Mayıs, 2011 icin arsiv

Üç Boyutlu Şiir

Efsane_etrafogullari

İnsanların yüzleri neden hiç gülmüyor?
Neden her zaman ağlamaklı bakıyor etrafına
Ve neden hep acelesi varmış gibi davranırlar ki
Bir yere koşarak gider ve gelirler.
Yol kenarındaki papatyaları kimse fark etmez olmuş
Güven yok olduğundan mıdır bir selamı esirgemeleri
Yoksa kültürel yozlaşmayı mı getirdi dijital çağ?
Sokaklarda in cin top oynarken
Çocuklar evde bilgisayar oynuyor.
Film izlemeye korkar oldu benim gibi insanlar
Sfenks karakterleri, mavi yüzlü avatar, üç boyutlu çizgi filmler
Ve müzikler hiçbirinde müzik aleti yokmuş gibi
Her şey dijital dünyaya mahkûm olmuş
Ben ile hayalimdeki sen hariç…

31 Mayıs 2011

Efsane Etrafoğulları

efsane_mühür-etraf.info

Acemi Aşığım

Orhan_Afacan-etraf

Acemi aşığım senin karşında
Elimde değil, telaşlanıyorum
Sevgi dolu sıcak bakışlarında
Bir kelebek gibi çırpınıyorum.

Heyecandan yüzüm, gözüm nar gibi
Budur mutluluğun belki de rengi
Gönüllerimiz birbirinin dengi
Hayaller içinde kayboluyorum.

İstediğin kadar beni sen sına
Duymadım böyle his bir başkasına
Aradığım aşkı bulmuşçasına
Sevinçten yerimde duramıyorum
Mutluluk koyunda gül oluyorum.

Orhan Afacan

ray charles şarkı söyler

Baris_Erdogan-etraf.info

ray charles karanlıkta şarkı söyler

sözleri bembeyaz

caz yapar

usanmaz

cazın kölesi

.

şiirin kölesi barış aydınlıkta şiir yazar

sözcükleri kapkara

naz yapar

uslanmaz

nazın halesi

Barış Erdoğan

damlası iksir

Baris_Erdogan-etraf.info

çok kısa yazdılar geçmişimizi

damlası deryada

iksir

.

büktüğümüz boyunlar vuruldu

dervişsin artık

sevdiğine

.

uyanma hane boş

kurumuş yolda bir koşu nefes

kesilirsin

.

kuğu yalnızlığı kurumuş nilüferli göl

belki yelkeni toplanmış kalyon

çıkılan son sefer

.

ev içi yalnızlıkları tenha

gelen kalmak istemez taş baskı kitaplarda

öykü sonsuz

Barış Erdoğan

ayazmalar soğuk

Baris_Erdogan-etraf.info

kilise önlerine çıktık çocuktuk ayazmalar soğuk

takdis edilmiş cümleler görmeden

döndük

.

şüphe tuzaklarında şükür yemekleri yedik

şükran günü şuh kadınlarlaydık

dündük

.

şehzadebaşı’nda tattık sandılar aşkı şehrayindik

şehvet toprağımızda afyon

gündük

.

şefkat kılıfımız olsun dedik şarbondu kanımızda

bir şablona oturtulmadan caddelerde

söndük

Barış Erdoğan

aforizmalar – 272

Baris_Erdogan-etraf.info

Tespih çeken aşıkların dudağında muhtemelen iki dua vardır: Allah’ım onu koru, Allah’ım beni de koru.
‎.
Asıl sevgili, sonrakilere giydirilmiş zırh gibidir.
‎.
Bir sır taşıyan dudak yüreğe saklanmış sözlerin telinde daima titrek durur.
‎.
Umut, en uzun süren, en çok süründüren bekleme hastalığıdır.
‎.
Dalgalı denizin sahilinde yalçın dağ olursanız denizi sakinleştiremezsiniz.
‎.
Şaire sormuşlar: Aşık kimdir? Cevaplamış: Kanadı yolunmuş posta güvercini.
‎.
Rodin düşünmeyi öğrettiğinden beri tedirginim; düşünce heykele sığınmış.
‎.
Bakır tencerelerinizi kalaylamazsanız sözünüz zehirli oka dönüşür.
.
Kirlenmiş sayfalarımızdan cümleler okumaya kalkarsak anılar çöplüğünde eşinmiş oluruz.
‎.
Beslendiğin dağı göster, şahin mi karga mı olduğunu olduğunu söylerim.
‎.
Sevmek, iki bedende kalp değişimine gitmektir.
‎.
Bana kızıl bir elmasın diyorsun, oysa ben dal yüzü görmedim.
‎.
Bugün de geride kaldı, sen yarına bak.
‎.
Dünün sayfasında bir şiir değilsen yarının yaprağında destan olamazsın.
‎.
Akmasam ırmak demeyeceksiniz, akıyorum çağlayan demiyorsunuz.
‎.
Müzik, ruhun nefes alma penceresidir.
‎.
Yüzünü boyamayan palyaçolar gerçek hayatın aktörleridir.
‎.
Her tanıdık yüz, beyne çakılmış çividir; izi derinde olan kalıcıdır.
‎.
Yarın, dünün ve bugünün üstüne sürülmüş bir kaşık baldır.
‎.
Çenemin altına sağlam bir dirsek koyun, derin düşüneceğim.
.
Eğer “Narsis”seniz (Narsis=Narkissos=nergis) derinden akan bir ırmakta can verebilirsiniz.
.
Kızılderili olsaydım dediğim günler oldu; hiç olmazsa “yerli” derlerdi, şimdi gittiğim her yerde “yaban” diyorlar.
‎.
Söyleyeceklerinin bildiklerim olduğunu tahmin edemiyorsan beni tanımıyorsundur.

Barış Erdoğan

Aşkımın Sahibisin

hasretim-etraf.info

İnsan kendinden başkasını çok sever mi? Aşk, öyle bir şey ki sevdirir. Hayatta bir çizgi vardır çizginin sağ tarafı mutluluk, sol tarafı hüzündür. İnsanlar genelde çizgidirler, duygularını dengeler. Ne hüzün, ne mutluluk? Eğer kendinden çok sevdiğin biri varsa o sana dengeni şaşırtır. Çok mutlu oldugun an, bir anda çok mutsuz da olabilirsin. İşte sevgi böyle bir şeydir.

Dünyada iki kelimeyle cenneti, küçük bir kırgınlıkla cehennemi yaşatır ama ne kadar küs olsan da, kızgın olsan da, onun var olduğunu, seninle olduğunu bildiğin sürece en mutlu sensindir. Sadece gururun bu gerçeği o anlarda saklar ama bu hep böyledir. Onu gördüğün an kendini unutursun. Tek düşündüğün tek hissettiğin onu çok sevdiğin, onsuz yaşayamayacağındır. Elini tuttuğunda dünya yıkılsa sana zarar gelmeyecekmiş gibi hissedersin. Bilirsin ki o da seni, senin onu sevdigin kadar seviyordur. İki seven kalp, aşkın verdiği sıcaklık ve sahiplik hissi… Bunlar eritir seni. Ve bununla beraber aşkın getirdigi diğer müthiş duygular. Bir de benim için aşk insanın yaşamı boyunca en güzel gördüğü rüyadır. İşte sen benim için böyle bir şeysin.

Gözlerine baktığımda kendimi bulduğum, ellerini tuttuğumda dünyadan koptuğum… Her günün tamamında aklımı işgal eden, kalbimi hiçbir atışında yalnız bırakmayan, hayallerimin tamamını kaplayan mükemmel birisisin. İyi ki varsın. Seni Seviyorum.

23.38
30 Mayıs 2011

Hasretim

Rüyalar

O kaybolmakta olduğumuz rüyalarda
Bulduğunuzda kendinizi
Ve ne kadar çabalasanız da
Çıkamadığınız rüyalarda hissetmek çok korkunçtur.
Çıkmak için koşarsınız ciğerleriniz patlarcasına
Ayaklarınız koparcasına
Koşsanız da yeteri kadar hızlanmadığınızı düşünürsünüz
Ayaklarınızı hissetmezsiniz.
Rüyalar bir yandan hayal ürünüyken
Bir yandan da insanın kişiliğini yansıtır
Böyle rüyalar hem acılı hem de içinden çıkılmazdır.

31 Mayıs 2011

Baran

Aşk bazen bir hayal, bazen de gerçek

Aşk bazıları için bir oyun, bazıları için gerçek bir sevgidir.

Aşk bazıları için önceden çekilmiş bir sinema,

Aşk bazıları için o anda oynanan bir tiyatrodur.

Aşk bazen doğaçlama, bazen de yazılmış senaryodur.

Aşk bazen korkunç bir rüya, bazen de mutlu bir ömür

Aşk bazen üzüntülü, bazen de sevinç dolu bir silahtır.

31 Mayıs 2011

Fatih

Arkadaşından Yüz Çevirme

Arkadaş; bazen seni koruyan bir kalkan

Bazen de arkandan bıçaklayan bir hançer

Bazen seni kandıran yalancı

Bazen doğruyu yüzüne haykıran aynadır.

31 Mayıs 2011

Baran

Hayrettin TAYLAN

Katre katre haykırışlardayım. Ummadıklarım umman olmuş. Ay ‘şemimi eritir mi aşkım.
-Dem vakti takvimlerden ödev alıyor, bir bir dökülüyorum senden. Yazılmayan kaderden müjdeci kuşlar konuyor yarama. Kederimi gagalıyorlar. Oysa vardı elbet bizimde ulaşamadıklarımız. N/azarın son yıktığı can tepesi bizdik.
Aradığımdın, çağırdığımdın, bağırdığımdın, yandığımdın, sönmeyen aşk y/anardağımdın.
-Entari giymiş ay’ı şal olarak kullanan bulutların yandaşıyım bu gece.
-Ay’şemi eritir mi yakamozlar yangınlarıma kardeşken, nemli gözlerine vicdanım okyanus olup seni paklamaya kurbanken bilemedim.
Bizi anlatan yoldaş türkülerin dilindeyim. Beni lal sanıyor s/azlar.
Oysa küle gömülmüş aşkına kul olmuş bahtımın abası hiç susmadı.
H/arlı ulaşılmazların ciğerimin “cigarası “ oluyor. Tüttürüyor beni elemin.

-Yaşanmışlıklar aşınıyor yüreğimde. Her demine hayal şubesi açıyor dünyam. Şimdi söyle nasıl yaşayayım bu sensiz anti- reellerden. Hangi güzelin reçeline meyve olayım. Hangi güzelin ömrüne yama olup seni anayım Bennara…
-Sırdaşım olur serden, yardan geçtiklerim. Bir pınar başında Karacaoğlan olup yeni ceylanın suya gelişini, yüreğimi sallanışını bekliyorum.

“Karac’oğlan kes dilini
Yâre söyleme halini
Şaşırma sen bu yolunu
Aşkın bâkî, yârin fâni”

-Güle bezenmiş gülüşüyle sana benzeyen Suna geliyor .Helal
kıskaçlarına alıyor gece gözleriyle. Ben gece görüyüm senden sonra.
-Bir geceydi beni senden koparan. Bir geceydi teninin defteri dışında hazır kitaplar yazdığım. Bir geceydi işte, bütün gecelerimi “ k/ara” eyledi.
-Dedim ya senden sonra gece körüyüm. Suna gelmiş şu anıma ne yazar ki.

-Geceyi çalan anın çalgıcısıyım işte. Beni anlamaz oldu güzeller.
-Boşuna el güzel için el divan pençe olma demiş aşkın atası.
-Yorgun bir ömrün ortasında Ortadoğu gibi kaldın can sınırımda.
Bir yanım Kudüs, bir yanım İstanbul… Gel de çık işin içinden.
-Yehova ‘nın kızı zevk yatağını sunmuş gece hazır.

“Karacaoğlan der, nedir çareye
Cerrah neyler yürekteki yareye
Gönül düştü şimdi kaşı kareye
Akar gözüm yaşın dindiremedim”

İşte böylesi anlarda anılarımız yırtılır gönül kitabından.
Kitapsız bir aşık yapar sensizliğin. Vuslat ağacın türbe olur hayallerime. Batıl da olsa çaputlar bağlar sana olan bağlarım.
Bir gün kavuşma apoletlerini taktım bahtıma. Yüzümden okunur gül yüzün.
Yanık bir türküye söz olup kapattım senli demleri. Susturulmuş bir çocuk gibi bekledim yeniden beni sevmelerini.
-Ağlamayı unutmuşum meğer. Mama yerine “amalar” sunulunca anladım ki ben çocuk değilim.
-Belkileri oyuncak olarak sunup gitme. Ben büyüdüm sensizliğe, tek başına sensiz kalmaya alıştım. Gözlerindeki yaşları rahatlıkla sil.
Nazardı her şey nazar.

“Karac’oğlan der, kondum, göçülmez
Acıdır ecel şerbeti, içilmez
Üç derdim var, birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm”

Ah Karacaoğlan Ah… Ayrılık varken, yoksulluk, ölüm neyin özetler ki?
Yaslı gülüşlerini gördüm, nemli gözlerini, gözyaşlarını silmesini gördüm.
-En kötüsü kitaplara sığmayacak kadar acıklı sözlerini gördüm. Şimdi halk ozanım, Karacaoğlan, demek aşk eskiden ecele acilmiş.
-Ya şimdi aşk ecelin ciltlenmiş halidir, bilinmezlere, doyumsuzluğa kaplı kitaplar gibi.

Ruhu yayılım ateşlerine atan içsel bombaların can havliyim. Vurulmuşum bin kez. Ölmek ile sevmek arasında “ ayrılık “ yoldaş yaşamaya. Gelmesen de
yazmak benim katığım Bennara. aracaoğlan Benim Bennara

Hayrettin TAYLAN

delikanli

Delikanlı adam
Sevdiklerine her zaman boyun eğer,
Herkesi sevmez,
Severse de ne hale düşeceğini önemsemez,
Bedeli ne olursa olsun sever.

23.56
05 Temmuz 2010

Delikanlı

Günaydın

hasretim-etraf.info

Günaydın kalbimin sahibi
Günaydın aşkların en güzeli
Günaydın aşkların en tatlısı
Günaydın sevgililerin en tatlısı
Günaydın gecemi aydınlatan sabah güneşim.

07.21
30 Mayıs 2011

Hasretim

İbn-i Sina

İbni Sina, matematiğin daha çok kuramsal yanıyla ilgilenmiş, Eukleides’in geometriyle ilgili tanımlarını incelemiş ve tartışmıştır. Astronomi alanında yerin çapını ve boylamlarını hesaplaması sırasında ulaştığı değerler bugünkülere oldukça yakındır. Fizikte özellikle ağırlık, çekim ve hareketle ilgili görüşleri bilim tarihi bakımından önem taşır. Simya (sahte kimya) ile ilgili görüşleri dolayısıyla Cabir bin Hayyan ve Razi’yi eleştirmiştir. Ancak pozitif bilimlerdeki asıl ününü tıp alanında kazanmıştır

İbni Sina tıp tarihinin gözde temsilcilerindendir. Onun bu alandaki çalışmaları, Yunan, Hint ve Iran tıp okulları yanında Müslüman tabiplerin deney ve uygulamalarından da esinlenmiştir. Öncüleri arasında Ferctevsü’l-Hikme’nin yazarı Abi bin Rabben et-Taberi, el-Hiv? adlı dev eserin yazarı, Razi gibi Müslüman bilim adamları sayılabilir. İbni Sina’nın tıpla ilgili çalışmalarının en önemlisi olan el-Kanun, yazarın tabiat bilimine katkısının gözlemsel ve deneysel yaralarını gösteren en iyi kanıttır.

İbni Sina tıpta teşhisin önemini vurgulamış, geçici ve önemsiz hastalıklar için ilaç verilmemesini, cerrahiye daima son çare olarak başvurulmasını, teşhisin sağlıklı yapılabilmesi için hastanın gerektiği ölçüde gözlem altında tutulmasına öğütlemiş; günümüzde büyük önem taşıyan deontoloji (tıp ahlaki) konusunda son derece önemli ilkeler koymuştur.

İbni Sina halk sağlığı, çevre sağlığı, göz, diş, kalp, kan ve damar hastalıkları, cerrahi, yanık tedavisi, spor, çocuk sağlığı, patoloji, eczacılık, koruyucu hekimlik, teşhis ve tedavi yöntemleri gibi tıbbın birçok alanındaki görüş ve uygulamalarıyla tıp bilimine evrensel boyutta katkılarda bulunmuş; bu nedenle kendisine batıda «tıbbın kralı» denilmiştir. Ayrıca, el-Kanun, XllI. yy’dan başlamak üzere çeşitli Batı dillerine çevrilmiş ve birçok kez basılmıştır. Avrupa’da ilk klinik ders 1500’de Padua’da İbni Sina uzmanlarınca verilmiş; el-Kanun çeşitli üniversitelerde zorunlu ders kitabı sayılmıştır. XV. yy’da İngolstadt Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki en büyük dershaneye Avicenne (İbni Sina) adı verilmiştir. Aynı fakültenin doktora yönetmeliğinin 2. ve 5. maddelerinde İbni Sina ve Razi’den birer soru sorulması zorunlu kılınmıştı.

Kaynak: Axess 2000

31 Mayıs 2011

Umarsız

Zafer_Özyıldız-Patozaf

Seninle olsam

Yalnız sana kalsam

Gizlice kapıyı aralayıp

Usulca yanına sokulsam.

Duymadığın bir fısıltı ile seslensem

Nefesim tüylerini okşasa

Boynuna sarılıp sabaha kadar

Uzansam yanına

Hiç sabah olmasa

O gün güneş doğmasa

Sonra düşüncelerine girsem

Rüyalarına misafir olsam

Sonra geldiğim gibi usul usul

Karanlığa dalıp

Kapıyı hafifçe aralasam.

Bilmem fark eder misin yanında olduğumu

Eder misin be umarsız?

31 Mayıs 2011

Patozaf

Mavi Düşlerim

surgun_ruhum

Mavice düşlerimin sahibi
Mavi bakışlı, siyah saçlı güzel kıza dedim ki;
Yaz dedim.
Yazın gel dedim.
Ruhuma anlam kat dedim
Ruhumun anlamsızlığı günden güne bana acı veriyor.
Ve haykırışlarım inletti semaları
Ve halen duymadıysan
Kalp gözün mü köreldi bilmem
Ama şu netice açık ki sende kalp yok.

30 Mayıs 2011
Sürgün Ruhum

cephede birbirimizi görsek

Baris_Erdogan-etraf.info

savaş çıksa

cephede birbirimizi görsek sevdiğim

vurulsak

.

benim sevdiğim kadınlar hep cephede vuruldu

bana resimlerini bıraktılar giderken

ben de kalbimi

.

sizin sevdiğiniz kadınlar da olmuştur

sevgiden ölmüştür

diriltmek için aşkı

.

bir adım uzaklaşıyorsun benden

bir ara

ölüyorum

.

derin baktığım günler de oldu sana

haberin yok

boğuldum

.

başladın uzun bir yolculuğa daha

yarı gizemli yarı esrik

beni keşfet

Barış Erdoğan

ayak sürdüğün topraklar

Baris_Erdogan-etraf.info

ayak sürdüğün topraklara sersem yüzünü

secde etsem bilmezler

tanrı bilir

.

allahım beni günahlarından arındır

her biri bir köşe taşı

şair altında kalır

Barış Erdoğan

akşamcı meyhanelerinde demlenen sarhoş

Baris_Erdogan-etraf.info

aklıma her zaman bir şey gelir: seni çok çok sevdiğim

sabahçı kahvelerinde demlenmiş koyu çaylar gibiyim

aklımdan bir şey daha çıkmaz: seni çok çok sevdiğim

akşamcı meyhanelerinde demlenen sarhoşlar gibiyim

Barış Erdoğan

taksim’e çıkan tramvay

Baris_Erdogan-etraf.info

taksim’e çıkan tramvayda sen de olsan

dönüp baksan sık sık

gülümsesen

utansam

.

taksim’den tünel’e akan tramvayda gene olsan

yanıma otursan

dokunsan

uyansam

.

ben taksim’den geçemem kadınım bir daha

geçsem de tramvaylara binemem

bir daha

yanamam

Barış Erdoğan

ince ağızlı bıçaklar

Baris_Erdogan-etraf.info

ince ağızlı bir bıçak da mı olmaz insanda

ağız boşluğunda sözcük geveleyenleri

ince ince yontmaya

insan çok

.

kör bıçak da mı olmaz insanın zihninde

soyulacak binlerce insan varken

kalın kabuklu

bıçak yok

.

bıçaksız kurtulmanın bir yolu vardır

domateslerin, kızıl biberlerin mutlaka

ince kabuklarından

insan da çok bıçak da

Barış Erdoğan

Hayrettin TAYLAN

Vazgeçilmezliğin mabedine senli tümceler zincirlemesi zenci özlemlerimle yazılıyor.
Y/aralı ufukların gizli öznesi sensin. Ruhu zedelenmiş bir ceylan gibi çöllerimden kaçıyorsun.
-Kızıldeniz nemli gözlerini soruyor. Hani yalnız onun Musa’asasıydın. Hani onca “el” sihirbazının ürettiği yılanların, yalanların asası sendeydi diyordu.
-Hani “asan”, hani aşk meleğin.Neden nemli gözleri akıyor akd/enizine.

S/onsuzluğu s’aklıyorsun uzak kalışların can mağarasında.
- Seni soruyor büyük aşıklar
Meşhur öykün çıkıyor:
“Sevdiği kıza kavuşamadığı için çekip gitmek isteyen gence Bilge sorar:
-Mecnun Leyla’sından vazgeçti mi?
-Hayır.
-Kerem ateşten kaçtı mı?
-Hayır.
-Ferhat dağları delmekten korktu mu?
-Hayır.
-Ya Kocadağlı Ahmet?
Bir süre susup düşündükten sonra genç:
-Onu hiç duymadım ki efendim, deyince
Bilge:
-Tabi duymazsın, o vazgeçti…”
Vazgeçmenin üçüncü boyutunda üçüncü tekil kişinin söylemleri de vuruyor can evimi.Üç bilinmeyenlerin üç boyutlu resimlerinde seni arıyor gibi değilim.
-Pusu kurmuş rüyalarım var.Ya da vicdanım sensizliğin destanını yazıyor.Yeni “manas” sensin.

Bu ç’ağrıların can kalemi sensin. Epik bir yel esiyor, lirik kavuşmaların kavuştaklarında ç/ağlıyor cemi cümlem.
-Kutsanmış gidişlerin iğdişinde beni anlamayan bir sen sureti beliriyor.
Sana kalışın ferfecir demlerinde sözlerin demlemiyor bahtsızlığımı. Yüreğinin süzgecinden geçmiyor sensiz geçen günlerim.
-Yapayalnızlığımın hoyratlarını anlatmıyor bozlaklar. Yar telime uymuyor perilerin nameleri.
-En sevilene en olmak. En sevgiliye en/senden bahsetmek.

P/arantez içlerimi içlerimle dolduruyorum.Bilinmeyenlerin tanımı, eş anlamlı gözyaşlarının anlamı da iç parentezimde.

Hep içimde kalışının can pazarı bugün. İçimde bağıran sey/yar satıcılar.
-Nerdesin diyor. Bu gün var, yarın yok.
İçimde o kadar gizlemişim ki kimse göremiyor,kimse başka aşka satın alamıyor yar.
Tüm yanılgılarım senli yangınlara şifreli.
Tüm vazgeçtiklerim senli “vavlar “ üstüne yazgılı. Dili geçmez zamanların geçmişinde aynan. Şimdiki zaman taramıyor aşk cemalimi.

İşte s’ayıklıyorum geçmişinle şimdilerini.
Y’aram var yar ile.K’aram var senli denizlere.

Sen biliyor musun? Sen ıslanıyor musun bensiz bir hayata.
-Beni çok arayacağına dair içsel dairelerin var.
-Duyuyor musun? Kudurmuş yalnızlıkların iç kurdu iç hesaplamalarımı kemirip duruyor.
-İçi geçmiş bir meyvenin son t/adı olma.
En olmaya kadim ol.
Sen olmaya aşk ol.
Aşk olmaya sen ol.
Olmaya aşk kal.

Hayrettin TAYLAN

Gülme Krizi

Serenegas-etraf.info

Herkesin hayatında günün yorgunluğunu atmak için çeşitli yöntemleri vardır. Beni en çok eğlendiren ve güldüren yaşanmış hikayeler yani itiraflardır. Siz de itiraf etmek isterseniz hiç çekinmeyin. Gülme krizine girme hazır mısınız?

Geceleri çok sıcak olduğundan uyuyamıyorum. Ben de buna kendimce bir çözüm buldum. Kuaför salonlarında saça su sıkılan sprey şişelerinden aldım ve gece sıcaktan bunalınca yukardan püskürtüyorum, sanki yağmur yağıyormuş gibi oluyor ve bayağı bir serinliyorum. Elime ayağıma da püskürtünce onun serinliğinde biraz uyuyabiliyorum ama yanımda yatan sevgili kocam ertesi gün bu durumdan rahatsız olduğunu şöyle ifade ederek beni gülme krizlerine soktu: “Lütfen gece o suyu sadece kendine püskürt, yoksa kendimi manavdaki sebzeler gibi hissediyorum. ”

Arkadaşımın tavsiyesi üzerine, koşu yaparken çok terlemek için göbeğime naylon poşetlerinden sardım. Ucuz ya, fikir mantıklı geldi denedim. Keşke yazıları olan poşeti tercih etmeseydim. Çok terleyince poşetin yazıları bana geçmiş. Artık göbeğim kendisini tercih edenlere teşekkür ediyor ve yine bekliyor…

Bundan birkaç sene önce büyükannemi doktora götürdük. Muayeneden sonra tahlil için gün verip ” Sabah sakın bir şey yemeyin, aç karnına gelin.” diye tembihlendi. Hastaneden çıktıktan 5 dakika kadar sonra büyükannem sessizliği bozdu ve buram buram umut kokan sorusunu sordu. “Kahvaltıda ne ikram edecekler acaba? Aç gelin diye o kadar sıkı tembihlediler…”

30 Mayıs 2011

Serenegas

Hüzünlü Bir Yağmur Damlası

hasretim-etraf.info

Yağmur damlasından sonra seni aradı gözlerim gece boyunca bir ayrılık şarkısı mırıldandı kısılmış sesiyle, ardından gece boyunca saatler yavaş yavaş ilerliyordu gözlerim seni beklememden yorulmuş bir şekilde bakıyordu etrafa…

Sabah oldu uyandığımda ne yazık ki sen yoktun yanımda tüm gece boyunca seni düşleyerek geçirdim. Sen bunu bile bilmeden, bilsen neye yarar ki artık ellerimiz ellerimizden, gözlerimiz gözlerimizden sonsuza dek vedalaşmışçasına uzaklaştı.

Denizleri araladım geçtim artık tüm denizlerin üstüne büyük harflerle sonsuzluk yazdım titreyen ellerimle, ağlayan gözlerimden süzülen yaşlarla… Sen bana bir o kadar yakınsın maalesef bir o kadar da uzaksın, her anımı her saniyeyi çığlıklar eşliğinde bunları düşünerek yazdım kanadı kırılmış kâğıdıma…

Düşüncelerimde düşüncesin, sitemlerimde çağrı, acılarımın içinde aşkımsın, kalbimin içinde ise sen yer alıyorsun bebeğim bunu unutma yağmur gözlüm.

08.53
29 Mayıs 2011

Hasretim

Dili Tutulan Sevgili

Dili Tutulan Sevgili İle Gelin Çiçeği

Halk arasında en çok bilinen aşk hiç kuşkusuz Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Gül ile Bülbülün aşkıdır. Bunlar kadar büyük aşk yaşanmamış mıdır yeryüzünde ? Elbette yaşanmıştır, ama aşkını kalbine gömmüş, anlatamamıştır derdini kimseye. Anlatılamayınca dillere düşmeyen büyük aşklardan biriside Gelincik ile Serçenin aşkıdır. Madem bu kadar büyük biz neden bilmeyiz bu aşkı? Aşkı bilinen kılan başkalarına anlatmak değil midir ama anlatılmamış bu aşk.

Bir gün kırlarda gezen Serçe sabahın seherinde güneşle birlikte açan ince yapılı narin zarif bir çiçek görür, bu bir gelin çiçeğidir. Görür görmezde yıldırım çarpmışa döner. Etrafında gün boyu dolaşır, inceler gönlünü çeleni. Çiçeğin de dikkatini çekmiştir. Çevresinde  mahcup sıkılgan şekilde dolaşıp duran serçe. Serçenin kendi etrafında dönmesinden hem memnun, hem de mahcuptur.

Günler geçer serçe tam bir tutkuyla bağlanır. Aşkını söylemeye çalışır, ama gel gör ki gelin çiçeği cevap veremez utanır, kızarır. Çünkü Gül ile bülbül gibi dillere düşmek istememektedir. Dile düşen, herkesin yanında anlatılan aşkı zayıflık hatta şikâyet eder gibi görmektedir.
-”Şikâyet edilen aşk olur mu hiç, aşktan şikâyetçi olunabilir  mi?” Diye düşünür.
-”Hiç aşk acısını anlatıp ta, ağlayan sızlayan aşk ve âşık yüce olur mu? Yüce olmayan aşk meşhur olsa ne olur?”

Serçe aşkını bağırıp çağırıp adına türküler yakmak istemektedir güzel sesiyle, ama ince narin sevgili buna engel olmaktadır her defasında. Serçe şiirler yazar maniler düzer sevgilisine ama söyleyemez. Uzun zaman sonra çiçekten olur çıkar:
-”Anlat aşkını bana” der.
Uzun zamandır susma orucunda olan serçe iştahla, şevkle ortaya çıkar ama bu dağ lalesine bu gelin çiçeğine tek şey söyleyebilir;
“-cik cik cik.”

Bütün dünya durmuştur, âlem susmuştur bu aşkı dinlemek için ama ne yazık ki ses yok olmuştur. Gelincik üzüntüden yapraklarını döker, sararır solar. Birçok kuş göçmen hayatı yaşarken serçe göçmenin aşkına ihanet olacağını düşünür. Yaz kış demeden aşkını ilk gördüğü kırda bekler belki yeniden hayat bulur, canlanır gelin çiçeği.

Hasbihalim

Okkalı Sözler

delikanli

Bende bir yürek var fakat kaç okka çeker bilmiyorum.

01.12
07 Temmuz 2010

Delikanlı

Benim Güzel Anneciğim

Nurcan_Karadeniz-etraf.info

Ne sevimli bir annesin
Ne tatlıdır senin sesin.
Canım mısın, bilmem nesin?
Benim güzel anneciğim.

Senden yakın kim var bana?
Yüreciğim bağlı sana.
Can bir yana sen bir yana,
Benim güzel anneciğim.

Gülsem güler güzel yüzün,
Ağlamamdan alır hüzün…
Senin geçen ve gündüzün,
Benim güzel anneciğim.

29 Mayıs 2011

Nurcan Karadeniz

Hüzün Denizinde Boğuluyorum

hasretim-etraf.info

Kalmayacaksın, yarım kalacak her şey belki de ve görmeyeceksin; sen giderken gözlerimin dolduğunu, yüreğimin paramparça olduğunu… İçimde yara olacak, yaralı olacağım ve bu beden hep eksik kalacak.

Umutlarım solacak belki de ellerim saçlarımı yolacak ama görmeyeceksin sen sadece gideceksin. Bilmeyeceksin. İlk gördüğüm anda âşık olmuştum sana, sende kendimi görmüştüm, uzak olan beni… Gideceğini bile bile, kalmayacağını bile bile…

Aylar geçecek, içimde umutla, sanki tekrar seninle mutlu olacakmışım gibi yaşayacağım. Tesellim olacak anılarımız, acı verse de umutla bakacağım. Sen gittiğinde çaresiz kalacağım, sensiz yaşamak zor gelecek, ağlayacağım.

Ansızın gülecek, ansızın ağlayacağım. Gülüşlerim kısa bir tebessüm ile sahte, ağlayışlarım acı gerçek olacak, gezeceğim saatlerce, kalabalıkta yürüyeceğim. Kulağımda bir müzik, bir bankta oturup kitap okuyacağım ama ne olursa olsun yürümek de, kitap da, şarkılar da seni anlatacak bana… Ben yine sensizliğe yanacağım.

Yağmur yağacak belki, yine de aldırmadan içimdeki yangını söndürmek için, iliklerime kadar ıslanmak pahasına yürümeye devam edeceğim. Biliyorum ki yağmurlar yetmeyecek iç yangınımı, acımı dindirmeye… Kısaca ben biteceğim belli… Sen belki takmayacaksın, vefasız olacaksın. Belki yeni bi yar bulmuş olacaksın.

Geceleri boynumu eğeceğim rüzgâra aldırmadan… Uykusuz kalacağım, mutsuz olacağım ve ben sensiz, sen bensiz olacaksın. Ne hissedeceksin yokluğumda ya da ne hissetmeyeceksin… Ben senin kokunu özleyeceğim deliler gibi… Yokluğunu bile bile, gelmeyeceğini bile bile özleyeceğim aynı bir gün gideceğini bildiğim ve yine de sevdiğim gibi…

Sabreden kazanırmış, yine teselli… Senin geri gelmeni sağlamayacak sabretmek sadece umut vaat edecek. Şikâyet etmeyeceğim ve sadece mutlu ol diyebileceğim. Sanma ki sevmiyorum… Mutlu olman için içimi çeke çeke gitmene göz yumacağım…

Merak etme sakın taşırım ben hasretinin yükünü, acılarımı da alırım keseme çekilirim yeter ki sen üzülme. Şaşırma sakın sevmiyorsun deme bana… Gitmek istedi mi bir insan gitmiştir çoktan… O yüzden kal da diyemem ama biliyorum ki bir gün sen de gideceksin ve ben biteceğim.

12.50
29 Mayıs 2011

Hasretim

Kırk Gün Süren Bir Düğün

Orhan_Afacan-etraf

Mutluluk, huzur, aşk nasıl bulunur?
Parasız, pulsuz da mutlu olunur
Sanmıyorum evlat böyle korunur.
Baban kırk gün süren bir düğün yapsın
Gelin kuşağına kırk düğüm atsın.

Sen benim gönlümün solmaz gülüsün
Kederli bağrımın şen bülbülüsün.
Gelinlik içinde canlı ölüsün
Baban kırk gün süren bir düğün yapsın.
Gelin kuşağına kırk düğüm atsın.

Samanlık kalmadı köylerde bile.
Giderdik seninle küçük şehre.
Döndü ağzımızın tadı zehre
Baban kırk gün süren bir düğün yapsın.
Gelin kuşağına kırk düğüm atsın.

Orhan Afacan

”İnsanlar göründüğü gibi olmuyorlar”

iskelesine sadık olmayan sandal

Baris_Erdogan-etraf.info

bırakıp gideceğim bir akşamüstü

sadık değilmiş iskelesine bu sandal diyecekler

yüreğine hapsolduğumu nerden bilecekler

.

resimlerini bırak duvarıma

biraz duvara bakarım, biraz çerçeveye

sen içimdeki resimsin zaten

.

kim demiş hüzünlüdür şair kadınsız

sevilir ardında istanbul’u varken

ağzında çiğdem çiğdem sakız

.

karpuz çekirdeğiyle güzelmiş, balık kılçığıyla

insan her yönüyle

sen uçup gittikten sonra

Barış Erdoğan

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !