Ağustos, 2010 icin arsiv

Lirikler – 10

be-3

tanrım
ilk defa dua edeceğim
şu fakire
çift dikiş yaşamayı nasip eyle
.
hayat bir kaldırımmış meğer
annem
karşıya geçerken dikkat et derdi
allahım kim çarptı beni
.
eskimiş aşklar alırım nicedir
kim istemez
helvaya sarınca yazısı çıkmasın
.
mandal arıyorum
yıkanıp
ipine asılacağım sabaha değin
.
babil’in asma bahçelerini bırakıp gitmişsin marylou
nadasa bırakılmış gönlün yeterdi bana

Barış Erdoğan

Lirikler – 9

be-1

dün kanlıca’yı yoğurdum
bir kadının gözüne bulutum kaçtı
.
sen beylerbeyi’nde otur necip fazıl
ben sultanahmet’te aşk dileneyim
yağma yok
.
aşkı sırtımdan alın
ağrı’yı yükleyin bana her sabah
razıyım
.
vakitli vakitsiz
denizimi taşlamayın
deryaya dönerim
.
göndere de çekseler beni günaşırı
aşkını ilan eden bayrak olurdum
.
çölüne düşsem bad-ı sabasız
hicret sayılır mı marylou
.
iyi ki oruç tutmuyorsun marylou
şiirimi bozardın
günde bin kez

Barış Erdoğan

Daha 16 Yaşında

SucaSurgun

Ana kokusu koynunda
El bebek gül bebek büyürken
Bana sevmeyi sevilmeyi
Her baharın renkli çiçeği
İnsan olmanın inceliklerini öğrettin anne.
O bahar yeni yeni çiçekler açacaktı
Ben 16 yaşıma o yaz basacaktım anne.
Seher vaktinde tarlada hasat biçerken
Nasıl kahpece yitirdim çocuk ruhumu anne.
Bahar çiçeklerini toprağa sermeden
Bez bebeklerime henüz isim vermeden
Senin evinin çiçeğini gözbebeğini
Senin o güzel teninden ayırdılar anne.
Başını bağlayıp günlerce nergisim nerde diye ağladın mı anne?
Çaldılar hırsız gibi kopardılar beni dalımdan
Kaldırım başlarında ayakaltına attılar
İri iri kara gözlerime kara sürmeler çektiler
Yanağıma kiremit rengi dudağıma kan sürdüler
Ben şimdi güzel mi oldum anne?
Beni kocaman ablalarla bir sandılar
İnce kamış topuklu pabuç giydirdiler
Şimdi ben büyüdüm mü anne?
Zemberekli saat gibi savurdular her yana
Saniyeleri gün, dakikaları ay saydım anne
Kocaman şehrin geceki aydınlığını
Bahçemizde gece uçuşan ateşböceği sandım anne.
Kahrolası bir yaşama esir ettiler beni
Duygularıma gem vurup bedenimi kemirdiler anne.
Gene bahar geldi ben bahara eremedim
Gül yüzümü boyadılar güldüğümü göremedim
Ağaçlar çiçek açtı dalında meyve verdimi anne.
Dalında salıncak kurduğum dut ağacı duruyor mu?
Beni unuttu mu yoksa özlüyor mu anne
Senin nergis çiçeğin topraksız büyüyemedi
Kaldırımlarda hiç çiçek görmedim ki anne.
Köyde yaşıtlarım büyüyüp evlendiler mi?
Köy meydanında salınarak yürüdüler mi anne?
Bez bebeklerime hep gelinlikler dikerdim
Onlara bakmaya kıyamaz ben gelin olmam derdim
Ben zaten hiç büyümedim hatırladığın gibiyim anne.
Ben şimdi bembeyaz kefen diktim kendime
Yarın gün doğarsa bensiz doğacak
Bulacaklar beni diktiğim kefen içinde
Saçlarımı kestim yüzümdeki boyayı sildim
Bir de not yazdım buldular mı anne?
Beni sana getirecekler öp okşa ama ağlama anne
Çiçeğini kokla bağrına bas gözyaşını sakla
Ben sana hiç kıyamam bayramın olsun
Nergis çiçeğine kavuştun anne.
Ben hep 16 yaşımda kaldım beni öyle hatırla anne.
Ben hep 16 yaşımda…

Ceylan

Ceylanım

ihtimal1

Candan bir gülümsemeydi seninki, gül yanakların al al olmuşken öpesim geldi pamuk ellerini
Etrafın sessiz sakin olduğu bir gündü, sen geldiğin anda havai fişekler patladı gönlümde
Yalanın yoktu samimiyetin vardı yorumlarda, yüreklere dokundu kaleminden çıkan şiirlerin
Lütuftun sanki etrafa gönderilen gökten inen bir melek, anne gibi şefkatliydi yüreğin
Andım oldun şiirlerini okumadan uyuyamadığım şairem oldun küçücük dünyamda
Nazar değdirmesin aman kimseler senle dolu günlerime, yosun yeşili gözlerine
Işık ışık oldun gözbebeğimde karanlıkları def eden Narı İçinde Gül Bahçesi
Mutlu olsun beni mutlu eden yüreğin ömrün boyunca koparılmasın çiçeklerin.

Ceylan Hanım’a ithaftır.

31 Ağustos 2010

İhtimal

Evsellik, Evlilik

Hayrettin TAYLAN

Felsefi Tinler–11

Hegel: “Evlilik özsel olarak tekeşliliktir, çünkü bu ilişkiye giren ve kendini ona teslim eden dolaysızca dışlayıcı bireysellik olan kişiliktir; ilişkinin gerçekliği ve içtenliği (tözselliğin öznel biçimi) böylelikle yalnızca bu kişiliğin karşılıklı ve bölünmemiş olarak teslim edilişinden doğar; kişilik başkasında kendi kendinin bilincinde olma hakkını ancak bu başkası da kişi olarak, e.d. atomik tekillik olarak bu özdeşlikte olduğu sürece kazanır.”

— Evliliğin tözsel yönüne baktığımızda özsel bir teslimiyetin atlası görünür. Bireyler kendi özel yaşamlarını daha yaşanır hale getirmek için yaşam haritasında en yeşil, en sulak, en özel olan doğru kendi özlemlerinin teslim bayrağını diker. Özerk olarak yaşamaktansa kendi devletini kurmak düşüdür evlilik.
— İki kişinin kurduğu tek eşlilik merkezine dayalı bu devletin erkleri kendi etik düzleminde devam eder.
— Bu törel belirlenim altında tek eşlilik özsel istençlerin merkezi sayılır. Aslında eşeysel ilişkisini tinsel amaçların uğruna sunar.
— Her şey tinsel duyunçların dilinde seslenir. Evlilik aslında sevgi üzerine bina edilir.
— İki kişinin birbirini sevmesi, ya da birbirine seveceğine inanması, ya da iki kişinin sevme denemesinde yaşamı birlikte sevmeyi dengelemesidir.
— Bedensel-duygusal, tensel- hazsal, içsel, dışsal, annelik, babalık, soy-sop, gelecek merceği gibi kavramların sultası altında bir ruhun çatısına giren dünyayı emzirme güdüsüdür evlilik.
“Sözleşme tüzel Kişiler arasında olur, Sevgililer arasında değil. Sözleşme bir Mülkiyet ilişkisidir. Sözleşmenin yanları iye oldukları Mülkiyetler üzerine bir özdeş istenç oluştururlar. Evliliği bir sözleşme olarak görmek onu Kişiler arasındaki bir Mülkiyet ilişkisi olarak görmek demektir ve Kant Evliliği böyle görür. ” … Evlilik (matimonium), e.d, ayrı eşeylerden iki Kişinin eşeysel özelliklerinin yaşam boyu karşılıklı iyeliği için birliği” Kant
— İşte aslına rucü eden yaşam boyu birlikte yaşama uyumun temel dinamikleri vardır.
Yalnız erotik sevgi ilişkisi üzerine bina etmek yanlıştır. Evet, evliliğin en içsel merkezi erotik sevgiler olsa da sonra başka renklerini oluşturur. Sevgi yağmurundan sonra gökkuşağı oluşur, renk renk hayatlar sunar.
Evliliğin dinamiği her zaman erotik sevginin sürekliliğine can olur.
— Hiçbir şey yolunda gitmese de bu erotik sevgi kendi sürecini sürdürür, dahası eşler bazı şeyleri yadsıyarak bu vazgeçilmez hazları doyurmakla evsel bir dem olur.
— Bazı özgürlüklerin kapısı kapandığında ortak dille, ortak özsellere oluşan sevgiler bir bağ oluşturur. Aslında evlilik ortak bağların bağlamından oluşur.
— Sadakat sevginin önüne geçer. Güven aşkı da esir alır. Ortak bağların çoğullanması, sonra aynı duyguların oğullanması evsel bir huzur getirir.
— Mutlu çift yoktur mutlu olmayı bilen çift vardır. Evlilik tamamen bilinç üstüne kurulu sevi yumağıdır.
—Başkalık kapısı açıldığında, başka kapılar açılır. Oysa evin tek kapısı vardı en başta. Sevgi. Ya da sevmeyi sevmek. Bu kapı da hislere dayalı, akla dayalı. Sevgiyi kadın değil erkek dengeler. Çünkü kadın özsel istençlerin yumağıdır. İlgi, güven, sürpriz, şımartılmak, hediye, sahiplenme, basit ama onure edici şeyler gibi kendi dünyasını kapsayacak şeyler bekler. Evlilik erkeğin omzunda, erkeğin omzu da kadının omzunda, kadının omzu da kaderin omzunda, omuzları tutanda yüce sevgidir.
—Kadına düşen tinsel istençlerini dengelemektir. İstençlerinin sonu olmayan kadın bilinç dünyasını geliştirmek zorundadır.
Tinsel dünyanın, doğal dünya ile kesiştiği istençlerin duyunçların merkezine aktığı bu özel sözleşmenin psiko-sosyal bağında bağıl olarak kalmak en mutlu olaydır. Ki bütün bireylerin tek amacı bu özel sözleşmeye adım atmaktır. Hayat bunun üstüne kurulmuş, süreç kendi erinçlerini böyle büyütmektedir.
— Öncül olan bu bağların nefesinde hep aynı nefesi solumaktır. Dünyada aynı nefesi paylaştığın kaç insan vardır. Gece boyunca, aynı yastıkta, aynı nefeste, aynı bedende çok özsel şeylerin yaşandığı bu ikili bağın kopuşlarından oluşuyor hayat.
— Yaşamak sevmektir, sevmek güzel bir evliliktir. Meyvesi her şey, her duygu olan bu bağların güçlenerek, yenilenerek, bilinçle büyümesi gerekir.

Hayrettin TAYLAN

Lirikler – 8

be-4

maşukiye!den geçtim
kirazlar kızarmamış
dudaklarından öpmediğimden beri
.

savaş çıkmasa da
bizans’ınızda
biz hep tarkan düşlerinde uyurduk
.

sınava çek beni
cennetinin kapısında bekçin olurum

.

beyaz yalanların yok mu marylou
mahşere değin avutsun beni

.

seni bir gün seversem
adını müjgan koyarım

.
çölüne düşsem bad-ı sabasız
hicret sayılır mı marylou

Barış Erdoğan

Sultanım

871uulz_1245772975

Sabahlar uğramıyor dünyama kör geceyi yaşıyorum hep
Umutlarım da soldu bıraktığın güllerim de soldu
Layık olamadım sensiz hiçbir güzel tanımlamaya
Tam seni mutlu edecekken yine mutsuz ettim fark etmeden
Amansızca çıktı karşıma hüzün salamadım başımdan
Neleri aldın götürdün benden hiçbir aşk belimi doğrultamaz.
Ihlamur kokun kaldı bir senden geriye bir de anılar
Matem aldı başımı götürdü daha gelmez aklım başıma.

Sultanım’a ithaftır.
31 Ağustos 2010

Esmer Deli

Ben & Sen

Korsan

Ben- Gül bahçesinde bülbülü bekleyen kırmızı gül gibiyim

Sen- Zifiri karanlık gecelerime sardığım gündüzümsün

Ben- Yüreğimden geçtiğin fay hattının kırıklarıyım

Sen- Hırçın rüzgârlarımda korunaksız papatyamsın.

Ben- Lime lime olmuş sevdanın kapı kuluyum

Sen- Nemli gözyaşlarımın aktığı pınarsın

Ben- Dilimde söylediğim türkünün nakaratısın

Sen- Sevdama kök salmış toprağımsın.

Korsan

31.08.2010

Sen Efkârı Çal Ben Gözyaşını

ZuleyhaSelcuk

Bir şarkı dinledim senden uzakta

Ve resmini izledim uzaktan uzağa

‘İki kadın bir adam

Aşk çekilir aradan…’

Adının geçtiği her yerde

Aynı kadın ismi değer gözbebeklerime

Zahirim dediğim sen

Zevalim olurken

İsmi konmamış zulümler oturur yüreğimin

Aşk köşesine…

Hani aşk çekilirdi aradan

Hani derman gelirdi bu özge yaradan

Hani unuturdu yürek

O ismi her gün görerek

Hani değmezdi hiçbir sözü

Gözlerine…

Söyle bana adı güzel

Müjdeli haber midir ki sözlerin

İçime dokunacağını bildiğin halde

Zikredersin ‘gelsin’ diye…

Susuyor iklimler

Bende ten, yüreğe düşman

Şimdi sen efkârdan dili tutulmuş bir şarkı çal

Ben bitirmeye kıyamadığım bu aşkla

Kendimi bir daha dara çekeyim

Sana tek söz etmeden

Aradan çekilmeyen aşkımla

Ömrümü sen yolunda tükenen bir tanım ilan edeyim.

(ç/aldım gözyaşını sevda diye büyüttüm, kendimi binbir zulümün izinde yürüttüm!)

Züleyha SELÇUK

Hayat

SucaSurgun

Hayatın ağırdır bedeli sayısız tövbelerde
Çöl yaşadım engin denizlerde
Serap avuçladım başı gelmez sahillerde
Emekledim geceler boyu dizlerim parçalandı.
Delinmez kara delikler gördüm geçilmez geçitler
Her adımda bin mayın her tarafta bin uçurum
Zamansızdır şu sahici güllerin bahar kokusu
Zevksizdir uçurtmalar kasırgalar girdabında
Duyuramazsın dağlara bile sesini
Kaybolursun ve kaybeden sen olursun.
Olmamayı yaşarsın ve feryatlarla yok olmayı
Katık yaptım azapları azık yaptım kahırları
Sarhoşluk içtim hayat içiyorum diye.
Ölemedim ama toprağa verildim de dirildim
Ah katil hayat beni de yedin bitirdin.

Ceylan

Bu Gece Son Gece

Akincapar

Sevda kapıma dayandı
Bu gece son gece
Ayrılık köşede bekler
Gözleri üzerimizde.
Buyur gel desem
Bilirim gelmezsin içeri
Oysaki ayrılık
Davetsiz girecektir içeri…

Akın Çapar

Lirikler – 7

be-1

sana tutulduğumu manşetten vermişler
kurtar beni
eylül giriyor
.
sicil defterimin arasına
sicim bırakmışlar
sana asılmak olsun suçum
.
çırağı olsam şiirin
baş köşeye otursam
ayağımı çarık sıkar

Barış Erdoğan

Kutlu Gün Şiiri

ZuleyhaSelcuk

Alnımda hilkat gecemden kalma
Sen isimli bir bekleyiş
Yüzüm nurunda gark olmaya hevesli
Sarı hüzün dantelâsı günlüklerim
Sesinle bir bir sökülmeye davetliyken
Her adımın delikanlı bir heybet taşıdı gelişine,
Yüzün düştü özümün mahremine
—ki sen bir doğumun güzelliğini bahşettin ömür takvimime
Her gün aynı dönencesinde yol alırken zaman,
Yitirdiğim masallar daha da büyüyerek sardı ruhumu
Hoş gelişinde büyüttün çocuk usumu
Her dilde bir ağıt kanatılırken dudaklarından,
Sen coşkulu bir ezgi bıraktın suskunluğuma
İyi ki geldin gelişi cennet sevgili(m)!

Sen böyle yaşantımın göbeğindeyken
Ne Bor’un pazarı geçer,
Ne gül, ne bülbül gider
Zaman seni böylesine bahşetmişken bana
Ve ben değdirmişken gözlerini
Düşlerimin duvağına
Yüzgörümlüğüm olan bu aşkla
Sana değer
İyi ki varsın iklim bakışlım!

Suretin aklarken kirli aşkları
Binbir ışığının gölgesinde kalır
Kederin ayyaş bakışları
Ve bugün kaybolmalı
Kalbinin kuytularına gizlenen
Başıboş keder kırıntıları
Gün ömrüne sabahlandı
Ve ömrüm sesinin tınısında
Ruhunda,
Bakışında bütün iklimleri yaşadı!

Hadi kapat gözlerini
Denizin sonsuzluğu s/aklamalı gülüşlerini
K/at sularına aşkla büyüyen yüreğimi
Hadi kapat gözlerini
Dua tadında bir öpüşle kutlamalıyım
Dünyaya gelişini
—ki varlığın yaşamımda aşkın gayesi

Gün nefesime yaslanırken
İsmin yüreğimin ilk paresi.
Şimdi aç gözlerini iklimlerin en güzidesi
Karanfil kokulu bir gülüşle ısıt
Ayaz vurgunu tümcelerimi
Yorgun düşsün gece ellerimizde
Ayrılıktan yolumuzu ayıralım
Yaklaşmasın bize
Ve sen yıldızlara yürü
Tutunarak sözcüklerime.

Bugün bütün şiirler yoluna dizilsin
—Ki sen şairliğimin dilisin
Ve silinsin yazgından hüzün
Bugün sen yabancım değilsin!
Bir kez daha doğsun yüzüne
Cennet huzuru tebessüm.

Hoş geldin ömrüme
Aşk sözcüklü hükmünle
Yüreğinle
Ve sakladın iklimleri
Avlusu boş ruhuma
Artık biliyorum ne zaman üşümeliyim
Ve ne zaman ısınmalı ellerim.

Bugün bütün iklimlerin adı sensin
Ve sen her iklimi resmedensin
Yedi veren gül ince parmakların
Dört yaprak çiçekli yonca dudakların
Ve bakışın salkım söğüt
Nisan yağmuru neminde hüzünlü gözlerin
Küskün sözlerin ayaz

Bugün tut elinden zamanın
Kendini huzurun koynunda büyüt
Hoşgelişin kutlu olsun her günüme
Bin şükür olsun seni dünyaya bahşedenime!

(bezginlikten sıyrılır ruh güneşli güne uyanma heyecanı ile… )

13 Ağustos 2010

Züleyha SELÇUK

Lirikler – 6

be-6

sevdaydı başımızı döndüren
kaç yıl geçmiş
baksana
takvim yapraklarına
kolun kaynamış koluma
.
keşke
kapım olsaydı çalınacak
ben çoktan gönlüne sığınmıştım
.
sicilya tabancasıydı sevdan
beni kötürüm bırakan
ardın sıra
yolunda
.
hep bir kanadı açık dursun
sevda kapısının
sızmaya çalışırım
güneşin çıkınca
.
yalnızlığa üç beş kuruş ver dostum
defet kapından

Barış Erdoğan

Haksızlık Etme

gokkusagi

Çekiştirdiğim duygularımı uzattığım aşkımıza bağlamak istedim
Yetişmedi zamana yenildiğimi düşündüğümde
Fırladı gitti ellerimden
Sana değdi mi bilmem
Sakinliğin huzursuzluğumu
Daha iyi nişan almak için mi kullandın?
Kötülüklerini bana mı sarf ettin?
Aşıladığım zehir miydi sence bilmem ki
Sevmenin neresinde hata yaptım.
İnsan diyorsun doğar, yaşar ve ölür
Duygulara eş değer oluyor doğmak, yaşamak ve ölmek
Bütün gücümle çekerken mi koparttım sana
Bu kadar mı dokuz doğurtturdum aşk acımızı
Aşk ile nefretle yetişebildim ancak
Diğerleri kaçmış çorap olmuş yol yol
Hiçbir çekiciliği kalmamış güzelliğinden iğrenç görünümüm
Ardından gözlerini kapatıp gittin kafanı çevirerek
Ardına bakmadan
Ben doğmadan yaşamışım sende
Yaşamadan ölmüşüm sende
Ya ben hak ettim mi sence?

30 Ağustos 2010
Gökkuşağı

Hak/tan

ihtimal1

Hak aradım durdum beni sevmeyişinde, neden diye sorup durdum, kendimi sorguladım her söylediğin iğneli sözde
Alıştım derken bir de baktım sen gitmişsin, kabullenemedi yüreğim arayıp durdu sesini her uykudan uyanışlarda
Kayıp değildin bilerek gitmiştin sorumluluğun çok kutsaldı ama ben hasretle yoğrulmadım ki nasıl dayanayım?
Terk edilmiş bir bebek yavrusu kadar savunmasız kaldım hayata, sende senli varoluşlarda güvendeydim
Aldırmadım başka yenilmişliklerime her savaşa zaten yenik başlamıştım en dokunan senin hasretine yenilmek oldu
Nasılsa dönecektin ya tek tesellim bu oldu canımı acıtıp geçen her dakikada, her saniyede…

30 Ağustos 2010

İhtimal

Prens – Akrostiş

hunter-38

Peki o zaman beni neden karanlıkta bıraktın,
Rezil ettin elaleme, dünyamı kararttın…
Eğer bir gün geri dönsen, sanma ki affederim…
Nedensiz gidişinle seni bir kalemde silerim,
Sevgimi hiçe sayan birine nasıl güvenebilirim…

Sevgili Prens’e İthaftır.

Hunter38

Sevgili – Akrostiş

Korsan

Sebepsiz acılar verir gönül gözüne
Ermek istersin onun dergâhına
Vuslatı ararsın yüreğindeki sıcaklıkta
Gel git zamanlar yaşarsın varlığında
İlmek ilmek dokurusun kalbinin her köşesine
Lahza anlarda hayalini yaşarsın
İşte sevgili böyle bir şey.

13.25
30 Ağustos 2010

Korsan

Sevgili

SucaSurgun

Yosun yeşili gözlerim
Kömür karası gözlerine takıldı.
Kaynağı gönülden olan sözlerin
İplik iplik huzur eledi yüreğime.
Sabrımdan surlar yapan özlemin
Açan gülleri derer sineme.
Seninle var oldum seninle avundum
Ruhundaki sevgi kalbindeki avaz
Beni sana umutlarla bağladı.

Ceylan

Doğu Batı Sentezi

Engelli yasamak

Belki yaşama sebebim yoktur seni
Doğar yaşar ve ölürsün ya sevdiğim kadın
Ben de şimdi öyleyim.

Batıdan doğmuşum gibi yaşadım her zaman
Bir gün batacağımı biliyorum hayat bitecek sen olmayacaksın
Fakat

Yaşamak seni severek sana bakmaktır yeni doğan güneş misali
Senli veya sensiz günlerin içinde seni aramaktır
Sana içinde sen olan şiirler yazmaktır
Şimdi ne yapıyorsun diye merak etmektir
Kim bilir belki uyuyorsundur rüyalar görüyorsundur içinde ben olmayan
Belki de şimdi uyanmışsındır
Bir sigara yakmışsın
İncecik tutmaya kıyamadığım ellerinle kendine bir kahve yapmışsındır
İçiyorsundur.
Makyajını yapmak için kalktın sevdiğim kadın
Sana en yakışan renkleri sürüyorsun
Şimdi ise oturdun
İçinde sen olan sensiz yazdığım şiirlerimi okuyorsun
Ağlıyorsun için için isyan ediyorsun kendi yarattığın yalnızlığına…

Ben ise
Batıdan doğmuşum gibi yaşadım her zaman
Doğdum
Seni yaşadım
Senin gözlerinde battım.

30 Ağustos 2010
Efsane Etrafoğulları

Aşk, Kadın-Erkek

Hayrettin TAYLAN

(felsefi tinler–10)
— İnsanının ruh açınımında, kendimiz olmaya bizi iten istencin ve duyuncunun kendimiz olarak bilmemizde sınırsız oluşa bizi sürükler. Geleneksel bir sed olmayınca nefesimizin özgür istemlerine savsarız kendimizi.
—Bu bağlamda usun merkezinde kadın – erkek eşit; ama hangi eşitleri tümlüyoruz. Hangi eşitlerde eşitiz işte o kendi çıkarımlarını uzatır.
—Biyolojik haritada erkeğin güçlü şehirleri var. Bedenen üstünlük zaten tartışmasız kendini öndeş yapar; ancak bu düşünsel anlamda erkeği üstün kılmaz.
—Duyarlık, eşitlik arasında bağ olmaktan öteye geçmemiş… İki eşey arasındaki tarihsel eşitsizlikler hem doğal, hem tinsel mecrada süregelmiştir.
— Erkek, tinsel, doğal denklemde hep özgür olarak sunulmuştur hayata. Özgürlük insanın özsel tinsel varoluşunda ve bütün olarak tanınmasını ister ve kendini ödeşlere akıtmayı sağlar.
— Kadının özgürlük istenci, yine erkeğin özgürlük merdiveninde basamak basamak olmuştur.
— Bir erkek, ergenlikte kız arkadaş edindiğinde:
-”Aferin çapkın oğlum.” tümcesi ayna olurken. Kızın erkek arkadaşı olduğunda etik dersler araya girer…
—Kızım sakın erkeklere güvenme, namus edebiyatı uzar gider. Hangisi doğru…
— Doğru olanı aramıyoruz ki zaten… Kadının, özgür istencinin bilincini kavraması belki çözümdür.
—Bazı şeyleri yadsımaya belki çözümdür. Kadın kendi eşitlerini tanıması, kendi usunda kâmil olmak. Hislerini bir yere bırakarak, eşitlerinin terazisinde, tinsel yolculukta, doğal tabiatında kendini tanımaya gitmesidir.
— Erkek özgür, öndeş, daha rahat bilinmesinin özsel yönünden çok sanırım Allah’ın bizi sunduğu hayatın şifrelerinde bazı şeyler gizemlidir.
— Erkek biraz daha eşit olmasında usu zorlayan imge biraz metafizikselden öte bir yerdedir.
—Tinin uygarlaştığı doğallık üstüne düşündüğümüzde bu şifreler hep öne çıkmıştır.
— İlkellik, yabanıllık, zorbalık, vurdumduymazlık, gammazlık gibi doğal tinini kaybeden özümseyişten erkek zamanla romantikleşmeye meyilenmiştir.
—Dahası tabiatımızın öznesindeki çiftlik erkeği bu mecraya getirmiştir.
— Aşk, erkeğin en kadınsı yönüdür. Duygular çeşnisinden baktığımızda erkeği kadınsal öğelere özne yapan en büyük eylem aşk olmuştur.
— Savaşlar, saraylar, ölümler, ölümsüz olan birçok şey “aşk ” üzre kendi çizgisini çizmiştir.
Ki zaten insan duygusu doğal değil, tinsel olduğu için özsel olan Sevgidir. İnsan sevmek, sevilmek için yaratılmıştır. Nefis tezkiyemizin bütün tizlerinde sevmek, sevilmek kendi ağırlığını koymuştur. Sevmenin sonucudur bütün milletler, toplunlar, aileler…
— İnsani olan güzelliklerimiz doğal olmadığından yine tinsel olduğundan, biz içsel güzelliklerimizi yaşamak için, yaşatmak için tanrısal bir akışa bırakırız kendimizi.
— İnsanın içindeki en büyük içsel, tinsel öğeler, sevmek, inanmak, cinsellik, annelik, babalık, başarı, ekmek…
— Sıralamanın önünde olan tinsel duyunçların dilinde hep aşk insanın en bilinçli döneminde sıralamayı bozmuştur.
— Sevmek duygusu, içimizdeki cinsel istençle kendi zirvesinde geldiğinde aşk güneş olup bütün dünyamızı kavurmakta.
— Kadın tinsel dinginliği ve barışcıldır. Duyusal varlığı dünyanın en büyük denklemini dengeler. Anne, şefkat, aşk, güzellik, süslenme, beğenilme, şımartılma, ilgi, gibi sözcükler sarmalı kadının bu duyusal bağında büyür.
— Aşk ise, bütün bu duyusal açlıkları emziren sütannesi gibidir. Erkeğin aşk haritasındaki en temel şey, içinde olmayan sevilere kavuşmak, cinsel enzimlerin ateşe dönüşmesiyle büyüyen arzu volkanları, birisinin aşk önderi olmak, onu mutlu etme birinciliğini istemesi. Yani erkeğin aşk doğallığında birincil istençler vardır.
— Bu yüzden erkek çok zor sever; ama sevince zor unutur. Bir erkek sevmişse, duyusal açlıklarının hepsine karşılık gelen bir mecradadır. Bu ulaşılmaz mecrayı bırakmak istemez.
—Aşk, zaten göz ile kalp arasındaki yolculuğun istençlerle sonsuzluğa ulaştığı tanımsız duygudur. Bağlanmak sözcüğünün tinsel katmanlarında, sevmek, cinsel arzulanış, içsel açlıkların tatmini, beğenilmek, dış etmenlerden korunma.
Özellikle kadın, birisinin himayesinde kendini güvende hissederek istenç özgürlüğüne kavuşmasıdır.
— İnsanın doğal (dürtüsel, içgüdüsel, fiziksel) yanının başat olması her şeyin göstergesidir. Özsel dünyamızın bütünüyle kendi kalıplarında oluşmaması bazı özgürlükleri yaşama, yaşatmayı engellemiştir.
—Dürtülerinin, eğilimlerinin, bize sunduğu özsel güzelliklerin farkına vararak, eşit olan eşitlerimizle en güzelleri yaşamayı öğrenme çabası içinde olmak gerek.
—Erkeğe gereksiz biçilen saldırganlık ve benzeri güdüler yok edicidir. İnsan doğallığında bir bebektir. Yani özü temizdir, tözsel olarak, tinsel olarak temizdir.
—Arınmış ve özel olarak yaratılmıştır. Uygarlaşma sırasında yaşamsal katmanlar ona farklı bireysellik öğretmiştir. Sosyalleşmenin doğal haritasında insan özel olan karakteriyle, çevresel denklerin hamurunda kişiliğini kazanır.
— Kişiliğini kazan her bireyin öncül eylemlerinde biri de aşk olmuş. Aşk, her zaman kadın-erkek arasındaki bütün özsel denklemin erinci olmuş, ehil olana doğru insanlığı eğitmiştir.

Hayrettin TAYLAN

Anları Yakala

Merve

Hayat penceremi kapatma benim
Kırdırma camı çerçeveyi bana
O kırıklarda parçalanırız ikimizde
Zarar görürsün yaptırma
Yanımda ol, sevgimde, aşkımda ol.
Karşımda olma karşına alma
Bardağı dolduracağım diye uğraşma
Arama fazlasını eksiğini
Elindekinin kıymetini bil zorlama.
Olmuşun olmamışın peşine düşme
Geçmişin peşine düşme
Geçti gitti değiştiremezsin
Gelecek kaygılarını bırak
Geldiği zaman görürsün
Anlarda yaşadıklarının kıymetini bil
Hayat anlardan ibarettir
Farkına varanları yakala.

Merve

page

Peki anlayamadığım bir şey var hayatta,
Asla vazgeçemeyeceğin nedir bu dünyada?
Ruh halini söyler misin şuan hangi durumda,
Aşkından mı yoksa ailenden mi vazgeçebilirsin diye sorsalar sana
Fikrini açıkça dile getirebilir misin, rüyalarımı verebilir misin bana?

Hunter38

İhtimali Nedir Beni Sevebilmenin?

hunter1987

İsmini duyduğum anda, kalbim duracakmış gibi oluyor…
Herkes deli diyor, halin nedir diye kimsecikler sormuyor,
Tek dileğimsin benim ama bir türlü kabul olmuyor…
İlk gördüğümden beri sırılsıklam aşığım ben sana,
Mezarda bile bitmez tükenmez sana duyduğum sevda…
Aşkımı haykırıyordum, dağlara taşlara ve etrafa…
Ladesi sen kazandın, şimdi bir tek sen varsın aklımda…

Hunter38

Sen

Akincapar

Sen

Ben diyemeyecek kadar sen olmuşken

Bırakıp giden sen

Suçlu olan ben

Söyle hangimizdik bu aşka bir hiç diyen

Bir hiçmiş sana göre var olmayan bir aşk

Bana göre dinmeyecek bir tutku,

Her defasında ağlatsa da kanatsa da

Senden geriye kalanlar.

Bir amaç gütmeden karşılık beklemeden

Gövdenin gövdeme hissettirdiği o tatlar

Mesela aşk sana göre suçtu

Toprağın ağacı kabullenmesi gibi

Sevda sana göre ucuzdu

Senin beni sarmaladığın gibi…

Akın Çapar

Şiirin Şifresini Kır

gokkusagi

Elimde kaldı serisi
Kitabımızın
Fiyatlarımızı
Ucuzlatırdık
Sabitleşti talep
Tutunduramadım
Arzlarımızı
Satışları piyasa fiyatına aldım
Nispi değer arttı
Azaldı satışlar
Eninde sonunda çıkar talep
Lale devrinin aşk öyküsü…

30 Ağustos 2010
Gökkuşağı

Sustukça Büyüdü Yangınlar

Efsane_etrafogullari

Ağla deli yüreğim ağla, gidenin ardından
Susma artık
Bağıra bağıra hıçkırıklara boğul fakat susma
Bir ayrılık bu kadar zor mu, zora alışmak mı lazım yoksa
Öldürüyorsun hasret beni isyanların ortasına itiyorsun
Kadehimdeki içki zamanla yarışıyor sanki daha çabuk öldürmek için
Bilinmezdi hissedilmezdi iç sızım kader derdim
Bu kader ise ben nerdeyim, sen kimsin?
Göremiyorum artık gönül tuvalimde seni
Sesini duyamıyorum artık yankılar olmuyor kulaklarımda

Ağla deli yüreğim ağla
Susma!
Bağıra bağıra hıçkırıklara boğul fakat susma
Aşk için, sevda için, kendin için…

30 Ağustos 2010
Efsane Etrafoğulları

Mu Kıtası

Mu

Resim kaynağı

Atatürk, Kayıp Kıta Mu’da ne Aradı? Bize öğretilen tarih bilimi yanılıyor mu? İ.Ö. 200.000 ile 70.000 yılları arasında Büyük Okyanus’ta Mu adında bir kıta var mıydı? Bu kıtanın Avustralya’dan birkaç kat büyük olduğu, yüksek bir uygarlık düzeyine ulaştıktan sonra battığı doğru mu? Atatürk bu kıtayla neden ilgilendi? Yoksa Türklerin kökeni Büyük Okyanus’un derinliklerine kadar gidiyor mu?

Türklerin kökenini ortaya çıkarmak, Atatürk’ün en büyük isteklerinden biriydi. Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra, bu konuya büyük bir duyarlılıkla eğildi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Türkçülük akımı yandaşları tarafından yapılan çalışmalar derlendi ve Atatürk’ün isteğiyle birçok bilim adamı ve araştırmacı bu alanda araştırmalar yaptı. Yabancı bilim adamları Türkiye’ye çağrıldı. 1930 yılında Türk Tarih Kurumu kuruldu. Çok zengin malzeme ve bilgiler ortaya çıkarıldı. Yine de Türklerin nereden geldikleri tam olarak açıklığa kavuşmuş sayılmazdı.

Videosunu izlemek için tıklayınız.

Fırat

Son Bakışın Miras Bana

gokkusagi

Yazdığın kelimede kendimi arıyorum
Harf harf söküyorum diziliyor boynuma inciler
Canlı canlı okunuyor sesli harfler
Yuttuğum sessizlileri hangi kelimelerine gömdün
Çıkamıyorum yeryüzüne
Anlamları gökyüzünden sesleniyor bana
Yaklaştıkça duyulmuyor hava boşluklarına çarpıyor.
Yüzüme vuruyor haykırıyor içinde sakladığın sevdamı
Sesini bile bilmediğim ses tonunu besteliyor
İçinde kıvrılırken acısı yansıyor sana
Senin acındır beni kıvrandıran sebepsiz
Ben nerdeyim hangi kelimeye mezar oldum
Kaç roman yazılacak kim bilir aradığım kendimden
Çıkmayan anlamlardan büyüleyici sırlardan
Sayfalar dolusu yazı dizisi
Sonlandırmaya az kala yeniden alevlenen
Saklı kalmış küllerden yazdıkça yanan kendimi arıyorum
Çevirdikçe kendimi sayfa sayfa
Metrekareye düşen yağışları artıyor
Kelimelerden esen rüzgâr
Defalarca soruyorum kendime ben nerdeyim bu sefer
Sessizliğime gömülüyorum harflerin gibine
Yerimi bulamıyorum hayatlarından…

30 Ağustos 2010
Gökkuşağı

Özlemlerim Kime?

Merve

Kokunu özlüyorum gözlerini, gülüşünü
Kızdığın zaman atan şakaklarını
Beraber yemek yaparken ortalığı batırmalarımızı
Bazen sebeplerini hiç bilmediğimiz kavgalarımızı
Sabahladığımız geceleri
Ortak bir kadehte yudumladığımız rakıyı özlüyorum
Evde tek sigara kaldığında göz göze gelmelerimizi
Beraberce içtiğimiz son sigarayı özlüyorum.
Şimdi hiç tek sigaramın kalmasına izin vermiyorum
Yedek paket taşıyorum hep yanımda
Hala rakı içiyorum ama ne sarhoş ediyor ne zevk veriyor
Aslında ben seni değil
Senli anlarımı özlüyorum
O kadar azdı ki o anlar
Hep başkalarından bana arta kalan
Senli artık zamanlarımı özlüyorum ben.

Merve

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !