Nisan, 2011 icin arsiv

İzcilik

Serenegas-etraf.info

İzci kıyafeti ile birini görsem için hep cız eder, izciliğe karşı ilgi duysam da izcilerin yapması gerekenler bana pek uymadığından hayatımın hiçbir aşamasında izcilik çalışmalarına katılamadım. Yakın arkadaşlarım izcilik faaliyetlerine katılıp dere, tepe, ova, bayır demeden gezdiler çadır kurdular, kamp ateşi yaktılar ben de onların maceralarını dinleyerek büyüdüm.
İzcilik, din, dil, ırk ve benzeri hiçbir ayrım gözetmeksizin yapılan, herkese açık, gönüllü, politik olmayan eğitimsel bir gençlik hareketidir.

İzcilik, çocuk ve gençleri mevcut özellikleri ile bir bütün olarak ele alan, ruh ve beden sağlıklarını geliştiren, onların boş zamanlarını bir program çerçevesinde değerlendirmesini sağlayan bir eğitim aracıdır. İzcilik topluma yararlı, hizmet eden iyi yurttaşlar ve iyi insanlar yetiştirmeyi amaçlar. İzcilik, çocuk ve gencin grup içinde bizzat tabiatın kucağında eğitilmesiyle karakter, beceri, sağlık, mukavemet, cesaret gibi konularında daha iyi ve daha çabuk eğitilebilecekleri fikrinden doğmuştur.

İzcilik çalışmaları ilk olarak İngiltere’ de başlamıştır. İzcilik düşüncesini ortaya atan kişi Gillwell Lord’u Baden Powell’dır, izciler onu kısaca BP olarak anar. !857 yılında Londra’da doğan BP, küçüklüğünden beri sahillerde ve nehir yataklarında incelemeler yaparak, maceralı bir hayat yaşaması, sahip olduğu şövalye ruhu ve sorumluluk bilinci ile dikkat çekti. Okul çağlarında tabiattaki olayların birbirileriyle olan ilişkilerini anlayabilmek, doğa kanunlarına adapte olarak tabiat içinde yaşamasını öğrenebilmek için kamplar, kır yürüyüşleri yaptı.
Bizim ülkemize ise ancak 1991 senesinde Türkiye İzcilik Federasyonu kurulmuştur.

30 Nisan 2011

Serenegas

düşlerini parlatmaya geldim

.
düşlerini parlatmaya geldim
kızoğlankızdı yakut yüzük yaralı parmakta
kuşlar yıkanmış hülyalardadır
.
her yaprağın arkası kalaylı bakır
sayıkla çürümüş düşlerimi ben sana bağlıyım
bahanem çok
.
bir kadının ellerini tuttum parmaksız
sızı yüreğine çökmüş sanki kenevir
yalımdaki kuşlar misafir artığı
.
döküntü bıyıklar toplarız
fotoğraf arkalıkları yazılar gibi sarı
kesmeye gelen masal şehzadeleri destursuz

Barış Erdoğan

düş artığı tabaklar

.
düş artığı tabaklar gördüm
yalayan doymaz
bir kaşığa bulaşmış mürdüm
.
tabak artığı düşler içtim
biçen yorulmaz
bir orağa dolaşmış sararmış çim
.
orak ağzı kinler yıkadım sabunsuz
zırnık koklamaz hazret
bakışları dağ ardında kuz
.
kin iltihabı akar çaresizdir hasta
kafes arkalarında dert
deliğini arayan karınca gibi yasta

Barış Erdoğan

sadakam tanrıya

.
kopan parçamı arıyorum uzayınız avucumda
bütün, bıçak artığına muhtaç
kurbanım nerde
.
bütünüme yetişeceğim ayağım aksak
dilsizler resimden çıkarılmış
boyam akıyor
.
paramparça her zerre her biri bütün
hangisinde eksik akıl
düğmede sorun var
.
çilede beklemek kırk bir kere maşallah
fazlalığım çok değil bir
sadakam tanrıya

Barış Erdoğan

kaynamış sütüm var

.
kızlarımız olsun istedik
çaldık tanrının kapısını, kimsecikler görmeden
buyrun buyrun kimse yok, dedi başköşeye
kaynamış sütüm var
.
nereden gelir, nereye gidersiniz
demem gereksiz, niyetiniz belli
ayşe, fatma, ayça ne istersiniz
başak derya hülya yeter mi
.
baktık, yuva çocuk kaynıyor bıcıl bıcıl
gel zaman git zaman
yuvaya baktık
kanatlanıp gitmiş, arkalarında ateşleri kalmış

Barış Erdoğan

yapıştırma bıyık

.
sözcüğünü çek ustam dizemden
yapıştırma bıyığına benziyor amcamın
.
gözünden su içen ırmaksın
yürüyen kelebek ol haydi dalımda
.
postal kurusu kızım var koca arayan
borcumu sorar değirmenci
.
bitlendiğimiz oldu gömleksiz düşüncelerde
sıyıramadık kafamızdan
.
çoğunluk zararsız savaşmadığım gün
elime yazdığım mektupları okur
.
evrenin adresine hacze gitsek
açılmaz kapısı eli boş döner avukatım
.
elizabet kızını sen de sakla eteğine
yaşım küçük şimdi, gelince alırım

sen içinden oku

.
ben bağırarak yazdım seni
sen içinden oku

Barış Erdoğan

Kalbim Seninle

delikanli

Ismarlamıştım bir mutluluk
Lakin aşçı altını yakmış
Doya doya yiyemedim.

19.41
12 Nisan 2011

Delikanlı

Ahmet Telli’ye Mektup (Gönderilmemiş Mektuplar)

Efsane1

Aslı yok bu hayatın
Astarı sökük.
Neden ve ne için lanet olası bu kalemi oynatıyoruz Üstad?
Neden ve ne için bakıyoruz insanların kör olduğu yöne doğru?
Bizi de kendilerine benzetmelerine izin veremeyiz.
Neden ve ne için dinliyoruz anlamı olmayan her sesi?
Değersizi bile değerli hale getiriyoruz ama kıymet bilinmiyor ki.
Diğer insanlar gibi sağır ve vurdumduymaz olamaz mıydık?
Sen ile ben
Aslı olmayan dünyada aslımızı yani var olma nedenini arıyoruz.
Sen
!946 yılında Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde doğmuşsun
Hasanoğulları ve Pazarören Öğretmen okulları’nde okumuşsun,
İlkokul öğretmeni olmuşsun.
Ve seni komünistlikle suçlayan nesiller yetiştirmişsin.
Yazmışsın sisteme, yazmışsın aşka sevdaya
Yazdığın şiirler yüzünden
O zamanın 80 dönemi devleti düşüncesinin zapt etmiş bedeninle birlikte
Sevgili Üstad seninle ben aynıyız aslında
Şiirler yazıyorum.
80 döneminin sıkıyönetimi yok belki ama
Kitaplardan okuduğum ve sinema belgesellerinden izlediğim kadar
O dönemle bu dönemi kıyasladığım zaman pek fark yok üstad.
İşkence yok tamam kabul ediyorum
Fakat işkenceden beter içimi bir fare misali kemiren aşk var
Aşk zamana ve mekâna göre değişir dediğini duyar gibiyim.
Zaman beklemek ise bir dolabın içinde
Güneşin ışığını görebiliyorsan bir anahtar deliğinden
İçimdeki o aşk bu mu?
Yoksa su mu?
O zaman senin dediğin gibi
Su çürüdü Üstad
Ve adımdan gayrisini bilmiyorum.

30 Nisan 2011

Efsane Etrafoğulları

Bu blog Beste Hanıma ithaftır.

efsane_mühür-etraf.info

ahmet telli – su çürüdü | izlesene.com

Sevmiş ile Gitmişin Cönkü

Hayrettin TAYLAN

Yağmura çalışıyordu iç göğün. İki öğün aç kalışıma doyum oluyor
Yüreğindeki ateşin sıcağı.
Her damlası aşka hamle bir ıslanmanın gün sonrasındayım. Sensizliğin sayacı bozulmuş su kendine akıyor.
“Ben su olup bağrına akıyorum. Yüreğindeki denizin son pir ü pakü olarak
Yaş akıtacağım aşkı.
—Suretinin sınavında Yû’suf benim. Züleyha olarak öncesizliğimi karşıla.
—Aslına bürünmüş, aşkına yakılmış, kederine ekilmiş, kaderiyle barışık benden Yusuf olmaz deme. Ben ile Yusuf’u kıyaslama. Devirler, emirler, aşklar, yaralar, atiler, maziler arasında çok köprüler kuruldu.
—Mir/acım yok henüz.
—Gelmiş, sevmiş, geçmiş, beklemiş arkadaş olmuşlar. Gelmiş ben sizin liderinizim.
—Herkes bir yerden gelmiş. Önce annenizin karnından geldiniz, sonra hayata geldiniz, sonra gerçeklere; ama aşka geldiğiniz de ben gitmiştim.
—Sevdayı yaşamıştı sevmiş. Sevmiş dile geldi:
—Zûleyha, Leyla, Aslı, Şirin, Zühre, Nazlıcan özümden sahici. Tin ile tene dokunmayla kendine ilgi yumağı. Anlatılmazların sevi sonsuzuyum. Son ile başın tanımsız karışımıyım. Uğruma yazılanlarla, uğrumda yazılanların yazı dağında, söz dağarcığında ne anlatsam hikâye… Ben, ben ‘i tümler. Ben, ben’e şifreli. Azizliğin suyuyum. Suyun azizliğinde aciz kalır yaşanacak içsel akış.
—Geçmiş susun dedi:
—Sabrın sevgilisiyim. Kalışların kaynağıyım. Vazgeçilmezlerin can vanasıyım.
Sevgi, dil ile gönlün “ L” harfindedir. Laldir. Konuşamaz. Dil gönlü meftun. Gönül dile yazgılı.
Beklemiş:
—Yaşatmak vakası benim. Leyla varsa benim. Mecnun varsa benin. Sonların onlarıyım.
—Onlara v/armanın son rengindeyim. Sevginin bitmemişliği, sonrasızlığı, farkındalığı benim
—Kavramların canında geziyorsun. Hangi kavramın canı sıkılsa sana canlanır dünyam.
Beklemenin kara parçası olmuş yüreğim. Keşfi zor bir adayım.
—Gözyaşlarının oluşturduğu vicdani denizlerin etrafındayım. Issız, sensiz mir ada.
—Timsahlardan öğrendim gözyaşı dökmeyi. Nedense ağlasam da
Gözyaşlarım seninkine benzemiyor. Sil g/özlerini. Sil beni senden.
— Sil ki özümü yaşartacak anların yakıcılığında bitsin her şey.
Metafizik durakta beni beklesin tinsel tilmizler. Aşk ile akıl arasında kalsın kalışın. Bir yerde sana soyut gölgeler bulacağım. K/aybolursun böylece.
Gözpınarlarının hesabını sormaz böylece sorgu melekleri.
—Sil beni benden.
—Konuşsana Tur dağında Musa gibi, aşki tümcelerle.
Ya Rabbel Âlemin. Bu aşk, aşktan öte bir sonsuzluk suyuna yamalandı.
—Bu cennetine gelmek istemeyen gidenimi sil yüreğimin puslu haritasından.
—Nur yüzünde aşk yüzüm görünmüyorsa bu nurun kime ayna ey yar.
—Ayinlerini artıran Azrail ile yüreğime sagular yazma yar.
Sol yanımda çevirme yapamaz oldu aşkın polisleri… Çok hızlı sana geliyordum o yüzden duramazdım. Filmlere benzer bir kaçısın sonundayız.
—Yakalandım sana. Gayrı yavaşlasam da, yaralansam da sana gelmenin iç yolcusuyum. Bunu bil aşk.

Hayrettin TAYLAN

Kum Saatim Akmaz

Gokkusagi

Acısı içime kaçmış zaman
Tozpembe bulutlarım gözlerime batmış
Yaşardılar şimdi
Bu şehre kızıllık çökmüş
Ayrılış vadilerinde
Vakitlere sığmayan dolu dolu ömrüm
Tükendiğim son geceme doğru
Gideceğim birazdan ağırlaşan dizlerimle
Ritmim hızlanmış geçmişe dönen saatlerimde
Reflekslerimin düzensizliğine hâkimiyetsizim.
Ağlayacak teselli bulamadığım sözlerinde
Derin ovalarmış içleri anlamsız
Asılsız astarlanmış kıl payı kurtarmış ifadelerinde
Doğmayan çocuğun ölüsünü öper gibiyiz kefensiz
Yeminler üzerine çerçevelenmişiz
Fikrimin somutlaşmış tuvallerindeyiz
Beyza yakasız siyah önlüklü talebeyiz kafasız
Gittikçe dağılan kızıllığımıza ne güneşler batırmışız
Gittikçe yaklaşan sonsuzluğumun son randevusuna
Son beş dakikasında spiker oluyorum
Senin ekranlarında canlı yayınlarda okuyorum rütbesiz
Anısızlık maceralarında buluştuğumuz anda
Ses oluyorum radyo istasyonlarında hutbesiz
Görüntüsü içine kaçmış acımın
Karanlığına karışan siyahlar gibi
Rüzgârsız.

30 Nisan 2011

Gökkuşağı

İsteğinizi açık, net ve kısa cümlelerle belli edin. Bir anne pijamalarını giymeden, günlük elbisesiyle yatağına uzanan çocuğundan yakınıyordu:
“Hep böyle yapıyorsun. Elbisenle yatağa uzanmaktan zevk mi alıyorsun? Böyle nasıl rahat ediyorsun? Pijamalarını giymek bu kadar zor mu?”
Bu yakınmalarda annenin ne istediği açık değil. Anne, isteğini açık ve net bir cümle ile
“Lütfen o yataktan kalk, pijamalarını giy!” demeliydi.
Çocuğun isteği ile kendi isteğinizi birleştirin.
Çoğu anneler kendi isteği ile çocuğun isteği arasında ilgi kurmak ve işbirliği yapmak yerine negatif bir dil kullanarak tehdit yolunu seçerler:
“Ödevini bitirmeden dışarı çıkamazsın!” “Yemeğini bitirmeden tatlı yiyemezsin!” “Oyuncaklarını toplamazsan çizgi film izleyemezsin!” Anne babalar, yukarıdaki tehdit ve şart cümlelerini kullanmadan kendi isteklerini çocuğun istekleri ile birleştirip anlaşma ve işbirliği yolunu seçebilirler. “Ödevini bitirdikten sonra sokağa çıkabilirsin.” “Yemeğini bitirdikten sonra tatlını yiyebilirsin.” “Oyuncaklarını topladıktan sonra çizgi film izleyebilirsin.” İsteğinizi dayatma yerine seçenekler sunun.
Çocuklar (yaşı ne olursa olsun) dayatmalardan, emirlerden ve yasaklardan hoşlanmazlar. Özgüveni yerinde, sorumluluk almaktan korkmayan, bağımsız çocuklar yetiştirmek isteyen anne babalar isteklerini dayatarak ifade etmek yerine seçenek sunmayı tercih ederler. Seçenek sunulan çocuk, seçme hakkını kullandığı için, zamanla doğru kararlar alma becerisi ve öz disiplin kazanacaktır.
“Oyuncaklarını toplamadan kahvaltıya gelme!” yerine “Oyuncaklarını kahvaltıdan önce mi yoksa sonra mı toplamak istersin?”
“Ödevini yemekten önce bitirmelisin!” yerine “Ödevini şimdi mi yemekten sonra mı yapmak istersin?”
“Bu sabah kahvaltıda süt içeceksin!” yerine “Bu sabah kahvaltıda süt mü meyve suyu mu içmek istersin?”
“Dışarı çıkarken kazağını giy!” yerine; “Dışarı çıkarken kazağını giymek mi yoksa eline almak mı istersin?”
“Banyo zamanı, haydi banyoya!” yerine “Banyo yaparken şampuanını mı, yoksa güzel kokan sabununu mu kullanmak istersin?”
“Uyku zamanı, haydi yatağa!”yerine “Uyurken yanında beyaz ayınla mı, tavşanınla mı birlikte olmak istersin?”
Çocuk seçmeyi kabul etmezse
Çocuk sizin sunduğunuz seçenekleri kabul etmekte isteksiz davranabilir ya da kendisi başka bir istekte bulunabilir. Seçenekler konusunda karar veremez de nazlanırsa; “Seçimini kendin yapacak mısın, yoksa senin yerine ben seçeyim mi?” diye sorabilirsiniz. Eğer seçmekte isteksiz davranmaya devam ederse; “Anlaşılan senin yerine benim seçmemi istiyorsun” der seçiminizi yapar, ondan da uymasını istersiniz. Bazen çocuğunuz sunduğunuz seçenekleri beğenmez, kendi seçeneğini yapmak isteyebilir. Eğer kendi seçeneği sizin onaylamayacağınız bir seçenek ise; “Ama seçenekler arasında bu yok” der; sunduğunuz seçenekleri tekrarlar, birini seçmesini söylersiniz.
Oyun oynayan çocuğa söz dinletmek zordur. Oyun, çocuk için sıradan bir oyalanma değil, onun en ciddi işidir. Ondan ciddi işini bırakıp sizin isteğinizi yerine getirmesini bekleyemezsiniz.
Çocuğunuz yeni bir arkadaşla oyuna dalmışken ondan sizin için bir şey yapmasını istemeyin; bir şey isteyeceğiniz zaman mutlaka süre verin. Bu süre oyunun tahmini bitiş süresi olsun. Eğer süreyi ayarlamakta zorlanırsanız, çocuğunuza oyunun ne zaman biteceğini sorun.
Annesi örgü örerken, 4 yaşındaki oğlu da çocuk parkında arkadaşlarıyla oynuyordu. Anne saatine baktı.
“Oğlum yeterince oynadı; beş dakika sonra evimize gidebiliriz” diye düşündü.
Çocuğuna seslendi:
“Ali, beş dakika sonra gidiyoruz!” İki dakika sonra tekrar seslendi: “Ali, üç dakika kaldı!”
Çocuk, oyuna devam ederken: “Tamam anne!” dedi. Bir dakika kala anne son hatırlatmasını yaptı ve iki seçenek sundu:
“Aliciğim, son bir dakika! Son kere kaydırak mı istersin, salıncak mı?”
Çocuk:
“Kaydırak!” dedi ve kaydırağa koştu.
Kaydıraktan sonra anne “Gitme zamanı,” dedi. “Arabamıza koşarak mı gidelim zıplayarak mı?”
Çocuk, “Zıplayarak!” dedi.
Zıplayarak arabalarına doğru gittiler.
Sözleriniz Önyargılı ve suçlayıcı olmasın
Anne babalar genellikle çocuklarına soru sorarken suçlayıcı bir dil kullanır; kendi önyargılarını yansıtırlar.
İşte size yabancı gelmeyen bazı sorular:
“Bu kaçıncı söz verişin?”
“Neden böyle davranıyorsun?”
“Çalışmaya ne zaman başlamayı düşünüyorsun?”
“Neden beni dinlemiyorsun?”
Bu tür sorular çocuğun doğru düşünme ve problem çözme yeteneğine bir katkı sağlamaz. Aksine çocuğun savunma geliştirmesine ve duygularını sizden gizlemesine yol açar.
Eğer soru sorarken amacınız çocuğunuza doğru düşünmesini sağlamak ve problemi kendisinin çözmesine yardımcı olmaksa; o konu veya o olay hakkında kendi Önyargınızı bir tarafa bırakmanız gerekir.
Lise ikinci sınıfa giden bir genç kız arkadaşıyla cep telefonuyla ertesi günkü sınav hakkında görüşürken telefonun şarjı biter. Görüşmeye devam edebilmek için annesinin cep telefonunu alır.
Annesi komşuda olduğu için izin alma imkânı bulamaz. Kendi sim kartını annesinin kartı ile değiştirir; konuşmasına devam eder.
Anne, komşudan dönüp cep telefonunu koyduğu yerde göremeyince kızına sormak için odasına girer.
Telefonu kızının elinde, bir arkadaşıyla konuşurken görür. Sizce anne kızına ne söylemiş, nasıl davranmış olabilir? İki tahmin yapalım.
Diyalog–1
Telefonunu kızın elinde, konuşurken gören anne çok kızar:
“O kullandığın telefon kimin, küçük hanım?” Genç kız, arkadaşı annesinin sesini duymasın diye eliyle telefonun ahizesini kapatır.
“Anne şu anda arkadaşımla görüşüyorum, lütfen.”
“Konuştuğun benim telefonum! İzinsiz nasıl alırsın?”
“Anne, lütfen odamdan çıkar mısın? Konuşmam bitince görüşelim.”
Bu tür yaklaşımın kavga ile veya en hafifinden çatışma ile biteceğini tahmin etmek zor değil…
Diyalog–2
Telefonunu kızının elinde konuşurken görünce:
“Özür dilerim kızım, telefonla konuştuğunu bilmiyordum…” der ve odadan çıkar.
Genç kız annesine gülümser ve konuşmasına devam eder. Konuşması bitince odasından çıkar, annesinin yanına gelir. Açıklama yapma gereği duyar:
“Anneciğim sen komşudayken arkadaşım aradı. Konuşma sırasında telefonumun şarjı bitti. Devam edebilmek için senin telefonunu almak zorunda kaldım, özür dilerim; ama kendi sim kartımı kullandım.”
Acaba kaç anne böyle bir durumda önyargısız ve suçlayıcı bir dil kullanmadan, ikinci diyalog yolunu seçer?
Kuralsız ailede sorumluluk bilinci gelişmez. Bir kurumu ayakta tutan ve diğerlerine göre üstünlük sağlayan etkili ve işleyen kurallardır. Aile sosyal bir kurumdur. Her kurum gibi ailenin de üyeler arası iş birliğini ve sorumluluk paylaşımını düzenleyen kuralları olmalıdır. Bu kurallar çocuklar açısından ne kadar az, basit ve anlaşılması kolay ise; akılda kalması ve uygulaması da o kadar kolay olur.
Olay anında kural koymamız bir işe yaramaz. Anne babayı o an için “kötü adam” pozisyonuna düşürür, çocuğu itiraza ve karşı koymaya itebilir. Kuralları aile toplantısında karşılıklı tartışarak önceden koymamız gerekir. Koyduğumuz kural herkes tarafından anlaşılır olmalı; yoruma açık olmamalı. Özellikle çocuklar için geçerli olan şöyle bir kural koyduğumuzu düşünelim: “Isırmak, saç çekmek, itmek yok. Yumruk, şamar ve tekme atmak yasak.” Cin fikirli bir çocuk kardeşine çelme taktıktan sonra “Ama kuralda bu yok!” diye kendini savunabilir. Kuralı şu şekilde basitleştirebiliriz:
“Birbirinizin canını acıtmak yok.”
Kural koymamız işlerin yolunda gitmesini garantilemez. Önemli olan kuralın geçerli olması, yani günlük hayatta uygulanmasıdır. Kuralın geçerliliğini sağlamanın en mantıklı yolu, kural çiğnendiğinde, kuralı çiğneyen bir sonuçla karşılaşmalı, yani bir bedel ödemelidir. Çocuklara bir kuralı çiğnediğinde karşılaşacağı sonucu günlük hayattan örnekler vererek açıklamalıyız. Yoksa çocuk Sonuçla cezayı birbirine karıştırabilir. Yaratılış kanunlarına uygun hareket etmediğimiz zaman kötü bir sonuçla karşılaşır, çoğu kez hoşumuza gitmeyen bir bedel öderiz. Soğuk bir havada, ceketini ve paltosunu giymeden, gömlekle dışarı çıkan bir çocuk üşüyerek ve belki de hastalanarak bu hatalı ve ihmalkâr davranışının bedelini öder. Yaratılış kanununa göre, soğuk bir havada gömlekle dışarı çıkmanın sonucu üşümektir.
Çocuğa açıklama yaparken şöyle bir soru ile başlayabiliriz:
— Ocaktan yeni inmiş sıcak yemek yenir mi?
— Yenmez.
— Sabırsız biri ocaktan yeni inmiş yemeği yese ne olur?
— Ağzı yanar.
— O zaman şöyle bir kural yazabiliriz değil mi: Ocaktan yeni inmiş sıcak yemek yenmez.
— Evet.
— Sıcak yemek yiyen nasıl bir sonuçla karşılaşır? Yani sıcak yemek yemenin sonucu nedir?
— Ağzı yanar.
Çocuğa kural çiğnemenin bir sonucu olduğu, bunun ceza anlamına gelmediği açıklandıktan sonra sıra kuralları ve sonuçlarını belirlemeye gelecektir. Kurallar ve sonuçları aile toplantısında, herkesin görüşü alınarak tespit edilmelidir. Bunu sağlamanın en kolay yolu, her seferinde karar verilen kuralı ve çiğnenmesi halinde doğacak sonucu yazılı hale getirmektir. Böylece sonucu uygulayan anne baba kanun uygulayıcı yargıç gibi davranmış olmaktan ve cezacı pozisyonuna düşmekten kurtulmuş olacaktır.
“Birbirinizin canını acıtmak yok” kuralının sonucu “Canını acıttığı kişiden özür dileyecek. Onun yapmasını istediği bir işi yapacak” olsun. Bu kuralın yeni konduğu bir ailede kendisinden üç yaş büyük ablasının kolunu ısırarak kuralı çiğneyen bir çocuğa ablası, “özrünü kabul ediyorum; ama ben de senin kolunu ısıracağım” demiş; bütün ev halkı buna gülmüştü. Bu kural için konan sonucun açık olmadığını fark eden anne sonucu şu şekilde düzeltmişti: “Kuralı çiğneyen odasına gidip 10 dakika kalacak, yaptığı davranışının iyi olmadığını düşünecek, dışarı çıkıp canını acıttığı kişiden özür dileyecek.” Bu anekdottan anlaşılacağı gibi, bazen kuralı veya sonucunu güncellemek (revize etmek) gerekebilir.
Ödevler akşam yemeğinden önce bitirilmiş olacak. Bu kuralı bozan yemekten sonra oyun oynamayacak/televizyon izlemeyecek.”
Yazılı hale getirilen kurallar ve sonuçları herkesin göreceği bir yere, örneğin buzdolabının kapağına, aşılmalı. Böylece kuralı unutma veya sonucunu hatırlamama gibi mazeretlerin önü alınmış olur.
Ali Çankırılı
Tabii bütün bunlar işe yaramıyorsa çocuğa şu soruyu sormanız kaçınılmaz olacaktır. Yavrum kapının arkasındaki terliği mi tercih edersin mutfaktaki oklavayı mı getireyim? Çocuk her iki seçimi de kabul etmezse sonraki adım şu olacaktır. O zaman sen biraz beşkardeşler ile oyna bakalım ama önce kurma koluyla kulakları burkaraktan motoru bir çalıştıralım sonra sen ısınma turlarına devam edersin.
Bu da Zafzaf taktiği hiç şaşmaz denemenizi şiddetle tavsiye ederim.

30 Nisan 2011
Zaflar zafı

Patozaf

habil rüyalarında kan gölü

.

sıyrılsa bulutlar arasından ezgisi dil altında

kanatsız melekler günahkar, sen işleme

habil rüyalarında kan gölü

günahlarını yakarsın izinsiz gün boyu

.

çimlense kurak bir yürekte sarmaşık arsız

yağmur olur cam arkalarında çocuk saflığı

kabil toprak kokusunda can gülü

günahlarını yıkarsın izinsiz gün boyu

Barış Erdoğan

Doğaya Bir Darbe Daha

Haberin detayı için tıklayınız.

Sığırtmaç

Köylerde sığırtmaçlık yapan bir garip her gün sığırların peşinde o dağ senin bu dağ benim dolaşıp hayvanları gütmekte onların karınlarını doyurmaktadır. Böylece yüksek dağlarda yayılan hayvanlar daha semiz daha sütlü olmaktadır. Hayvanların karnı doymakta ve sığırların sahipleri de bu durumdan çok memnundur. Biz böyle çobanı bir daha bulamayız demektedirler.

Bir gün çoban dağlardaki çiçeklerin güzelliğine dalmış, bu çiçekleri yaratanın dünyayı birçok güzelliklerle donattığını düşünerek tefekküre dalmıştır. Çiçeğin güzelliği çiçeğin kokusu rengi ışıltısı hepsi çobanın kendinden geçmesine sebep olmuştur. Çoban bu şekilde tefekkürde iken etraftaki kurtlar bile hayvanlara dokunamazmış.

Köylülerden birisi bu sığırtmacın ne özelliği var da hayvanları kimsenin gidemediği yere götürmekte hayvanlar daha semiz ve daha sütlü olmaktadır diye merak etmiş. Bir gün fark ettirmeden takip etmiş. Çoban sislerle kaplı yaylaya hayvanları götürmekte orada kırmızı renkli bir çiçeğin başında oturup akşama kadar bir şeyler mırıldandığını görür. Etrafta dolaşan kurtların hayvanların yanından çekip gittiğini görüp bunun hikmetini sormaya karar verir.

“Sen burada ne yapıyorsun, bir çiçeğin başında saatlerdir oturmaktasın derdin nedir?”

“Benim hiçbir derdim yok, şu çiçeklerin güzelliği karşısında kendimden geçtim onları seyrederim, Allahın bize verdiği bu güzellikler karşısında şükrederim, hamd ederim.”

“Bunlarda sıradan çiçekler hiçbir özelliği yok neden kafanı bu kadar taktın ki?”

“Yanılıyorsun Allahu Teâlâ hiçbir şeyi sıradan ve sebepsiz yaratmamıştır, Tüm kâinatı yaratırken kendi nurundan ve güzelliğinden katmıştır. Biz dünyadaki güzelliklerde onu arar onu görürüz. Allah bize o kadar büyük nimetler bahşetmiştir ki biz onun farkında bile değiliz.”

“Ya çoban sen ne garip adamsın böyle neyin farkında değiliz anlat da bilelim.”

“Sana ne anlatayım bilmem ki anlatsam da acaba anlar mısın? Aldığın havayı düşün, aldığın her nefes sana yeni hayattır, yeni bir başlangıçtır. Nefes alıp verirken burnumuza bu çiçeklerin kokusu da gelir havadan bunu ayırman seni koklamayacağım demen mümkün mü, hayır değil. Tabiattan aldığın her çiçeğin kokusu burnuna oradan beynine aksetmektedir. O kokuyu çıkarıp atabilir misin, elbette atamazsın. O nefesi aldığın andan itibaren o koku sensindir artık. Ya da içtiğin suyu düşün, su içtiğin andan itibaren sen olmuştur artık. Midende bağırsaklarında böbreklerinde damarlarında dolaşan kanda o su vardır artık. Terin içtiğin sudur, gözyaşı olup akan sudur. Bu suyu inkâr edip çıkarıp atman mümkün mü, mümkün değil elbet. Biz yaratılma sebebimizi bilir ona göre davranırız.”

“Hiç böyle düşünmemiştim ben.”

“Vücudumuz toprak anamız gibidir. Toprağın bitkileri, hayvanları insanları kısacası üzerindeki her şeyi kabullenip benimsemesi gibi, var olan her şeyi kabullenip benimsemeli ve bizi yaratana şükretmeliyiz.”

“Ey garip kimsesiz çoban beni affet, asıl garip ve kimsesiz olan benmişim. Yüce Allah senle beraber olduktan sonra başkasına ihtiyaç yokmuş ta biz bilememişiz.”

Hasbihalim

Haberin detayı için tıklayınız.

bizler hep sürgündük

.

bizler hep sürgündük belki çoğalan yüzlere

resimlerde solduk

.

varmak mahkum olmaktı yazgılarla bir yere

güzellikleriniz ölü

.

bir şey söylemeye gelsem kuşluk vakti

eskir dudaklardaki şarkılar

.

neden selamlar geç kalır sevmeler gibi

aşklar uyku arkasında

.

ben kareli gömleklerde iplere asılsam

kuyu ağızları zencefil kokar

.

tabutlar çatlak, kurumuş temmuzlarda

gönüller göverirken

.

şairler sözcük sular yeşeren damarlarda

çıkıp gelecek der bekleriz

Barış Erdoğan

kırık coğrafya yüzleri

.

kırık coğrafyaların yüzleri sıcak olur

serçe yuvası ellere konmadan

yürek mültecilere köşk

.

ışığınızda harflerin gölgeleri yaşar

sığınmışlara sağanak olmadan

eller kuşkonmaz dalları

.

makastan geçirilmiş hayal kadınlar

kedi bıyıkları yolunmadan

maskeleri gözlere süzgeç

.

yığın düşünceleri içi boş kuyular

sığırcık sürüleri inmeden

kollar geceye üşümüş korkuluk

.

sarıldığımız bedende çiçek açan pamuk

arkların suyunu yutmadan

usul usul işlenmiş oyalar

Barış Erdoğan

Muamma

Ey insan…

Makam-ı cennette  kendimi kan/dır/dım…

Hem kovdum; hem kovuldum

Ben sana secde eden şeytan oldum…

Sen beni dahi imana erdirdin…

Gönlü sarayımdan sen nasıl kovulursun…

Külliyat

Nanoteknoloji

Haberin detayı için tıklayınız.

Azap_Yelpazesi-etraf.info

Efendiler, uygarlık yolunda başarılı olmak yenileşmeye bağlıdır. Toplumsal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve teknik alanda başarılı olmak için tek ilerleme ve yükselme yolu budur. Yaşam ve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişmesi, ilerlemesi ve yenileşmesi zorunludur. Uygarlığın buluşları, teknik harikaları, dünyayı değişmeden değişmeye uğrattığı bir dönemde yüzyıllık köhne düşüncelerle, mazi severlikle varlığı koruyup, sürdürmek olasılığı yoktur.

Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)

Biz Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)

ataturklu_turk_bayragi_5_tekstilportal_com
Her ulusun kendine özgü geleneği, kendine göre ulusal özellikleri vardır. Hiçbir ulus, ne kendini benzettiği ulusun aynı olabilir, ne kendi ulusal bütünlüğünde kalabilir, bunun sonucu hiç kuşkusuz düş kırıklığıdır.

Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak, yaşamak için baş koşuldur.
Dünya’nın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize, ulusal varlığımıza, bu saygıyı duyguda, düşüncede, açıkça bütün davranış ve tutumumuzda göstermemiz gerekir. Bilelim ki ulusal benliğini bulamayan uluslar başka uluslara av olurlar.

Uygar olmayan kimseler, uygar olanların ayakları altında kalmakla karşı karşıyadır.
Uygarlık öyle güçlü bir ateştir ki ona yabancı olanları yakar, mahveder.

Memleket behemehâl asri, medeni ve müreffeh olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Azap Yelpazesi

Haberin detayı için tıklayınız.

Atatürkçülük Ve Atatürk İlkeleri

Azap_Yelpazesi-etraf.info

Atatürkçülük, Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk milletinin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. Atatürkçülük, her şeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.

Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır, batılılaşmadır; bir diğer anlamda da modernleşmedir; hür düşünceyi temsil eder, hürriyet ve demokrasi anlayışıdır.

Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama demektir; laik bir düzen kurma, müsbet bilim zihniyetiyle devleti yönetmedir. Bu iki anlamıyla Atatürkçülük, Türk toplumuna uygun sosyal ve siyasal kurumları kurma ve modern toplum olma demektir.

Atatürkçülük ilkelerini “Temel İlkeler” ve “Bütünleyici İlkeler” olmak üzere iki grupta değerlendirmekteyiz.

ataturk0067dd4

Temel İlkeler :
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılıktır.

Bütünleyici İlkeler :
Milli Egemenlik, Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Beraberlik, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”, Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve Akılcılık, İnsan ve İnsanlık Sevgisidir.

“Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

Bütünleyici İlkeler

1-Milli Egemenlik: Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitliğin ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunmasıyla devamlılık kazanır. Bundan dolayı hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)

2-Milli Bağımsızlık: Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921) Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)

3-Milli Birlik ve Beraberlik: Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. (1919) Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936) Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)

4-Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh: Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931) Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakisinde en esaslı amil olsa gerekir. (1919) Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)

5-Çağdaşlaşma: Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925) Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)

6-Bilimsellik ve Akılcılık: a) Bilimsellik: Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924) Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir. (1933)
b) Akılcılık: Bizim, alık, mantık, zekâyla hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925) Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)

7-İnsan ve İnsanlık Sevgisi: İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. (1931) Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)

Azap Yelpazesi

Haber: İnternette Hatun ve Haydar Uyarısı

Haberin detayı için tıklayınız.

Atatürk İlkeleri Ve İnkılâpları

Azap_Yelpazesi-etraf.info

Temel İlkeler

Cumhuriyetçilik: Atatürk devrimleri arasında siyasi bir devrim niteliğindedir. Çok uluslu bir İmparatorluktan Türkiye ulus devletine geçiş gerçekleştirilmiş. Böylece modern Türkiye’nin ulusal kimliği kazandırılmıştır. Kemalizm Türkiye için yalnızca Cumhuriyet rejimini tanımaktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.

Milliyetçilik: Atatürk devrimleri ayrıca milliyetçi bir devrim idi. Bu milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir. Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir; yalnızca emperyalizm karşıtı olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine, gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

Halkçılık: Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Bu devrim seçkin bir grup tarafından genel olarak halka yönelik bir biçimde gerçekleştirilmişti. Başta İsviçre Medeni Kanunu olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye’de uygulamaya konulmasıyla birlikte kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır. Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri, halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

ataturk-turk-bayragi

Devletçilik: Mustafa Kemal ATATÜRK yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye’nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesinin de devletin ülkenin genel ekonomik faaliyetlerini düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği alanlara veya özel sektörün yetersiz kaldığı alanlara veya ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara yine devletin girmesi gerektiği anlamında yorumlanmaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

Laiklik: Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması anlamını taşır. Laiklik, düşünce özgürlüğü ve kuruluşların dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olmaları anlamına geliyor. Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. Laiklik ilkesi akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir. Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır. Atatürk’ün laiklik ilkesi Tanrı karşıtı bir ilke değildi. Bu akılcı ve dini siyasettir dışında tutan bir ilke idi. Bu ilke aydınlanmış İslam’a değil, çağdaşlığa karşı olan Müslümanlığa karşısındaydı.

Devrimcilik: Atatürk’ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de reformculuk veya devrimcilikti. Bu ilkenin anlamı Türkiye’nin devrimler yaptığı ve geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlar ile değiştirmiş olduğu idi. Geleneksel kavramların iptal edildiği ve modern kavramların benimsendiği anlamına geliyordu. Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınmalarının çok ötesine geçti.

“Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

1 Kasım 1922 Saltanatın kaldırılması.
29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı.
03 Mart 1924 Halifeliğin kaldırılması.
03 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmesi.
08 Nisan 1924 Şeriye Mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu’nun kabulü.
25 Kasım 1925 Şapka Devrimi’ne ilişkin kanun TBMM’de kabul edildi.
30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına Dair Kanun.
26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saat Hakkındaki Kanunların kabulü.
17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanunu’nun kabulü.
01 Kasım 1928 Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun.
01 Nisan 1931 Ölçüler Kanunu.
26 Kasım 1934 Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun.
03 Aralık 1934 Bazı Kıyafetlerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.
21 Haziran 1934 Soyadı Kanunu kabul edilmesi.
05 Aralık 1934 Kadınlara milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının tanınması.

Azap Yelpazesi

Haber: Arkadaşlık Teklifine 3 Ay Hapis

Haberin detayı için tıklayınız.

Derleme Nedir?

Serenegas-etraf.info

Derleyip toplamak bize göre değil çünkü etrafçılar olarak dağıtmak için can atıyoruz. Buna rağmen okuduğumuz eserlerden hangisinin derleme olduğunu ayırabilmemiz için kısaca derleme ne demekmiş bir bakalım. İçimizde dağıtmaya meraklı ama bir o kadar da derleyici varsa hodri meydan diyelim. Siz derlediniz de biz mi okumadık?

Bir derleme yazısı akademik bilimsel dergilerde yayınlanmış olan temel kaynakların bir sentezidir. Derleme yazısı kaynakların anlaşılır hale getirilmesini ve yararlı analizlerin formüle edilebilmesini sağlar. Derleme yazarı yeni bir araştırma yapmaz ancak kendi alanındaki yayınlanmış makalelerden yararlanarak alanına yeni bir bakış açısı sağlar. Birkaç tip derleme yazısı yazılır:

a) Durum değerlendirmesi.

Belli bir bilimsel sahada en güncel araştırma konusunda yapılır. Bu derleme alana daha öte araştırmalar yapılması için yeni bir bakış açısı sağlar.

b) Tarihi gelişim derlemesi.

Bir bilimsel sahada tarihi gelişimleri anlatır. Bilimsel alanın nasıl oluştuğunu geliştiğini, alandaki önemli buluşların kilometre taşlarını eğer varsa modelleri ve evolusyonunu derler.

c) Perspektiflerin karşılaştırılması.

Bir bilimsel alanda ortaya çıkmış olan farklı görüş veya bakış açılarını değerlendirerek yeni bir bakış açısı geliştirir.

d) İki farklı bilimsel alanın derlemelerinin sentezini yapan derleme.

Farklı bilimsel alanlarda çalışan bilim adamları bazan ayni konulara yönelirler. Bu durumda kendi alanlarının araştırma ve değerlendirme yöntemlerini kullandıklarından değişik sonuçlar elde edebilirler. Bunları analizleyen ve sonra sentezleyen derlemelerdir.

e) Teorik modellerle ilgili derlemeler.

Bilimsel alanlardaki aynı konuda fakat farklı teorik modellerin analizini içerir ve daha kapsamlı modeller için yeni yaklaşımlar veya aksiyomlar önerir.
Yapılan derleme, başkalarının okuması için yayınlanabilir. Yayınlanma aşamasında yayımın yapılacağı yere göre özel kurallar gözetilerek hazırlanabilir, değerini takdir etmek için hakemler tarafından bu kurallara göre değerlendirilebilirler.

Bu bilgilerden sonra çeviri ile derleme arasındaki farkı kolayca anlayacağız.

29 Nisan 2011

Serenegas

En Stresli Meslekler

Haber: En Stresli Meslekler!

Haberin detayı için tıklayınız.

Hayrettin TAYLAN

Zehirliyorum ruh kaçkınlarını. Bende küçük kalan sevda sevilerine bonibon alıyorum.
—Boşluk arası hoşluk aralığında loğlanıyor umudum. Yeni bir “gsm “operatörü gibi sesine odaklanıyor istemlerim.
—Ocağı sönmüş bir ermiş gibi mistik iklimlere sığınıyorum.
—Yeni bir yemek öğrendim ruh cemalinde uzak kalışlarda. Zihnin izleğinde zahirlerim küresini arar. Kimse ile kimsesiz olgunun düş kısmına düşüncelerimi ekledim. Uzak bir Rint bana seslendi:
“Zihin tıpkı kalabalık gibidir; düşünceler bireylerdir. Ve düşünceler sürekli orada oldukları için sürecin maddi olduğunu düşünüyorsun. Her bir düşünceyi bırak ve en sonunda hiçbir şey kalmaz. Zihin diye bir şey yoktur, sadece düşünce vardır.” Osho
İçe içe oyulmuş içimin içinlerini niçin anlamaz ki yar.
Benden önce, senden sonraların içsel kürence hayıflanırım.
— Hataların aç köpekleri ısırır gerçeklerimden.
Yaralıyım. Yara p/aralıyım.
—Aynı yârdeyim, durmak ile durulanmak arasında yeni bir Arasat açtım. Belalarımı saran sensin.
—Bir yemeği yakar gibi yakma yüreğimi.
Hele en sevdiğim yemeklerin y/akıcılığında
yüreğimin dibi yanmışsa sana olan açlığım bitmez ki.
—Aşk midemde tutku kelebeğini doyuracak kadar sevgin kalmışsa ülserin geçer Dilnaz…
İşte Allah onların belasını versin.
Nokta kadar bir ortak sonumuz var, bitmeyen cümleleri saymazsak beli bir tümcesin.
Permalarımı dört melek onarırdı. Yaralarımın surelerini Cebrail indirmez oldu yarkentime. Herkesin canını alan Azrail senli aşkımın canını almaz oldu. Suruna yakın, huyuna yakın, gidişine yakın, ben’ime yakın İsrafil sensizliği üflemez oldu.
—İçimdeki bütün karalar, kara bahtının sahiline akarken ben bir bir sana erirken Mikail karışmaz oldu.
— Senin dünyanda yaşadığımı bilmiyor mu melekler?
Sen melektin, sen meleklerin aşk bebeği olarak gelmiştin. Bense koca Mecnun. Bana geldiğinde kocamış aşkların deliliğe övgülerini yazıyordum.
—Tenimle tinim arasında aşk dinim yok. Sensizliğin işkencesine almış şeytan. Sen meleklerinle bensizliğin yeni küresini tümlerken. Saatin durmuş yüreğimde.
—Saklambaç oynuyor saklı kalan özlemlerim. Beni zamansızlığa zehirliyor yapayalnızlık.
—Mürg-i dilden bir bülbül beni uyandırır. İçimi çürütürcesine bekleyişim kavurur beni…
—Uçsam son mutluluğuna, kanatlarını açar mısın ki?
—Tazelenir mi ki cemalin ve hayalin?
—Çoktan özledim. Çoğullanıyor isteyişimin arıları. Bir günlerine bal oluyor her şeyim.
—Çaresizliklerim, kendine geliyor. Bu terk ediş çok bezdirdi. Gayrı saplantı gibi işlenmiş olmalı ki y/okların kanıyor her dem.

Hayrettin TAYLAN

Arjin

Bir zamanlar kıyameti kopardılar Taksim’e giremezsiniz diyerek. İşçiler, emekçiler, öğrenciler, işsizler, memurlar, köylüler hayır dediler. Biz 1977
1 Mayıs anısını yaşatmak için taksimde olacağız.
1 Mayıs 1977′de onlarca işçi katledildi…

Gaz bombaları, coplarla engellemeye çalıştılar ancak işçilerin emekçilerin devrimcilerin kararlılığı sonucu artık taksim 1 Mayıs alanı olmuştur. Şimdi her yerin Taksim’e çevrilmesi gerekir. Antidemokratik uygulamalara, ırkçılığa, taşeronlaştırmaya, yoksulluğa, yolsuzluğa, gericiliğe karşı bütün dünya işçileri birleşin… Haydi, 1 Mayıs’a… Yaşasın 1 Mayıs… Bıji Yek Gulan

29 Nisan 2011

Arjin

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !