31 Temmuz 2010 icin arsiv

Misketlerim Rengârenk

Merve

Çocuktum önceleri bihaberdim
Cebimde misketlerim vardı
Rengârenk hayatı da öyle bildim
Oyunlarım vardı hayallerim
Sonsuzdu engelsiz her şeydim orda
Gezgin olurdum bazen
Bazen de savaşırdım en kötülerle
Bilim adamı olurdum hastalıklara çare arayan
Kızgın çöllerde dolanırdım deve sırtında
Mühür gözlü sevdamı arardım
Hayallerim vardı sonu olmayan
Sonra büyüdüm istemedim hiç
Misketlerimi aldılar önce
Hayallerime yasak koydular
Kapattılar kendi düşüncelerine
Şimdi anlıyorum neden önce misketlerimi aldılar
Renkleri bilmeyeyim hatırlamayayım diye
Ama şundan bihaberler
Ben hala hayal kurup misketlerimle oynuyorum
Diyar diyar geziyor
Aşkların en güzelini yaşıyorum
Ve şimdi içimdeki çocuk hınzırca gülüp
Nanik yapıyor onlara en masum yönüyle.

Merve

Yıldızsız Sen Ve Ben

Merve

Karanlık bu gece kapattım yıldızları dehlizlere
Ayı sürdüm evrenin en derinlere
Yasaklılar artık onlar
Karanlığı ben boyayacağım daha zifiriye
Siyahın enlerindeyim şimdi
Güneş doğmayacak gecelerime
Ra’yı izne gönderdim sandalı haraç mezat satıldı
Ta ki senin gözlerin karanlığımı aydınlatana kadar
Bu evren hasret kalacak güneşe, aya, yıldızlara

Merve

Posedeon Kıskanır

Merve

Denizlerimde fırtınalarım var benim
Limanlarım darmadağın
Gelme sevgili o limanlara yıkıntılar var orda
Görme benim gerçek yüzümü
Posedeon kıskanır fırtınalarımı
Yanıma yanaşamaz
Saklanacak bir yer arar enginlerde
O bile yer bulamazken kendine
Ey yar sen yok olursun hırçın dalgalarımda
Saklayıp koruyamam seni
Sakınamam kendimden
Girdaplarımda yok olursun tutamam
Seyrederim sonra seni
Calipso gibi dokunamadığım sevdama bakarım.

Merve

Bu Gece De Gelmedin

Engelli yasamak

bu gece de gelmedin | izlesene.com

Senin için hazırlandım bu gece
Aynanın karşısından hiç ayrılmadım
Sırf sen seviyorsun diye kırmızı rujumu sürdüm
Saçlarımı taradım saatlerce, parfüm sıktım her yere
Rimelim aktı sen hala yoktun.

Senin için koşuyordum zamanla yarışıyorum
Anlık senli hayaller kurarken
Biliyordum ki benim için giyinmiştin rujunu sürmüş
Tenine en çok yakışan parfümü sıkmıştın
Geleceğim sevdiğim bekle…

Akrep yelkovana düşman
Zaman geçiyor kaç gece düştü bahtıma
Zehir, zindan masayı da hazırlamıştım
Kadehler boş, mumlar eridi masaya
Pencerede kalakaldım sen hala yoktun.

Bekletmek seni imkânsızdı zamanlar hızlı akarken
Bilirim ki ellerinle ne güzel sofralar hazırlamışsındır
Belki senin en sevdiğin şarabı almış
Mumların ışığındasındır
Mumlar erir yüreğime damlar ağlarım yanarım zamana
Geleceğim sevdiğim bekle…

Güneşim dargın aya nazları hep bana
Topladım masayı, şarabı kendim içtim
Kadehini kırdım hasretinle yanarken
Gece sönüyordu sen hala yoktun.

Senin ne yaptığını hayal ediyorum artık
Belki hala penceredesin beni bekliyorsun
Ayrılmadan öncesi
Yollarımız ikiye bölünmeden
Belki sen bu şehirdesindir belki senin bulunduğun şehirdeyim
Bekle belki kapındayımdır.

Anladım bu gece de gelmeyeceksin
Rujumu da sildim bir çırpıda
Aynada yüzüm, yüzümde hüzün
Şehir kadar ağlıyorum sen hala yoksun.

Geldim sevdiğim kapındayım zile basamıyorum
Gücüm yok takatim yok senin yüzüne bakmaya
Seni görüyorum perdenin ardında ağlıyorsun
Geldim geriye dönüyorum
Hayallerimin ardında kalan yere
Hoşça kal.

31 Temmuz 2010

Paraf & Efsane Etrafoğulları

Şiirim Ben

Merve

Geceye yazılan şiirim ben
Alfabem yıldızlardan oluşur
Her bir yıldızım göz kırpıyor
Gök semadan aşklara âşıklara
Okundukça can bulurum
Çağlarda yaşarım ben
Var oluştan beri tüm zamanlarda
Aşklar oldukça âşıklar yaşadıkça…

Merve

Hazirandı

ZuleyhaSelcuk

Bir haziran günüydü

Vakit öğleni ikindiye bağlama telaşından uzak.

Sıcak düşüyor gözlerinden kadının.

Adam çocukça sevinçleri almış sesine.

Sözcükleriyle başını dönüyor kadının!

Yığılıyor kadın sevdanın orta yerine

Ölümüne kalıyor görmediği gözlerin renginde.

Bir ses deşiyor yalnızlığın bağrını

Bütün gizler dökülüyor ortalığa!

Yalnızlık bedeni terk eden ruh gibi

Onca soruyu cevapsız bırakıp gidiyor

İki kişilik bir düşten doğuyor kadın yeniden.

Henüz hazır değilken kadın

Adam yürekli bir sevda istiyor,

Bir sevda diyor, yüreğinden bir sevda…

Avuçları kanamış günlüklerin diliyle

En titrek sesin gizemiyle aşk diyor!

Bir aşk ki yürekten

Gerçeğinden

Senden diyor…

Kadın başını döndüren sözcükleri,

Evirip çevirip sevdaya atıyor.

Neleri yakıyor kendi bile bilmiyor.

Sevda öyle sözcükte durduğu gibi,

Yangınsız durmuyor yürekte.

Kadın düşüyor alevleri delirten bir yağmur nefesine.

Adam umarsız, usangaç bir yabancı gibi

Dönüp gidiyor.

Gidiyor yalın bir düşle

Gidiyor iki kişilik bir gidişle.

Kadın sussa dert, ağlasa dert!

Gitsem diyor bende uçurumlar bırakıp geçmişime,

Gitsem diyor gitmek bu kadar güzelse…

Kadın gitse, bilmiyor gitmeyi

Kalsa acıyor kederi içen gözleri

Bütün vedalar kesiyor soluğunu

Ve susarak keskin sözcükler topluyor,

Gecesine düşen adamın gözlerinden.

Her aşk iki kişilik bir cinayet oluyor bütün şiirlerde

Kadın, kendine katil!

Adam, sütten çıkmış kaşığın izinde.

Bitiyor son masalda sevda.

Alınıyor kadından o masum rüya!

Çalınıyor gözlerine hiç dinmeyen fırtına.

Kadın, kendine ecel oluyor iki kişilik bir aşkta.

Susuyor kadın

Haziran hediyesi adamın suskunluğunda.

12 Haziran 2010 (bütün gidişleri sakladı kadın adam üşümesin diye!)

Züleyha SELÇUK

Mizmâr Oldum Aşkına

Efsane

İtiraf ediyorum ki seni sevdim
Hiç görmediğim bir yüzü nasıl sevebilirsen öyle sevdim
Her yüzü sana benzettim, sana bakarmışçasına baktım
Ve izledim ben
Seni öylesine sevdim ki.

Hayal ettiğim yüzünü gönlümde oluşan tuvalime çizdim
Konuştum, haykırdım hatta isyanlar ettim
Binlerceydin ya da milyonlarca
Kimdin o yüzlerde naçardım ağlıyordum
Seni öylesine sevdim ki.

Tüm şiirler, denemeler senin için yazılmış gibi okudum
Görüyordum seni, dokunuyordum sana
Kelimeler kutsallığına çağırırdı çünkü
Seni azra gibi yaşardım ve bitmesin bu kelimeler diye dua ederdim
Seni öylesine sevdim ki.

İlahi idin artık
Gözlerim kör, kulaklarım sağır olsa bile
Görürdüm yüzünü dokunarak
Toprak olurdun işlerdim ellerimle
Ya o sesini dinlerdim
Saz eşliğinde
Seni öylesine sevdim ki.

Mavilikleri anımsatırdın
Gökler gibiydin ulaşılmazdın
Denizler gibiydin uçsuz bucaksız
Seni öylesine sevdim ki.

Arınırdım seni severken
Yaratılmanın huzurunu yaşardım
Yaratanı arardım seninleyken yaşardım
Şeb-i aruz gecesinde günahlarım dökülürdü
Seni öylesine sevdim ki.

Lal idim konuştum bülbül misali bir gülle
Kör idim gördüm gönül gözümle tüm güzellikleri
Şiirler, denemeler yazdım
Aşk olan sevda
İçinde ihtimaller olan
Seni öylesine sevdim ki.

İhtimal’e ithaftır.

31 Temmuz 2010
Efsane Etrafoğulları

Mizmâr: Arap toplumunda da üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan mizmâr sözcüğü ise, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır. Türkçe’de ise hemen her zaman ney olarak anılmıştır.

Evin Karanfil Yanıyor Haberin Yok

22-çiçek

kokum siner
pembelere akşamüstleri
karanfil geçer sanırsınız
çiçekçi kadının kolunda

uzatır başını
neşe, çiçeklerim var

kalsın
çiçeğim içimde

soluk resimlerim canlanır
yaz geçiyor
bahar dışımda
ümmü gülsüm’ün şarkıları tükenmez
ısfahana varır

çıkıp gidemezsiniz evlerden
bırakmaz ardınızı
kediniz
kar yağdı sanırsınız tüylerine
ev benim tenim
ruhumdan
fışkırır düşlerim

çiçekçi kadın döner gelir
abla evin karanfil yanıyor, haberin yok,der
yanan içim

gülüşüme sakladığım acıları sağarım
akşamüstleri
çiçekçi kadın geçmez bu sokaktan
sevdiğimden telgraf gelir son kez
atla trene sirkeciden
çeşme yanıyorsa
gülüşünü bırakma ardında
balkonsefaları susuz
yaz geçiyor
baharım geliyor

Barış Erdoğan

Çağdaşlaşma Kaosu

UfukSerdengecti

Modernleşme çabamızın günümüzdeki yansımalarının ortaya çıkardığı görüntü kargaşasını çözecek olan tek şey insanlara yaşarken yardımcı olan bize yol gösterip ışık tutan, rehberimiz Kur’an-ı Kerim’dir.
Batılının sosyal ve ekonomik yapısı ile kendimizi karşılaştırmadan modernleşmesini örnek alınca terazimizin dengelerinin bozulduğuna inanıyorum. Alt yapı olmayan yere bina dikmek bizim işimiz. Modernleşmek adına nelerden vazgeçtiğimize bir bakalım. Aile kavramımız çözülmeye başladı, herkes kendi kafasına göre yaşamak istiyor. Büyüklere saygı, küçüklere ikram kalmadı. Bayramlarımız bile yozlaşmaya yüz tuttu birçok güzel gelenek ve göreneklerimiz yok olmanın eşiğinde can çekişiyor.
Birbirimize tahammülümüz bile kalmadı, her gün çevremde boşanan birileri oluyor açıkçası bu durum beni endişelendiriyor. Mutlaka hakkı sebepleri vardır ancak orandaki artış göz ardı edilecek gibi değil. Nereye gidiyoruz diye durup düşünürken bir makale ile değerli bir kalemin düşüncelerini okumanız için sizi size bırakıyorum.

Ufuk Serdengeçti

Gün aşırı aile problemleri duyuyoruz. Anlaşamamaktan söz edenler, değişmekten söz edenler, hatta ayrılıktan söz edenler… Bir de geçmişe oranla farklı bir “örtülü kadın tipi”yle karşılaşıyoruz. Tesettürle bağdaşmayan kıyafetler, ilginç süsler ve yol ortasında eşiyle de olsa toplumun yadırgadığı hareketler… Veya başörtülü bir annenin yanında başı açık ve olabildiğine beden saçık giyinmiş, yirmili yaşlara merdiven dayamış kızlar…

Açıkçası, “yozlaşma” diye ifade ettiğimiz bir olumsuz değişmeyle karşı karşıyız. Bu yazımızda bunun nedenleri üzerinde duracağız. Müslüman kadının görüntüsünde ve aile hayatında görülen değişmenin, kişilere göre değişim gösteren pek çok nedeni vardır:

Geleneksel dindarlık batılı hayat tarzına yeniliyor. İnsan, farklı bir hayat tarzıyla karşılaştığında, genellikle dört aşamalı bir süreç yaşar:

Birinci aşamada farklı yönler dikkatini çeker, karşısındaki kültürün ona yabancı olduğunu fark eder.
İkinci aşamada kendisine yabancı bulduğu bu hayat tarzından korunması gerektiği düşüncesine varır, kendi hayat tarzına daha sıkı sarılır. Yeni ortamda kendi benzerlerini arar, onlarla birliktelik oluşturur ve eskisinden daha disiplinli yaşar.

Üçüncü aşamada tepki duyduğu hayat tarzında alınabilir yönler bulur, bu yönler bilinçle veya taklitle almaya başlar, ortaya karışık(melez), soysuz (tam olarak bir yere ait olmayan) bir hayat tarzı çıkar.
Dördüncü aşamada tepki duyulan hayat tarzı, farkında olunarak veya genele uyma taklidiyle asıl hayat tarzı olur, eski hayat tarzı reddedilir, unutulur. Anadolu’nun farklı yörelerinden gelen aileler, şehirlerde karşılaştıkları Batılı hayat tarzından önce ürktüler; kendi değerlerine köyde olduğundan daha çok sarıldılar ancak bu eğilimleri şuurla ve cemaatleşmeyle desteklenmediğinden zamanla törpülendi. Değişimin üçüncü aşamasına geçtiler. Dindarlıklarını gösteren simgeler ve tutumlarla yozlaştırılmış Batılı tutumlar, onlarda bir arada göründü. Bu yozlaşmış, soysuzlaşmış hâl içinde kadın, başı örtülüyken kollarını açmada bir sakınca görmüyor ya da genç kız örtülüyken bir genç erkekle, sözde Batılı görüntü içinde, belki aklı başında bir Batılı’nın bile sokak ortasında tasvip etmeyeceği bir içli dışlılık yaşayabiliyor. Melez kültür aşamasındaki kadın, ne dindardır ne de modern. Dindarlık gösterisi için eşarbı yeterli bulur. Bir erkekle içli dışlılığı ise bilerek veya bilmeyerek modern görünmenin, medenileşmenin(!), modernleşmenin, köylülükten kurtulup şehirlileşmenin tek göstergesi sanır. Modernleşme gereği ve modernleşmenin yüceliği(!) zihinlere kazına kazına başı örtülü bir anne, kendi açılmasa da kızının açık olmasından gizli bir gurur duyabiliyor.
Örtün örtün dedik de o böyle tercih etti” diyerek ifade ettiği vakada kendisiyle ilgili olan kısım aslında kızını tercihinde serbest bırakmış olmasıdır, bunu (gizlice) kendisinin köylülükten uzaklaşıp modernleşmesinin bir belirtisi olarak satıyor, buna karşılık da çevreden bir kabul bekliyor ve çoğu zaman fazlasıyla da alıyor.
Kaynak: Ahmet Yılmaz / Analiz

Metabolik Sendrom

Melike Ayan

Özellikle son 50–100 yıl içinde genlerimizin daha önce hiç alışık olmadığı, kan şekerini hızla yükselten beyaz un ve şekerden mamul gıdalar aşırı şekilde kullanılmaya başlandı. Bizler ise bu duruma hem seyirci kalıyoruz hem de bu beslenme şekline razı olmuşuz gibi bir tablo sergiliyoruz.

Elle Nisan Sayısı‘nda Dyt. Gonca GÜZEL Metabolik Sendrom ile ilgili röportajı yayınlanmıştı.
Bu röportaj sırasındaki uyarıları kendime rehber edindim benim gibi bu konuda titizlik gösteren değerli arkadaşlarımla da paylaşmalıyım dedim. Sağlığı bozulmuş çocuklar ileride sağlıklı eşlerle evlenip daha sağlıksız nesiller oluşmasına sebep olacaklar. Şimdiden harekete geçmek ve bu gidişata dur demek gerek.

Melike Ayan

Çocuklar İçin Önemli Tehlike: Metabolik Sendrom

Dyt. Gonca GÜZEL diyor ki;

Bu sefer konu seçerken benim en önem verdiğim ve hastalarımın %60 ında görülen Metabolik Sendromu yazmaya karar verdim. Bu konu hakkında hala tıpta çalışmalar yapılıyor ve tam olarak nedeni ve tedavisi maalesef yok. Eğer sizde kolay kilo alıp, zor kilo vermekten yakınıyor, bel çevrenizdeki artış dikkatinizi çekiyor, kendinizi gitgide daha yorgun hissediyor sanız Metabolik Sendromlu insanlardan biri olabilirsiniz
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var Metabolik Sendrom bir hastalık değil ama hastalık risklerini maksimize eden bir durum tek ve kesin tedavisi yaşam tarzını değiştirmek. Yani ideal kiloda olmak, sağlıklı beslenmek, hareketli olmak ve stresten uzak durmak. Unutmayın yapacağınız en ufak bir değişiklik bile uzun vadede kalıcı sonuçlar yaratır ve her uzun yol en ufak bir adımla başlar. Yani siz kendinize bakmaya karar verin sadece bu önemli.
Metabolik sendrom, elma tipi şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker metabolizması bozukluğu (hiperinsülinemi) ve lipid mekanizması bozukluğu (hiperlipidemi) sorunlarından oluşuyor. Metabolik sendromun merkezinde insülin direnci yatıyor.

İnsülin direnci ise vücudun insülin salgılaması fakat insülinin hücre içine girip glukozu taşıyamaması ve çoğunu yağ olarak depolamasıdır. İnsülin direncini arttıran temel faktörler hareketsiz yaşam biçimi ve yüksek kalori alımı sonucu oluşan aşırı kilo; özellikle karın bölgesinde yağlanma artışı; psikososyal stres ve kadınlarda menopoz sonrası hormonal değişiklikler sebep olmaktadır.

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun