis Gönül
Masaüstü Player İindir
Sitene Radyo Favori Ekle
Radyo
Favori İstek Hatti
Yazan:
Barış Erdoğan
Haz
29

Kaptanıderya Barbaroslu Beşiktaş’a gönül vermiş bir “sultan”dın
geçen zamana değil ömrümce akacak çağlara değecek “an”dın
Barış Erdoğan
Yazan:
Barış Erdoğan
Haz
29

çığlığım sağır eder kulağı dahası kem gözleri
sığlığım kabul eder özü önüne geçmiş sözleri
ne görecek göz bıraktın bende ne duyacak kulak
ne öpecek dudak ne dökecek dil ne varsa kurak
içirsen gönül çeşmenden bin damla şarap ne fayda
yıkılmış gönül duvarım canım hepsi kırık bir fayda
Barış Erdoğan
Yazan:
Barış Erdoğan
Haz
29

İnsanoğlu, ünü arşa çıkmış birine benzemek; şiirse, başka şiire benzememek için çırpınır.
Barış Erdoğan
Yazan:
Barış Erdoğan
Haz
29

Koca bir sarayın kapısını açmak için küçük bir anahtar yeter; ama küçük bir şiirin kapısını açmak içinse koca anahtar sözcükler gerekir.
Barış Erdoğan

Cilveli kahve, sunumu ve tüketiliş şekliyle diğer kahvelerden ayrılıyor. Fincana dökülen bol köpüklü Türk kahvesinin üzerine çifte kavrulmuş, öğütülmüş badem ve iki çeşit baharattan oluşan karışım dökülüyor.

Kahvenin yanında bir kaşık veriliyor. Kahve içilmeden önce bademler yeniyor. Ardından kahve içiliyor. Köpükle badem ezmesinin karışımı özel bir tat oluşturuyor. Dövülmüş bademin kahvenin dibine çökmemesi için mutlaka çifte kavrulmuş olması gerekiyor.

Manisa’da eski dönemlerde gelinlik kızlar, evlerine gelen görücülere bu kahveyi ikram edermiş. Bol köpüklü kahvenin üzerine öğütülmüş badem konurmuş. İşte o ”cilveli” adıyla bilinen Türk kahvesi, patentle koruma altına alındı.
Manisa’nın tarihi ve turistik mekanlarından olan Yenihan’da kafe işletmeciliği yapan Tamer Çipiloğlu, cilveli kahveye sahip çıkıp yeniden canlandıran kişi. Eski dönemlerde şehzadeler için de özel olarak hazırlana bu kahve, asıl şöhretini gelinlik kızlarla edinmiş. Gelinlik kızlar eve gelen görücülere bu cilveli kahveyi hazırlarmış.

Eveeet işte Paraf Hanımın birçok blogta sohbet koyulaştığında muhabbet koyu olsun diye ikram ettiği kahvenin aslı asaleti buuu…
Önceden siteyi kontrol ettim acaba daha önceden yazan olmuş mu diye?
Ancak cilveli deyince benim bir cilveli nazik yârim adlı şiirim çıkıyor başka da bir şey çıkmıyor. Eğer başka bir konu altında bahsedilmişse onu bilemeyeceğim…
Her neyse eee afiyet olsuuun.
Patozaf
Yazan:
Efsane Etrafoğulları
Haz
28

Kum gibiyim sözlerin divana gelince
En hırçın dalga oluyorum sen denizinde yüzünce
Her kulaçta zikrimdesin
Daha hızlı yüzüyorum telaşım neyse?
Karaya vurmaktan korkuyorum belki de…
Çöl kumu gibi yanıyorum hasretinden
Ne zaman bitecek bu azap bu çile?
Denizler, okyanuslar, şiirler gibi
Yazarım gözlerimdeki yaşlar mürekkebim olur
Hırçın dalgalar sesimi getirmez sana.
Faslı aşktayım, sen varsan aşkın zirvesindeyim
Senden başka ne göz görürüm ne de güz
Baharım da, dalım da, tomurcuğum da sensin
Kilitli dillerimi çözen, çözdüğü ile yakansın.
Fasıllarda dinlerim seni, hissederim görürüm
Kutsallığını yaşarım en ıssız saatlerde
Saba makamısın ya da sultan-ı yegâhsın
Ezan sesiyle başlarsın kutsallığını yaşatmaya.
Bir kuşun kanadına tutunup uçuyorum
O uzak mavi akşamlar düşerken aklıma
Semavi ruhlar tapınağım
Zirveye ulaştım derken, kayıyorsun ellerimden
Kurumuş güller avucumda sen kokarken
Sensizliğin gazelinden çalıyorum.
Senin etrafında aşk ile sevda ile dönen semazenim
Masmavi gecelerdi o eşsizliğini yaşadığım
Ruhum firar ederdi ebediyette seni ararken
Gelirdin bana seninim derdin ey aşkı aşk yapan kadın
Bülbül gibi aşkı yaşamakmış kaderim.
28 Haziran 2010
Paraf & Efsane Etrafoğulları
Yazan:
Efsane Etrafoğulları
Haz
28

Seni kaybetmekten korkuyorum
Sığınmak istiyorum gölgene
Yorgunum anlasana işte.
İçim yeniden titriyor
Ağlamak hıçkırıklara boğulmak istemiyorum
Savaşmaktan yoruldum.
Kavgalarımızdaki süt dökmüş kedi halimi bile özledim,
Çıkmıyor sesim
Küfür etmek, isyan etmek istedim.
İçmek, kadeh kaldırmak
Hayata dair ne varsa hepsi için
Bir yudum almak istedim.
Suçluyum ama nerede hata yaptım bilmiyorum.
Işıklar gördüm,
İsmini sayıkladım geceler boyu
Sen duymadın sevgili…
Bir gün gelirsin diye bekledim
Ararsın beni kalemimin ucundan akanlarda
Her zaman seni yazarım aslında
Kim bilecek ki
Merve’nin
Ya da ilk nurun sen olduğunu?
Kim hissedecek ki
Korkularımı
Sessizce ağlamalarımı?
Seni severken içim coşuyor
İsyanlarımın içinde kayboluyorum
Bir düş görüyorum
Gülümsüyorsun
28 Haziran 2010
Efsane Etrafoğulları

Seraplardan gözüme kaçan
Kum tanesi idin.
Gözlerimi yaşarken
Çöl fırtınalarında
Sıcaklığından esen rüzgar idin.
İçimi yakan
Yürümenin zorluğu
Gözlerimi kamaştıran kıvrımları idin.
Tabanlarımdaki sancılar
Susuzluktan söylenmemiş
Kervanlarım idin.
Yüreğimdeki şelaleler
Yorgunluktan düşmüş omuzlarımda
Sırtımdaki sevgiler idin.
28 Haziran 2010
Gökkuşağı

Ellerimde ellerin,
Gözlerimde sen varsın.
Yüreğimde sevgin,
Hayalimdeki yarsın.
Sen ruhuma işleyen,
Acımayan yarasın.
Gözyaşlarınla gidiyorsun,
Bırak aşkı,
Bende kalsın.
Hacer Ateş

Dilimde hep aynı şarkı…
Penceremin perdesini havalandıran rüzgâr
denizleri köpük köpük dalgalandıran rüzgâr.
Gir içeri usul usul beni bu dertten kurtar.
Yabancısın buralara nerelerden geliyorsun
otur dinlen başucuma belli ki çok yorulmuşsun
bana esmeyi anlat, bana sevmeyi anlat…
Solgun yüzüme bir sonbahar günü çarpan yamanmış hikâyem… Bitmez tükenmez, satır arası hüzünden oluşma bir düş…
Elleri ceplerinde bir düşün hırpalanmış kalıntılarıyım… Düşsüzlüğümle acı yamıyorum altı harflik imlâma. Hayata biraz daha mutlu soluk eklemek için masallara ihtiyacım olduğuna inanıp çocukluğumun masalsı kelimelerine vuruyorum kendimi. “Bir varmış bir yokmuş…”diyor tozlu beynimde biriken eski kitaplar. Doğruluğunu kavrıyorum çocukluk masalımın. Bir vardım bir yoktum… Bir inadına var olmayı seçmiştim bir de her şeye rağmen yok olmayı…
Dilim kurudu zaman… Kelimelerim çöl çatlağı. Harflerim kuraklığıma yıkılan yas tanecikleri. Seraplardan bozma bir hayalin kâbusundayım. Susuzluğuma ek ölümüme susuyorum. Kefenlenmiş yazılar saklıyorum ceplerimde. Rüzgâr! İsmini kefenlenmiş yazılarımı uğurladığım musallaya düşürüyorum. Hem de kefenlenemeyecek kadar paramparça olmuşken bende.
İlk önce “RÜ” düştü cebimden. Ve sonra “Z”… ”GAR” ı kurtarmak için ölümlere sürdüm ömrümü. Sahibine yaşayan ceset hükmü kazandıran bir ben, seni kurtarmaya yetmedi Rüzgâr. İsmin düştü musallaya. Keskin sözcüklerim yetmedi ismini oradan kazımaya.
Kefensiz, ölümsüz ölümlerin kollarındasın Rüzgâr. Benim yaşamam için mi katlediyorsun ismini? Yapma Rüzgâr iki ceset bizi hayat yokuşlarından siler süpürür. İki ölü isim bizi mahlaslara gömdürür…
Rüzgâr! Susmanın en koyusunu denedim sana. Kelimelerimi içime büktüm. Sonra konuştum sayfalarca… Bitti dediğim anda düştü ismin paslanmış sesimin meskeni ağzıma…
Rüzgâr! Sonsuz acılarımı ezberimden geçirdim de düştün kalemime. Siluetlere dipnot düştüm çehreni. Hep bir muamma olman için, çalınmaman için, başka yüreklere başka dillere sığınmaman için kendimden bile sakladım seni.
Denklemler içine hapsettim seni Rüzgâr! Bilinmez sayıların sonsuzluğunda bulunmazsın. Açıklanmadıkça hep bir gizsin Rüzgâr…
Şimdi…
Kimse dokunmayacak adının kayıp anlamına. Kimse seni uzaklığıma yakılmış bir türkünün asi mısralarında aramayacak. Ben ölene dek yaşatacağım ismini. İsmini düşlerime bürüyüp göz bebeklerime süreceğim. Ömrümde, acımı en anlamlı kılan ismini sürgünlerde sıralayacağım Rüzgâr!
Biliyorsun ki yazıldıkça yıkık hayallere eş bir ses oluyorsun Rüzgâr. Her yarada acıyanın acıtan rolünü oynuyorsun. Oysa sen, bilinmekten uzak en mahfi düş… Oysa sen, sesinin yamaçlarına hüzün dolduran ve her harfiyle ömrümün mutluluklarını tüketen bir ölüş…
Rüzgâr! Tanımadık yüzlerin tanımadık satırlarına girme… Oralarda büyüme. Sen ki benim “en”lerimi doldurduğum uzun kelimelerimin tek faili… Başka kalemlerin boyunduruğuna gitme Rüzgâr, solup kalırsın satırlarda…
İsmini her kalemime doladığımda dilimin en parlak kelimelerini üfledim sana. Sen bilmeden ne çok sen yazdım ne çok sen biledim hayatıma. Ne çok, senli ağlamalara vurdum gözlerimi. Kirpiklerimi kaç kez sen diye kapattım. Adını sayıkladım kâbusa dolanmış rüyalarımda. Adını düştüm siyaha dolanmış anılarıma. Fakat biz senli “an”lardan bile uzaktık Rüzgâr.
Defalarca dilinmiş bir saatten bir salise bile düşmedi payımıza. Bizliklerden geçmedi cümlelerimiz. Ben hep adımı unutup Yaren oldum satırlarda sense Rüzgârdın; ama sadece benim satırlarımda…
Bağlaçlarla bile bağlanamadık Rüzgâr…
Günün aksi vurmuyor yüzüme. Mat bir renkle dolduruyorum heybemi. Yaralı sanrılarıma tuz basıyorum. İmleçlerle kaydırıyorum hayatımı. Manidar birkaç sözcüğü beynimin esrarengiz yanlarında zabıtlara geçiriyorum. Yağız bir hüznün ellerinden tutuyorum sımsıkı, bırakmıyorum…
Geçmiş bir zamandan umut’larla dolu rüyalara sızıyorum Rüzgâr… Dumanlı bir güzergâhtan ilerliyorum ırak şehirlere. Şenden bir libas biçiyorum kendime. Karanlığa eş oluyorum.
Gidenlerin ardından süregelen yadigârlığım iç cebime sıkıştırılmış hayat hikâyemin en süslü yalnızlık terimi Rüzgâr…
Yoklukların içinde var olmaya çalışan yorgun yüreğim, ismini içine hapsettiğim efsanene son noktayı koyamıyor Rüzgâr. Bitmiyor, bit(e)miyorsun…
Ötesi ne Rüzgâr? Hadi dünü bildik, bugünü öğrendik, yarını tahmin ettik: ama ötesi ne? Ne zaman susulursun kalemimde? Daha kaç gün, kaç ay, kaç yıl katmalıyım acılarımın üstüne?
Ne gel demeye dilim varıyor Rüzgâr ne de sana “sus”ları denemeye. Yazılmışlığınla yaşıyorsun satır dünyamın içinde.
Kara kalemimden satırlarıma dökülen bir yazısın Rüzgâr. Satırlardan ötesi olmayan düşüm…
Hep öyle kalacaksın…
Ve ben yaşadıkça yazılacaksın Rüzgâr…
Pas Bob

Dökülüşün üşümesinde bozuk bir plak gibi çalındım sana
Gidişin gölgesinde serin bir hevesin suyu aktı aklarımdan
seni düşünüyorum diye, düşünceye vuruldu kement
gülüşlerin kulaç atarken bakışamadığım her denizde
su, aşkı da sensiz düşlerle girdiğim duşu da temizlemez
Yansımalarına güzellerden kurbanlık anlar sunuyorum
resimler çiziyorum, resmen bende kalışın ressamı olarak
Kelebek iklimiyle güneş boyatıyorum rujlu dudak uçlarında
Senin olmaya sancılı bir öpücük yamacında kuruyor önce hayalin dudağı tutkunun kırışmış, beklemelere karışmış kavi son halinde yokun aynasıyım
mendilini yolla,
sözlerini yolla
geleceğini yolla
ateşin de arasında olsun
beklerken bir ömür ütülesin hesaplarımı
vicdanımın peteklerine bal yapsın ak arıların
aşamadım sensizliğin son senfonisindeki son parçalanışı
gözbebeklerine öpüşken gözyaşlarını unutamadım
öylesine çalınan gidişin frekanslarına bağlanamadım
en kolayı ağlamaktı yapamadım içim ağlıyorken
ulaşamadım, ulaklarında henüz kırık can parçaları vardı
dokundum yaşayamadıklarımızın bam teline
sazdan önce, söz çalındı, göz alındı damlalardan
vuslatın tetiğine bastım bin kez senden vuruldum ölmedim
kutsi yaralarım iyileşmemek için kabuk kabuk bağlandı zincirine
Suskun ahın vahasında serap gördüm, seni göremedim
bir tükeniş atlasında su ve aşk yan yana vanasını açtı
varamayışın aktı, akla ile karama, karalarım bağlanırken
billur sesinin bıraktığı türkü türkü içlenişlerde kaldım kendime
sessiz bir çağrıdır telimi sen kopardın ömrümden abalar yanarken
biraz sus dedin
biraz us dedin aşkımıza
oysa tatlı bir huzurun aynasında seni taradım meleklere
demli pınarlarından gönlünü demledim cennet-i aşk alaya
huriler ilişir gözüme diye seni cennetimden kovdum
gayrı meleğim değilsin, gayrı sensiz bir cehennemdeyim
bütün terk edilmiş güzellerin ateşinde yanıyorum
cehennem iyi geldi bana, ateş ve aşk yakmıyor
gelişinden usanmayan bir usun perma safi haliyim
ruhun gibi sarılır belkiler bana
kavuşmak denilen geçitlerde deli dumrulum
sana benzeyen her güzelden biraz aşk alıyorum zoraki
bir daha olmazın çığlığıyla düşüyorum düş dehlizine
gel çıkar beni bendinden
üşümüş ağlarıma atıver, ağlamadan hep öyle kalam
bir bakışın olsun yanımda
çevirme gözlerini tutkumun ali uydusundan
kayıpsızlığımın dünyası döner hep sana
Al beni, al ile bal arasında beli arzulara
Ki ben Yunus’ un sosundan aşka ekmek bandırdım
Ki Yusuf’un kuyusunda damlalarını topladım
Ki ben takılırım sevdanın senli yıldızlarına gece ile hece arasında
Ki ben aşkın ta kendisiyim, ta içindeki iç kadar aşkım

Yazan:
Sürgün Ruhum
Haz
28

Kalbime maviyi yasladığın an gelirsin fikrime
Demlenir efkarım, isyanlarım dillenir
Her gece yeniden bir senaryo var dizelerimde
Yüreğim acıyor hainliğini sakladığın
O şafakları her gördüğümde…
Sana doğru gelen ayaklarım küllerimi ezip geçiyor
Yokluğunu yaşamak zor olsa da
Yüreğimde öldürüyorum seni
Ve adına harcıyorum son nefesimi de…
Sürgün Ruhum

O geceler ki içimdeki yalnızlığın tek şahidi
Feryatlarımın tek sahibi
Alırım gecenin yalnızlığını kollarıma
O da sarar beni tüm karanlığıyla
Gece ve ben bir bütün oluruz
Kimsenin ulaşıp dokunamadığı o noktada
Gece benimdir bense gece.
Merve
Bilgisayar klavyesi üzerindeki “PrtScn SysPq-Print Screen” yazan tuşa basalım.

Paint resim sayfasını açıyoruz.
Düzen den yapıştır dediğimiz zaman sayfa olduğu gibi Paint e gelecektir…

Açılan Paint sayfasına “Ctrl+v” kombinasyonu ile bastığımızda ekranın görüntüsün sayfaya yansımış halini görüyoruz.
Kopyaladığımız resimin hangi bölümünü almak istiyorsak orayi kesmek için, soldaki araç paletindeki kare işaretlye gösterilen kes butona tıklıyoruz ve kesmek istediğimiz bölgeyi seciyoruz, seçtiğimiz alanın üzerinde sağ tıklayıp kes seceneğinden kesiyoruz.
Dosya dan yeni diyeceğiz, gelen seceneğe hayır diyeceğiz.

Yeni açılan sayfaya Düzen’den yapıştır. Ctrl-V…
Evet, istediğimiz gibi sayfadan bir bölümü almış olduk, bu işlemle bilgisayar ekranından kolayca resim alabilirsiniz.

Resmi çekilen ekran görüntüsü ile her türlü değişikliği yaparak kaydediyoruz.
Melis Gönül
Masaüstü Player İindir
Sitene Radyo Favori Ekle
Radyo
Favori İstek Hatti