UfukSerdengecti

Modernleşme çabamızın günümüzdeki yansımalarının ortaya çıkardığı görüntü kargaşasını çözecek olan tek şey insanlara yaşarken yardımcı olan bize yol gösterip ışık tutan, rehberimiz Kur’an-ı Kerim’dir.
Batılının sosyal ve ekonomik yapısı ile kendimizi karşılaştırmadan modernleşmesini örnek alınca terazimizin dengelerinin bozulduğuna inanıyorum. Alt yapı olmayan yere bina dikmek bizim işimiz. Modernleşmek adına nelerden vazgeçtiğimize bir bakalım. Aile kavramımız çözülmeye başladı, herkes kendi kafasına göre yaşamak istiyor. Büyüklere saygı, küçüklere ikram kalmadı. Bayramlarımız bile yozlaşmaya yüz tuttu birçok güzel gelenek ve göreneklerimiz yok olmanın eşiğinde can çekişiyor.
Birbirimize tahammülümüz bile kalmadı, her gün çevremde boşanan birileri oluyor açıkçası bu durum beni endişelendiriyor. Mutlaka hakkı sebepleri vardır ancak orandaki artış göz ardı edilecek gibi değil. Nereye gidiyoruz diye durup düşünürken bir makale ile değerli bir kalemin düşüncelerini okumanız için sizi size bırakıyorum.

Ufuk Serdengeçti

Gün aşırı aile problemleri duyuyoruz. Anlaşamamaktan söz edenler, değişmekten söz edenler, hatta ayrılıktan söz edenler… Bir de geçmişe oranla farklı bir “örtülü kadın tipi”yle karşılaşıyoruz. Tesettürle bağdaşmayan kıyafetler, ilginç süsler ve yol ortasında eşiyle de olsa toplumun yadırgadığı hareketler… Veya başörtülü bir annenin yanında başı açık ve olabildiğine beden saçık giyinmiş, yirmili yaşlara merdiven dayamış kızlar…

Açıkçası, “yozlaşma” diye ifade ettiğimiz bir olumsuz değişmeyle karşı karşıyız. Bu yazımızda bunun nedenleri üzerinde duracağız. Müslüman kadının görüntüsünde ve aile hayatında görülen değişmenin, kişilere göre değişim gösteren pek çok nedeni vardır:

Geleneksel dindarlık batılı hayat tarzına yeniliyor. İnsan, farklı bir hayat tarzıyla karşılaştığında, genellikle dört aşamalı bir süreç yaşar:

Birinci aşamada farklı yönler dikkatini çeker, karşısındaki kültürün ona yabancı olduğunu fark eder.
İkinci aşamada kendisine yabancı bulduğu bu hayat tarzından korunması gerektiği düşüncesine varır, kendi hayat tarzına daha sıkı sarılır. Yeni ortamda kendi benzerlerini arar, onlarla birliktelik oluşturur ve eskisinden daha disiplinli yaşar.

Üçüncü aşamada tepki duyduğu hayat tarzında alınabilir yönler bulur, bu yönler bilinçle veya taklitle almaya başlar, ortaya karışık(melez), soysuz (tam olarak bir yere ait olmayan) bir hayat tarzı çıkar.
Dördüncü aşamada tepki duyulan hayat tarzı, farkında olunarak veya genele uyma taklidiyle asıl hayat tarzı olur, eski hayat tarzı reddedilir, unutulur. Anadolu’nun farklı yörelerinden gelen aileler, şehirlerde karşılaştıkları Batılı hayat tarzından önce ürktüler; kendi değerlerine köyde olduğundan daha çok sarıldılar ancak bu eğilimleri şuurla ve cemaatleşmeyle desteklenmediğinden zamanla törpülendi. Değişimin üçüncü aşamasına geçtiler. Dindarlıklarını gösteren simgeler ve tutumlarla yozlaştırılmış Batılı tutumlar, onlarda bir arada göründü. Bu yozlaşmış, soysuzlaşmış hâl içinde kadın, başı örtülüyken kollarını açmada bir sakınca görmüyor ya da genç kız örtülüyken bir genç erkekle, sözde Batılı görüntü içinde, belki aklı başında bir Batılı’nın bile sokak ortasında tasvip etmeyeceği bir içli dışlılık yaşayabiliyor. Melez kültür aşamasındaki kadın, ne dindardır ne de modern. Dindarlık gösterisi için eşarbı yeterli bulur. Bir erkekle içli dışlılığı ise bilerek veya bilmeyerek modern görünmenin, medenileşmenin(!), modernleşmenin, köylülükten kurtulup şehirlileşmenin tek göstergesi sanır. Modernleşme gereği ve modernleşmenin yüceliği(!) zihinlere kazına kazına başı örtülü bir anne, kendi açılmasa da kızının açık olmasından gizli bir gurur duyabiliyor.
Örtün örtün dedik de o böyle tercih etti” diyerek ifade ettiği vakada kendisiyle ilgili olan kısım aslında kızını tercihinde serbest bırakmış olmasıdır, bunu (gizlice) kendisinin köylülükten uzaklaşıp modernleşmesinin bir belirtisi olarak satıyor, buna karşılık da çevreden bir kabul bekliyor ve çoğu zaman fazlasıyla da alıyor.
Kaynak: Ahmet Yılmaz / Analiz

Print Friendly