31 Ağustos 2010 icin arsiv

Lirikler – 10

be-3

tanrım
ilk defa dua edeceğim
şu fakire
çift dikiş yaşamayı nasip eyle
.
hayat bir kaldırımmış meğer
annem
karşıya geçerken dikkat et derdi
allahım kim çarptı beni
.
eskimiş aşklar alırım nicedir
kim istemez
helvaya sarınca yazısı çıkmasın
.
mandal arıyorum
yıkanıp
ipine asılacağım sabaha değin
.
babil’in asma bahçelerini bırakıp gitmişsin marylou
nadasa bırakılmış gönlün yeterdi bana

Barış Erdoğan

Lirikler – 9

be-1

dün kanlıca’yı yoğurdum
bir kadının gözüne bulutum kaçtı
.
sen beylerbeyi’nde otur necip fazıl
ben sultanahmet’te aşk dileneyim
yağma yok
.
aşkı sırtımdan alın
ağrı’yı yükleyin bana her sabah
razıyım
.
vakitli vakitsiz
denizimi taşlamayın
deryaya dönerim
.
göndere de çekseler beni günaşırı
aşkını ilan eden bayrak olurdum
.
çölüne düşsem bad-ı sabasız
hicret sayılır mı marylou
.
iyi ki oruç tutmuyorsun marylou
şiirimi bozardın
günde bin kez

Barış Erdoğan

Daha 16 Yaşında

SucaSurgun

Ana kokusu koynunda
El bebek gül bebek büyürken
Bana sevmeyi sevilmeyi
Her baharın renkli çiçeği
İnsan olmanın inceliklerini öğrettin anne.
O bahar yeni yeni çiçekler açacaktı
Ben 16 yaşıma o yaz basacaktım anne.
Seher vaktinde tarlada hasat biçerken
Nasıl kahpece yitirdim çocuk ruhumu anne.
Bahar çiçeklerini toprağa sermeden
Bez bebeklerime henüz isim vermeden
Senin evinin çiçeğini gözbebeğini
Senin o güzel teninden ayırdılar anne.
Başını bağlayıp günlerce nergisim nerde diye ağladın mı anne?
Çaldılar hırsız gibi kopardılar beni dalımdan
Kaldırım başlarında ayakaltına attılar
İri iri kara gözlerime kara sürmeler çektiler
Yanağıma kiremit rengi dudağıma kan sürdüler
Ben şimdi güzel mi oldum anne?
Beni kocaman ablalarla bir sandılar
İnce kamış topuklu pabuç giydirdiler
Şimdi ben büyüdüm mü anne?
Zemberekli saat gibi savurdular her yana
Saniyeleri gün, dakikaları ay saydım anne
Kocaman şehrin geceki aydınlığını
Bahçemizde gece uçuşan ateşböceği sandım anne.
Kahrolası bir yaşama esir ettiler beni
Duygularıma gem vurup bedenimi kemirdiler anne.
Gene bahar geldi ben bahara eremedim
Gül yüzümü boyadılar güldüğümü göremedim
Ağaçlar çiçek açtı dalında meyve verdimi anne.
Dalında salıncak kurduğum dut ağacı duruyor mu?
Beni unuttu mu yoksa özlüyor mu anne
Senin nergis çiçeğin topraksız büyüyemedi
Kaldırımlarda hiç çiçek görmedim ki anne.
Köyde yaşıtlarım büyüyüp evlendiler mi?
Köy meydanında salınarak yürüdüler mi anne?
Bez bebeklerime hep gelinlikler dikerdim
Onlara bakmaya kıyamaz ben gelin olmam derdim
Ben zaten hiç büyümedim hatırladığın gibiyim anne.
Ben şimdi bembeyaz kefen diktim kendime
Yarın gün doğarsa bensiz doğacak
Bulacaklar beni diktiğim kefen içinde
Saçlarımı kestim yüzümdeki boyayı sildim
Bir de not yazdım buldular mı anne?
Beni sana getirecekler öp okşa ama ağlama anne
Çiçeğini kokla bağrına bas gözyaşını sakla
Ben sana hiç kıyamam bayramın olsun
Nergis çiçeğine kavuştun anne.
Ben hep 16 yaşımda kaldım beni öyle hatırla anne.
Ben hep 16 yaşımda…

Ceylan

Ceylanım

ihtimal1

Candan bir gülümsemeydi seninki, gül yanakların al al olmuşken öpesim geldi pamuk ellerini
Etrafın sessiz sakin olduğu bir gündü, sen geldiğin anda havai fişekler patladı gönlümde
Yalanın yoktu samimiyetin vardı yorumlarda, yüreklere dokundu kaleminden çıkan şiirlerin
Lütuftun sanki etrafa gönderilen gökten inen bir melek, anne gibi şefkatliydi yüreğin
Andım oldun şiirlerini okumadan uyuyamadığım şairem oldun küçücük dünyamda
Nazar değdirmesin aman kimseler senle dolu günlerime, yosun yeşili gözlerine
Işık ışık oldun gözbebeğimde karanlıkları def eden Narı İçinde Gül Bahçesi
Mutlu olsun beni mutlu eden yüreğin ömrün boyunca koparılmasın çiçeklerin.

Ceylan Hanım’a ithaftır.

31 Ağustos 2010

İhtimal

Evsellik, Evlilik

Hayrettin TAYLAN

Felsefi Tinler–11

Hegel: “Evlilik özsel olarak tekeşliliktir, çünkü bu ilişkiye giren ve kendini ona teslim eden dolaysızca dışlayıcı bireysellik olan kişiliktir; ilişkinin gerçekliği ve içtenliği (tözselliğin öznel biçimi) böylelikle yalnızca bu kişiliğin karşılıklı ve bölünmemiş olarak teslim edilişinden doğar; kişilik başkasında kendi kendinin bilincinde olma hakkını ancak bu başkası da kişi olarak, e.d. atomik tekillik olarak bu özdeşlikte olduğu sürece kazanır.”

— Evliliğin tözsel yönüne baktığımızda özsel bir teslimiyetin atlası görünür. Bireyler kendi özel yaşamlarını daha yaşanır hale getirmek için yaşam haritasında en yeşil, en sulak, en özel olan doğru kendi özlemlerinin teslim bayrağını diker. Özerk olarak yaşamaktansa kendi devletini kurmak düşüdür evlilik.
— İki kişinin kurduğu tek eşlilik merkezine dayalı bu devletin erkleri kendi etik düzleminde devam eder.
— Bu törel belirlenim altında tek eşlilik özsel istençlerin merkezi sayılır. Aslında eşeysel ilişkisini tinsel amaçların uğruna sunar.
— Her şey tinsel duyunçların dilinde seslenir. Evlilik aslında sevgi üzerine bina edilir.
— İki kişinin birbirini sevmesi, ya da birbirine seveceğine inanması, ya da iki kişinin sevme denemesinde yaşamı birlikte sevmeyi dengelemesidir.
— Bedensel-duygusal, tensel- hazsal, içsel, dışsal, annelik, babalık, soy-sop, gelecek merceği gibi kavramların sultası altında bir ruhun çatısına giren dünyayı emzirme güdüsüdür evlilik.
“Sözleşme tüzel Kişiler arasında olur, Sevgililer arasında değil. Sözleşme bir Mülkiyet ilişkisidir. Sözleşmenin yanları iye oldukları Mülkiyetler üzerine bir özdeş istenç oluştururlar. Evliliği bir sözleşme olarak görmek onu Kişiler arasındaki bir Mülkiyet ilişkisi olarak görmek demektir ve Kant Evliliği böyle görür. ” … Evlilik (matimonium), e.d, ayrı eşeylerden iki Kişinin eşeysel özelliklerinin yaşam boyu karşılıklı iyeliği için birliği” Kant
— İşte aslına rucü eden yaşam boyu birlikte yaşama uyumun temel dinamikleri vardır.
Yalnız erotik sevgi ilişkisi üzerine bina etmek yanlıştır. Evet, evliliğin en içsel merkezi erotik sevgiler olsa da sonra başka renklerini oluşturur. Sevgi yağmurundan sonra gökkuşağı oluşur, renk renk hayatlar sunar.
Evliliğin dinamiği her zaman erotik sevginin sürekliliğine can olur.
— Hiçbir şey yolunda gitmese de bu erotik sevgi kendi sürecini sürdürür, dahası eşler bazı şeyleri yadsıyarak bu vazgeçilmez hazları doyurmakla evsel bir dem olur.
— Bazı özgürlüklerin kapısı kapandığında ortak dille, ortak özsellere oluşan sevgiler bir bağ oluşturur. Aslında evlilik ortak bağların bağlamından oluşur.
— Sadakat sevginin önüne geçer. Güven aşkı da esir alır. Ortak bağların çoğullanması, sonra aynı duyguların oğullanması evsel bir huzur getirir.
— Mutlu çift yoktur mutlu olmayı bilen çift vardır. Evlilik tamamen bilinç üstüne kurulu sevi yumağıdır.
—Başkalık kapısı açıldığında, başka kapılar açılır. Oysa evin tek kapısı vardı en başta. Sevgi. Ya da sevmeyi sevmek. Bu kapı da hislere dayalı, akla dayalı. Sevgiyi kadın değil erkek dengeler. Çünkü kadın özsel istençlerin yumağıdır. İlgi, güven, sürpriz, şımartılmak, hediye, sahiplenme, basit ama onure edici şeyler gibi kendi dünyasını kapsayacak şeyler bekler. Evlilik erkeğin omzunda, erkeğin omzu da kadının omzunda, kadının omzu da kaderin omzunda, omuzları tutanda yüce sevgidir.
—Kadına düşen tinsel istençlerini dengelemektir. İstençlerinin sonu olmayan kadın bilinç dünyasını geliştirmek zorundadır.
Tinsel dünyanın, doğal dünya ile kesiştiği istençlerin duyunçların merkezine aktığı bu özel sözleşmenin psiko-sosyal bağında bağıl olarak kalmak en mutlu olaydır. Ki bütün bireylerin tek amacı bu özel sözleşmeye adım atmaktır. Hayat bunun üstüne kurulmuş, süreç kendi erinçlerini böyle büyütmektedir.
— Öncül olan bu bağların nefesinde hep aynı nefesi solumaktır. Dünyada aynı nefesi paylaştığın kaç insan vardır. Gece boyunca, aynı yastıkta, aynı nefeste, aynı bedende çok özsel şeylerin yaşandığı bu ikili bağın kopuşlarından oluşuyor hayat.
— Yaşamak sevmektir, sevmek güzel bir evliliktir. Meyvesi her şey, her duygu olan bu bağların güçlenerek, yenilenerek, bilinçle büyümesi gerekir.

Hayrettin TAYLAN

Lirikler – 8

be-4

maşukiye!den geçtim
kirazlar kızarmamış
dudaklarından öpmediğimden beri
.

savaş çıkmasa da
bizans’ınızda
biz hep tarkan düşlerinde uyurduk
.

sınava çek beni
cennetinin kapısında bekçin olurum

.

beyaz yalanların yok mu marylou
mahşere değin avutsun beni

.

seni bir gün seversem
adını müjgan koyarım

.
çölüne düşsem bad-ı sabasız
hicret sayılır mı marylou

Barış Erdoğan

Sultanım

871uulz_1245772975

Sabahlar uğramıyor dünyama kör geceyi yaşıyorum hep
Umutlarım da soldu bıraktığın güllerim de soldu
Layık olamadım sensiz hiçbir güzel tanımlamaya
Tam seni mutlu edecekken yine mutsuz ettim fark etmeden
Amansızca çıktı karşıma hüzün salamadım başımdan
Neleri aldın götürdün benden hiçbir aşk belimi doğrultamaz.
Ihlamur kokun kaldı bir senden geriye bir de anılar
Matem aldı başımı götürdü daha gelmez aklım başıma.

Sultanım’a ithaftır.
31 Ağustos 2010

Esmer Deli

Ben & Sen

Korsan

Ben- Gül bahçesinde bülbülü bekleyen kırmızı gül gibiyim

Sen- Zifiri karanlık gecelerime sardığım gündüzümsün

Ben- Yüreğimden geçtiğin fay hattının kırıklarıyım

Sen- Hırçın rüzgârlarımda korunaksız papatyamsın.

Ben- Lime lime olmuş sevdanın kapı kuluyum

Sen- Nemli gözyaşlarımın aktığı pınarsın

Ben- Dilimde söylediğim türkünün nakaratısın

Sen- Sevdama kök salmış toprağımsın.

Korsan

31.08.2010

Sen Efkârı Çal Ben Gözyaşını

ZuleyhaSelcuk

Bir şarkı dinledim senden uzakta

Ve resmini izledim uzaktan uzağa

‘İki kadın bir adam

Aşk çekilir aradan…’

Adının geçtiği her yerde

Aynı kadın ismi değer gözbebeklerime

Zahirim dediğim sen

Zevalim olurken

İsmi konmamış zulümler oturur yüreğimin

Aşk köşesine…

Hani aşk çekilirdi aradan

Hani derman gelirdi bu özge yaradan

Hani unuturdu yürek

O ismi her gün görerek

Hani değmezdi hiçbir sözü

Gözlerine…

Söyle bana adı güzel

Müjdeli haber midir ki sözlerin

İçime dokunacağını bildiğin halde

Zikredersin ‘gelsin’ diye…

Susuyor iklimler

Bende ten, yüreğe düşman

Şimdi sen efkârdan dili tutulmuş bir şarkı çal

Ben bitirmeye kıyamadığım bu aşkla

Kendimi bir daha dara çekeyim

Sana tek söz etmeden

Aradan çekilmeyen aşkımla

Ömrümü sen yolunda tükenen bir tanım ilan edeyim.

(ç/aldım gözyaşını sevda diye büyüttüm, kendimi binbir zulümün izinde yürüttüm!)

Züleyha SELÇUK

Hayat

SucaSurgun

Hayatın ağırdır bedeli sayısız tövbelerde
Çöl yaşadım engin denizlerde
Serap avuçladım başı gelmez sahillerde
Emekledim geceler boyu dizlerim parçalandı.
Delinmez kara delikler gördüm geçilmez geçitler
Her adımda bin mayın her tarafta bin uçurum
Zamansızdır şu sahici güllerin bahar kokusu
Zevksizdir uçurtmalar kasırgalar girdabında
Duyuramazsın dağlara bile sesini
Kaybolursun ve kaybeden sen olursun.
Olmamayı yaşarsın ve feryatlarla yok olmayı
Katık yaptım azapları azık yaptım kahırları
Sarhoşluk içtim hayat içiyorum diye.
Ölemedim ama toprağa verildim de dirildim
Ah katil hayat beni de yedin bitirdin.

Ceylan

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !

bedava flash oyun pocoyo pocoyo oyna perilice oyun