Ağustos, 2011 icin arsiv

Pişman Oldu Orhan Gazi

Efsane_etrafogullari

İçimdeki Şair bozuntusu yine kararmış gözlerin
Ve yine içki masalarındasın tek dostun kadehler yanı başında.
Sana ne oluyor böyle küsme kelimelere, susturma kelimeleri artık yeter
Yazamamanın korkusunu yen, yen ki başkalaşsın dünya
Başkalaşsın içindeki aşk.

Hacivat’ı olmayan bir Karagöz kuklası görüyorum elinde
Neyi ima etmek istiyorsun anlamak da istemiyorum.
İçindeki aşkın seni bu hale mi getirdi diyorsun
Yoksa gölge oyunu mu oldum aşkın elinde diyorsun
Bunlar bahane şair
Ve sen de bu bahanelerin ardına gizlenmiş
Bir insansın benim gözümde artık…

Bilmez misin ki onlar da insandılar bir zamanlar
Göbekleri kesilmemiş mucize olan iki insan
Karagöz kör cahil
Hacivat ise Horozan Ereni diye tabir edilen iki insan
Karagöz ayaklarının üstünde kalmaya çalışır inşaat ustasıdır çünkü
Hacivat ise aklı selim tavırlarla hareket eder Karagöz’e yardım ederdi
Hazır cevaplarıyla Hacivat insanlara neşe verirdi.
İlk defa aşık olur Karagöz bacılar liderine
Hacivat ilk defa sıva harcı yapar
Hayat sırrını keşfederler kıskanırlar onları ve kellesini keserler
Senin ile benim gibi…

Karagöz benim bu masalda
Sen ise Hacivat
Bir aşkın sırrını saklıyoruz ikimiz
Sen kelimelerden harç yaptıkça
Bacılar liderini görüyorum
Kelle koltuk altında…

31 Ağustos 2011

Efsane Etrafoğulları

efsane_mühür-etraf.info

gece umudu

.
kapı çalınıyor dedi bir adam korku dolu bakışlarla içerdekilere
dedim “gece umudu”dur kapı çalan bu saatte
açılmaz, açılmışsa kapı acıdan kaçınılmaz
geç gelen haber yürek yarasıdır
bekleyelim derim sabahı
bekleyelim
eleyelim acıyı eleğinde
ince eleyelim
.
geçenler var evin önünden kim ola ki dedi içerden bir adam
dedim “gece kurdu”dur kapı çalan bu saatte
bakılmaz, bakılmışsa geçenlere dışarı çıkılmaz
geç giden haber yürek ağrısıdır
yalnızın bağrında
ekleyelim
ekleyelim acının defterine
iyi dinleyelim
.
geçenler evi yıkıyor dedi bir adam eğilip usulca kulağıma
dedim “gece korkusu”dur ev yıkmak bu saatte
gidilmez, gidilmişse bir yerlere dönülmez
geç gelen haber yürek yıkıntısıdır
beklemeyelim sabahı
yükleyelim
acıya sancı yükleyelim
derin inleyelim
.
gelenler “korku çocukları”ydı dedim evdeki adamlara
demedim “gece türküsü”dür vakitsiz gelişler bu saatte
geç gelen sığınır açık kapılara
açalım kucağımızı
yüklenmeyelim adamlara
diklenmeyelim yalnızların isyanınca
isyankarın gözü karadır
bekleyelim

Barış Erdoğan

güçtür iç yolculuğu

.
güçtür iç yolculuğu geç kalınmışsa
acısı akrep kuyruğunda
soran olmaz
dön bak dört yan sahra
çöl bulursa öksüz bir yıldızı emzirir
.
güçtür iç okuyuşlar iç çekilmişse
acısı yürek buyruğunda
okuyan olmaz
dön bak dört yan kaburga
yürek bulursa ince bir sızıyı emzirir
.
güçtür iç bölünmeler iç görülmüşse
acısı çörek otu acılığında
bal katık olmaz
dön bak dört yan kadırga
deniz bulursa bulanmış kıyıyı emzirir

Barış Erdoğan

alfonso – 6

.
Alfonso, bir gün yolda bir anı buldum, kim neden yitirdi dersin?
‎.
Alfonso, ben yokken rüzgar geçmiş, ben miydim yoksa?
‎.
Alfonso, açlığın resmini çizmiş biri, çok korktum.
.
Alfonso, beyazı severim, maviden vazgemem, kırmızı mutlaka olmalı, yeşil zaten gönül rengim, hüzünlü de olurum siyah kalsın, yeşile sarı yakışır, benim ana rengim ne alfonso?
.
Alfonso, bir dize için vurulduğum şiirler oldu, çenesine vurulduğum biri var, ama şiir gibi sürükleyemiyor beni.
‎.
Alfonso, beni şiirin mutfağına götürdüler, kesen var, doğrayan var, temizleyen var, yıkayan var, dolaba kaldıran var, seni göremedim orada.
.
Alfonso, hayat sürpizlerle dolu diyor handan ama hala sürprizim ortalıkta görünmüyor, ne ki?
‎.
Alfonso, denizinden kopmuş dalga olmak ne kadar zormuş, denizimi gördün mü?
‎.
Alfonso, düşündüğüm dille konuştuğum dil birbirini tutmuyor.
‎.
Alfonso, bakma alaca bulaca giyindiğime, aslında içimde düz renkler var.
‎.
Alfonso, ilk kez kendimle baş başa kalayım dedim, kendimden ürktüm.
‎.
Alfonso, sen kabuk bağlamayacak yarayı kapatamazsın.
‎.
Alfonso, ekin tarlasındaki buğday başaklarıyız, sahibimiz geliyoruz, gübrelerimizi serpip gidiyor, şanssızlık mıdır nedir toprağıma zerresi düşmedi.
‎.
Alfonso, sen demiyor musun aslında hepimiz birer kitabız; kimimiz, kapağı açılmadan çöpe atılıyoruz.
‎.
Alfonso, bu sabah arkadaşlarınla kapımda erken kişneyip durdunuz, gidelim gitmesine ama atlar ülkesi yok ki…
‎.
Alfonso, benden hep oyun istedin, bu dünya zaten bir sahne, eşleşecek bir arkadaş bulamadın, sahne dışı yok ki…
.
Alfonso, iyilik ve kötülük unutulmaz, sen hep bunların arasındaki şeyleri yapıyorsun kuzum!
‎.
Alfonso, en iyi dostlardan en iyi düşmanlar yaratılır.

Barış Erdoğan

sözcükler yeşerdi

.
saçlar dağılmamıştı rüzgar yoktu
saçlarını araladı
titreyen elleriydi
“dişlerinin arasına bir söz sıkışmış” dedi adam kadına
“dur, çıkaramayacaksın sen galiba” diye sürdürdü
kadın adama baktı, adam kadına bakamadı
“tamam tamam çıktı, işte, seni seviyorummuş meğer”
kadın rahatladı
.
kolay çıkardı oysa bu tür sözler
dudaklar söylemeye hazır olsun yeter ki
sen demezsen kadınım başkaları der
takılır kalır dişlerinin arasına belki
sözcükler orda eskir
sözcükler orda çürürdü
.
dişçi de değiliz güç bela çıkaralım, acemi bir şairiz
kurtar kurtarabilirsen haydi
dişine göreydi kadının oysa
bu sözler
.
sözcükler kadının ağındaydı
aylardan temmuz
sözcükler eridi
erdi
.
sözcükler kadının dudağındaydı
aylardan nisan
sözcükler yeşerdi
yeşerdi

Barış Erdoğan

hyde parktan geçerken

.
bir gün hayal kurayım dedim hyde parktan geçerken
olur mu demeyin hayal içinde hayal
olur londra’daysanız
kurdum bile
.
sevdiğim bir kadın vardı adı lüsyen
ben ona giderdim bu parka
o bana gelirdi bu parka
bu kez buluşamadık
.
günlerden bir gün ona boşanmaya gittim
baktım yok
günlerden bir gün bana geldi boşalmaya
bakmış ben de yokum
.
baktım olmayacak hayalden kurtulayım dedim hyde parktan geçerken
olur mu demeyin hayal içinde gerçek
olur bal gibi olur kendinizdeyseniz
gerçek içinde hayaldim artık

Barış Erdoğan

kim gördüğünü söyler gökyüzünü

.
kim gördüğünü söyler gökyüzünü sevdiği yoksa yanında
hele mavi olduğunu
bahçesinde bütün çiçekler kurumuştur
dostlar çekip gitmiştir
çöle dönmüştür
baharda
.
kim yüzmüştür sevda ırmağında sevdalısı yoksa yanında
ıhlamurların koktuğundan habersiz
simitleri kokusunu yitirmiş
zeytini yeşil değildir eskisi gibi
sofralar dağılmış kuş yuvaları gibi
ayrılık derin türkülerdir radyoda
.
kim ellerinin ısındığını haykırabilir sevdalısı yoksa yanında
sokak kapısının çalındığını duymaz
çocuk sesleri bitmiştir
dersiniz savaş ertesinde bir kasabadayız
yüzler kaybolmuştur
ya da eskimiştir artık tazelenmez
.
kim şiirlerin kuyruğuna takılmamıştır sevdalısı yoksa yanında
her sözcük derine işleyen bir kurşun
her ses tanıdık
dilenciler bile aranır olur
koşar bakarsın biriyle göz gözesin
ya sevdiğindir ya da şiirdir

Barış Erdoğan

Mevlevi

Tal

Mısır seferinden dönerken Yavuz Sultan Selim Konya dolaylarında mola verir.Bu sırada korkunç bir kasırga çıkar. Herkes, yerden kalkan tozların döne döne yükselişini hayretle seyreder. Padişah Kanunî, bu durumu çok değer verdiği, her zaman yanında bulundurmaktan zevk aldığı büyük âlim Kemal Paşazade’ye sorar:

“Bu neyin nesidir, hocam?”

Hoca şu cevabı verir. Yavuz Sultan Selim’e:
“Burası bildiğiniz gibi Mevlana’nın şehridir efendim. Taşı toprağı Mevlevi’dir.
İşte böyle gördüğünüz gibi durmadan dönerler.”

31 Ağustos 2011

Tal

Yüzsüz Koca

Yaka Rozeti

Genç kadın iş bulmak için hiçbir çaba harcamayan kocasına çok kızıyordu.
Ama kocasının umurunda bile değildi.
Kadın bir gün nihayet
-“Daha fazla dayanamayacağım… Utanç içindeyim…” Diyerek patladı,
-Kiramızı babam, mutfak masraflarımızı annem karşılıyor. Bizi kızkardeşim giydiriyor, arabamızın masraflarını da halam karşılıyor.”
Adam yattığı yerden karısına
-“Bence de utanmakta haklısın hayatım” dedi,
-“İki erkek kardeşinden yıllardır hiçbir şey göremedik…”

31 Ağustos 2011

Yaka Rozeti

Derviş Kaşığı

Zeytin-etraf.info

Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar:
“Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasında ne fark vardır?”
“Bakın, göstereyim” demiş ermiş.
Bir sofra hazırlamış sevgiyi dilinden düşürmeyen ama dilden gönüle de indirmeyen kişileri çağırmış bu sofraya
Hepsi yerlerine oturmuşlar derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da ‘derviş kaşığı’ denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş:
“Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir şart da koşmuş “Öyle kaşığın çukur kısmına yakın yerden tutmak yok”
“Peki” demişler ve çorbayı içmeye girişmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden, sofradaki hiç kimse bir türlü döküp saçmadan götüremiyormuş çorbayı ağzına en sonunda, bakmışlar bu iş olmuyor, vazgeçmişler çorbadan öylece, aç aç kalkmışlar sofradan.
Onlar sofradan kalktıktan sonra, ermiş:
“Şimdi de sevgiyi gerçekten bilip yaşayanları çağıralım yemeğe” demiş
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya Ermiş:
“Buyrun bakalım” deyince de, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki ihvanına uzatıp içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve kendisi de doymuş olarak şükür içinde kalkmış sofradan “İşte” demiş ermiş.
“Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır ve kim ki, kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır”

Herkesin sevgi ile doyması dileğiyle…

31 Ağustos 2011

Zeytin

Kural

Emre_Etraf.info

İlk kural:
” Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

İkinci kural:
“Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiçbir şey, hem de hiçbir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

Üçüncü kural:
” İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

Dördüncü kural:
“Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir.
Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle yaşamaktır.

Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayatındaki her gün bir hediyedir, kıymetini bil.

31 Ağustos 2011

Emre

Paraf

Bir çocuk yüreği var ellerimde
Masum kalmak için çabalayan
Ahir ömründe biraz yorgun, biraz yılgın ama hala umutlu.
Yüreğime dokunabilecek bir yürek olsun isterdim
Aşktın sevdaydın içimdeki sana bakmaya kıyamazdım
Bir annenin çocuğuna ninni söylermişcesine dinlerdim senin sesini
İsra olan gönlümde
Anka kuşu olurdun gözündeki yaş ile gecemi renklendiren…
Yüreğim Kerbela’da Hüseyin gibi bir yudum suya hasret
İçimde bir volkan besleniyor ve ben susuyorum.
Bu kadar etkileyen neydi beni benden alan
Aşkın mıydı yoksa sevda ateşin miydi?
Aşk olsaydı
Mecnun gibi çöllere vururdum yüzünde sürgün ederdim kendimi
Sevda olsaydı
Kayıp kentin insanı olup mülteci olurdum yatağında…
Gölgemle yaşamayı öğredindiğimden beri gözlerinden vazgeçtim
Madem yüreğime dokunamıyorsun, madem seninleyken bile üşüyorum
Kendi yüreğimi kendim ısıtırım.
Çöl olmuş senin yüreğin kendini bile ısıtamazken
Benim yüreğimin senden beklediği kalmadı.
Ağır ağır süzülüp gidiyorum senden
Senin ruhun bile duymuyor.
Savaşsam Uhut’ta Hz.Peygamber misali dişim kırılsa
Ali’m olur musun?
Kanımı yere dökmemek için
Yunus balığı misali beni taşır mısın kusar mısın beni aşk olarak?
Ben senin gözlerinde Kabe’yi tavaf ederken
Gidişin süzülüyordu gözümden ayet ayet.

30 Ağustos 2011

Efsane Etrafoğulları & Paraf

Hata

delikanli

İnsanlar öyle şeyleri kabulleniyor ki, ardına bakıp bir de vay be meğer o kadar dert etmeye değmezmiş bile diyebiliyor. Özellikle aşk konusunda…

İnsanlara ederinden fazla değer verince istemesekte bu duruma düşüyoruz. Tabii ki hatalar karşılıklı lakin kaybedince abartmaya gerek yok.

16.04
02 Ağustos 2011

Delikanlı

Yüreğimi Tavaf Edip H/acı Olmak mıydı Niyetin

Efsane_etrafogullari

Yakmışım sigaramı İstanbul’da Sadri Alışık misali gönül seni aramakta
Şiirler kaleme dökülürken inlerdi bir keman yanıbaşımda
Seni çalardı Suna Kan eşlik ederdi ve seni söylerdi Münir Nurettin Selçuk
Çamlıca’dan kız doğan ay kızkulesinde teninde buluşurdu.
Ağlayan yüreğimde bir tuval oluşurdu
Seni çizerdim seni işlerdim bir nakkaş misali
Çünkü sen mutluğum olurdun.

Kendimi arardım gözlerinde
Kendimi müziğe teslim ederdim seni yaşardım gündüz ve gece
Bir yıldız kayar, ben seni dilerdim gizlice
Eray Altıner piyanoya her dokunduğunda sen de hayallerime konardır umarsızca
Geceye eşlik eder cırcır böcekleri meşk ile raks ederdi fütursuzca…

Ezanlar okunurdu Sultan Ahmet camii’sinden sesin yankılanırdı Uludağ’dan
Irgatlı köprüsündan seni dinlerdim
Karagöz ile hacivat neden öldürüldü diye sorardım
Hayallerimden bir bacı çıkardı sorardı sen niçin bu haldesin diye
Anlardım konuşamazdım
Tıpkı senin beni anladığın ve benimle konuşmadığın gibi…

Şimdi başka gönülleri kendine mesken kılmışsın
Duydum ki maziyi unutmuşsun
İnanmışlar sözlerine, bir tek ben inanmadım yalanına
Unuttum demek bile hatırladığındandır.
Unutamayacağını ikimiz de iyi biliyoruz
Gerçi unutmasan da ne fayda
Anlamını yitireli çok oldu
Yüreğimde aforoz edildin sen.
Şimdi hangi yüreğin kanında dolaşıp zehirliyorsun?
Ona da bana söylediğin sözlerle mi sesleniyorsun?
Galata Köprüsünden kırmızı bir bıraktım boşluğa
Mezarına senden önce gitsin diye…

31 Ağustos 2011

Paraf & Efsane Etrafoğulları

efsane_mühür-etraf.info

Gül Kurusu Akşamlar

Selcuk_gurel-etraf.info

Saat sabahın sekizi gözlerimden yaşlar akıyor sensizliğe
Sesine dün o kadar muhtaçtım ki
Gözyaşlarım dökülüyor sensizliğe
İnan uyandırmamak için zor tuttum kendimi
Uyan uyan bebeğim
Uyan uyan bebeğim
Sesine hasretim
Sana hasretim.
Gittin
Geride boynu bükük kaldım
Ben seni gerçekten çok sevdim
Sen benim nefesim
Sen benim her şeyim
Bilmiyorsun ne haldeyim.
Kan revan içindeyim
Sen gittin
Gönül her yerinden yaralandı kalbim
Ne olursun ya dön gel
Ya da beni de al yanına…

08.01
29 Ağustos 2011

Hasretim

alfonso’nun dramı – 5

.
Alfonso, oğlumu küçükken elinden tutup gezdirdim, şimdi o beni gezdiriyor; ben çocuk muyum?
‎.
Alfonso geçen bir romana fala baktırdım, dedi bir kuyuya düşeceksin, biraz ilerideki falcı da susayacaksın bir kuyuya inip kana kana içeceksin, dedi.
.
Alfonso, çocukken bütün dondurmaların, bütün gazozların, bütün sakızların sana ait olmasını istedin mi?
.
Alfonso, herkes kendi alınyazısı kitabını açıp okumak istiyor, başka kitaplar insanı bunaltıyor.
.
Alfonso, hamurumu yoğururken suyumu fazla kaçırmışlar, cıvıklaştığım anlarda kendimden nefret ediyorum, ama neden değişeyim ki dediğim de oluyor?
.
Alfonso, biz neden kendimizin değil de başkalarının doktoruyuz, neden kendi derdimize düştüğümüzde kendi kendimizi teselli etmekten uzağız da uzanacak bir el ararız?
‎.
Alfonso, haydi bir resim çiz dedikleri zaman neden ev resimleri yaparız? Ben artık denizini yitiren balıkları çiziyorum.
.
Alfonso, Mısır’da piramitim, Paris’te Eyfel Kulesi, Roma’da Pantheon’um herkes biliyor; ama kendimden haberim yok.
‎.
Alfonso, varlığımdan kimsenin haberi yok, yokluğum neden tartışılıyor bilmem?
.
Alfonso, keşke bir ağaçta meyve olsaydım, olgunlaştığımı hissederdim hiç olmazsa, ya şimdi?
.
Alfonso, bugüne kadar sen anlamazsın diyerek bana bir şey sormadılar, ben de kabullendim.
.
Alfonso, insanla karşılaşmak başka insan sürüsüyle karşılaşmak yine başka; senin durumun ne?
‎.
alfonso, başını koyduğun yastığın yumuşak ya da sert olmasının anlamı yok ki…
‎.
Alfonso, bayramın geldiğini bana hiç söylemediler.
‎.
Alfonso, bu ne talihsizlik ki Alaska’da kendi körüme çarptım.
‎.
Alfonso bir ağacın gölgesine sığınırsın serinlersin, bir insanın gölgesine sığınıp derinleşmeyi hiç düşündün mü?
‎.
alfonso, herkes bayramda birbirinden kaçıyor, oysa insan kendinden kaçtığının farkında değil, neden sen de başkalarına yük oluyorsun?
.
Alfonso, hep dış yolculuklardan bahsederiz, gezmediğimiz ülke kalmadı; ama hiç iç yolculuğumuza çıkmadık, neden korkuyoruz?
‎.
Alfonso, bayramın bayram gibi geçmesi için sınırlarını telle değil, kitapla çevirmelisin.
‎.
Alfonso, unutmalısın ki yeni şeyler öğrenesin.

Barış Erdoğan

ölüler gitsin

.
az sonra yoklaması var yedi milyar kişinin dünyamızda
kimse kaytarmasın, sırasını beklesin
başçavuş gelmedi henüz
sağ olanlar kalsın
ölüler gitsin
.
çocuklar ayrılsın onlara kum tanelerini saydıracağım
sahilde ne çıkarsa bahtlarına talih bu deyin
kimse karıştırmasın çakıl taşlarına
denizini kaybeden balıklar varsa
bırakın gitsin
.
mısırlı tahir kum sayarken mevta, arap mevlüt kum fırtınasında
boğulursunuz ama sürünmezsiniz
aşk fırtınasında kalsanız
şansınız yok çıkmaya
çöllerin kıyısı yok
.
şiiri gördüm teyemmüm bozuldu haydi düşün peşime
yağmur geliyor ters çevrilmiş şemsiyeniz
düşüp düşüp ölmek de var
şükür ayaktasınız
bayram geldi

Barış Erdoğan

Trend Duvar Sticker

1e1

Duvar sticker yepyeni dekorasyon alternatifidir.

Artık her evde, her odada değişik şekillerde görmek mümkün. Hiçbir alet kullanmadan, kendinden yapışkanlı özelliği sayesinde dakikalar içerisinde kendi başınıza uygulayabileceğiniz ürünler olduğu için uğraşması çok keyifli.

Uygulama Alanları; Duvar, duvar kağıdı, fayans, ayna, cam, mobilya, beyaz eşyalar, sert zemin döşemeleri, alçıpan, mutfak dolapları.

İç mekanlarda 10 yıl dayanıklılık garantisi veriliyor olması da bir başka tercih sebebi oluyor. Ürün uygulama ve kullanma broşürü ile birlikte yollanıyor. Ben özellikle salonlarda kullanılan modelleri beğeniyorum.

Salona bambaşka bir hava katıyor. Bu neden önemli diyebilirsiniz bence salonlarımız vaktimizin en fazla zaman geçirdiğimiz yer olduğu için her güzelliği hak ediyor.

Trend Duvar Sticker ürünlerinin en büyük farkı piyasadaki ürünler gibi PP Kağıt malzemeden üretilmez. Zaten bunu uygulama yaparken farklı dokusu ile hissediyorsunuz.

30 Ağustos 2011

1e1

Alışmak Sevmekten (Karaoke)

hntr1907

alışmak sevmekten karaoke | izlesene.com

Hunter38

Seni Ansızın Terk Edeceğim

Paraf

Önce zamanları dilim dilim dilimleyeceğim
En az zamanı sana ayıracağım.
Sonra cümleleri kısa kısa keseceğim
En kısa cümlelerle sana hitap edeceğim.
Sıra kelimelere geldiğinde bölük pörçük yapıp
Anlayamayacağın hale getireceğim.
Heceleri ise havalara savuracağım
Sen birleştirmek zorunda kalacaksın
Çözmek için benden yardım alamayacaksın
Çünkü yanında olmayacağım.

İlk defa dilim lal olacak konuştuğum şiirlerle birlikte
Seni istemeyecek bu gece, bu mehtap, bu beden
Anlamsız olacaksın bazı şairlerin yazdığı şiirler gibi
Kelimeler küfre dönüşecek değmeyecek kişi için dilim kirlenecek
İsyanım olacak sözcükler sustuklarımı sindiremeyeceğin için
Çünkü yanında olmayacağım.

Sakın bana neden terk ettin deme
Esirgediğin zamanlarını düşün ve cevabı kendin bul.
Ardımdan boşuna gözyaşı dökme, timsah gözyaşlarına karnım tok
Bir şans daha isteme, tükendi sana tanınan zaman
Kaybetmeden anlamayacaksın ne kaybettiğini
Ve sana bunu anlatırken vicdanımla hesaplaşmayacağım
Çünkü ben üstüme düşeni fazlası ile yaptım.
Eksik olan, az olan sendin
İşte bu yüzden şimdi yalnızsın.

Bugün bak geçmişimize sana hesap soran ben değilim, anılarımız
Birlikte geçirdiğimiz ne kadar güzel vakitlerimiz vardı oysa
Ağlama benim yanımda, ben senin ağlama duvarın değilim.
Arama resimlerdeki sevgi ile bakan gözlerimi artık resmin içindeki Azra yok
Suskunluğumu yırtım bu gece bundan sonra sabrı ile taşı çatlatan Hz.Eyüp değilim
Tüm şarkıları sana miras bırakıyorum ki
Bensizliği tokat gibi yüzünde hisset.

30 Ağustos 2011

Efsane Etrafoğulları & Paraf

Bayram Sürprizi

Serenegas-etraf.info

Karı koca bayram günü yine kavga ederler ve kadın annesini hararetle arayıp,
“Anne artık dayanamıyorum yine kavga ettik. Ben çantamı alıp size geliyorum” der.
Annesi hiç düşünmeden cevaplar:
“Hayır kızım kocan bu sefer hatasının bedelini ödeyecek, ben sizinle yaşamaya geliyorum.”

30 Ağustos 2011

Serenegas

Pasa-etraf.info

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.

Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı.

Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böylece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu.

TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. “Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü”nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar’a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, ordularına: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” emrini verdi.

Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e “gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.

Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur… Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmağa mahkumdurlar.

Atatürk

Yüce Türk Ulusu’nun yaratılışıyla örtüşmeyen işgal altında yaşama durumunun, Ulu Önder Atatürk‘ün komutasındaki kahraman Türk ordusunun büyük başarısıyla bozulduğu ve Türk Yurdu’nun yeniden Türklere kazandırıldığı 30 Ağustos gününü şerefle anıyor, bugün bu topraklarda yaşamamızı sağlayan yiğit Türk erlerinin ruhlarının şad olmasını diliyoruz.

30 Ağustos 2011

Paşa

Efsane_etrafogullari

Şiirler göz boyamak içindir isyanımı dile getirmez ki hiçbir zaman
Bir kelime aşk için ise bin kelime nefret için yazılır her zaman
Gönül gözü kör olur cehennemdeki çığlıkları işitmez kestiğim bu kulaklar
Şairlerin aşkın sevdanın çığlıkları bunlar ağlayan yanan yine biz oluruz
Bir gülü yok ederiz bir varlığı sorgularız bir de sevdamızı yaşarız
Şiirler kabristanında…

Bir hecede bin harfe bölünürüz
Kendimizi anlatmak için bir şiire sığma çabasındayız.
Örseleyemediğimiz öfkerimiz var bazen sevgiliye, bazen de kendimize
Bitmez bu haykırışlar çünkü insan hep kandırdığını zanneder.
Kaybettiğinde anlar değerini bir şans daha ister.
Oysa hayat kimseye ikinci şansı vermez
Ben de veremem.

Benzetmeler kullanırız fakat hiçbirini sevgiliye benzetemeyiz
Çocuksu bakışlar altına gizlenmiş içimde ne çirkinlikler vardır sana dair
Çünkü için için yandığım ve içimdeki aşkı yaktığımsın
Şimdi ise bilemiyorum, düşünemiyorum, hissedemiyorum seni
Bak şimdi selalar veriliyor bir tabut geçiyor yüreğimin taa ordasından.

Ölen benim aşkım değil, ölen sensin sevgili
İçimde seni en derine gömüyorum ve üzerine bir avuç toprak serpiyorum.
Zemheriye dönüyor gecelerim, üşüyorum
Maziye dönüp canlardırdığım anınların ateşinde ellerimi ısıtıyorum.
Benim sana ihtiyacım yok bunu biliyorsun
Gözlerin geliyor aklıma bir mum yakıyorum.

Oysa seni toprak bile kabul etmezken nasıl şiirler kabul etmiş bilinmez
Neden seninle kirletmişim bu kalemi, bu beyaz kağıdı?
Şimdi ise geçirdiğim zamanı yakıyorum Taç Mahal’de
Çarmıha geriyorum bedenimi yasak şehirde
Mezarının başına incir ağacı dikiyorum
Çünkü hala seni seviyorum.

İhanetlerinin bedelini cehennem çukurunda ödüyorsun
İçim acımıyor sevgili çünkü bunu sen istedin.
Yani doğmuş bir bebeğin ten kokusu kadar masumdu sana olan hislerim
Hiç aklıma gelmezdi bu aşkı kirleteceğin
Sen de diğerleri gibiymişsin, çiğ süt emmişsin.
Şimdi bir damla suya hasretsin
Bense aşkımın gölgesinde serindeyim
Cennetimden kovulduğun gün sen bittin.

30 Ağustos 2011

Paraf & Efsane Etrafoğulları

efsane_mühür-etraf.info

delikanli

Bana göre dost olabilmenin en önemli yanı karşınızdakinin hiçbir şekilde eksisini artısını tartışmamaktır.

01.26
15 Ağustos 2011

Delikanlı

Asıl Bayram

bayram5

Müslümanlar’ın inkarcı görüşlere karşı onurlu bir mücadele içinde olmak yerine birbirleriyle çekişmeleri güç ve vakit kaybıdır. Allah, “çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi 46) buyurur ve inananları bu konuda uyarır.


Günümüz dünyasında açlık, yoksulluk, parasızlık en önemli sorunların başında gelmektedir. Yönetimdeki ve ekonomideki aksaklıklar, savaşlar, baskıcı yönetimler insanların yoksulluk çekmelerine neden olmaktadır. Bütün bunlar yaşanırken, Müslümanların bir araya gelmemeleri, dahası bunu istememeleri çok büyük yanılgıdır.  Aralarında mezhep, görüş ve uygulama anlamında çeşitli farklılıklar olsa da bu, “…birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. (Hucurat Suresi,13) ayetiyle bildirildiği gibi tanışıp kaynaşmaları içindir. Farklı olmaları birbirlerinin din kardeşi oldukları gerçeğini değiştirmez. Vicdanlı Müslümanlara düşen, Kur’an ahlakı gereğince bu kardeşliği korumak ve güçlendirmektir.

Bugün Müslümanlar arasında ihtilaf konusu olan konularda fikir birliğine varılamaması nedeniyle tartışma ve çatışmalar yaşanmaktadır. Oysa ihtilaf yerine aklın ve vicdanın yol göstermesiyle ittifak olmalı, kanlı ideolojiler yok edilene kadar fikir mücadelesi sürmelidir.

Çarpık görüşlerin yeryüzünden tamamen kalktığını, ancak terör, anarşi ve zulümler durduğunda anlayabiliriz. Hala masum insanlar katlediliyor ve birçok yerde zulümler devam ediyorsa, kanlı ideolojilerin taraftarları iş başında demektir.

Dünyanın her köşesindeki her sorun, deccali/şeytani yöntemlerle değil, rahmani yöntemlerle çözülür. Yeryüzünde Allah’ın sistemi, şeytanî sistemin yerini almadıkça ızdırabın, acının önüne geçmek mümkün değildir.

O halde öncelikle yapılması gereken, tüm Müslümanlar arasında birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunun yeniden hayata geçirilmesidir… Ve vicdanlı insanlara düşen görev çok açıktır; ”fitne kalmayıncaya kadar” mücadele etmek…

Peygamberimiz (sav), “Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı sarıldıkça asla dalalete düşmeyecek ve sapmayacaksınız; Kur’an ve sünnetim” sözleriyle Müslümanlara uymaları gereken yolu gösterir.

Sorunların çözümü, bütün Müslümanların onun ışığıyla aydınlanan bu yola uyması, birlik olmasıdır. Allah’ın ipine sarılmak, Allah’ın buyruğudur; namaz ve oruç gibi bir buyruktur. Namaz kılmamak nasıl büyük bir yanılgı ise, İslam âleminin birleşmesini istememek de büyük bir yanılgıdır.

Birlik olmaları yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın çektiği sıkıntılara -Allah’ın izniyle- son verecek, dünya barış, huzur ve mutluluğa kavuşacaktır. Böylece Kur’an ahlakının güzelliklerinin yaşanmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. Bu Allah’ın vaadidir ve O’nun dilemesiyle gerçekleşecektir:

“Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.” (Saff Suresi, 9)

Bayram Sabahları


Bayram günleri insanlar büyük hazlar yaşarlar. Sabah kılınan bayram namazları, Rabb’lerinin huzurunda saf tutan müminlerin kardeşliklerinin göstergesidir. Sabah namazıyla başlayan Allah’a yakınlaşma ve kardeşlik ruhu… İslam ruhunu kıyamete kadar devam ettirecek olan, işte budur…

Tüm Müslüman ülkelerde bayramla solunan bu kardeşlik duygusu, umulur ki daha da güçlenir ve namazla saf tutan müminler, kurşunla kaynatılmış gibi, bir arada, gerçek anlamda kardeşliği yaşarlar… Bayram, tüm İslâm dünyası için hayırlara ve birlik yönünde önemli gelişmelere vesile olsun.

Barış, huzur, dostluk mutluluk verecek, ruhumuzu coşkuya açacak, tam bir bayram sevinci yaşatacak olan İttihad-ı İslam… İşte İslam Aleminin asıl bayramı budur.

Fuat Türker

Bayram Şekeri

yüzüne-bakmaya-yetmiyor-zaman

Ey sevgili bir gün birbirimize bayram olursak; ben sana şeker olayım, sen bana kurban ol.

29 Ağustos 2011

Gizem

sana turuncu yakışır ben yansam da

.
turuncuya bürün demiştim şiir sayfalarında beni ararken
turuncu tılsımımdır
hadi şiirde bul beni
.
yorgun düşme yaslan saçlarından ıtır kokusu gelsin
bahar da kokmuyor canım
kıskanmasın söyleyin
.
şimdi balkondan gölgen düşüyor aşağı sarkan çocuklar gibi
gidip silüetini çizeyim
kalıcı olsun bende

Barış Erdoğan

.

biz ne zaman yıldız aradık başımızın üstünde
bir gökkuşağı gelip büyüyü bozdu
çobanların rüyasına döndük
dağımız sarptı
çıkamadık
.
biz ne zaman suda yıldızların aksini aradık
güneş erken doğup büyüyü bozdu
kurbağaların serenedına döndük
gölümüz derindi
giremedik
.
biz ne zaman bahçelerde serçe avına çıktık
bütün avcılar gelip büyüyü bozdu
dağılan çil yavrularına döndük
gökyüzümüz uzaktı
uçamadık
.
biz ne zaman bir kadının saçlarını dağıttık
buğday sapları savrulup büyüyü bozdu
rüzgarın türküsüne kandık
sesimiz kirlendi
duyamadık

Barış Erdoğan

gökyüzünün yarısı senin

.
gökyüzüne çok bakma bu sabah yeşim
gökyüzünün yarısı benim
.
neden saklanırlar bu insanlar ayakları dışarda karanlığa
örtüsünü kaldırıvereceğim şaşırma ha
.
selamı sabahı kestiğimi sanmıştın sokağından geçerken gülünce
sana saygımdandır bak hep elim kalbimin üstünde
.
tebessümle bekleyeyim, yaşam kapında bekçin olayım
fersah fersah yol aldım kalmış sana bir adım
.
bir çocuğu yoğurmak yaptığım en güzel resimdir
yerküreye bıraktığım son dingin sesimdir
.
saklandık erken vakitlerde sobelendik ama hiç ses çıkarmadık
bilmeyiz kimin deryasında alabora oldu bindiğimiz kayık
.
biz belki de farkında değildik almayı unuttuk masada kaldı elimiz
bakışlarımız iç denizlerimize sızan ince bir giz
.
ellerimi okudum homeros’tan kalan bir destanda
tuttuğunu altın edermiş bir anda
.
gökkuşağı çıkarsa korkmayız atıver çoban çığlığı
ip atlasın, oyunlar oynasın şiir çocukları
.
deniz içre denizdik fırtınalarda koylara gizlendik
oysa günlerimiz bir ağaçta sarkar esrik esrik
.
çığlıktır sesimiz sağır kulaklarda bizi hiç duymadılar
ocaklarda közlendik görmez bizi vefasız yar
.
gökyüzüne bak bu sabah yeşim bir daha derin derin
gökyüzünün yarısı senin

Barış Erdoğan

Bir Kadın Öldü

Efsane_etrafogullari

Hüzünlenmemeli aslında senin kendi düşüncelerinde yarattığın aşk için
Ağlayıpta gözlerindeki inci tanesini boşuna akıtmamalı
İçin için sönmüş ateşi tekrar yakmamalı kahrolmamalı düşlerin için
O senin olmayacak ki…

Sesler ağlamaklı hıçkırıklara boğulmuş ya da için için isyanların sesleri
Bu kaçıncı ihanet, bu kaçıncı yok sayışlar, bu kaçıncı gidişler ve
Bu kaçıncı benliğimin içindeki seni öldürmek isteyişim
Benliğimi öldürmek kolay aslında
Ya şiirleri öldürmek…

Bir zamanlar inançsızlık içindeydim aşka sevdaya dair
Yazılar boştu şiirler anlamsız geliyordu
Bir şairin ya da bir yazarın zırvalıkları gibi geliyordu
Aşkı düşlemek için aşkı düşünmek gerekir derlerdi
Ben ise aşkın içine düştüm
Sol yanım acıyor ağlayanım yok.

Şiirler yakınımdaki uzağı anlatırdı
Fi tarihindeki aşkı
Bir de ölü bir kadını.

29 Ağustos 2011

Efsane Etrafoğulları

efsane_mühür-etraf.info

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !