Temmuz, 2010 icin arsiv

Misketlerim Rengârenk

merve

Çocuktum önceleri bihaberdim
Cebimde misketlerim vardı
Rengârenk hayatı da öyle bildim
Oyunlarım vardı hayallerim
Sonsuzdu engelsiz her şeydim orda
Gezgin olurdum bazen
Bazen de savaşırdım en kötülerle
Bilim adamı olurdum hastalıklara çare arayan
Kızgın çöllerde dolanırdım deve sırtında
Mühür gözlü sevdamı arardım
Hayallerim vardı sonu olmayan
Sonra büyüdüm istemedim hiç
Misketlerimi aldılar önce
Hayallerime yasak koydular
Kapattılar kendi düşüncelerine
Şimdi anlıyorum neden önce misketlerimi aldılar
Renkleri bilmeyeyim hatırlamayayım diye
Ama şundan bihaberler
Ben hala hayal kurup misketlerimle oynuyorum
Diyar diyar geziyor
Aşkların en güzelini yaşıyorum
Ve şimdi içimdeki çocuk hınzırca gülüp
Nanik yapıyor onlara en masum yönüyle.

Merve

Yıldızsız Sen Ve Ben

merve

Karanlık bu gece kapattım yıldızları dehlizlere
Ayı sürdüm evrenin en derinlere
Yasaklılar artık onlar
Karanlığı ben boyayacağım daha zifiriye
Siyahın enlerindeyim şimdi
Güneş doğmayacak gecelerime
Ra’yı izne gönderdim sandalı haraç mezat satıldı
Ta ki senin gözlerin karanlığımı aydınlatana kadar
Bu evren hasret kalacak güneşe, aya, yıldızlara

Merve

Posedeon Kıskanır

merve

Denizlerimde fırtınalarım var benim
Limanlarım darmadağın
Gelme sevgili o limanlara yıkıntılar var orda
Görme benim gerçek yüzümü
Posedeon kıskanır fırtınalarımı
Yanıma yanaşamaz
Saklanacak bir yer arar enginlerde
O bile yer bulamazken kendine
Ey yar sen yok olursun hırçın dalgalarımda
Saklayıp koruyamam seni
Sakınamam kendimden
Girdaplarımda yok olursun tutamam
Seyrederim sonra seni
Calipso gibi dokunamadığım sevdama bakarım.

Merve

Bu Gece De Gelmedin

Engelli yasamak

Senin için hazırlandım bu gece
Aynanın karşısından hiç ayrılmadım
Sırf sen seviyorsun diye kırmızı rujumu sürdüm
Saçlarımı taradım saatlerce, parfüm sıktım her yere
Rimelim aktı sen hala yoktun.

Senin için koşuyordum zamanla yarışıyorum
Anlık senli hayaller kurarken
Biliyordum ki benim için giyinmiştin rujunu sürmüş
Tenine en çok yakışan parfümü sıkmıştın
Geleceğim sevdiğim bekle…

Akrep yelkovana düşman
Zaman geçiyor kaç gece düştü bahtıma
Zehir, zindan masayı da hazırlamıştım
Kadehler boş, mumlar eridi masaya
Pencerede kalakaldım sen hala yoktun.

Bekletmek seni imkânsızdı zamanlar hızlı akarken
Bilirim ki ellerinle ne güzel sofralar hazırlamışsındır
Belki senin en sevdiğin şarabı almış
Mumların ışığındasındır
Mumlar erir yüreğime damlar ağlarım yanarım zamana
Geleceğim sevdiğim bekle…

Güneşim dargın aya nazları hep bana
Topladım masayı, şarabı kendim içtim
Kadehini kırdım hasretinle yanarken
Gece sönüyordu sen hala yoktun.

Senin ne yaptığını hayal ediyorum artık
Belki hala penceredesin beni bekliyorsun
Ayrılmadan öncesi
Yollarımız ikiye bölünmeden
Belki sen bu şehirdesindir belki senin bulunduğun şehirdeyim
Bekle belki kapındayımdır.

Anladım bu gece de gelmeyeceksin
Rujumu da sildim bir çırpıda
Aynada yüzüm, yüzümde hüzün
Şehir kadar ağlıyorum sen hala yoksun.

Geldim sevdiğim kapındayım zile basamıyorum
Gücüm yok takatim yok senin yüzüne bakmaya
Seni görüyorum perdenin ardında ağlıyorsun
Geldim geriye dönüyorum
Hayallerimin ardında kalan yere
Hoşça kal.

31 Temmuz 2010

Paraf & Efsane Etrafoğulları

Şiirim Ben

merve

Geceye yazılan şiirim ben
Alfabem yıldızlardan oluşur
Her bir yıldızım göz kırpıyor
Gök semadan aşklara âşıklara
Okundukça can bulurum
Çağlarda yaşarım ben
Var oluştan beri tüm zamanlarda
Aşklar oldukça âşıklar yaşadıkça…

Merve

Hazirandı

ZuleyhaSelcuk

Bir haziran günüydü

Vakit öğleni ikindiye bağlama telaşından uzak.

Sıcak düşüyor gözlerinden kadının.

Adam çocukça sevinçleri almış sesine.

Sözcükleriyle başını dönüyor kadının!

Yığılıyor kadın sevdanın orta yerine

Ölümüne kalıyor görmediği gözlerin renginde.

Bir ses deşiyor yalnızlığın bağrını

Bütün gizler dökülüyor ortalığa!

Yalnızlık bedeni terk eden ruh gibi

Onca soruyu cevapsız bırakıp gidiyor

İki kişilik bir düşten doğuyor kadın yeniden.

Henüz hazır değilken kadın

Adam yürekli bir sevda istiyor,

Bir sevda diyor, yüreğinden bir sevda…

Avuçları kanamış günlüklerin diliyle

En titrek sesin gizemiyle aşk diyor!

Bir aşk ki yürekten

Gerçeğinden

Senden diyor…

Kadın başını döndüren sözcükleri,

Evirip çevirip sevdaya atıyor.

Neleri yakıyor kendi bile bilmiyor.

Sevda öyle sözcükte durduğu gibi,

Yangınsız durmuyor yürekte.

Kadın düşüyor alevleri delirten bir yağmur nefesine.

Adam umarsız, usangaç bir yabancı gibi

Dönüp gidiyor.

Gidiyor yalın bir düşle

Gidiyor iki kişilik bir gidişle.

Kadın sussa dert, ağlasa dert!

Gitsem diyor bende uçurumlar bırakıp geçmişime,

Gitsem diyor gitmek bu kadar güzelse…

Kadın gitse, bilmiyor gitmeyi

Kalsa acıyor kederi içen gözleri

Bütün vedalar kesiyor soluğunu

Ve susarak keskin sözcükler topluyor,

Gecesine düşen adamın gözlerinden.

Her aşk iki kişilik bir cinayet oluyor bütün şiirlerde

Kadın, kendine katil!

Adam, sütten çıkmış kaşığın izinde.

Bitiyor son masalda sevda.

Alınıyor kadından o masum rüya!

Çalınıyor gözlerine hiç dinmeyen fırtına.

Kadın, kendine ecel oluyor iki kişilik bir aşkta.

Susuyor kadın

Haziran hediyesi adamın suskunluğunda.

12 Haziran 2010 (bütün gidişleri sakladı kadın adam üşümesin diye!)

Züleyha SELÇUK

Kavramlar

PozitifAdam

Eğer mutlu isen, huzurlu olursun. Huzur ciddiyetten gelemez. Ciddi insan, bir bakıma kendine sürekli setler engeller yaratır. Engeller; mutlu olmaya manidir. Evrende işleyen bu mükemmel sistem, asla öfkeyle işlemez. Evrenin çarklarını işleten güç, sevgidir, huzurdur, mutluluktur. Eğer mutlu ve kendinle barışıksan, çevrendeki herkesle de barışık yaşarsın.

Bunun yolu kendini tanımak ve bunun doğal sonucu olarak da kendini sevmek. Kendini tanıyıp da sevmeyen hiç kimse yoktur! Ama kendini sevmek bencillikle karıştırılmamalıdır. Bencillik, benmerkezcilik; ego ile alakalıdır. Ego ise tamamen sahte benliktir. Gerçek benlik çok farklıdır. Ego; sonradan inşaa edilen benliktir.

Gerçek benlik ise, var oluşla beraber gelir. Her canlıda potansiyel olarak mevcuttur, onunla tanışmanın yolu, ona izin vermektir. İzin vermek; gerçeklerle, pahalı gerçeklerle yüzleşme cesaretini göstermekten geçer. Hayat, görünenden çok daha anlamlıdır ve sırlar barındırır. Dikkatli bir göz, bu sırları keşfedebilir. Göze dikkat yeteneğini veren güç de akıl değil, var oluşla gelen zekâdır.

Zekâ ile akıl çok farklı kavramlardır. Tıpkı inanmak ve güvenmek arasındaki derin ayırım gibi… Size iki gözünüzün olduğuna, bir burnunuzun olduğuna inanıyor musunuz? Dersem, hepiniz gülersiniz ve buna inanmak saçmalıktır, çünkü bu bilinen bir gerçektir. Buna güveniniz tamdır. İnanç ise, içinde nokta kadar bile olsa, şüphe barındırabilir. Güvende ise şüphe yoktur. İnsanlar inanıyorlar ama güvenmiyorlar.

Pozitif Adam

Sen Olma Mumları Söndüren

gokkusagi

Gönlüm tatillerde artık
İzin biletimi kestim kendi ellerimle
Yorgunluğumu hissettiğimden
Bizim gönül gözümüz var
İki gözümüz dâhilinde
Harici sevkıyatımız var.
Telgraflarda güvenlerimiz var
Beyaz olmasa da kurşuni
Yalnızlığımızı sarıp kuşatan
Yoksulluğumuzu aratmayan
Bedensiz benliğimiz var.
Kör olup görmesek de
Lal olup konuşmasak da
Sağır olup duymasak da
Ayaklarımız olmasa da
Yuvarlak dünyamız var
Başımızı döndüren
Engelsiz yüreğimiz olsa da
Gönül yorgunluğumuz var
İzi kalmış aşklardan
Sırtımızda taşıdığımız kamburumuz var
Ağır yükümüz olmasa da.

31 Temmuz 2010
Gökkuşağı

Mizmâr Oldum Aşkına

Efsane

İtiraf ediyorum ki seni sevdim
Hiç görmediğim bir yüzü nasıl sevebilirsen öyle sevdim
Her yüzü sana benzettim, sana bakarmışçasına baktım
Ve izledim ben
Seni öylesine sevdim ki.

Hayal ettiğim yüzünü gönlümde oluşan tuvalime çizdim
Konuştum, haykırdım hatta isyanlar ettim
Binlerceydin ya da milyonlarca
Kimdin o yüzlerde naçardım ağlıyordum
Seni öylesine sevdim ki.

Tüm şiirler, denemeler senin için yazılmış gibi okudum
Görüyordum seni, dokunuyordum sana
Kelimeler kutsallığına çağırırdı çünkü
Seni azra gibi yaşardım ve bitmesin bu kelimeler diye dua ederdim
Seni öylesine sevdim ki.

İlahi idin artık
Gözlerim kör, kulaklarım sağır olsa bile
Görürdüm yüzünü dokunarak
Toprak olurdun işlerdim ellerimle
Ya o sesini dinlerdim
Saz eşliğinde
Seni öylesine sevdim ki.

Mavilikleri anımsatırdın
Gökler gibiydin ulaşılmazdın
Denizler gibiydin uçsuz bucaksız
Seni öylesine sevdim ki.

Arınırdım seni severken
Yaratılmanın huzurunu yaşardım
Yaratanı arardım seninleyken yaşardım
Şeb-i aruz gecesinde günahlarım dökülürdü
Seni öylesine sevdim ki.

Lal idim konuştum bülbül misali bir gülle
Kör idim gördüm gönül gözümle tüm güzellikleri
Şiirler, denemeler yazdım
Aşk olan sevda
İçinde ihtimaller olan
Seni öylesine sevdim ki.

İhtimal’e ithaftır.

31 Temmuz 2010
Efsane Etrafoğulları

Mizmâr: Arap toplumunda da üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan mizmâr sözcüğü ise, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır. Türkçe’de ise hemen her zaman ney olarak anılmıştır.

Evin Karanfil Yanıyor Haberin Yok

22-çiçek

kokum siner
pembelere akşamüstleri
karanfil geçer sanırsınız
çiçekçi kadının kolunda

uzatır başını
neşe, çiçeklerim var

kalsın
çiçeğim içimde

soluk resimlerim canlanır
yaz geçiyor
bahar dışımda
ümmü gülsüm’ün şarkıları tükenmez
ısfahana varır

çıkıp gidemezsiniz evlerden
bırakmaz ardınızı
kediniz
kar yağdı sanırsınız tüylerine
ev benim tenim
ruhumdan
fışkırır düşlerim

çiçekçi kadın döner gelir
abla evin karanfil yanıyor, haberin yok,der
yanan içim

gülüşüme sakladığım acıları sağarım
akşamüstleri
çiçekçi kadın geçmez bu sokaktan
sevdiğimden telgraf gelir son kez
atla trene sirkeciden
çeşme yanıyorsa
gülüşünü bırakma ardında
balkonsefaları susuz
yaz geçiyor
baharım geliyor

Barış Erdoğan

Çağdaşlaşma Kaosu

UfukSerdengecti

Modernleşme çabamızın günümüzdeki yansımalarının ortaya çıkardığı görüntü kargaşasını çözecek olan tek şey insanlara yaşarken yardımcı olan bize yol gösterip ışık tutan, rehberimiz Kur’an-ı Kerim’dir.
Batılının sosyal ve ekonomik yapısı ile kendimizi karşılaştırmadan modernleşmesini örnek alınca terazimizin dengelerinin bozulduğuna inanıyorum. Alt yapı olmayan yere bina dikmek bizim işimiz. Modernleşmek adına nelerden vazgeçtiğimize bir bakalım. Aile kavramımız çözülmeye başladı, herkes kendi kafasına göre yaşamak istiyor. Büyüklere saygı, küçüklere ikram kalmadı. Bayramlarımız bile yozlaşmaya yüz tuttu birçok güzel gelenek ve göreneklerimiz yok olmanın eşiğinde can çekişiyor.
Birbirimize tahammülümüz bile kalmadı, her gün çevremde boşanan birileri oluyor açıkçası bu durum beni endişelendiriyor. Mutlaka hakkı sebepleri vardır ancak orandaki artış göz ardı edilecek gibi değil. Nereye gidiyoruz diye durup düşünürken bir makale ile değerli bir kalemin düşüncelerini okumanız için sizi size bırakıyorum.

Ufuk Serdengeçti

Gün aşırı aile problemleri duyuyoruz. Anlaşamamaktan söz edenler, değişmekten söz edenler, hatta ayrılıktan söz edenler… Bir de geçmişe oranla farklı bir “örtülü kadın tipi”yle karşılaşıyoruz. Tesettürle bağdaşmayan kıyafetler, ilginç süsler ve yol ortasında eşiyle de olsa toplumun yadırgadığı hareketler… Veya başörtülü bir annenin yanında başı açık ve olabildiğine beden saçık giyinmiş, yirmili yaşlara merdiven dayamış kızlar…

Açıkçası, “yozlaşma” diye ifade ettiğimiz bir olumsuz değişmeyle karşı karşıyız. Bu yazımızda bunun nedenleri üzerinde duracağız. Müslüman kadının görüntüsünde ve aile hayatında görülen değişmenin, kişilere göre değişim gösteren pek çok nedeni vardır:

Geleneksel dindarlık batılı hayat tarzına yeniliyor. İnsan, farklı bir hayat tarzıyla karşılaştığında, genellikle dört aşamalı bir süreç yaşar:

Birinci aşamada farklı yönler dikkatini çeker, karşısındaki kültürün ona yabancı olduğunu fark eder.
İkinci aşamada kendisine yabancı bulduğu bu hayat tarzından korunması gerektiği düşüncesine varır, kendi hayat tarzına daha sıkı sarılır. Yeni ortamda kendi benzerlerini arar, onlarla birliktelik oluşturur ve eskisinden daha disiplinli yaşar.

Üçüncü aşamada tepki duyduğu hayat tarzında alınabilir yönler bulur, bu yönler bilinçle veya taklitle almaya başlar, ortaya karışık(melez), soysuz (tam olarak bir yere ait olmayan) bir hayat tarzı çıkar.
Dördüncü aşamada tepki duyulan hayat tarzı, farkında olunarak veya genele uyma taklidiyle asıl hayat tarzı olur, eski hayat tarzı reddedilir, unutulur. Anadolu’nun farklı yörelerinden gelen aileler, şehirlerde karşılaştıkları Batılı hayat tarzından önce ürktüler; kendi değerlerine köyde olduğundan daha çok sarıldılar ancak bu eğilimleri şuurla ve cemaatleşmeyle desteklenmediğinden zamanla törpülendi. Değişimin üçüncü aşamasına geçtiler. Dindarlıklarını gösteren simgeler ve tutumlarla yozlaştırılmış Batılı tutumlar, onlarda bir arada göründü. Bu yozlaşmış, soysuzlaşmış hâl içinde kadın, başı örtülüyken kollarını açmada bir sakınca görmüyor ya da genç kız örtülüyken bir genç erkekle, sözde Batılı görüntü içinde, belki aklı başında bir Batılı’nın bile sokak ortasında tasvip etmeyeceği bir içli dışlılık yaşayabiliyor. Melez kültür aşamasındaki kadın, ne dindardır ne de modern. Dindarlık gösterisi için eşarbı yeterli bulur. Bir erkekle içli dışlılığı ise bilerek veya bilmeyerek modern görünmenin, medenileşmenin(!), modernleşmenin, köylülükten kurtulup şehirlileşmenin tek göstergesi sanır. Modernleşme gereği ve modernleşmenin yüceliği(!) zihinlere kazına kazına başı örtülü bir anne, kendi açılmasa da kızının açık olmasından gizli bir gurur duyabiliyor.
Örtün örtün dedik de o böyle tercih etti” diyerek ifade ettiği vakada kendisiyle ilgili olan kısım aslında kızını tercihinde serbest bırakmış olmasıdır, bunu (gizlice) kendisinin köylülükten uzaklaşıp modernleşmesinin bir belirtisi olarak satıyor, buna karşılık da çevreden bir kabul bekliyor ve çoğu zaman fazlasıyla da alıyor.
Kaynak: Ahmet Yılmaz / Analiz

Metabolik Sendrom

Melike Ayan

Özellikle son 50–100 yıl içinde genlerimizin daha önce hiç alışık olmadığı, kan şekerini hızla yükselten beyaz un ve şekerden mamul gıdalar aşırı şekilde kullanılmaya başlandı. Bizler ise bu duruma hem seyirci kalıyoruz hem de bu beslenme şekline razı olmuşuz gibi bir tablo sergiliyoruz.

Elle Nisan Sayısı‘nda Dyt. Gonca GÜZEL Metabolik Sendrom ile ilgili röportajı yayınlanmıştı.
Bu röportaj sırasındaki uyarıları kendime rehber edindim benim gibi bu konuda titizlik gösteren değerli arkadaşlarımla da paylaşmalıyım dedim. Sağlığı bozulmuş çocuklar ileride sağlıklı eşlerle evlenip daha sağlıksız nesiller oluşmasına sebep olacaklar. Şimdiden harekete geçmek ve bu gidişata dur demek gerek.

Melike Ayan

Çocuklar İçin Önemli Tehlike: Metabolik Sendrom

Dyt. Gonca GÜZEL diyor ki;

Bu sefer konu seçerken benim en önem verdiğim ve hastalarımın %60 ında görülen Metabolik Sendromu yazmaya karar verdim. Bu konu hakkında hala tıpta çalışmalar yapılıyor ve tam olarak nedeni ve tedavisi maalesef yok. Eğer sizde kolay kilo alıp, zor kilo vermekten yakınıyor, bel çevrenizdeki artış dikkatinizi çekiyor, kendinizi gitgide daha yorgun hissediyor sanız Metabolik Sendromlu insanlardan biri olabilirsiniz
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var Metabolik Sendrom bir hastalık değil ama hastalık risklerini maksimize eden bir durum tek ve kesin tedavisi yaşam tarzını değiştirmek. Yani ideal kiloda olmak, sağlıklı beslenmek, hareketli olmak ve stresten uzak durmak. Unutmayın yapacağınız en ufak bir değişiklik bile uzun vadede kalıcı sonuçlar yaratır ve her uzun yol en ufak bir adımla başlar. Yani siz kendinize bakmaya karar verin sadece bu önemli.
Metabolik sendrom, elma tipi şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker metabolizması bozukluğu (hiperinsülinemi) ve lipid mekanizması bozukluğu (hiperlipidemi) sorunlarından oluşuyor. Metabolik sendromun merkezinde insülin direnci yatıyor.

İnsülin direnci ise vücudun insülin salgılaması fakat insülinin hücre içine girip glukozu taşıyamaması ve çoğunu yağ olarak depolamasıdır. İnsülin direncini arttıran temel faktörler hareketsiz yaşam biçimi ve yüksek kalori alımı sonucu oluşan aşırı kilo; özellikle karın bölgesinde yağlanma artışı; psikososyal stres ve kadınlarda menopoz sonrası hormonal değişiklikler sebep olmaktadır.

Sahtekar – Akrostiş

Hunter

Sende yakıp gittin beni, diğerleri gibi
Acımadan sattın beni, bir tüccar misali…
Her şeyimi aldın giderken, kalbimi verseydin bari…
Tek kelimesi senin olmayan aşkına inandım işte,
En sonunda arkana bakmadan gittin, terk ettin beni
Karardı dünyam, karardı ömrüm, vurdun bir şimşek gibi…
Aşkımızı lekeledin sen, terk edip gittiğin gün beni…
Rüyalarım kabus oldu, unutmadı bu yüreğim gideni…

Hunter38

şarkım sevgiliye – amatör müzik | izlesene.com

Zeynep

zeynep

Zannetme ki bendeki sadece bir heves,
Elimden tutmayı dene bir kez,
Yanımda olduğunda üzülmemen için;
Ne gerekirse inan yaparım.
Ebediyen deli gönlümün prensesisin;
Padişah oğlu gibi zengin olmasam da sevginle dolu kalbim…

Sevgili Zeynep’e ithaftır.

İhtimal

Tükür Gitsin Böylelerine

Anaerobik

Kıç yalayanların

Dişlerinde bok

El öpenlerin

Kıçında diken sırıtır.

Anaerobik

İki Sınır Ülkenin Dikenli Telleriyiz

gokkusagi

Nasıl ikram edebilirim size
Görmediklerinizi?
Göstermek için kaç yıl debeleneceğim kim bilir
Kaçıncı doğum günüm yüzyıllarında
Böyle hasret görmedi
Bayramlarda
Hangi insanlığın göstergesi bu?
Vaziyetsiz vasıflarda küçülür gözbebeklerim
Nasıl hitap edeyim size
Duymadıklarınızı?
Duyurmak için kaç yıl bağrıma basacağım kim bilir
Kaçıncı ölüm dönemim milatlarda
Böyle nutuk söylenmedi
Milli maçlarda
Hangi tribünün topluluğu bu?
Vaziyetsiz vasıfsız amigolardan sağırlaşır kulaklarım…

30 Temmuz 2010

Gökkuşağı

Aşağılık İnsanlar (Puştlar)

Anaerobik

Yağ satarız bal satarız

Ana avrat din satarız

Bütün hepinizi yalar yutarız

Aah  bu da neeydiii

Demenize kalmadan

Ebenizle uyuruz

Ben ve yandaş(şak şak)larım

Genetiğimizle oynar

Süslenir pullanırız

Paranız olduğunca

Oynar kıvırtırız

A be de deriz

İstediğinizde

C yi yutar unuturuz

Allah kitap deyip dinlemeyiz

Paraya taparız

Öyle rol yaparız ki

Sabah uyanınca

Anlarsınız kıçınızdaki ağrı ile

Bize puşt derler bazıları

Bizde biliriz puşt olduğumuzu

Ama ne yaparsın

Ekmek kazanmak kolay değil

Bizde puştluktan kazanırız.

Anaerobik

Ey Hayat

merve

Üstüme gelme hayat
Yaktırma bana kendini
Sarılmışken sana yâre sarılır gibi
Sar beni sarmala sıkıca yârin sardığı gibi
Bırakmayalım birbirimizi
Arsızca yaşamak var içimde seni
Hoyratça sorgusuz sualsiz
Gününde ayrı gecende ayrı
Kollarına al ey hayat beni
Ben sana bu kadar tutunmuşken
Sevdalıyken sana deli gibi…

Merve

Hayat Bu Mu Sence?

gök

Ey hayat!
Her zaman hayal kırıklığı verirsin
Sadece mutluluk varmış gibi
Biraz mutluluk gösterir
Sonra kendini
Gerçek kendini gösterir
Ve hayal kırıklığını yaşatırsın
Sana güvenilmez…

Sevgili Hunter’e ithaftır.

30 Temmuz 2010
Gökdeniz

Hücremde Kanımsın

Korsan

Nağmelerde, dizelerde, şiirlerde, ararım benliğimi

Parsel parsel sevda damlacıkları sarmış gönlümü

Lime lime yakar yüreğimi sevdanın ateşi.

Esir düşmüş aşkın narına yaralı kalbim

Olmak ile olmamak arasında bir yerdeyim

Asi gönlümün çığlıkları sarar tüm bedenimi

Yazdım kanımdaki hücrelerime adını

Düşlerimde ve hayalimde yaşatırım

Ay yüzlü siman ile buğulu gözlerini.

30 Temmuz 2010

Korsan

elagözlüm fm

Damlacıklar – 5

6

 

dillendim

şarkıya yatır beni

“gün” giderken

arlanayım

 

kirlendim

yargıya yatır beni

“gön” giderken

aklanayım

 

horlandım

yargım yıprandı sargım bulunmaz

hadi bir yol sar beni

“dün” giderken

paklanayım

 

Barış Erdoğan

Damlacıklar – 4

6

halka karışırken

keplerinde sobe taşırlar

politik-acılar

 

halktan aşırırken

ceplerinde gövde taşırlar

politik-sancılar

 

hakkı araştırırken

küplerinde tövbe taşırlar

politik-hacılar

 

Barış Erdoğan

Bir Ebruda Rengin Soğumuş

33

gözlerin kamaşmışsa ilk bağbozumu sancıyla
sarhoş çığlıklarına inat
diren
atımın yelesinden tut geç kalmam gelirim
bir ebruda rengin soğumuş
şimdi
güneşim dar

sen sızan bir “kovan”dan bakarsın arıyla
savaş çiğliklerine inat
diren
çiçek saçarken mayın tarlam
deli mavimi dağıtma gökyüzüne
şimdi
ateşim var

Barış Erdoğan

Duyduklarınıza İnanamayacaksınız

UfukSerdengecti

Aşağıda okuyacağınız olay tamamen gerçektir. Eğer yer ve kişi bilgileri verilmemiş olsaydı bu olay bizim Temel’in üstüne kalabilirdi ama gönlüm buna elvermezdi. Biraz düşündüren, biraz gülümseten biraz da yaptığımız işe ve birlikte çalıştıklarımıza dikkat etmemiz hakkında örnek olan haberi değerlendirelim.

Ufuk Serdengeçti

311 Numaralı Oda

Güney Afrika’nın Cape Tovn şehrindeki bir hastanede devamlı olarak gizemli ölümler oluyordu. Hemşireler haftalardır üst üste her cuma günü 311 numaralı yoğun bakım odasına yatırılan hastaları ölü bulmaktaydılar. Bu sırlı ölümlere uzun süre açıklama getirilemedi. Herkes meselenin çözülmesi için seferber oldu.

Uzmanlar odanın havasını bakteriyolojik olarak kontrol ettiler. Güney Afrika’nın önde gelen bilim adamları ölenlerin aileleriyle üç hafta boyunca görüşmeler yaptılar. Hatta işin içine polis girdi ve akla gelen her ihtimal tek tek değerlendirildi, ancak onların araştırmaları da sonuçsuz kaldı. Ve tabii bu arada 311 numaralı odadaki hastalar sebepsiz ölmeye devam ediyordu.

Son çare olarak hastaların kaldığı 311 numaralı yoğun bakım odası sürekli gözetim altına alındı ve sonunda odadaki ölümlerin nedeni ortaya çıktı. Sonuç trajikomikti.

Cuma sabahı saat 06.00′da odaları temizleyen temizlikçi kadının, hastanın bağlı bulunduğu solunum cihazının fişini çekerek, kendi elektrik süpürgesinin fişini taktığı ve işini bitirdikten sonra solunum cihazının fişini tekrar yerine takıp gittiği görüldü.

Ağzıma Koza Ördüğün Günler

02-pamuk

İpekli mendiller dolamışsın boynuma
dokunma
bıçkınlığımı hoşgör
ağzıma koza ördüğün günler

İpekli mendiller bırakmışsın koynuma
okuma
büyü tutmamış masallarda kalalım
azımı çoğa gördüğün günler

Barış Erdoğan

Kalp Gözünü Aç Ey İnsan

“Herkes defineler elde edecek bir baht arar eziyetlere eziyetler katan aşk yeter bize…” Diyor Hz. Mevlana, en eziyetli aşkı tadan ve bunu kendine en güzel baht sayan, değerli ve dolu sözleri ile her zaman ışık tutan bana göre yar olan.

Hepimiz arayış içindeyiz, neyi nerede bulacağımızı bile bilmeden arıyoruz. Kimi kolay yoldan zengin olmanın peşine düşmüş, kimisi kariyeri için önüne gelen her şeyi yıkıp dağıtmayı göze almış, kimisi aşkı için kendinden bile vazgeçmiş.

Aşkı için kendinden bile vazgeçmiş olan değerli yüreklere selam olsun en büyük kazanç sizindir. En büyük kayıp ise maddenin peşine düşerek kendi kendini yok edenlerindir.

Hanımeli

Malcom

Dünden bugüne şanlı tarihe sahip bir Milletin inanmak başarmaktır sözü ile yola çıkması ve kendisi için gerekli olan başarıları kazanmasından gurur duydum. Bizden sonrakilerin bile bizimle değil bizden öncekilerle gurur duyacağını biliyorum. Tıpkı bizim yaptığımız gibi…

Avusturyalı-Amerikan psikiyatrist ve psikanalist Wilhelm Reich’in kendi kendimizi köleleştirdiğimizi düşüncesine paralel olarak görüş alışverişinde bulunalım.

Malcom

…Demek ki, büyük adam, ne zaman ve hangi alanda küçük adam olduğunu bilir. Küçük adam, küçük olduğunu bilmez ve bunu bilmekten korkar. Kendi küçüklüğünü ve yetersizliğini, başkalarının gücü ve büyüklüğünün kendisinde uyandırdığı güç ve büyüklük görüntüleriyle örter. Büyük generalleriyle övünmektedir ama kendisiyle övünmez. Kendisinde var olan düşünceye değil, kendi aklına gelmeyen düşünceye hayrandır. En az anladığı şeylere en çok inanır ve kolayca anladığı fikirlerin doğru olduğunu kabul etmez.
Sana kendi içimdeki küçük adamı anlatmakla işe başlayacağım:
Tam tamına yirmi beş yıl boyunca senin bu dünyada mutlu olmayı hak ettiğini savundum, kendine ait olan şeyi savunma yetisinden yoksun olmakla suçladım seni, sonra Paris ve Viyana barikatlarındaki kanlı çarpışmalarda, Amerika’daki köleliğin kaldırılması savaşında ya da Rus devrimi’nde elde ettiklerine sahip çıkamamakla suçladım.
Paris’teki savaşının sonu Pétain ve Laval’e, Viyana savaşının sonu Hitler’e, Rusya’daki savaşının sonuysa Stalin’e vardı, Amerika’daki savaşının sonuysa Ku-Klux-Klan yönetimine varabildi.
Özgürlüğü, kendin ve başkaları adına korumak, ona bekçilik etmektense kazanmak gerektiğini ve de bunu sağlamanın yolunu pekâlâ bilirdin sen.
Ben, bu gerçeği epeydir biliyordum. Ancak, her seferinde çalışıp didinip bir bataklıktan çıkmayı başardıktan sonra hemen başka bir bataklığa saplanmanın nedenini anlayamıyordum. Sonra yavaş yavaş ve el yordamıyla, seni köle yapan şeyin ne olduğunu buldum:

Sen kendi kendini köleliğe mahkûm ediyorsun.

Bak ben ne diyorum: Senden başka hiç kimse senin kurtarıcın olamaz!

Şizofrenik Bir Tutku

pas_bob

Dudaklarım yetim bir şarkıyı mırıldanıyor bu sabah, savurgan bir edası var mahzunluğumun, intizarın bir başka tetikliyor intiharlarımı, mazlum tutkuların kölesi, solgun öfkelerin şahıyım bugün, hain hançerler hala sırtımda, kimsenin değil kendimin ahıyım bugün.

Sızısı bakışlarıma vuran günlerde müebbet acıları günübirlik sevdalara tercih ediyorum ve bu duygularla gidiyorum sensizliğimi ektiğim kahır bahçelerine.

Asık suratlara kin besliyorum yüzünün cemresi düşünce içime, nasıl da aydınlatırdın karanlığımı nasıl da içerlerdin sevimsiz bulutlara, ey! Ölüm kadar beyaz doğum kadar kara, hangi limana demirler vuslatın gemileri, nerede durgundur hasret yüklü dalgalar, nasıl da telef oldu görmüyor musun uğrunda harcadığım soylu kavgalar…

Sen olmasaydın ne kağıdı bilirdim ne de kalemi, yakından tanımazdım kem bakışlı elemi, eksik kaldım bak boynum bükük ardında, yokluğuna mahkumum çokluğumun yurdunda, ah! batamayan güneşim doğamayan sabahım, düşündükçe düşlerimi deliye dönüyorum ve susuyorum bütün çığlıklarımı kalbimi kabrine gömüyorum…

Hala sen kokuyor bıraktığın sokaklar, sensiz adımlayamıyorum yolları, nereye baksam gözlerin nereyi tutsam ellerin, dalı kırılan bir ağaç gibiyim, bu ağır sevdayı taşıyamıyorum, göçüyorum ruhumdan bilinmezlere, arta kalanlarımla yaşayamıyorum…

Sensizliğimin sessizliğinde sonsuzluğumu bekliyorum, arsız isyanlarımı bastırıp, sabrıma sabır ekliyorum, ölenle ölünmez saçmalığını her gece ölerek çürütüyorum, damarlarımda kan yerine anılarımı yürütüyorum, beni çağırıyorsun bir de yanına ben’liğimi götürmedin mi zaten sana sen’liğimi gönderiyorum…

Bir başlasam diyorum bitiyorsun, beni olmazlara itiyorsun, bir yandan meşki koparıyorsun bağrımdan bir yandan aşk’ı bağlıyorsun kimsesizliğime, sözlüğüme bir yalnızlık daha katıyorsun, kurşuna diziyorsun gelmelerimi gitmelerim ağır yaralıyken…

Sen ölünce yangın yangın tutuşmuştum, güldün ya erim erim sönüyorum, geçmişime sattım tüm geleceğimi ve bilesin kalbimi kabrine gömüyorum…

Pas Bob

Beyaz Tuzum

tuzgl.JPG

Tuz Gölünde güneş batarken

Taneleri ile değersiz görünür
Tek başına sanki hiçbir işe yaramaz
Ama fark edenler bilir
Her şeyde ondan bir parmak vardır
Bütün marifet ondadır oysa
Ne yemeklerin tadı vardır onsuz ne böreklerin
İşin ustası bilir, tatlılara bile ondan bir tutam konur
Bembeyazlığı ile övünmez çokta mütevazıdir
Olurda bir gün yolunuz düşerse onun gölüne
Beyazına âşık oluverirsiniz bir anda
Güneşin batışı sonsuz mavilikte apayrı ama
Onun beyazının üstünden bambaşka
Tuzların yumuşamış olduğu zamanda giderseniz
Ayak izlerinizi bırakabilirsiniz tuza
Berrak su ile tuzların üstü kaplı olduğu mevsimde giderseniz
Uçsuz bucaksız beyazın üstünde suda yürümeye bayılırsınız
Ne kadar yürürseniz su size o kadar enerji verir
Yorulmak nedir bilmezsiniz
Kat be kat tuzun altında mineral dolu bir de çamur var
Bayanların kullandığı ürünler oradaki çamurdan üretiliyormuş
Çamuru yüzlerine ayaklarına sürenler ile karşılaşmanız da mümkün
Eğer giderseniz benden de selam söyleyin beyaz tuzuma…

İhtimal

Damlacıklar – 3

6

Her şair, şiirini bulmak için mayın tarlasından akan nehri geçerken gözünü karartır, şiirini buldukça sabır tarlasından akan zehri içmekten çekinmez!

 

Kuru çaya talim eden hödük olmaktansa kuluçkaya yatan tavuk olmak daha iyi…

 

Kimi akıl pencerelerini açmayı düşünemez, havasızlıktan boğulur; kimi ar perdelerini sonuna kadar açar, hayasızlıktan boğulur.

 

kaç yıldır armut dalındasın

artık

ağzıma düş

 

çok uzağa gitmeyesin

benden söylemesi

gönlüm kanatlanır

 

gülüşüne kulaç atarım
denizin bitmese

 

Barış Erdoğan