Eylül, 2011 icin arsiv

Okul Duası

Sudecan-etraf.info

Bizleri İdarenin gazabndan, karnelerin azabindan, Hocalarn verdiği notlardan, azad eyle Ya Rabbi…

Tarih derslerine selamet, Fen’e Sosyal’e merhamet, Edebiyat derslerine adalet, Matematiği Bedene benzet Ya Rabbi…

Derslerin zorluğundan, kitapların bolluğundan, durmadan yazmaktan, sen bizi tahsir eyle Ya Rabbi…

Yeni Hocalara nazar muskası, Eski Hocalara emekli dosyası, saç kesen Hocalara sünger makası, biz amin diyen öğrencilere; üniversite nasip eyle Ya Rabbi…

30 Eylül 2011

Sudecan

Karanlıkta Yaşamak

Duraner_Yay-etraf.info

Karanlıkta yaşayarak asla affetmeyi öğrenemezsiniz; ama Rabbinizin ışığına bakarak, kalbinizin duvarlarını her zaman yıkabilirsiniz.

Duraner Yay

Duraner_Yay-etraf.info

Serzeniş

Melis2

Özlersen eğer bir gün beni
Dönmek istersen geriye
Pişman olursan ayrılıktan
Bil ki hiç gitmedin bu gönülden
Geldiğin gün bayram yeri kalbim
Çözmek istersen sensizlikten buz tutmuş yüreğimi
Çekinmeden çal kapısını yeniden gir içeri
Sonsuz olsun gelişin bu gitmeler son bulsun
Yok etmek istemiyorsan seni seven serimi
Duy artık sevgili sana olan bu feryadı figanımı…

volkan konak – yarim yarim (2009 yeni hq klip) | izlesene.com

Melis Gönül

Umut Yağmur Gibi Yağar

delikanli

Umut hayata tutunmak için en önemli durumlardan biri değil midir, boşuna dememişler umutsuz yaşanmaz diye…

20.29
28 Eylül 2011

Delikanlı

Gül Dikensiz Olmaz

1e1

İnsanın kalınından Allah (C.C) hepimizi korusun. Kalın insanlar yalnız kendilerini düşünür, kendileri için ister, kendileri için uğraşır ve bu hayatı yalnız kendisi için yaşarlar.

Ey Gönül
Gülü seviyorsan dikenlerini de seveceksin
Deryayı seviyorsan dalgalarını da seveceksin.
Hayatı seviyorsan ölümü de seveceksin
Sevgiliyi seviyorsan nazını da seveceksin.
Vuslatı seviyorsan firâkı da seveceksin
Ve unutma ki
Her şey incelikten; insan ise kalınlıktan kırılır.

Hz. Mevlana

Bu blog kalın olmayan etraf sitesindeki tüm ince ruhlu dostlarıma ithaftır.

30 Eylül 2011

1e1

Gıcık İnsan Tipleri

Sözlüklerde ‘gıcık’ın karşısında yazılanları biliyoruz ama ne demek istediğimizi çok iyi anladınız. İşte insanın sinirlerini tepesine çıkaran katlanılmaz 23 insan tipi.

1- Sadece ben, ben, ben

Laf sırası onlara geldiğinde sadece kendilerinden söz etmekle kalmayıp ‘O değil de…’ diyerek lafınızı kesen ve sonra şahsi dertlerini anlatmaya geçenler. Dünyanın kendi etrafında döndüğünü zannedenler…

2-Kuyruğa kaynayanlar

Sanki bekleyenler insan değil, bir bahane bulup kuyruğun önüne kaynayanlar en gıcık insan tipi sıralamasında üst sıralara oynar. En fenası, laf ettiğinizde hem suçlu hem güçlü modeli size bağırması, haklıymış rolü yapmasıdır.

3- Dişlerini tıslatanlar

Önce bir ihtiyaçla başlamıştır, sonra tike dönmüştür. Boş bulundukları her anda dişlerinin arasını tıslatarak öttürürler. Onlar farkında değildir ama etrafındakiler bir süre sonra sadece o sesi duymaya başlar.

4- Telefon bağımlıları

Siz karşısına geçmiş hararetli bir şey anlatıyorsunuzdur, onun gözü eldeki telefondan başkasını görmüyordur. Belli ki Twitter mesajlarını kontrol ediyor ama sırf bunu çaktırmamak için bir de sizi dinliyormuş gibi “hı hı” diyerek başını sallıyor.

5- Dürtme beni

Bir şey anlatırken karşısındakine dokunma ihtiyacı hisseden model. Oturur durumdaysanız genelde hareket üst bacağa ya da diz bölgesine olur. Ayaktayken üst kol ve omuz… “Bir git ya” diyemezsiniz.

6- Emrivaki insanları

Aranızda öyle bir yakınlık olduğuna ya da bunu yapmaya hakkı bulunduğuna inanır. Haber vermeden eve gelir, sormadan sizin adınıza karar alırlar. Boğulmak istenen insan tipidir.

7-Yemeğinizden yiyenler

Sizin tabağınızdaki her zaman gözlerine daha lezzetli görünür. “Al hepsini, senin olsun” dersin, istemezler. Başkasının yemeğinden bir çatal, bir ısırık almak onlara ayrı bir zevk verir.

8-Yüksek sesle konuşanlar

Hiç gerek yokken bağıra bağıra konuşan bir model vardır. Artık o ses düzeyi onlara normal gelmeye başlamıştır. Kafa şişirirler, hayattan bezdirirler. Bir de gülmeye başlarlarsa, yanarsınız.

9- Film gevezeleri

Sinemada da olur, evde de… Film izlerken sürekli fikir beyan eden, eleştiren, doğuştan eleştirmen insan tipi seyrettiğinizi burnunuzdan getirir. Bir de bunların bazıları gülme konusunda da iddialıdır.

10- Meze ayarsızları

Sonuçta hep beraber ortak yensin diye masaya gelmiş. Sen haydarinin yarısını nasıl boşaltırsın tabağa? Pilakiyi öyle kaşık kaşık götürmek ayıp değil mi? Sofra adabını bilmeyen çekilmez.

11- Anlıyor musun?

Bir şey anlatırken, bir cümlede üç defa “Anlıyor musun?” diyenler vardır. Sen düzgün anlatırsan anlarım, zekâma niye laf ediyorsun? Biraz daha insaflısı da, “Anlatabiliyor muyum?”a girer. Suçu kendi üzerine alıyor gibidir ama aslında aynı şeyi söylüyordur.

12- Tek gün dostları

Akşam evde parti var deyince damlayan, cenazem var deyince uzaklaşandan hayır gelmez. Garip ama bunun tersi de can sıkıcıdır. Hayatınızda bir kere birlikte bir şey yapmadığınız, muhabbet edip gülmediğiniz insan en kötü günde sağ kolunuz rolü yapar. İkisine de “Bir dakika…” demek gerekir.

13- Her konuda fikri olanlar

Onların uzmanlık alanları hayattır, ilimdir, bilimdir, sanattır, sepettir, her şeydir. Her konuda çok net fikirleri, sizinkine karşılık ileri sürecekleri bir tezleri vardır. Birçoğu saçmasapandır zaten…

14- Kibarlık faşizmi

Allahım ne kadar nazik, hep sizli bizli, her cümlede bir ‘özür dilerim’… Böyle ultra nazik insanların iç daraltıcı, hayattan bezdirici bir yanı vardır. Yanında küfür etmek, lafını kesmek falan istersiniz.

15- Cebinde akrep taşıyanlar

Bir yere gidilir yemek yenir. Siz ne kadar “Mümkün değil, ben ödeyeceğim”ciyseniz, o “Eyvallah o zaman”cıdır. Bir, iki, üç tamam da, her buluşmada cebine akrep koyup gelen adamdan, kadından yavaştan uzaklaşmak gerek.

16- Şarkı hırsızları

Kendi kendinize bir şarkı mırıldanırken aniden dibinizde bitip sizin şarkıyı mırıldanmaya başlarlar. Zaten sahnede falan değiliz, kim kimden niye rol çalıyor? Kendine başka bir şarkı bulup mırıldanamıyor musun?

17- Hayatımın şeysi

Her okuduğu kitap hayatının kitabıdır, her dinlediği grup hayatının müziğidir. Geçen hafta hayatında gördüğü en güzel kasabaya gitmiştir. Her şeyden çok kolay etkilenir, çok fazla büyülenirler. En sonunda karşısındakine fenalık getirirler.

18- Dedikoducular

Keyifli muhabbet etmek imkânsızdır. Çünkü muhabbetten anladığı dedikodudur. Kim kimden ayrıldı, kim kimin arkasından konuştu, son dakika gelişmeleri hep bunda… İç şişirir.

19- Mahremiyet bilmeyenler

Mesela aranızda öyle bir hukuk yokken birden yanınızda soyunurlar. Ya da hiç çekinmeden çantanızı karıştırırlar ya da birden cinsel hayatınıza dair soru sorarlar. Ne zaman bu kadar samimi olduk?

20- Arkadan gazeteye sarkanlar

Normalde size bir zararı yoktur, incileriniz dökülmüyor. Awma siz okurken gazeteye musallat olanlar insanı gıcık eder. Gazeteyi kendisine hediye etseniz o kadar iştahla okumaz ama…

21- Ezbere muhabbetçiler

Bütün hakemler satılmıştır, sol bitmiştir, şeriat geliyordur. Farklı temalarda ezberledikleri birer ikişer cümle vardır, sıradan onları geçerler. Ezberledikleri sadece cümle de değil, o bakış açısıdır. Dümdüz, sığ insanlardır.

22- Yatık koltuk insanları

Şehirlerarası otobüslerde, uçaklarda da büyük beladır ama 15 dakikalık servis yolculuğunda bile oturur oturmaz koltuğu dibine kadar yatırırlar. Arkadakinin bacaklar ezilir, çanta mideyle bütünleşir.

23- Sağlıktan öldürenler

Sağlıklı beslenen, her tür bitkiden, vitaminden, egzersiz çeşidi ve diyetten haberdar olan insanlardır. Bunların hepsi tek tek normal ve tasvip edeceğiniz şeyler ama tek kişide toplandığında ve de hayatın anlamı haline getirildiğinde çok fena bir insan ortaya çıkıyor. Kuyruk yağıyla kovalamak istiyorsunuz.

Sizin gıcığınız hangisine?

30 Eylül 2011

Hanımeli

Cumhuriyet Tarihinin Yalanları

Duygu

İlginç bir kitap okumanızı tavsiye ediyorum.

Elinizdeki kitap, “Resmi tarih yalan söylüyor…” diyerek Cumhuriyet tarihine ve Atatürk’e saldırmanın moda haline geldiği bu günlerde, tarihsel belge ve bilgilerle “gerçekte kimin neden ve nasıl yalan söylediğini” gözler önüne sermek için kaleme alınmıştır. İşte kitapta belgelerle cevap verilen Cumhuriyet tarihi yalanlarından bazıları:

Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında Atatürk’ün herhangi bir etkisi yoktur
Atatürk Kurtuluş Savaşı’na sonradan katılmıştır
Vahdettin hain değil kahramandır.
Kurtuluş Savaşı önemsizdir.
Kurtuluş Savaşı antiemperyalist bir mücadele değildir
İngilizlerle savaşılmamıştır
Güney Anadolu’nun kurtarılmasında Atatürk’ün hiçbir etkisi yoktur.
Çerkez Ethem hain değil kahramandır.
İnönü Savaşı olmamıştır, sonradan uydurulmuştur.
Yazı ve dil devrimi Türkiye’yi tarihinden koparmış, insanları bir gecede cahil bırakmıştır.

Türkiye’nin içeriden ve dışarıdan emperyalist bir kuşatmayla çevrildiği bu günlerde Cumhuriyet tarihi yalanlarını öğrenmek ve bu yalanlara belgelerle cevap vermek çok büyük bir önem taşımaktadır.

Amacım, Atatürk’ün “Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir (önemlidir); yazan yapana sadık (bağlı) kalmazsa değişmeyen hakikat (gerçek) insanlığı şaşırtan bir hal alır” sözü doğrultusunda, “tarih yapana” sadık kalmayan “tarih yazanları” göstermek ve böylece “değişmeyen gerçeğin insanlığı şaşırtan bir hal almasını” engellemektir. Dileğim, bu kitabın, yalancının mumunu söndürüp gerçeğin aydınlığına çıkmak isteyenlere biraz olsun kılavuzluk etmesidir.

Değişik kaygılarla “Cumhuriyet tarihini çarpıtan; Mevlanzade Rıfat, Rıza Nur, Said-i Nursi, Kazım Karabekir, Necip Fazıl Kısakürek, Nihal Atsız, Kadir Mısıroğlu, Sevan Nişanyan, Yalçın Küçük, Fikret Başkaya, İdris Küçükömer, Eric Jan Zürcher, Mehmet Altan, Burhan Bozgeyik, Mustafa Müftüoğlu, Cemal Kutay, Emre Aköz, Atilla Yayla, Halil Berktay, Taner Akçam, Cemil Koçak, Mümtazer Türköne, Engin Ardıç, Mustafa Armağan, Abdurrahman Dilipak v.b. isimlere belgelerle meydan okuyoruz.

Diyor.

Yayinevi: İnkılap Kitabevi
Dizi: Araştırma – İnceleme Dizisi
Baskı Tarih: Eylül 2010
Sayfa: 528
Boyut: 14 x 22 cm
Hamur: 3
Etiket: 23,00 TL

30 Eylül 2011

Duygu Özdemir

Değerlendirme Formları

Öz Değerlendirme: Belli bir konuda bireyin kendi kendisini değerlendirmesidir. Öz değerlendirme öğrencilerin kendilerini keşfetmelerine, güçlü ve zayıf yönlerini tanımalarına yardımcı olur. Ömür boyu kendi performans ve gelişimlerini bağımsız olarak ve gerçekçi şekilde değerlendirmeye yönlendirir. Öğrencilerin bir sonraki adımı tanımlayabilmelerine, kendilerine olan güvenlerini artırmalarına, öğrenme ve değerlendirme sürecine aktif olarak katılmalarına olanak sağlar.

Öğretmen değerlendirme sürecinde öğrencileri dürüst ve açık olarak kendilerini ifade etmeleri konusunda cesaretlendirir. Öğrencilere bu değerlendirmenin, kendi gelişimlerini izlemek ve eksikliklerini gidermek amacıyla yapıldığı açıklanır.

Bu tür değerlendirmenin olumsuz yönleri de vardır. Genellikle kendi performanslarını değerlendirirken yanlılığın varlığı göz ardı edilmemelidir. Başlangıçta kendini değerlendirme, öğrencilerin deneyimsizliği nedeniyle yanılgılara neden olabilir. Yine de öğrenciler daha fazla deneyim kazandıkça aldıkları kararlar daha doğru olacaktır.

Ölçütleri belirlenmiş, yapılandırılmış öz değerlendirme formları ile öz değerlendirmeler yapılabileceği gibi Teknoloji ve Tasarım dersinde proje geliştirme sürecinde tutulacak “günlükler” yardımı ile de öz değerlendirme yapılabilir. Ancak yapılandırılmış formlar yardımı ile değerlendirme yapmak her zaman için ekonomik ve kullanışlıdır. Etkinlikler için kullanılacak öz değerlendirme formları program kılavuzunda verilmiştir.

Dereceli Puanlama Anahtarı (Rubric): Öğrencinin gerçekleştirdiği bir çalışmaya ilişkin performansını, belirlenen ölçütler bakımından yetersizden yetkine doğru belirleyen puanlama anahtarıdır. Herhangi bir çalışmanın puanlanması için geliştirilmiş ölçütleri içeren bir araçtır.

Amaçlarına Göre Dereceli Puanlama Anahtarı;

Dereceli puanlama anahtarı; “Bütüncül” ve “Analitik” olarak iki grupta incelenebilir. Genel olarak belli bir yetenek, ögelerine ayrılmadan bir bütün olarak puanlanıyorsa bu holistik (bütüncül) puanlama olmaktadır (Haladyna, 1997). Bütüncül dereceli puanlama anahtarı, üründeki veya çalışmadaki nitelikler hakkında genişçe hükümlere dayanmaktadır (Moskal, 2000; 2003).

Analitik puanlama anahtarı; belli bir yeteneği ögelere ayırıp her öge için ayrı bir bütüncül anahtar geliştirmekle oluşturulmaktadır. Analitik anahtarın öğrencilerin eksiklerini tanımaları ve düzeltmeleri açısından faydaları çoktur. Analitik puanlama anahtarları iyi tanımlanmış ve detaylı anahtarlardır (Haladyna, 1997; Moskal, 2000).

Değerlendirme Formlarının Kullanımı

Öğretmen, Teknoloji ve Tasarım dersinde öğrencileri “Ölçme ve Değerlendirme” başlığı altında verilen açıklamaları dikkate alarak değerlendirir.

Teknoloji ve Tasarım dersinde öğrenci başarısını belirlemek üzere “öğrenci ürün dosyası ve gözlem formları” kullanılanılır. Her kuşak için hazırlanan öğrenci ürün dosyaları, “dereceli puanlama anahtarı” ile puana dönüştürülür. Öğrencinin ürün dosyalarından alacağı puanlar ile sınıf içi etkinliklerdeki performansını yansıtan puanlar program kılavuzunda verilen öğretmen not çizelgesine işlenir. Bu çizelge yardımı ile aritmetik ortalamaya dönüştürülen puan, nota çevrilerek öğrenci başarısı belirlenir. Öğrencinin sınıf içi etkinliklerdeki performansını puana dönüştürmek amacı ile “gözlem formları” kullanılabilir. Bir dönem için öğrencinin sınıf içi etkinliklerdeki performansını yansıtan en az bir puan verilir.

Değerlendirmeye temel oluşturacak öğrenme kanıtları öğrencinin her kuşak için ayrı ayrı oluşturduğu öğrenci ürün dosyasında toplanır. Öğrenci kuşak içinde birden fazla yaptığı çalışmalardan kendisinin belirleyeceği en iyi çalışmasını ürün dosyasına koyar. Ürün dosyasında, belirlediği çalışmanın gerçekleştirilmesi sürecinde tuttuğu günlükler, kullandığı başvuru kaynakları, günlüklerine kaydedemediği kanıtlar, öz değerlendirme formları vb. yer alır.

Kuşak içinde yaptığı çalışma sürecinde öğrencilerin gelişimi “Gözlem Formu” ile, ürün dosyasının tüm boyutları ise “Dereceli Puanlama Anahtarı” kullanılarak öğretmen tarafından değerlendirilir. Ayrıca her kuşak sonunda bir ürün ortaya çıktığı için bu ürünün gerçekleştirilmesi sürecinde öğrenci tarafından sergilenen çeşitli becerilerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle dereceli puanlama anahtarlarının öğrencinin sergilediği becerileri değerlendirmek amacıyla kullanılması önerilir.

Öğrenci gözlem formları, öğrencilerin sınıf içi etkinliklerde ve üretime yönelik yapılan çalışmalarda sergiledikleri becerileri tutarlı, güvenilir, geçerli biçimde gözlemlemek amacıyla verilmiştir. Ayrıca öğrencilerin sınıf içi etkinliklerdeki performansının değerlendirilmesinde de kullanılabilir.

Öz değerlendirme formları, sınıf içinde yapılan etkinlikler sonrasında kullanılabileceği gibi öğrencilerin ürüne yönelik yaptıkları çalışmalarda da kullanılabilir. Bu çalışmalar karşılaştıkları güçlükleri, becerilerdeki üstün yönleri, planlı çalışmadaki eksik yönleri vb. açılardan öğrencinin kendisini değerlendirmesine fırsat verir. Her kuşakta üretime dönük faaliyetler, sınıf içinde anlamlı ve uğraştırıcı etkinliklerle yapıldığı için bu formların kullanılması önerilir. Öz değerlendirme formlarında amaç öğrenciye not vermek değil, öğrenciye geri bildirim sağlamaktır. Grup değerlendirme formları etkinliğin niteliğine göre kullanılır.

Özgür Karakoç

Korku ve Cesaret

Yaka Rozeti

Korku ve cesaretin arasındaki farkı ortaya koyan bakın neler demiş.

Korku beyni felce uğratır. İlerleme cesaretten doğar.

Korku inanır, cesaret şüphe eder.

Korku yere düşer ve dua eder. Cesaret ayakta durur ve düşünür.

Korku kaçar, cesaret ilerler.

Korku barbarlıktır, cesaret uygarlık.

Korku Tanrılara, şeytanlara, ruhlara inanır.

Korku dindir. Cesaret bilim.

Robert Ingersoll

30 Eylül 2011

Yaka Rozeti

Rakı

Serenegas-etraf.info

Kansas Üniversitesi profesörlerinden Edmond Riche’nin yaptığı bir araştırmada; Anasonla ilgili çarpıcı araştırmalara ulaşılmış. Özel bir işlemle üzüm suyu ile birleştirilen anasonun insan sağlığı üzerinde inanılmaz olumlu etkileri varmış. Benzer bir çalışmayı yürüten Mancester Üniversitesi bio-kimya dali Profesörü Sir Alex Harley üzüm suyu ile rakının en güzel bileşiminin Türk rakılarında olduğunu saptamış.
Harley’e göre bilinçli rakı tüketiminin yararları saymakla bitmiyor.

Rakı bir ya da iki duble içildiğinde:

1- Damarları açarak kan dolaşımını rahatlatıyor.
2-Tansiyon normal seviyesine geliyor.
3-Yeterli kan akışı nedeniyle beyin fonksiyonları hızlanıyor ve tüm vücut rahatlıyor.
4-Üzüm ve anason karışımı karaciğere yardımcı oluyor.
5-Stres sıfır noktasına iniyor ve stresten kaynaklanan çağımız hastalıklarına önemli bir darbe indirilmiş oluyor.
6-Dostlarla ( özellikle sevgiliyle ) birlikte alındığında mutluluk hissi maksimuma ulaşıyor.

Rakının içim biçimi, zamanı, yiyecekler önemli:

1- Rakı Türk usulü içildiğinde (en az 4 duble, yanında bol meze) tam bir zehir etkisi yaratıyor.
2- Rakı kışın saat 17.00’de, yazın 19.00’da içilmeli.
3- Rakının yanında sadece Domates – Salatalık- Beyaz Peynir ve Meyve olmalı. Yoğurt rakının tadını bozar. Tek bir ızgara balık da iyi olur.
4- Rakı yalnız içilmez, mutlaka 1-2 dost olmalı. Rakı daha fazla kalabalığı sevmez.
5-Rakı soğutularak içilir, buz atılmaz, zorunlu buz atılacaksa buz erimesi beklenmeli aksi halde her yudumda rakının tadı bozulacaktır.
Eskilerin deyimi ile dünyadaki en iyi iki ilaç:
- Haricen yakı
- Dahilen rakı imiş.

Bu blog Sevgili Patozaf’a ithaftır.

Sağlığımıza Etraf gönülleri…

30 Eylül 2011

Serenegas

Can Dündar’dan Sözler

yüzüne-bakmaya-yetmiyor-zaman

Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının…
Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.
Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı, nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı…

Can Dündar

Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz… Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu… Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz…

Can Dündar

30 Eylül 2011

Gizem

Dostname

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

Kadınlara uygulanan şiddeti kınıyorum.

30 Eylül 2011

Dostname

Hastanın Yemeği

Lokman Hekim’e:
-Hastamıza ne yedirelim? diye sorduklarında, şu cevabı vermiş:
-Acı söz yedirmeyin de, ne yese olur.

İçimizi en çok yakan, zehirden bile daha etkili olan duyulan acı sözler değil midir?

30 Eylül 2011

Sinem

Af

Zeytin-etraf.info

Affetmek istemediğimiz anlarda bile affetmemiz gerektiğini düşünerek bir şans daha veririz. Bizi rahatsız eden bir duygu da peşinden gelir. Tüm yaptıklarına rağmen affedebiliriz; Zor olan onu affettiğimiz için kendimizi affedebilmektir.

Çünkü affettiğimiz kişi çoğu zaman affedilmeyi hak etmemiştir. Kaybettiği güveni tekrar kazanma ihtimali bile yoktur, her hareketi şüpheliler listesine girip mercek altına alınacaktır. Affedilenler bu gerçeğin farkında olsalar ya af dilemezler ya da affetmeyi gerektirecek davranışlar sergilemezler.

29 Eylül 2011

Zeytin

Beste

Uyku felci, rüya gören bir kişinin rüyasında yaptığı hareketleri aynen yapmasını engellemek için REM uykusu süresince oluşur. Uyku felcinin fizyolojisi hakkında çok az şey bilinir. Bununla birlikte, uyku felcinin beynin pons bölgesindeki motor nöronların post-sinaptik inhibisyonu ile bağlantılı olduğu önerilmektedir. Özellikle, düşük seviye melatonin kasların uyarılmasını engelleyecek şekilde sinirlerdeki depolarizasyon akımı durdurabilir ve rüyada yaşanan fiilin gerçekte yaşanmamasını sağlayabilir (mesela, rüyasında koştuğunu gören bir kişinin gerçekte koşmasını engellemek gibi).

Ayrıca, bu düzensizliği yaşayanlar ve narkolepsiden muzdarip olanlar arasında belirgin bir ilişki vardır. Fakat değişik çalışmalar, çoğu insanın hayatlarında en az bir kez uyku felci yaşadığını göstermektedir.

Bazıları, değişik faktörlerin uyku felci ve halüsinasyonların yaşanma olasılığını arttırdığını rapor etmişlerdir. Bunlar:

1. Sırt üstü yatmak
2. Düzensiz uyuma saatleri; şekerlemeler, çok veya az uyumak
3. Fazla stres
4. Ani çevre/yaşam tarzı değişiklikleri
5. Olaydan hemen önce görülen berrak rüya. Ayrıca berrak rüya durumuna girebilmek için kullanılan bilinçli indüksiyon yaygın bir yöntemdir. WILD olarak da bilinir.
6. Yapay uyku yardımcıları ve antihistaminler.

Cinlerle İlgisi Var mı?

İslam dinine göre ‘karabasan’ ya da halk dilinde olduğu gibi ‘ağır basma’ diye adlandırılan bu olay cinlere bağlanır. Beşer (İnsan) soyu dışında en açık şekilde Kuran-ı Kerim’de tarifi yapılan bir diğer canlı da cinlerdir. Bir tür ateşten yaratıldığı ve insan gibi kendi amelinden sorumlu olduğu bilinir. İslam toplumunda karabasandan muzdarip insanlar hocalara götürülür, muskalar taşır ya da yatağının altına yerleştirilen makas, bıçak gibi metal kesicilerle bu kâbustan kurtulmaya çalışır.

Beste

2.Beyazıt

optimum-etraf.info

Küçük yaştan itibaren tam bir ihtimamla yetiştirilen şehzade Beyazıt, devrin en mümtaz alimleri elinde tahsil gördü. Yedi yaşında iken, Amasya valisi oldu. 1473 Otlukbeli Savaşı’na sağ kol kumandanı olarak katıldı. Babası Fatih Sultan Mehmet’in ölümü üzerine, 20 Mayıs 1481′de tahta geçti.

Ancak Bayezid, kardeşi Cem Sultan’ın muhalefeti ile karşılaştı. Bursa’yı alan ve adına hutbe okutan Cem’e karşı, Yenişehir savaşını kazanan Bayezid duruma hakim oldu. Fakat Cem meselesi sona ermedi. Tersine olarak bu iş, doğu ve batı devletlerinin en çok ilgilendikleri bir problem halini aldı ve imparatorluk bu yüzden daimi bir tehdit altına girdi. Çünkü Papa, Cem vasıtasıyla Avrupa’da Osmanlılara karşı büyük bir ittifak kurabilmek için faaliyete girmişti. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması için en müsait vakit gelmişti. İşlerin tehlikeli bir yola girdiğini gören Beyazıt Han, bu sebeple 16 Ocak 1482′de Venediklilerle bir anlaşma imzalayarak hristiyanlığın en kuvvetli uzuvlarından birini felce uğrattı ve zahiren de olsa onların dostluğunu temin ederek, 17 yıl Osmanlılar aleyhindeki teşebbüslere seyirci kalmalarını sağladı.

Boğdan voyvodasının yıllık vergisini ödememesi ve aleyhte faaliyetleri üzerine 1484 yılında sefere çıkan Bayezid, 15 Temmuz’da Kili ve 11 Ağustos’da Akkerman kalelerini fethetti. Bu sırada Sultan Beyazıt’ın Dulkadir Beyliği üzerindeki hakimiyet meselesi yüzünden, Mısır-Memlük sultanı ile arası açıktı. Daha sonra Memlüklülerin, Cem Sultan’a sahip çıkarak onu Beyazıt’a karşı kışkırtmaları ve Osmanlı hacılarına karşı güçlük çıkartmaları iki devlet arasında bir harbe sebebiyet verdi. Belirli aralıklarla altı sene süren savaş, küçük birliklerin vuruşmaları şeklinde cereyan etmiş ve kesin bir netice elde edilememiştir.

Sultan Beyazıt, kardeşi Cem’in 1495′te Napoli’de vefat etmesinden sonra, Osmanlı Devleti’nin dış politikasına başka bir yön verdi. 1498 senesi ilk ve sonbaharında Silistre sancakbeyi Bali Bey kumandasında 40 bin kişilik akıncı birliği, Lehistan’a Osmanlı tarihinin en büyük akın hareketlerini gerçekleştirdiler. Bu arada Venediklilerin Mora üzerine tecavüzî hareketlerde bulunması üzerine de Sultan, 1499′da Mora seferine çıktı. 25 Ağustos’ta İnebahtı, 9 Ağustos 1500′de Modon ve 16 Ağustos’ta Koron Venediklilerden alındı.

Beyazıt Han batıda daha önemli fetihlere başlama noktasında iken, doğuda büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Bu sebepten dolayı, 1502′den sonra zamanını Safevi hükümdarı Şah İsmail’in türlü entrikalarını karşılamaya hasretti. Memlüklülerle birlikte ona karşı askeri tedbirler aldı. Fakat bilhassa onunla bir ihtilafa düşmemeye çalıştı. Çünkü Anadolu’da kalabalık bir halk kütlesi, Şah İsmail tarafını tutuyordu. Nitekim 1511′de patlak veren Şahkulu Baba Tekeli isyanında Kütahya’yı ele geçiren ayaklanmalar güçlükle bastırılabildi.

Sultan Beyazıt’ın son yılları saltanatı ele geçirmek isteyen oğullarının mücadelesine de sahne oldu. Neticede kardeşlerine karşı daha dirayetli olan ve yeniçeriler tarafından da desteklenen oğlu Selim’e, Allahü teala mübarek etmesi dileğiyle saltanatı teslim etti (25 Nisan 1512).

Beyazıt Han daha sonra Dimetoka’daki saraya giderken Abalar köyü mevkiinde hastalanarak 26 Ağustos 1512 günü vefat etti. İlim sahibi, takva, adalet ve merhametten ayrılmayan, vakarlı ve hilmiyle meşhur bir padişah olduğu için “Veli Bayezid” olarak da bilinir. Beyazıt meydanında kendi külliyesi ile birlikte caminin inşası bitince padişah olduğu için; “Her kim ömrü boyunca ikinde ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında o imam olsun” buyurmuştu. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, sulhde ve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kılmıştır. Sultan Bayezid’in mührünü taşıyan sayısız yazma eserin Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde bulunması onun kültür faaliyetleri arasında dikkati çekmektedir. Memleketin her tarafında imar faaliyetlerini devam ettirdi. Yaptırdığı en önemli eserler arasında, Amasya’da medrese, cami ve zaviye, Edirne’de bir darüşşifa ve İstanbul’da Beyazıt Camii, medrese ve imareti başta gelmektedir.

Kaynak

Optimum

Hayrettin TAYLAN

*Uyarılma kendini atıyor senden sonralara. Sonrasızlığın diz boyu hayatlar sunuyor. Bulanıyor hayat.
-Anlam yüklemeye devam etmeliyim yeni aşklar patikasında.
-S’evgili sevgisizliğin kurumuş ormanını yakmalıyım ateşe. Aşk, ateşten önce yansın diye
*Güncelliyorsun y’aramı. Sonu yok gitmelerin.
-Uygulamalı ruh kendine ödevler bulmalı denek olduğum lirik tayfalara.
Geri dönüşleri haykırsın hasrımızda. Kendine gelsin kendinden gitmeler. Belleğimde kalan senli demleri tarasın kader. Seni gördüğüm ilk bakışın ortasında kalsın ortanca özlemler.
-Komutların aşkın bilişimlerine gelecek olup beni tıklasın yüreğine.
-Yazılım kodların görselliğimizi tümlesin. En farklı olana taşısın bizi veri tabanları.
-Online olsun aşk. Hep seni görsün özlemlerim. Hep ışığın yansın sörf yapan üst benliğim.
Çevrimdışı uyarıcıların bulsun ben’i. Can kırıklarını atsın kader geri dönüşüm kutusuna. Bir daha silinmiş acıları kurtaracak program arama sevgilim. Senin için çok ama çok önemli bir belgenin bilmeden silinmesine benzesin benden gidişin.
-Hiç kurtarılmayacak bir belge gibi dur imkansızlıklarımın sızılarında.
Oysa varsayılan verisin yüreğimin hafızasında. Gitmek, silinmeye benzemiyor. Bir kere yazıldın aşk yazılımlarımda. Teknik bir konu gibi benden gidişin.
-Kurtarılacak bir belge gibi durdun bahtımın silinmezlerinde.Gözümden kaçmaz bu kalakalışın görselliği. Ana bellekten, hard diske atılmış atılmazların var.
-Gidemezsin sevgili.
-Salt okunur belleğinde kalmış aşka kalışlar var.
Ana kartımızda hayata katlanacaklarımız saklı. Saklı kalmışlarımız var. Sandıklarımız orada efsunlu. Sahipsiz kalan umutlarımızı bağlacak bağıllar var.
-Ana merkezi tümleyen tutkumuzun mazisi var orada.
Silinmez misin?
-Sen bütün güzellerin ruhunu yansıtan monitör gibisin. Bütün güzelleri yansıtır aşk yüzün. Ekranımsın aşk ve hasretimin. Ekran koruyucu ilgilerim var seni benden bile saklayan.
Üzerinde harfler, rakamlar ve özel karakterler ile özel işlevleri olan tuş takımlarını bulunduran yaramın klavyesisin. Harf harf seni yazıyorum .”Q “ klavye olmanı istedim. “ F “ klavye kulanamazdım, çocukluk aşkımın şifresiyle seni yazamazdım.
-Sen bütün aşklardan önceydin ilk harfinle ruhuma kadar yazıldın Zindenaz.
-Seslenişimi tek kaydetti ses kartı.
-Susamazsın sessiz bir slayt gibi. Acıklı bir anı sunamazsın.
-Hoparlöre gerek yok. Davudi bir sesim var. Bağırdım dünya bile duydu.
-Seni sevdiğimi haykırdım, hoparlöre gerek yok.
-Sen içinden bağırsam bile burada hissederim. Sen sessizce içinde bağırırken, ben burada ağlamanın belleği oluyor acılar kendi “ cd “ sana sunarken.
1 Byte 8 bit kadar değil algısal hafızam. Seni sığdıramam böyle bilişsel ölçütlere
Sen ilk kez kullanılan yeni versiyonsun sevdamın. Hiçbir şeye, hiçbir donanıma, hiçbir işletim sistemi seni benden fazla belleğine alamaz.
-Hayat virüslerin sığıntısında. Çok bilinmeyen bir virüs gibi belleğime girdin. Sildin yazgımı. Yaralarımda kaldı iletilerin.
-Online özlemlerle başlamıştık. Çevrimdışı bir geçmişin haz gölgesiyle gitmiştin. Oysa çevrimiçi bir sevdanın hep anılan, hep yazılan, hep aklanan, hep tutkulara kumru olan öylesi yaşamların rengisin.
- Bilgisayarın çalışma mantığı ikili sayma sistemine göredir. Bu yüzden bir bit “0″ ya da “1″ in herhangi biridir. Bir bit bilgisayarın en küçük hafıza birimidir ve tek başına bir anlam ifade etmez. Bizim de sevdamız böyledir. Tek başına değersizliğin değeri bile değiliz.
*Bir sistem algılaması değildi, bir aşk yanılsamasıydı çöp kutusuna attığın ayrılıklar, acılar, içi yıkan sızılar.
-Şimdi ilk bakışın , ilk sözün, ilk sarılışın, ilk öpücüğün, ilk damlan gibi basıver bizi bekleyen bilgisayarın yani kavuşmanın düğmesine.
-Açılsın ekran ile gün yüzün, görünsün cemalin. Helalimin görseli ol .Hep aşka, hep sana, hep sana yazılsın sözlerim aşk düğmesini kapatmazken.
-D’okunmalısın harfsiz kaldığım aşkına.

Hayrettin TAYLAN

tavus beyaz

…Her şeyi ’sapasağlam ve yerli yerinde yapan’ Allah’ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88)

Yeryüzündeki canlı ya da cansız her varlıkta sonsuz bir aklın, üstün bir ilmin kanıtlarına rastlarız. Kuşkusuz hepsi Yüce Allah’ın Alim sıfatının tecellileridir. Ancak yaratılmış tüm bu varlıklarda dikkat çeken çok önemli bir özellik daha vardır; özellikle detaylardaki muhteşem incelikte bir sanat…

Allah’ın ’Sani ’ sıfatı, yarattığı her şeyde son derece estetik görünüm, kusursuzluk, ince ve benzersiz bir sanat olarak yansır. Örneğin bedenimiz; kusursuz ve eksiksiz düzenlenmiştir. Tüm organlar olmaları gereken en uygun yerlerdedir, bazı organlar –göz, kalp, beyin gibi- korunaklı yerlere yerleştirilmişlerdir. İnsan vücudunda simetriyi sağlayan ’altın bir oran’ vardır ve özellikle bu nedenle hoş bir görüntüye sahiptir. Ressamlar da tablolarında bu altın oranı kullanırlar.

Yüce Allah birbirinden çok farklı canlılarda ’Sani’ sıfatını yansıtacak detaylar var etmiştir. Bir kuşun kanadında, bir çiçeğin yapraklarında fosforlu renkler varken; bir kelebeğin kanatlarında çok farklı tonlarda yanar döner renkler yaratılmıştır. Birbirinden apayrı, hiçbir benzerliği bulunmayan milyonlarca muhteşem canlı, Yüce Allah’ın eşsiz, benzersiz ve bir örnek edinmeksizin yaratmasıdır…

Allah bu denli farklı görünümde, ancak her biri son derece estetik olan eserlerini göz önüne sererek sanatındaki sonsuzluğu tüm insanlara gösterir. Dileseydi her canlı türünden yalnızca birkaç çeşit de yaratabilirdi. Çok fazla çeşit yaratarak insanları hayran bırakacak, gücünü kavratacak üstün yaratma sanatını sergiler. Ve insan, baktığı her yerde, her santimetrekarede bu sanatın örneklerini görür. Yüce Allah kusursuzca yaratandır.

Allah, insanı “en güzel surette” yaratmış, ona estetikten zevk almayı öğretmiştir. Bu nedenledir ki insan, hem güzel olanı sever, hem de yaptıklarının estetik bir yönü olsun ister. İnsan, canlıların içinde, ‘güzel’ kavramının bilincindeki tek varlıktır.

Kuran’ın işaretleriyle, Allah’ın sanatıyla yarattığı estetik, güzellik ve inceliğe dair pek çok detay müminlerde istek uyandırır. Bu konu, “kulları için çıkardığı ziynet ve temiz rızıklar” için “… dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır…” (Araf Suresi, 32) ayetiyle haber verilir.

Kur’an’ın haber verdiği gibi yeryüzündeki tüm incelik ve güzellikler, onları takdir edebilen, detaylarını görebilen inananlar içindir ve daha da mükemmelleri ahirette yalnız inananlara verilecektir. Var olan her güzellik, onu Vareden’in ürünüdür. Bu yüzden inanan insan güzellikten etkilenir, Rabb’ini hamd eder, O’na şükreder ve gördüğü her güzellik Allah’a daha da yakınlaşmasına vesile olur.

Rabbimiz’in benzersiz ve eşsiz yaratma sanatı, Allah’a olan sevgiyi daha da arttırır. Allah’a duyduğu sevgi nedeniyle, mümin, Allah’ın yarattıklarına karşı da büyük bir sevgi duyar. Allah’ı çok sevdiği için, yine Allah’a sevgi duyan insanlara sevgisi coşkuludur.

Her detayda şükredilmesi gereken bir durum vardır. Çünkü Allah dileseydi yaşam kaynağımız olan suyu, herkesin zevkle içebildiği bir tadda ve kokusuz yaratmazdı. Ayrıca yalnızca bir çeşit yiyecek yaratırdı, bu yiyeceğin tadı da insanın zevk alacağı gibi güzel olmayabilirdi. Ve insanlar yaşamak için bunu yemek zorunda kalabilirdi. Allah genelleme dahi yapılamayacak kadar çok yiyecek yaratmıştır biz kulları için…

Bir tahta parçasına benzeyen küçücük tohumdan, bu denli mükemmel ve çeşit çeşit meyvelerin çıkması, her tohumda ait olduğu bitkinin tüm özelliklerinin şifrelenmiş olması Allah’ın sanatçı sıfatıyla yarattığı ve üzerinde derin düşünülmesi gereken mucizelerdendir.

Allah’ın yaratması çok güzeldir. Örneğin, çiçeklere baktığımızda içimiz ferahlar. Bütün canlılık insana örnektir, ancak insan enaniyeti nedeniyle örnek almaz.

Örneğin çok güzel bir insan düşünelim, güzelliğiyle övünen, büyüklenen… Bu güzelliği kendisi mi tasarlamıştır? Gözlerinin, burnunun, dudaklarının, kaşlarının yaratılmasında kendisinin bir rolü var mıdır?

Bu sorunun cevabı –düşünmeye dahi gerek yok- “hayır” olacaktır. O güzelliğin sahibi , onu tasarlayandır; Yüce Allah’tır. Ve kibirlenmek anlamsızdır; yapmadığıyla övünür mü insan? Üstelik de Allah dilediği anda geri alabilecekken…

Yürürken bir duvarda boyalarla oluşturulmuş harika desenler görsek, bu desenler bir yelpaze görünümünde olsa ve aralarında göz desenleri bulunsa; bunların rastlantısal olarak ortaya çıktığını düşünür müyüz? Sanat değeri olan ve insana haz veren bu desenlerin bir sanatçı tarafından bilinçli bir şekilde oraya resmedildiği açıktır. Peki, ya tüy desenlerinde çok özel ayarlanmış bir tasarım bulunan tavus kuşundaki sanat?..Her resim ve desenin sanatçısının varlığını gösterdiği gibi, tavus kuşundaki desen de Yaratıcı’nın varlığını kanıtlar. Hiç şüphesiz tavus kuşunun tüylerinde ışığı farklı derecede yansıtarak renk değişimleri ortaya çıkaran tasarımı yapan ve onlardan muhteşem desenler çıkaran Allah’tır. Sanatçılar yetenekleriyle Allah’ın sanatını yalnızca kopya ederler. O, sonsuz güzellikleri sanatının içinde kusursuzca yaratandır.

“O Allah ki, Yaratan’dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ’şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)

Fuat Türker

Hüzünlüyüm

Selcuk_gurel-etraf.info

İşte yine sensiz bir gün

Kulağımda hüzünlü şarkılar

Yüreğim sensiz yüreğim kırık.

Biliyorum seni üzdüm

Bu yazdıklarımı belki okuyorsun

Belki de okumuyorsun.

Bildiğim bir şey var o da sensiz yapamıyorum

Kimsenin önünde eğilip af dilemedim

Kimseye yalvarmadım

Ama senden af diliyorum.

Biliyorum kararların katidir

Ama ne olur affet beni

Yapamıyorum sensiz.

10.40
29 Eylül 2011

Hasretim

Ziyan

Zeytin-etraf.info

İnsan güvenmek istiyor sevdiğine ama günümüzdeki ilişkiler öylesine aldatma üzerine kuruluyor ki güven kelimesinin içi boş kalıyor.

Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder hem kendini. Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi, emin olmadığın sevgiye de teslim etme kendini.

Hz Mevlana Celaleddin-i Rumi

Ne istediğini ve ne aradığını bilmeyen insanların ziyanı olmamamız dileğimle…

29 Eylül 2011

Zeytin

Duyulmamış Fıkralar

Serenegas-etraf.info

Bir gün bir baba oğlunu dua ederken duyar. “Allah’ım sen annemi, babamı, ablamı, ninemi ve beni koru” diye. Adam çocuğun dedesini unuttuğunu düşünür ama çocuğa bunu söylemez. Ertesi gün dedeyi araba ezer ve dede ölür. Birkaç gün sonra baba yine duyar “Allah’ım sen annemi, babamı, ablamı ve beni koru” diye. Bu sefer nineyi unutur ve ertesi gün nine merdivenlerden düşer boynu kırılarak ölür. Birkaç gün sonra çocuk yine dua eder “Allah’ım sen annemi, ablamı ve beni koru” diye. Baba kendisinin unutulduğunu fark eder ve ertesi gün başına bir şey gelmemesi için her adımını çok dikkatli atar. Akşam eve gelince karısına sorar.
- “Hanım bugün ben işteyken neler oldu?” diye.
- Karısı “Bizde bir şey olmadı ama sütçü öldü.

29 Eylül 2011

Serenegas

Gregor ve Kan Kehaneti

Duygu

Yeraltı Günlükleri Serisi-3

New York Tımes’ın Çok Satan Serilerinden,
2006 Oppenheım Toy Portfolıo Ödülünün Sahibi

Gregor ve Bot’un Yeraltı ülkesine geri dönmeleri ve orada yaşayan canlıların bir salgından kurtulmalarına yardım etmeleri gerekmektedir. Salgın hızla yayılmaktadır ve hastalığın kendi ailesinden birine de bulaşmasıyla birlikte, Gregor, Kan Kehaneti’ndeki rolünü gerçekten anlamaya başlar. Gregor’un bütün sıcakkanlı canlıların yaşamını tehdit eden biyolojik savaşı sonlandırmak için Yeraltı’ndaki etyiyen bitkilerin bulunduğu bir bölüme gitmesi gerekecektir.

“Serinin bu son derece ilginç bölümü ilk iki kitabın hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak… Karakter gelişimi, tema, hikâye anlatımı ve betimleme olağanüstü; merak uyandıran bölüm sonları hikâyeyi şok edici ve aydınlatıcı sona doğru âdeta sürüklüyor.”
-The Horn Book Magazine-

Collins bu özgün serinin ivme, cazibe ve renkli özelliklerini yeni kitapta da sürdürmekte. Her yeni kitapla, tanıdık bireylerin yeni yönlerini açığa çıkararak karakterleri daha karmaşık hale getirmeye devam ediyor. Bu yaratıcı serinin mevcut hayranları da, yeni okurları da hemen aksiyonun içine çekilecek ve gelecek yeni bölümleri dört gözle bekleyecek.”
-School Library Journal-

“Sağlam, hoş karakterler, kolay okunurluk seviyesi ve durmak bilmez aksiyon, bu seriyi, okumaya istekli olmayan okurlar için bile cazip kılıyor.”
-Voya-

“Collins olay örgüsünü son hızda ilerletiyor. Hikâyenin sonunda başka bir devam kitabı için yeni bir kehanet belirtilmemiş olsa da, okurlar elbette bir yenisini umut edecek.”
-Kirkus Reviews-

“Annenin maceraya eklenmesiyle zaten hızlı, gerilimli olan hikâyeye yepyeni bir dinamizm katılmış. Serinin hayranları bu son çıkan, ustaca anlatılmış maceradan büyük keyif alacaklar.” -Booklist-

Yayinevi: Pegasus Yayınları
Dizi: Roman Dizisi
Baskı Tarih: Ağustos 2011
Sayfa: 304
Boyut: 14 x 21 cm
Hamur: 2
Etiket: 18,00 TL

29 Eylül 2011

Duygu Özdemir

Sabır Taşı

delikanli

O kadar yoruldum ki

Sabretmekten

Umarım

Yanlış bir yerde bitmez

Sabrım…

20.20

28 Eylül 2011

Delikanlı

Beste

1. Kan dolaşımındaki düzensizlikler.
2. Psikolojik gerginlikler.

Eski bir Avrupa şampiyonu güreşçi, bu durumun sebebini şöyle açıklıyor: “İnsanın gece yatış pozisyonu önemli. Sırtüstü yatarsan, vücuttaki kan dolaşımı çok kısa süren bir an, aynI seviyede kalır veya durur. Bu anda vücut, bahsedilen sıkıntıları yaşar. Ama sen bu durumdayken, ufak bir hareket yapsan -bir parmak bile oynatsan mesela- kan, yeniden vücutta dolaşmaya başlar ve sıkıntı dağılır.”

Bu anlattığımız olayın bilimsel adı, “Rapid Eye Movement”tir (REM). İnsanın uykusu, birkaç evreden oluşur. REM döneminde, hızlı göz hareketleri vardır ve beyin aktivasyonu durur. Ama bazı insanlarda beyin aktivasyonu, zaman zaman ya da sürekli durmaz. Vücudu kontrol edemezsiniz; ama bilinçli ya da bilinçsiz çevreyi görebilirsiniz. Bu korkutucu bir durum. Çocukluktan beri “karabasan, karabasan” diye anlatılan hikâyeler, bilinçaltında daha da büyük korkular yaratıyor. Bir daha yaşarsanız, bilinciniz yerinizde ise bu bir sağlık problemi ve uyanmalıyım diye düşünün ve odaklanın. Uyanacaksınız.

Karabasan’ın Belirtileri

Uyku felcinin başlıca belirtisi uyanma öncesi veya uyuma öncesi görülen kısmı veya geçici iskelet kası felcidir. Diğer bir deyişle, bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken hareket edememesi veya konuşamaması hissidir. Uyku felci ile birlikte hypnagogic halisünasyonlar olabilir. Bu halisünasyonlar işitsel, dokunsal ve/veya görsel olabilir. Uyku felci kişi tekrar REM uykusuna dönmeden önce veya tamamen uyanmadan önce birkaç saniye veya birkaç dakika sürebilir. Çok uç durumlarda, 4-5 saat sürdüğü de bilinmektedir:

1. Uyumaya başladıktan birkaç saat sonra çığlık atmaya ve ağlamaya başlayabilirsiniz.
2. Kalbiniz çarpıntınız ve soluk alıp vermeniz sıklaşır.
3. İnsanlar sizi gördüklerinde rahat olmadığınızı fark ederler.
4. Rüyayı kesinlikle hatırlamazsınız.
5. Başkaları size bahsetmedikçe olayı hiç hatırlayamazsınız.

29 Eylül 2011

Beste

Tal

Ölçme ve değerlendirme, öğrenme-öğretme sürecinde öğrencilerin başarılarını saptamak, eksikliklerini belirlemek, öğrencinin süreç içerisindeki gelişimine ilişkin geri bildirim sağlamak amacıyla yapılır. Bu programda değerlendirme, öğrenme sürecine önem verir ve öğrencinin gelişimini izlemeyi amaçlar. Değerlendirme yapılırken öğrencilerin;

1. Problem çözme yeteneklerinin ne kadar geliştiği,

2. Üst düzey düşünme becerilerinin ne kadar geliştiği,

3. Üretim sürecinde ne kadar öz güvene sahip olduğu,

4. Estetik görüşlerinin ne kadar geliştiği,

5. Sosyal becerilerinin ne kadar geliştiği göz önünde bulundurulur.

29 Eylül 2011

Tal

Ürün Dosyası

Öğrenci Ürün Dosyası (Portfolio):

Kuşak süresince öğrencilerin çalışmalarını, harcadığı çabayı, ürünün tüm gelişim aşamalarını kanıtlarıyla gösteren bir dosyadır. Öğrencinin kuşak içi etkinlikler sırasında yaptığı çalışmalarından beğendiği ve performansını yansıttığına inandıklarını seçmesi sonucunda oluşan öğrenci ürün dosyası, aynı zamanda hem öğretmen hem de öğrenci için bir değerlendirme aracıdır.

Öğrenci ürün dosyasının amacı nedir?

Ürün dosyaları birçok amaç için kullanılabilir. Bunlar (Airasian, 1994);

Öğrencilerin tipik performanslarının kaydedilmesi ile gelecek yıllarda öğretmenlere veri sağlamak
Öğrencinin gelişimini kanıtlarla ve daha sağlıklı izlemek
Ailelere öğrencinin performansını göstermek için örnekler sağlamak ve aileyi öğrencinin eğitimine katmak
Öğrencinin öz disiplin ve sorumluluk bilincini geliştirmek ve kendi kendini
değerlendirme becerisi kazandırmak
Bir konu alanında iyi bir performans oluştuğunda, öğrencileri bu performans
hakkındaki düşüncelerle teşvik etmek, güdülemek
Öğretim programında gelişmeye ihtiyaç olan alanları belirlemek
Öğrencileri değerlendirmek

Ürün dosyası nasıl yapılır?

Öğrencinin her kuşak için ayrı ayrı oluşturduğu, değerlendirmeye temel oluşturacak öğrenme kanıtları öğrenci ürün dosyasında toplanır. Bir kuşak içinde öğrenciler bir etkinlik yapmış iseler bunu ürün dosyalarına koyarlar. Eğer öğrenciler birden fazla bireysel etkinlik yapmış iseler en çok beğendikleri, sevdikleri çalışmalarını seçerek ürün dosyalarına koyarlar.

Ancak bunu seçme gerekçelerini açıklarlar. Öğrencilerin her kuşakta hazırladıkları günlükler ve öz değerlendirme çalışmaları da ürün dosyalarına konulur. Etkinlik sürecinde etkinliği destekleyici diğer çalışmalar (araştırma, bulunan belgeler vb.) da ürün dosyasına konur.

29 Eylül 2011

Özgür Karakoç

optimum-etraf.info

Sık sık değişik günlerde çalışılarak. Sıklık toplam çalışılan saatten daha önemlidir. Bir günde 2 saat çalışmak yerine 3 günde 2 saat çalışılmalı.
Duyulan her cümleden sonra ‘Tekrar Düğmesini’, ‘Mikrofon Düğmesini’ ve ‘Kulaklık Düğmesini’ sırasıyla en az bir kez kullanıp her cümleyi tekrar edip kaydederek
‘Kontrol Çubuğunu’  düzgün kullanarak.

Altyazı‘ ve ‘Tercüme‘ düğmelerini kullanmayarak.
2–3 cümlede bir sorulan ‘ Anlama Alıştırmaları‘ sorularına doğru yanıt vererek (Yanlış verilen her cevap çalışma kayıtlarına geçer ve doğru cevap ortalamasını düşürür)
‘Tutor’ a sık sık bakarak ve orada verilen önerilere uyarak.
Study Score( Çalışma Notu )’u +4 ve üzerinde tutarak.
‘Mastery Test’ lerden 85 ve üzeri not alarak.
Çalışma kayıtlarında görülebilen ’Düzey’ i 3 e getirmeden ‘Mastery Test’ i almayarak
Aynı yerde 7–8 dakikadan daha fazla süre harcamayarak.

29 Eylül 2011

Optimum

Kitapsız Yaşam

Duygu

Kitabın önemini vurgulamak için öyle çok söz var ki, ben bu sözlerden sadece ikisini seçtim.

Kitapsız yaşam kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.

Seneca

Kitap okumadığım gün kendimde bir eksiklik hissediyorum.

Kitaplar insanların yolunu aydınlatır.

Çin Atasözü

Ve ben hep aydınlıkta kalmak istiyorum.

29 Eylül 2011

Başarının Sırrı

Dostname

Dünyanın örnek aldığı, gıpta ile baktığı büyük liderin düşüncelerini anlamak başarıya giden ilk adımdır.

Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice belirlemek, sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra artık acaba yapayım mı, yapmayayım mı, diye tereddüt etmemek, tereddütsüz kararı uygulamak.

Ve başaracağıma inanarak uygulamak.

Mustafa Kemal Atatürk

Ulu Önderimizin başarı sırrı işte budur.

29 Eylül 2011

Dostname

Hüzünlü Sözler

Zeytin-etraf.info

Bana gülü soruyorlar; ya elimdeki diken yaraları belli olmuyor ya da yüreğimdeki derin sancıları artık dışa vurmuyor.

Herkesin hüzünleri dökülsün, yerini mutluluklar alsın.

29 Eylül 2011

Zeytin

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !