Mart, 2011 icin arsiv

Büyür Müydüm Hiç

Bir çocuğun kahkahalarında öğrendim

Hayata karşı gülümsemeyi

Çocukken gülmenin hayat olduğunu bilsem

Büyür müydüm hiç.

Bir çocuğun gözüyle baktım dünyaya

Bu kadar güzel olduğunu bilsem

Büyür müydüm hiç.

Bir çocuğun yüreğiyle öğrendim

Sevmeyi, sevilmeyi

Anlatılamaz olduğunu bilsem

Büyür müydüm hiç.

Bir çocuğun ağlamasıyla öğrendim

Ağlamanın can yakıp acıtmadığını

Sadece çocukken can yakmadığını bilsem

Büyür müydüm hiç.

Bir çocuğun masumluğuyla öğrendim

İnsanlığı, insanları ve saflığı

Bilseydim, büyüdüğüm zaman insanlıktan çıkmış hallerini

Büyür müydüm hiç, büyür müydüm?

31 Mart 2011

Sessiz Sakin

Su Böreği

Selam, su böreğini yedik ama tarifini veremedik. Gelelim yapılışına ben annelerimin yaptığı gibi yapıyorum laf aramızda annemin yani (kayınvalidemin) yaptığı gibi yapıyorum çünkü onun yaptığı daha güzel oluyor. Büyük bir tepsi için:

Gerekli malzemeler:

5 yumurta,
2 bardak su,
tuz ve un

Yapılışı:

Hamuru yumuşak bir şekilde yoğrulacak. 10 tanesi limon büyüklüğünde 2 tanesi de ondan biraz büyük bezeler halinde tutulur. Tepsiyi yağlarız, susam çörekotu serpilir.

Büyükçe açtığımız hamurun birini resim-1 de görüldüğü gibi tepsiye sereriz. Daha sonra 10 tane bezeyi de açarız temiz bir sofra örtüsünün üzerine hepsini tek tek sereriz, biraz kurusunlar diye.

Akabinde resim-2 de görüldüğü üzere işlem bittikten sonra hepsini toplayıp üst üstte hamurları 4’e böleriz.

Bir taraftan da suyu kaynamaya bırakırız, kaynadıktan sonra açılan hamurlar suya batırılır, (Resim-4) sonra suyu çeksin diye biraz beklenir.

(Resim-5) Sonrada döşemeye başlarız hamurları tek tek.

Dörde böldüğümüz hamurları Resim-6 olduğu gibi 2 tanesini böyle tek tek aralara da kuru sererek bitiriyoruz yarı işlemi.

Daha sonra hazırlamış olduğumuz içi yerleştiriyoruz. (Resim-7) Hazırlanan için içinde kıymayı güzelce kavurup maydanoz karabiber ile koyuyoruz. Tekrar üzerine kalan iki tane hamuru da sudan çıkarıp yerleştiriyoruz en son büyükçe 2 tane beze ayırmıştık ya onun birisini altına serdik 2.sini de üzerine seriyoruz.

(Resim-8) Ve pişirmeye başlıyoruz.

(Resim-9) Tek yüzünü pişirdikten sonra onu güzelce çevirdik ve öbür yüzünü pişirdik.

Pişmiş olan böreğimizi kestik ve de yemeye hazır hale geldi. Afiyet olsun.

Asuman Duygulu Çiylez

1e1

Arkadaşlar son günlerde çocuklara uygulanan şiddet ve cinayet olayları hepimizi alt üst etti. Öfkeyi yenmek bir sanat mıdır bilemiyorum ama bu öfke yenilmeli.

Sürekli tokatlanan çocukların IQ seviyelerinin, ailelerince uyarı yoluyla terbiye edilenlere oranla daha düşük olduğunu tespit edilmiş. Oysa biz bunu ezelden beri biliyoruz.

Fiziksel cezalandırmanın çocuklar üzerindeki etkisini 40 senedir araştıran ABD´deki New Hampshire Üniversitesi’nden Murray Straus, sürekli tokatlanan çocukların IQ seviyelerinin, ailelerince uyarı yoluyla terbiye edilenlere oranla daha düşük olduğunu tespit edilmiş. Böyle bir üniversite olduğunu yeni öğrendim.

Straus, çocuklarla konuşmanın çocukların beyinlerinin gelişmesini sağladığını, fiziksel cezanın ise çocukları korku içinde bırakarak öğrenme yeteneklerini sekteye uğratabildiğini söyledi. Yüzlerce Amerikalı çocuk üzerinde araştırma yapan Straus, dayak yiyenlerin IQ seviyelerinin diğer akranlarına oranla 3 ila 5 puan düşük olduğunu belirledi. Bunun yanı sıra bir çocuğun ne kadar çok dayak yiyorsa testlerde o kadar az başarı gösterdiği ortaya çıkmış. Bir de Türkiye’deki çocuklara bakılsa kim bilir neler çıkar.

Straus, “Çocuklarla konuşmanın beyindeki bağlantılarda ve idrak yeteneğinde artışla ilgisi vardır. Çocuğu eğitmek ve doğruları göstermek için ebeveyn ne kadar az fiziksel ceza uygularsa sözlü iletişime o kadar ihtiyaç duyulur. Dövülmek ve tokatlanmak, çocuğun hayli yüksek stres altında kalmasına yol açan tehdit edici ve dehşete düşürücü bir şeydir. Korku ve stres zihinsel yetenekte kusurlara yol açabilir” diyor. Doğru söylüyor bu gerçeği bilmek için New Hampshire Üniversitesi’nde olmak ve 40 sene araştırmak gerekmiyor.

31 Mart 2011

1e1

Enginar

Skynur

Market ve pazarlarda kolayca bulabildiğimiz enginarın, zengin vitamin ve mineral içeriğiyle sağlık açısından büyük faydaları bulunduğunu öğrendiğimden alışverişe her çıktığımda gözüm enginar arıyor.

Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Baş Diyetisyeni Sevinç Yetişen ise fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum, çinko, A, B1, B2, B6 ve C vitaminleri ile sindirim sistemi için gerekli liflerce zengin enginarın, karaciğer dostu olarak bilindiğini açıklıyor.

Sıcak bölgelerde yetişen yeşil ve şirin görünümlü enginarı en sağlıklı nasıl tüketebiliriz? Etrafın maharetli  aşçıları enginarı nasıl pişiriyormuş biz de öğrenelim. Enginarla ilgili yemek tariflerini öğrenmek istiyoruz haydi eller klavyeye.

Herkes enginar ile ilgili bilgisini ortaya dökerse çiçek çiçek açılırız.

31 Mart 2011

Skynur

Üvey Anne Baba Olmak

Haberin detayı için tıklayınız.

Tal

Doğduğumuz gün başlıyoruz ölüme yaklaşmaya ve çoğu zaman ölüm kıyısında dolaşıyoruz. Son günlerde dilimde bir tekerleme;

9 ay 10 – güne kadar ağlamaz.
10 yaşına – kadar sevimli yaramaz.
20 yaşında – gençliğinin kıymetini anlamaz.
30 yaşında – yaşar ama parası olmaz.
40 yaşında – anlar ki parasız olmaz.
50 yaşında – yolun yarısı kaygılanmaz.
60 yaşında – sağı solu belli olmaz.
70 yaşında – pek işe yaramaz.
80 yaşında – duymaz anlamaz.
90 yaşına – kadar muhtemelen yaşamaz.
100 yaşında – tarih olur unutulmaz.

Yalnız; istisnalar kaideyi bozmaz.

Tarih olma şansım yok gerçi çok uzun yaşamayı da isterim ama bir yanım son günlerde olan, özellikle çocuklara karşı işlenen suçları okudukça bu dünyada yaşanmaz düşüncesindeyim.

Toplum olarak nereye gidiyoruz diye baktığımda küçük de olsa bir umut ışığı arıyor gözlerim iyiye ve güzele dair.

Tal

Haberin detayı için tıklayınız.

Hayrettin TAYLAN

Tin katının ten penceresi sen
Aşk alfabesinin aşk harfi ben
başladığı yerde başlayamayan sevdanın sonuyuz
K/ülfetin önüne b/endini kuran senli düşler ırmağıyız
koruna düş, harına duş, varına hoş olma ummanlarıyız
Islanmak ve uslanmak için algılarımıza kadar dalgalanıyor uz
Henüz aynı metinde büyümedi vuslatımızın ilk tümcesi
Henüz aynı tende bin olmadı yaşayacaklarımızın sıfır noktası
Henüzden önceleri tümleyen kalakalışın içsel mimarıyız
Senli olmanın katlarını yüceltiyor aşk ve aşkın
suskunluğun gümüşlüğünü kırdım arzu yanardağlarımda
Can kırığı senli özlemlerin küllerinde büyüdü bir günler
sıcak kıvılcımların tutkularıma mayalandı
Ateşe aşk oldu aşk
Yanıp ve sevmek bizim işimiz.
Bakışıp içlenmek bizim sevi ödevimiz
Akıp ıslanmak bizim içsel sınavımız
Sarıp sarmalamak kendi işimiz gülüm

Sol yanımda eskimez sensizliğin aynası
Ben can kırığı, aşk kırığı tarağınla tarıyor beni sana aşkın kaderi
Bu yüzden yüzümdeki sen biraz bana benzer
Bu yüzden sözündeki sen biraz aşka benzer
Bu yüzden pişmanlığın son bestesi öze benzer
Bu yüzden sen kavuşmalarımızın kavuştağı aşk-ı alemsin

Hayrettin TAYLAN

Haberin detayı için tıklayınız.

Karşılıksız Sevgi

delikanli

Sevgiyi gerçek anlamda sadece hayvanlar karşılıksız biliyor. İnsana gelince çıkarlarına ve hayal ettiği ne ise ufak bir olumsuzlukta yan çiziyor. Böyle düşündüğüm için üzgünüm.

Sitem etmektense herkes birer hayvan edinsin en acilinden… Nasıl olsa onlara vefasızlık yapsak da bizi ele vermezler. Gel dediğimizde gelir, sevmediğimizde de sessizce beklerler. Böyle düşünüyorum bu saatlerde…

19.24
18 Ekim 2010

Delikanlı

Manyetik Alan

Beste

Güneş içinde bulunan tüm madde yüksek sıcaklıklardan ötürü gaz ve plazma hâlindedir. Bu nedenle Güneş ekvatorda yukarı enlemlerde olduğundan daha hızlı döner. Ekvatorda dönüş hızı 25 gün iken kutuplarda 35 günde kendi etrafında döner. Bu kademeli dönüş sonucunda manyetik alan çizgilerinin zamanla kıvrılarak manyetik alan halkaları oluşturması Güneş’in yüzeyinden patlamalarla ayrılarak güneş lekeleri ve güneş püskürtüleri oluşumuna neden olur. Bu kıvrılma hareketi solar dinamonun oluşmasına ve 11 yıllık Güneş döngüsü ile Güneş’in manyetik alanının yön değiştirmesine neden olur.

Güneş’in dönen manyetik alanının gezegenlerarası ortamda bulunan plazma üzerindeki etkisi Günyuvar akım katmanını oluşturur. Bu katman farklı yönleri gösteren manyetik alanları ayırır. Gezegenlerarası ortamda bulunan plazma aynı zamanda Dünya’nın yörüngesinde Güneş’in manyetik alanının kuvvetinden de sorumludur.

Eğer uzay bir vakum olsaydı Güneş’in 10-4 tesla manyetik dipol alanı uzaklığın kübüyle azalarak 10-11 tesla olacaktı. Ancak uydu gözlemleri bunun 100 kat daha fazla kuvvetli olduğunu ve 10-9 tesla civarında olduğunu göstermektedir. Manyetohidrodinamik (MHD) kuram manyetik alan içindeki iletken bir akışkanın (örneğin gezegenlerarası ortam) yine manyetik alan yaratan elektrik akımları indüklediğini söyler, dolayısıyla bir MHD dinamo gibi hareket eder.

31 Mart 2011

Beste

Öğretmenlere 24 Bin Kadro

Haberin detayı için tıklayınız.

Bir Hayat Ne Kadar Kısa Olabilir Ki?

Efsane_etrafogullari

”Anne ben büyüdüm artık”
Şekerci amca bana şeker verdi
Büyüdüm.
Çok acıymış büyümek
Kucağına zevk aleti yaptı benim küçük bedenimi
Ağlama diyordu, dövüyordu beni
Çok uğraştım ağlamamak için
Ama dayanamadım.
Çocuktum anne
Büyüdüm.
Birine söylersen öldürürüm seni dedi
Çok korktum ama korktuğumu belli etmedim.
Ağlamıyorum artık
Kimseye söylemeyeceğim dedim
Ama inanmadı bana.
Gülümsüyorum anne sana
Yalnızca seni görüyorum
Sen de beni görüyor musun anne?

Ramazan Bayramında şeker toplamaya giden ve bir daha evlerine geri dönemeyen üç körpe yüreğe ithaftır.

30 Mart 2011

Efsane Etrafoğulları

Haberin detayı için tıklayınız.

Haberin detayı için tıklayınız.

Taşın Oğlu

Kimya öğretmeni sınıfta yazılı sınav sonuçlarını okuyor, önce öğrencinin adını söylüyor ve kaç beklediğini sorarak beklentisini bulup bulamadığının kontrolünü yapıyordu. Sınıfın neredeyse tamamı alacağı notun birkaç puan yukarısında söylüyor böylece bir acaba mı totosu oynuyorlardı. Fakat elbette ki herkes kâğıda verdiği cevabın karşılığında puan alıyordu. Notları açıklanan öğrencilerden bazılarının sevinçten gözleri parlarken bazılarının ise yüzü hemen düşüyor sanki sınıfta değillermiş gibi bir tavra giriyorlardı. Notların okunma sırası sınıfa bu yıl yeni gelen kız öğrenciye gelince:

-Elif sen kaç bekliyorsun? Elif başını öne eğerek,
-Hocam bilemiyorum, çünkü yazılım pekiyi geçmemişti. O nedenle bir şey diyemem.
-Neden iyi geçmemişti? Araştırdım diğer derslerin çok iyi bu dersinin kötü olmasının sebebi sence nedir?
-Hocam sınavda soruların çoğu mol konusundan çıkmıştı. Ama ben mol konusunu anlayamadım. Sağ olun sizden etüt aldım, gittiğim dershanedeki öğretmenden de etüt aldım ama yine de mol konusunu anlayamadım. Galiba ben bu işi beceremeyeceğim. Kimyayı bir türlü başaramıyorum.
-Başarırsın kızım hiç merak etme başarırsın. İsteyenin yapamayacağı başaramayacağı iş yoktur.
-Hocam hep öyle derler ama durumum ortada ben başaramıyorum.
-Arkadaşlar siz hiç Taşın Oğlu diye bir adamı duydunuz mu? Belli ki duymamışsınız. Ben size anlatayım.

İslam Ulemasının en meşhur ve büyüklerinden biri olan İbn-i Hacer, ilme, tahsile ilk başladığı sıralar okuduklarından pek bir şey anlamazmış. Medreseye kendinden sonra gelenler kendisini geçince çok üzülmüş ve medresedeki öğrenimini bitirmeye köyüne dönerek çobanlık yapmaya karar vermiş. Hocasından izin alıp köyüne dönerken su kenarında abdest almak için dolaşırken suyun oyarak mağara şekline getirdiği bir kaya parçasıyla karşılaşıyor. Gördüğü manzara karşısında şaşırıyor ve tefekküre dalıyor. Kendi kendine diyor ki, “Bu kadar yumuşak olan su, bu koskocaman kayayı ancak azmiyle kararlılığıyla ve sabrıyla delebilir. Demek ki azmin elinden bir şey kurtulmaz.” Tefekkürle derhal o taştan esinlenerek okuluna geri döner daha çok çalışarak başarılı bir öğrenci olur. İlmi ile hürmet görmeye devam eden bir alim haline geliyor. İlhamını aldığı suyun deldiği taştan dolayı kendisine taş oğlu manasına gelen İbn-i Hacer deniliyor.

Demek ki kendini ilkin ciddi olarak ilme vermiyordu. Ne zaman ki yumuşak suyun çok sert olan kayayı deldiğini görünce gafletten sıyrıldı, samimi olarak Allah’ın ipine sarıldı ve nihayet ilmi zamanımıza kadar gelen büyük bir din âlimi oldu.

Arkadaşlar duydunuz işte isterseniz her şeyi başarırsınız yeter ki siz isteyin. Azmin elinden hiçbir şey kurtulamaz. Siz çalışın zihninizin anlamadığını sandığınız bir konu daha sonra her yönü ile öğrendiğinizi fark edeceksiniz. Not almak için değil öğrenmek için çalışın mutlaka başarılı olursunuz.

Hasbihalim

Haberin detayı için tıklayınız.

Sokakların Kucakladığı Köpekler

Sokaklar, sadece bize ait olduğunu sandığımız karanlık yollar, ıslak kaldırımlar. Kimi alıp sahiplenmiyor ki, kime yoldaşlık etmiyor ki. Onlar sadece köpektir, köpek olarak bilinir. Bir isimleri bile yoktu. O gün şansları var ise karınları tok olacak yok ise açlıktan kıvrılıp bir köşede uykuya dalacaklar. Uykularında bile rahat bırakmayacaklar belki, kapısının önüne yattığı için bir taş, bir tekme gelecek ansızın körpe, savunmasız bedenlerine. Kimi zaman da kör bir kurşun saplanacak o kimsesiz yüreğine, Ahmet efendinin bahçesinde gezindi diye. Başında kimseler olmayacak, onun için kimseler gözyaşı dökmeyecek son nefesini verirken ve yine sokaklar sahip çıkacak cansız bedenlerine.

Suçları, günahları karınlarını doyurmak istemesi mi yoksa sokaklarda dolaşmaktan bitap düşmüş bedenlerini bir kapı bir merdiven önünde dinlendirmek mi? Karnımızı doyururken sokakta beliriverir ansızın yanımızda, usulca sokulur ortak olmak ister bize, iki dakikalık yemek arkadaşı belki. O masum gözleriyle bir parça isterler kibarca, verirsen yerler vermesen sessizce seni izler kıyıdan köşeden. Onlar bu kadar onurlu ve gururluyken peki ya rahat mı vicdanlarımız?

Bir gün bir yerlerde ilişiverir gözümüze o onurlu köpekler ama çok geç olabilir sıcak bir yuva verebilmek için. Çünkü o onurlu köpekler zaman gelip açlığa yuvasızlığa teslim olup bir kaldırım kenarında bir sokak köşesinde kapayacaklar gözlerini atmayacak artık o kimsesiz yürekleri. Sokakları bir daha göremeyecek, usulca yanımıza sokulup bir parça ekmek isteyemeyecek. O sahne kimilerine ibret olacak, gözyaşı akıtacaklar, kimilerinin de umurun da olmadan burunlarını tıkayıp uzaklaşıp gidecekler oradan. Sokak köpeklerine sıcak yuvalar açmak dileğiyle…

29 Mart 2011

Sessiz Sakin

Haberin detayı için tıklayınız.

bal bize günah

sabır değirmeninde aşk bulamacı kardık
başka tatlar bilmeyiz
bal bize günah

Barış Erdoğan

acem kızı

.

acem kızı sevme dedi annem durup dururken

bir mendil düşürse sürükler ardı sıra seni

feracelisi ağustos güneşi

sen yanma nedir bilmezsin

acem kızı sevme dedi annem hayal kurarken

yaşmaklısına baksan yakar kurtulamazsın

kumru yakalısı kumru eşi

sen yanma nedir bilmezsin

Barış Erdoğan

şahmeran yutmadan önce

kaybolmuş kadınlar mıydı elinden tuttuğumuz
şahmeran yutmadan önce
beni geçti
.
nerden bulursunuz bu güneşleri erkenden
eskimiş bir ülkede
beni içti
.
hedefteki on ikiyim açıldıkça açıldım yaylım
oklar çıngıraklı
beni biçti
.
son yaprak inceliğinde rüzgârdan şikayetçi
toprak hasreti
bizi seçti

Barış Erdoğan

yalçın dağı

sırtımızı yalçın dağına verirdik önde sen
güvendiğimiz dağ kalmıştı azmi ağabey
böğürtlen dudaklı kadınlarla da inleyen
dikenine çaput bağlamadan hey be hey

Barış Erdoğan

bisiklet

ben ne zaman bir bisiklete binsem
dönen başım olur

Barış Erdoğan

Tüm Engelleri Kaldırın

Haberin detayı için tıklayınız.

günah çarşısı

günah çarşısı açılmış yakınlarda
geceden kuyruktayız
sıra bize gelmez
.
sevap çarşısı kapanmak üzere
ezelden kuyruktayız
tufan izin vermez
.
cennet çarşısı açılmış yakınlarda
çocuklar siz gidin
zebaninin aklı ermez
.
cehennem çarşısı açılmış yakınlarda
cümbür cemaat kapıdayız
sarhoş bir yerde durmaz

Barış Erdoğan

aforizmalar – 227

Bir gelinin duvağını açmak bir sarayın kapısını açmaktan zordur.
.
Çeşme başıma gelen her kova dolar, doldurup götürdükleri su mudur bilmem.
.
Kanadını açmış bir kadınınız varsa onu uçuracak rüzgâr olunuz.
.
Yıllardır yaptığım şey başkalarını düzeltmek; kendime sıra gelse de ümitsizim.
.
Ağır aksak yürümeye başlayın; kimi taklit ediyorsun diyen arkadaşın, neden topallıyorsun diyen dostundur.

Barış Erdoğan

Evliya Çelebi Seyahatnamesi

Haberin detayı için tıklayınız.

Sana Korkular Doğurdum

Gokkusagi

Bak korkular doğurdum sana
Canlı cenazemin en coşkulu anlarından
Sıyrılmış hatıralardan geçip gittiğin günde
Kendimi ateşleme provalardan
Kurşun yalnızlığım ölü doğmuş kollarıma
Bayılmış barut kokularından geçip gittiğinde
İçimde ihtilallar kopmuş.
Ateşlerle barutlarla yanına düşüvermiş
Ani değişikliğe uğramış bir nebzem irkilmiş.
Yeniden yapılanmış cesaretler
Sen korkumuzu büyütürken
Yeni düzende aşk yok, sevgi yok,
Yok yok.
Canlı bombanın en tehlikeli anında
Bak sana korkular doğurdum da
Geçip gittim senden…
İktidar benim, güç benim
Eskiye dönüşüm yok yok
Yasaklarından.
Bir aşk bin yıl gerilemiş
Ne kargaşalar yaşamış
Beyin fırtınalarında
Haksız yere ne sevgiler yatmış içerde
Kalp hücrelerinde
Zorluklara karşı direnişimin
Zaferiyim
Hürüyüm
Sana korkular doğurdum da gittim.
Merhaba demeden bana
Elveda sana…

29 Mart 2011

Gökkuşağı

Hayrettin TAYLAN

Bilmek istemek belki de bilmek istememektir özleyişim. Derin bir yüreğin Enderunlarında okudu sevdam. Mecnun gibi çölden beslenmedi sevilerim. Çöldeki her kum tanesini Leyla olarak görmedim. İstanbul kadardı sana olan künhüm. Büyük ve bir o kadar da küçüktü.
—Düğümleri çözmeyi bilmedi kader. Kederine benden tanımsız benler ekledi. Aşka ilmi sirenler çaldı. Seni sosyal atlasın her yeşilinde buldum.
— Sistem mühendisliğinin öncüsü, astronom ve mekanikçi Ahmed Bin Musa’nın can kızı oldun. Ruhumun sistemlerini çözemedin. Yaşam mekanik bir algı değildi oysa. Senden uzak kalmanın yaryüzünü bulamazdın bensiz…
*Pasteur’dan önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbul fethinin manevi babası ve Fatih sultan Mehmet’ in Hocası olan Akşemsettin’in bizi özetler. Harflerinden senin adın çıkıyor. Benim sonum çıkıyor. Bana benziyor bu ilmi atlas. Senin Fatih’in bendim. İlk kez bütün ilklerine iliklerine kadar, ilgime kadar, aşkına kadar, kaderine ve kadarına kadar sana ilk kez geldim. Oysa surların vardı. Oysa seni fethetmeye gelen yüzlerce erkek vardı. Ben geldim. Sultan 1. Aşıkkettin olarak. Surların ve sırlarına rağmen, Aşkşemsettin olarak geldim sana.
—İstanbul’da bir güzeli sevdim, İstanbul’u daha çok sevdim…
Bin ben vardı bende. Hangi ben’e geçtin.Hangi ben’den geçtin,Hangi ben’de kallavilerinin kavını yaktın bilemedim yar.
—İçimde her şeyi SEN ‘e dönüştüren sevilerin suyu var. Hangi güzelin aşk ırmağı aksa sen ‘e dönüşüyor aşk ve yalnızlığım.
Yüreğinle kalayladığın keder tasımdan kimse içemez oldu. Susuz bir aşk yılındayım.
Nadaslarıma yağan damlalarından başka ıslak hülyalar göremiyorum. Kurak ve ırak bir uzak kalışın armasını taşıyor yalınç halim. Beni senden bulamıyor bulgular.
Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgin olan “Ebu Maşer” olup gelgitlerinde ay yüzünün mahşerini yaşıyorum.
—Ay bir yandan şem… Şem bir yandan sen yanımı eritiyor. Yanıyor aşk ve gece…
—Yüreğinle sevmediğinin sosyolojik merdivenlerinde susuyor suskularım. Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir ve psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük sosyolog, şehircilik uzmanı
İslam tarihçisi olan İbn-i Haldun’un içtepi aynasında kendimi bulamıyorum.
—Ruhumun psiko-sosyal aynasını çözemiyor İbn-i Haldun:
“Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.” Burada şair eriyor sana. Geçmişimin Diclesi sendin. Ben de Fırat. Aşkım Mezopotamya’sında
Biz olarak akıp Basr’dan sonsuz bir aşk damla olup yaşamıştı. Şimdi Basra kan ağlıyor. Şimdi Dicle’de azınlık ırkların cesetleri akıyor. Şimdi kardeş iki toplum arasında çıkarın sülünleri kan ile an arasında oyunlar seriyor… Ölüyor kardeşler can gülüm. Fırat akmıyor, Fırat suskun… Fırat’tan ötesinde oyunlar içinde bin oyun… Oysa Kömürhan köprüsü Harput’a bakar.
—Har çıkarların putlarını yakmıştır. Senden ve içimdeki sevi putlarından eser kalmamıştır.
— Sen olan, sen kalan yüreğimi gel incit incitebilirsen. Gel kanat, Ortadoğu’n hep kan akarken. Hangi sülün emer petrol ve diğer enerjilere mayalı çala kalem günlerini.
—Sen kentli bir Leyla’nın aşk görmüş, ilim görmüş, en önemlisi beni görmüş, yaşamaş ve de benden gitmişisin.
—Senden ders alıyor gidenler, yeniden gelenler. Ki en son dirheme yazdım gelişini. Kırgınlıklarımız, kızgınlıklarımız can mazisini silecek yeknesak bir yüreğin dünyasıyız. Ki biz ilim ile kal arasında ince bir çizginin “ Sırat”ıyız. Cennetine gelmek için cehennemleri yaşıyor sensiz halim. Orada Huri olarak sallanıp durma uzak kalışlarımın yolunda.
—Yüreğini yoluna seren bir serperim
Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, cıva ile tedavi, Pastör’ e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası ve yüreğimin can atlası İbn-i Sina nedensizliğime çare bulamıyor yar.
—Diyor ki yaramın aynasında:
“İnsanın ruhu kandil, bilim onun aydınlığı ve Tanrısal bilgelik de kandilin yağı gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa o zaman sana “diri” denilir.”
“Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.” Benim gör halimi kör etme yar. Bu ilmi atlasın yeşillerinde seni büyüttüm.
—Aşk ile ilim arasında, aşk ile deha arasında, aşk ile vaha arasında, aşk ile senin aranda, aşk ile aşk arasında hangi beni taşıyor, hangi beni yaşayamıyorum bilemiyorum.
Göğsümde senin sızıların, sözlerimde senin damlaların, ömrümde senin denizlerin, hayallerimde, tufanların eser durur.
—Şerha uzaklarının her keresine seni bir kere yakın bir yar olarak yaşayıp sustum.
Geliyorum yollarında sen olmaya dair ilmi atlaslar yakmaya.
—Geliyorum asıl kendime. Sonrası senden de benden de aşktan da yakınlara yangın yeridir.
—Külüne değil, gülüne sularımı akıttım. Yıkanmazsa da sevda hep pak kalacak bu sevi isteyişle bilesin. Unutamadığım ummanım her damlası aşk- ı zerim.

Hayrettin TAYLAN

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !