Ekim, 2011 icin arsiv

Van Depremi

ihtimal1

Umutlar tükenince mi hayat bitmiştir yoksa artık son nefes verilince mi? Ben karanlık soğuk kim bilir kaç kat yerin dibindeyim ümit hala var mı dersiniz? Çaresizlik insana insanlık dışı çok şey yaptırır derler ya peki, elinde imkan olanlar neden bir şey yapmazlar? Sorun yaşamda mı? tek suçlu dünya düzeni mi yoksa buna anlamını barındırmadığı halde düzen diyenler de mi kabahat?

Ben bir kere daha isyan ediyorum insanlara bir kere daha kınıyorum; elindekini arkasına saklayıp ardına bakmadan koşup gidenleri…
Can derinliğinin üstüne kaç kat yıkılmışken yığınlar bunu iki günlük dünyanın malı, kirli parası için çıkarcılığa dönüştüren zihniyeti asla anlayamayacağım ve sonsuza kadar kınayacağım.

Merak ediyorum o yığınların altında kalan onların anaları, eşleri, çocukları, kardeşleri olsa acaba yağmalama yapanlara ne derlerdi, zaruri ihtiyaç olan ekmeği ya da suyu o kadar paraya satın alınca tepkileri ne olurdu?

Peki ya yardım kolilerinden çıkan taş, bayrak, kirli çamaşır ya da abiye topuklu ayakkabılar, mayo gönderen zihniyete ne demeli? Bunları gönderen insanlar hangi çağda kalmışlar acaba?

20.01

31 Ekim 2011

İhtimal

Seni Sevdim

Kardelenimorkidem

Seni sevdim
Çünkü gözyaşlarım seni bulsun istedim.
Seni sevdim
Çünkü ne halde olduğumu gör istedim.
Bıraktığın gibiyim
Ne olursa olsun
Senden hiç vazgeçmedim.

Pclerin Bilgesi

Hasret

gokdeniz

Bak yine döndü gün
Hasretinle yandı gönlüm
Artık gelsen diyorum.

31 Ekim 2011

Gökdeniz

Kadın Hikayeleri – 2

Merve

Gencecik bir kızdı 19 yaşlarında. Hayata merhaba diyordu, umutları vardı yarınlardan beklentileri. Her genç kız gibi evlenip o beyaz gelinliği giymek istiyordu. Yuvasını açmak, eşiyle birlikte çocuklarını büyütmek. Aile kurmak istiyordu. Okumamıştı gerçi o zamanlar kızların okumasına da pek gerek görülmüyordu nasılsa evlenir koca evinde bakılır giderdi. O da uydu bu kurala ya da uymak zorunda kaldı istemesede. Belki de karşı çıkamadı büyüklerine okurum ben okumak istiyorum diyemedi, deseydi dinleyen olurdu belki de.

Bir gün geldi de kısmeti kapıya. İstemeye geleceklerdi onu tanımıyordu bilmiyordu kimdir, necidir heyecanlandı yine de merak sardı içini. Babası annesine söylemişti annesi de ona. Utanmıştı biraz da aslında ama dedim ya heyecanlanmıştıda içten içe. Gündüzden annesiyle hazırlık yaptılar akşam gelecek olan misafirlere. Arada annesine de sorular soruyordu bu misafirler hakkında annesi de bilmediğini söyleyerek onun merakını daha da artıyordu.

Akşam olmuştu ne çabuk geçmişti bugün zaman, hazırlandı kıpır kıpır yüreği ile. Kapı çalındı sonra, o çıkmadı karşılamaya sadece içerdeki sesleri duyuyordu ve daha da merak sarıyordu içini. Annesi geldi yanına kahve yapmasını söyledi. Elleri titriyordu kahveleri yaparken aslında ilk yaptığı kahve değildi bu ama yine de sanki bir anda unuttu kahve yapmayı. Dua ediyordu içinden sürekli titreyen elleri arasından tepsiyi düşürmemek için ve kazasız belasız verdi herkese kahvelerini o ara göz ucuyla da olsa görmüştü kendisine talip olan erkeği.

Bir tuhaf hissetti kendini, kalbi daha farklı attı sanki bir an, değişik şeyler hissetti kendinde. Göz ucuyla da olsa gördüğü erkek yakışıklıydı, hoştu, eli yüzü temiz biriydi içinin ısındığını hissetti ona karşı. Misafirler Allah’ın emrini koyup istediler babası da hayırlısı ise olur deyip bir nevi sözlerini kestiler.

Gece yatağına yattığında o adamı düşünüyordu nasıl biriydi acaba sesini bile duymamıştı ama içi ısınmıştı o yabancıya. Bu düşüncelerle uyudu kaldı, yüzünde bir tebessümle.

Çok uzatmadılar arayı büyükler düğünlerini kısa zamanda yaptılar. Bu arada iyi kötü görmüşlerdi birbirlerini, bir iki kelime de olsa konuşmuşlardı. İyi biriydi karşısındaki adam sakin, güler yüzlü, temiz biriydi. Düğünleri yapıldı köy meydanında, davullar çalındı. O da baba evinden beyaz gelinliği ile çıkmıştı, artık kendi yuvasını kurma zamanıydı.

Yanılmamıştı genç kadın eşi gerçekten iyi biriydi. Onu el üstünde tutuyor üstüne titriyordu, evlilikleri tahmininden güzel gidiyordu bir de gurbetlik olmasa eşinin işi nedeniyle ailesinden uzaktaydılar annesini, babasını, kardeşlerini özlüyordu ama eşi elinden geldiğince bu boşluğu da doldurmaya çalışıyordu.

Sonra bir gün her çiftin istediği olay onların da başına geldi. Hamileydi genç kadın çok heyecanlıydı, çok mutluydu akşam olsun diyordu bir an önce eşine vermeliydi bu güzel haberi. Akşam eşine biraz utangaç, biraz da gururlu bir tavırla bebeklerinin olacağı müjdesini verdi. Genç adam sevinçten ne yapacağını bilmiyordu sıkıca sarıldı karısına. Aylar sonra aşklarının ilk meyvesini kucaklarına aldılar ikisinin de sevinçleri her hallerinden belli oluyordu. Artık bir aileydi onlar aralarına katılan küçücük canla. Yıllar çabuk geçiyordu birkaç yıl sonra ikinci bebekleri dünyaya geldi birbirlerine daha da sıkı bağlandılar daha güçlüydü artık ikisi de.

Bir gün genç adamın çalıştığı yerde bir kaza oldu. Bir arkadaşı ölmüştü. Çok acıydı herkes için. Biraz tatil biraz da hava değişimi için memleketlerine geldiler yanlarında çocukları ile. İyi gelecek diyordu genç kadın bu seyahat bize kocasına ama eşi eskisi gibi değildi. Düşünceliydi hep dalıyordu gözleri, yanında olmaya çalışıyordu elinden geldiğince eşinin genç kadın.

Annelerinin evinde oturuyordu bir gün karıkoca konuşuyorlardı. Çalan telefon bozmuştu sohbetlerini, eşi cevap verdi telefona konuştu birileriyle suratı asılmıştı genç adamın, gerginleşmişti birden ama belli etmemeye çalışıyordu karısına. Konuşma biraz daha sürdü telefonda. Kapattı genç adam telefonu sonra çok sıkkındı canı ve ne olduysa ondan sonra oldu. Patlayan bir tek silah sesiyle yıkıldı tüm umutlar, kana bulandı yarınlar genç adamın eşine söylediği son sözler aradan yıllarda geçse de çıkmadı kadının beyninden. Seni çok seviyorum bitanem kendine ve çocuklarımıza çok iyi bak.

Genç kadın hala bugün gibi yaşıyor o anı silemiyor bir zerresini bile hafızasından ve çok özlüyor eşini ve onunla yaşayamadığı yarınlarını…

Merve

Mutlu Evlilik

1e1

Adam gözlerini açarken zorlanıyordu. ilk gördüğü komidinin üzerindeki bir kutu aspirin ve bir bardak suydu. Ayaklandı ve yatağının üzerine oturdu. Etrafına bakarken, dürülü ütülenmiş kıyafetleri gözüne ilişti. Yatak odası toplanmış ve tertemiz olmuş. Aspirini eline alırken karısının bırakmış olduğu bir notu fark etmiş:

Aşkım, kahvaltın mutfakta hazır, ben evden erken çıktım, alışverişteyim. Seni seviyorum” Mutfağa doğru yönelmiş. Gerçekten de kahvaltısı hazır ve gazetesi de masanın üzerindeymiş. Oğlu da oturmuş kahvaltısını ediyor.

Babası oğluna sordu: “Oğlum, dün gece neler oldu?”
Oğlu: “Ya baba, sorma, sen dün gece saat 3´e doğru eve geldin, zil zurna sarhoştun, neredeyse baygın bir şekildeydin. Bütün mobilyalara vurdun, ortalığı kırıp döktün, salona kustun ve nerdeyse kapıya doğru giderken gözünü çarpıp kör ediyordun”

Babası şaşkın: “Peki oğlum, neden ortalık toplu ve kahvaltım hazır masada?”
Oğlu: “Ha bunlar mı? Annem seni yatak odasına sürükleyip yatağa attı ama tam pantolonunu çıkarırken, “Çek ellerini pis kadın benim mutlu bir evliliğim var” dedin.

31 Ekim 2011

1e1

Maddi Özgürlük

delikanli

Hanımlar oldum olası fırsat kollar erkeği alaşağı etmek için maddi özgürlüğünü aldıkları zaman işte fırsat diyorlar neyse ki böyle düşünmeyen hanımlar var da rahat ediyoruz.

Her şeyi beraber yapmak başka sevgi için gereklidir ama ben de seninle aynıyım yapacaksın tabii demek başka, orada ip kopuyor.

01.09
06 Mayıs 2011

Delikanlı

Türkiye’de Kadınlar Daha Çok Boşanıyor

Türkiye’de boşanan kadınların sayısının çok olduğunu görmek önce şaşırtıyor ama düşününce boşanan kadınları buna iten sebepler sıralanıyor.

‎2008 yılında 25-29 yaş arasında 21 bin 805 kadın boşanırken bu sayı erkeklerde 18 bin 213 olarak belirlendi.

2008 yılında 30-34 yaş arasında kadınlarda 18 bin 829 kadın boşanırken, 20 bin 949 erkek boşandı.

2009 yılında 25-29 yaş arasında boşanan kadınların sayısı 24 bin 413 olarak belirlenirken, boşanan erkek sayısı 19 bin 259 olarak belirlendi.

2009 yılında 30-34 yaş arasında boşanan kadın sayısı 22 bin 46 olarak belirlenirken, boşanan erkek sayısı 24 bin 27 olarak tespit edildi. En az boşanma sayısı ise 16-19 yaş arasında meydana geldi.

2008 yılında 16-19 yaş arasında 2 bin 229 kadın boşanırken, 191 erkek boşandı. 2009 yılında 16-19 yaş arasında 2 bin 223 kadın boşanırken erkeklerde 202 kişi olarak belirlendi.

2008 yılında toplam 99 bin 663 çift boşanırken, 2009 yılında toplam 114 bin 162 çift boşandı.

Kadın boşanma kararını kolay kolay alamazken bu tablo erkeklere çok şey ifade etmeli demek ki sıkıntı veren taraf erkekler oluyor. Bu durumu görmezden gelmek kimseye fayda sağlamaz.

31 Ekim 2011

Yaşar Gündoğdu
Araştırmacı – Yazar

İsyan Mesajları

Serenegas-etraf.info

Sevgili gençler Ananızın Babanızın ismini bari rehbere düzgün kaydedin. Bir gün başınıza bir şey gelse arayacak kimse bulamayacağız.

“annishko” ne?

31 Ekim 2011

Serenegas

Öğrenci Ürün Dosyası (Portfolio)

• Öğrencilerin zaman içindeki çalışmalarının sistemli olarak bir araya getirilmesidir.
• Öğrencilerin gelişimi ve başarıları hakkında bilgi veren bir ya da birkaç alana ilişkin çalışmaların toplandığı dosyadır.

Öğrenci Ürün Dosyası Hazırlamanın Amacı

• Öğrencinin öz disiplin ve sorumluluk bilincini geliştirmek ve kendi kendini değerlendirme becerisi kazandırmak,
• Müfredata bağlı olarak gerçekleştirilen yazılı ve sözlü değerlendirmeler ve standart testler dışına çıkarak, yeni bir değerlendirme yöntemi geliştirmek,
• Öğrencinin gelişimini kanıtlarla ve daha sağlıklı izleyebilmek,
• Öğrencinin gelecekteki öğrenmelerine bilgi sunmak ve ışık tutmak,
• Öğrencilerin arkadaşlarının gelişimini izleyerek birbirlerine yardımcı olmalarını sağlamak ve böylelikle gelecekte yapacakları ekip çalışmalarına başlangıç yapmak,
• Öğrencilerin kendi çalışmalarını değerlendirmeye yardım etmek,
• Öğretmene eğitsel kararlar vermede yardım etmek,
• Aile ile iletişimi sağlamak,
• Ürün ve süreci değerlendirmek için bilgi toplamayı sağlamak,
• Öğrencilerin yeteneklerini sergilemek ve ilgi alanlarını geliştirmek,
• Programın amaçlarını değerlendirmek için eğitimcilere yardım etmek,
• Yazma, okuma ve düşünme becerileri arasında bağlantı sağlamak,
• Öğrencilerin çalışmalarının değerlendirilmesi katılımlarının sağlanması onların çalışmasını teşvik etmek.
Öğrenci Ürün Dosyası Hazırlama Sürecinde Öğretmenin Yapacakları
• Öğrenci ürün dosyasının sınıfa tanıtılması. Varsa bir örneğinin öğrenciler gösterilmesi.
• Öğrencilere ürün dosyasının bir değerlendirme aracı olduğunun söylenmesi
• Öğrenciye ürün dosyası hazırlamada rehber olacak bir yazı hazırlanması
• Öğrenci ürün dosyalarında nelerin bulunabileceğinin söylenmesi (projeler, araştırmalar, problemler, stratejiler dereceli puanlama anahtarları, yazılar vb.).
• Yapılan çalışmalardan belli periyotlarla en iyi ürünün seçilmesi
• Öğrencilerden, her öğrenme ürünüyle ilgili materyali seçmek için bir gerekçe göstermeleri ve çalışmalarını eleştirmelerinin istenmesi
• Öğrencilere akranlarıyla birlikte ürünlerini paylaşma fırsatı verilmesi
• Her aşamanın nasıl değerlendirileceğinin açıklanması öğrencilere puanlama konusunda bilgi verilmesi

Öğrenci Ürün Dosyasının Hazırlanma Aşamaları

• Öğrenci ürün dosyasının amacının belirlenmesi
• Ürün dosyası politikası belirlemek
• Dosyanın hazırlanması ile ilgili hedefler belirleme
(Örneğin, okuduğunu anlama, yeni veya özgün ürünler yaratma, yorum yapma, Türkçeyi doğru ve etkili kullanma vb.)
• Öğrenci ürün dosyasında bulunacak çalışmaların seçilmesi
• Öğrenci ürün dosyasındaki çalışmalara ait değerlendirme ölçütlerinin belirlenmesi
• Çalışmalara ilişkin kayıtların tutulması
• Ailelerle iş birliği yapılması

Teknoloji ve tasarım dersinde hazırlanacak ürün dosyasında;

• Bir kuşak içinde öğrenciler bir etkinlik yapmış iseler bunu ürün dosyalarına koyarlar. Eğer öğrenciler birden fazla bireysel etkinlik yapmış iseler en çok beğendikleri, sevdikleri çalışmalarını seçerek ürün dosyalarına koyarlar. Ancak bunu seçme gerekçelerini açıklarlar.
• Öğrencilerin her kuşakta hazırladıkları günlükler de ürün dosyalarına konulur.
• Etkinlik sürecinde etkinliği destekleyici yapılmış olan diğer çalışmalar (araştırma, bulunan belgeler vb.) istenirse dosyaya konur.

Özgür Karakoç

Oyun Havası

Tal

Mezdeke, Roman Havası, Halay, Zeybek, Horon ve daha niceleri öylesine mozaik bir yapımız var ki her telden oyun havasına sahibiz. Kapı gıcırtısına oynayacak moddayız çünkü oynamayı seviyoruz.

oyun-havasi

Kulağımız küçüklüğümüzden beri her türlü oyun havası müziği ile dolu olduğundan hiçbiri yabancı gelmez ve düğün sahipleri nereli olursa olsun her telden ve her diyardan şarkı ve türkülerle birlikte eğleniriz.

Bizi ayırmak, bölmek isteyenler bizleri bir de oynarken görsünler.

31 Ekim 2011

Tal

optimum-etraf.info

1379 yılında doğdu. Osmanlı padişahlarının beşincisi. Osmanlı Devleti’nin ikinci kurucusu. Babası Sultan Yıldırım Bayezid Han, annesi Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun’dur.

Küçüklüğünden itibaren devrin en yüksek alimlerinden ders aldı. Din ve fen ilimlerini öğrendi. 1393′te devlet idaresinde tecrübe sahibi olması için Amasya’ya sancak beyi olarak tayin edildi.

Ankara Savaşı’ndan sonra parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden birleştirmek için çalıştı. Bu kaos dönemine, fetret devri (1402-1413) denildi. Bu dönemde kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi ile mücadele etti.

En son 1413 tarihinde Çamurlu mevkiinde, Musa Çelebi kuvvetlerini bozguna uğrattı. Edirne’de tahta çıktı. Böylece Osmanlı Devleti’ni karşılaştığı büyük bunalımdan kurtardı. Devletin birliğini sağladı. Elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.

1414′te Anadolu üzerine yürüyerek Aydınoğlu Cüneyd Bey’in elinden Kayacık, Nif ve İzmir’i aldı. Karamanoğulları’na ait Konya’yı muhasara etti. Ancak Karamanoğlu İkinci Mehmet’in af dilemesi ve tabiiyetini arz etmesi üzerine barış yapıldı. Karamanoğlu’nun sözünde durmaması üzerine Konya’yı ikinci defa kuşatarak zaptetti (1415). Daha sonra yapılan antlaşmayla Konya’yı Karamanoğulları’na bıraktı. Beypazarı, Sivrihisar, Akşehir, Yalvaç ve Beyşehir’i Osmanlı’ya kattı.

Daha önce Musa Çelebi ile birleşerek kendisine karşı savaşan ve vergisini göndermeyen Eflak beyi Mirça üzerine yürüdü. Onu Yer-Göğü’de mağlup etti. Mirça, üç yıllık vergisini ödediği gibi, oğlunu da rehin olarak bıraktı. Rumeli’den dönüşünde Candaroğulları üzerine yürüdü. Tosya, Çankırı ve Kalecik’i ele geçirdi. 1416 ve 1420′de ilk defa Tuna ırmağının kuzeyine geçerek Basarabya’ya girdi.

Devrinin en önemli iç hadisesi Şeyh Bedrettin isyanıdır. Şeyh Bedrettin, İslam’a uymayan sapık fikirler sahibiydi. Bu ayaklanmayı zamanında bastırdı. Yakalanan Şeyh Bedrettin, İslam alimlerinin fetvası üzerine idam edildi.


Aynı yıl Rumeli’de taht mücadelesine giren kardeşi Mustafa Çelebi’yi yenilgiye uğrattı. Mustafa Çelebi kaçarak, Bizans imparatoruna sığındı. Bu olaydan kısa bir süre sonra, Edirne’de avlanırken rahatsızlandı. Çok geçmeden de 26 Mayıs 1421 tarihinde vefat etti. Naşı, Bursa’ya getirilerek Yeşil Türbe’ye defnedildi.

Osmanlı Devleti’nin ikinci kurucusu kabul edilen Çelebi Mehmet, sabırlı, azim ve irade sahibi, sözüne ve vaadine sadık, vakur bir hükümdardı. Sekiz yıllık yönetim süresini İslam dinine hizmetle geçirdi. Küçük ve büyük yirmi dört muharebede bulunarak kırka yakın yara aldı.

İçte ve dışta daimi olarak din ve devlet düşmanlarıyla mücadele halinde iken yazdığı bir şiiri:

“Cihan hasm olsa, Hakk’tan nusret iste!
Erenlerden dua ve himmet iste!”

beytiyle başlamaktadır.

Çelebi Mehmet Bey, Resul-i Ekrem’in mübarek komşularının dualarını almak için her sene onlara hediyeler gönderme adetini başlattı. Sürre alayı adı verilen bir heyetle Mekke ve Medine’deki mübarek yerlerin bakımı için sarf edilirdi.

Memleketin imarına büyük önem verdi. Bursa’da Yeşil Türbe ile bir cami, medrese ve imaret, Edirne’de bir cami ve bedesten, Amasya’da da oğlu Kasım için bir türbe yaptırdı.

Yönetim Süresi: 1413-1421
Babası: Yıldırım Bayezid
Annesi: Devlet Hatun
Doğumu: 1379
Vefatı: 26 Mayıs 1421

Kaynak

Optimum

Efsane_etrafogullari

Gece yürürüşler bir ömür kadar kısa, bir aşk gibi uzun olmalı
Olmalı ki nereye, niçin gittiğini anlayabilesin.
Her zaman bir kalemi, bir beyaz sayfayı kaderin olarak görmeli
Her an şiirler yazabilecek ilhamı kaçırmamak için tetikte olmalısın.

Bakarsın yalnızlık ucube olmuş insanlığın taa ortasında
Lanet okuyarak bir de içkiliysen ki
Ben sana yazarken her zaman içkili oluyorum
İşte o zaman okuduğum da sen, gördüğüm sensizlik de sen olursun.

Gün olur seni düşünürüm, gece olur hasretinin acısını yaşarım
Yazdıkça seni sayfa sayfa içimde özlemin umman olur.
Kalemimden mürekkep damlar gözlerimde gözlerinin buğusu
Uçsuz bucaksız bir orman olur sensizlik
İçime pus çöker sanki güneş doğmamaya yemin etmiş.

Gün olur seni bir masalda çocukça severim, ismin kırmızı başlıklı kız olur
Kırmızıyı sevip sevmediğini bilmem ama
Geceyi anımsattığından ismini öyle koyarım.
Gece yalnızlık, gece korkunç, gece kötü kalpli kurda benzettiğim insanlık
Ben ise iyi kalpli avcı rolünde olurum.

Sevgimle sana başkalarının kötülük yapmasına engel olurum
Üşüdüğünde güneşin olup hücrelerine kadar ısıtırım
Yalnız kaldığında rüzgar olup kulağına “korkma ben hep yanındayım” diye fısıldarım.
Gece olur üstünü örterim, dua olur kem gözlerden korurum
Ama bir de bu aşka ihanet edersen
Heyelan olur düşersin gözümden
Fırtına boran olur, sana ait her şeyi yakar kıyarım.

Sevgili Tal’a ithaftır.

31 Ekim 2011

Paraf & Efsane Etrafoğulları

efsane_mühür-etraf.info

geceye şiir taşıdım

‎.
beni hep yorgun sandılar
geceye şiir taşıyordum usta bir hamalla
yorgunluk şiire yük
.
sizin dumanınız nasıl doğru çıkar allah’ım
bacanız eğriyken
evlerimiz dilsiz
.
bir kadın orağını unutmuş ağzımda ekinini biçerken
yüzüme hasrettir billahi
unutkanlık meslek
.
bana hiçsin desene
senleştiğimi anımsayacağım dikenleşirken
batan güneş değil ki
.
dilini törpületmeye gitti
bir umudun çarşısında dil bulamadılar
kadının ağzında

Barış Erdoğan

mavilerinle vur beni

.
mavilerinle vur beni
bir sarı güneşe teslim etme ölürüm
öksülüğüm çekilmez can çekişirken
‎.
neler dilleşiriz yangınlarda
iç ateşlerimiz sönmediyse mevsimsilikten
kadından yana
‎.
adımı ezberle deme
sadece dilimde kalsın istemem
ben gönüller dururum meraklanma adınlaşırken
‎.
ağaçlardan önce ölürüz
filizlenecek güneş doğmamışsa dalımızda
suyum kesildi
‎.
yokluğunda
heyelanda yitirdiğim topraklarımsın
birikirsin denizimde
‎.
dur, şiir kuyusunu buldum
doymadan kalkmam kaynağımdan
yansıyan yüzün
‎.
biz kendimizi yazdıklarımızda ararız
başkalarına buldurmak gerekirken hece hece
lüzumsuz körleşiriz
‎.
şimdi size renk vermesem
nasıl boyarsınız düşlerinizi maviye içinizde
yeşillenmeden
‎.
hani yoğurmaya gelecektim beni mayalı hamurum
g/özünde
gecikmiş adres değişikliği
.
bana bu gece bir öğüt ver
ömrümü öğütmeyen cümlelere çırak olayım
ustalaşayım
.
eprimiş ceketlere sarınıyorum
beni
senden aldığım yüzümden tanıyorsun
.
parantez çocuklarına dudağını öptürme
kirlenir nefesleriyle
kıskançlık azap

Barış Erdoğan

merdivenlerimiz basamaksız

.
gömlek ceplerinde saklanan misketler
gökkuşağı renginde
çocuklaşsana benimle arada
.
önüme yuvarlanan bir yumaksın sıkıca
rengi sana sakladığım yüzümdür eski zamanlarda
açıldıkça muammasın
.
dizimi okşa
derman kalmamış sanki senden ayrılalı
uzun yolculuğa sürülmüşken
.
biz hiç tutunamayız
kayıp giderken gökyüzüne yaslanmış yıldızlardan
merdivenlerimiz basamaksız

Barış Erdoğan

cumbalı evler

.
cumbalı evlerde yitirdim feraceli kadınımı
perdesinde oyalandım
mendilini düşürürdü yüzüme parlarken dolunayımız
hülya bu
.
mavi aşılı evlerde beklerdi beni
duvarına yaslandığım taşlar soğusa da akşamları
alıp götürürdü
kasvetli türküler eşliğinde
.
kim neden sarmayı akıl etmedi
öyküsü kuşaklara ölümcül
kadınım uçup gitmedi göğsünde nefesim atarken
hayalleriyle yaralandı

Barış Erdoğan

susuzluk para

.
mahremiyetimiz
kırmızı kaplı defterlerdir bir kez bile açılmayan
çalınsa kapısı
kilit ardında sözcükler makas ağzı
pul pul kesildik dağıtıldık
.
malum anlatılar kuyuya dökülmüş mısır tanesi
çimlenmez
çocuk ceplerinden çıkan mangırlar gibi ses çıkarmaz
marifet martı gagasındaki çatlak
ses verse almaz
.
medyumlara dökülen paralara melon şapkalarız
maskesini yitiren masallarda menzil
mengenelerde yitirilen çiviler çıkmaz
yürekte paslanmışız
kanlı cinayetler
.
mezesini isteyen şaraplar karardı meyhanelerde
ıslatmaz beddualı dudakları
kurusun dokunmayın
şairler yazmaya görsün bağban su çevirmiş
susuzluk para

Barış Erdoğan

çölde çadır olmak

.
çölde çadır olmak dalında olgunlaşmış hurma tadında
iplerini ele geçirmişlerse seherde
ekşiyen yoğurtsun
.
dökül bakraçlardan
ılık suya hasret kalmamıştır susuz dudak mevsim yazken
sönmeyen yıldızdır yürek ateşi
.
ören çiğdemleri saklambaç oynayan çocuk
ebe bekler durur taş başında
bir arabı öpmeden gitmez şairi
.
ezildik ökçesine basılmış pabuçlar gibi
esaret zincirleri gemilerde palamardır iskele bizdik
sırt çizgilerimiz aşk palaskası

Barış Erdoğan

yıldızlaştığımı fark ettin mi

.
yıldızlaştığımı fark ettin mi
yüzündü
pembe kıskanç bir renge bürünür gül’ümü görünce
gül solar
.
hiçliğim yokluğumdu
sende kaybolan toz bulutuna sarılmışken
çıkarma beni rüyalar taze
göreyim
.
paytak yürüyüşlerim seni aldatmasın
kimileyin sevimli çocukluğumdur
öpmen için
haydi bekletme
.
sen beni sarma
öpmeye niyetliysen haberim olsun
yanıyorum gizli olanlardan
ateşi duruyor eskilerin

Barış Erdoğan

ne zaman vurulduk

.
bebidiğim
biz ne zaman vurulduk
çektiğimiz kılıçlar hâlâ elimizde parlıyor
söyleyen yok
.
peltek sevmelerim olacaktı
hayallerime saramadığım anılarla ertelenen
dinleyen yok
.
pelüş kabanlara dokunamam huylanırım
yüzünde genç kızlıktan kalma ayva tüyleri hariç
bekleyen yok
.
biz perçinlenmiş yeminlerle sevişecektik
damağımızın suçsuzdu paslanmaktan
anlayan yok
.
perhizimdin derman kalmayıncaya kadar
göz altların pırlanta denizi
saklayan yok

Barış Erdoğan

ağacım diye böbürlenme

.
ben ağacım diye böbürlenme
gün gelir
çınar da olsan
düşen yaprağına söz geçiremezsin
düşüp gitmişse güçsüz bir rüzgarın ardı sıra
kahır, ıslığın olur
.
ben deryayım diye kahırlanma
gün gelir
büyük okyanus da olsan
safralaşmış dalganı kusmak istersin
bir kayalığa çarparsın hırsından, bir kumsala dökersin
dertlenmek, ihtiyaçtır ekmek gibi
.
ben buğday sapıyım diye övünme
gün gelir
süneye bulaşmamış da olsan
başağına sahip çıkamazsın boyun bükersin
bir orağa teslim olursun, biçilirsin, dövülürsün, un ufak olursun
tepeden bakmak, kahırdır
.
ben insanım diye kurumlanma
gün gelir
şair de olsan
zaman çocuğunun elinde yıllarını heba edersin
gövdenin orta yerinden vurulursun, sığınacak dağ ararsın
sevdalanmak, yitirdiğin aklın ardından sürüklenmektir

Barış Erdoğan

Hürriyetin Bedeli

Orhan_Afacan-etraf

Hürriyetin bedeli yalnız kanla ödenmez,
Alın teri, göz nuru asla küçümsenmez.

Harpler dönüştü artık kültür harpler şekline,
Saldırırlar kurnazca tarihine, diline.

Uçurum oluyorken iki neslin arası,
Örfüne, adedine bir diğer saldırısı.

Bölücülük, ırkçılık, ekonomik krizler,
Senaryonun gereği birbirini izler.

İlim nedir, nerdedir arayıp bulmalısın,
Tarihine, dinine tam sahip olmalısın.

Neme lazımcı olup çekilme kabuğuna,
Alet olmuş olursun düşmanın oyununa.

Kültür yoluyla uzaklaştıkça benliğinden,
Hürriyet de, vatan da gider bir gün elinden.

Orhan Afacan – Şair

rengimi buldum

.
der bir ressam: allah’ım, rengimi buldum
bilir aslında dengini bulduğunu
.
eser delice bir mavi
gönüldeki yeşili süpürür gider
.
kara kaşlıdır artık ressam
fırçası gönül defterlerinde talimde
.
boyan dur
hangi sarıdasın
.
safranlaşmadan çıkarmazlar
aklanıncaya dek
.
sürünürsün
bir kadının kahverengi gözlerinde
.
yok yok yok dersin üç kez
allah diye inlemenin bir rengi bir kokusu
.
oyalanır insan kıvranır ihsan
benim rengim hangisiydi

Barış Erdoğan

ali oyuncaklarıyla geçiyor

.
ali oyuncaklarıyla geçiyor baba
bizim sokaktan
deli ediyor beni
kapatsana sokağımızı
.
ayşe barbisinin saçlarını yıkamış anne
kapımızın önünde
sular kesilir inşallah
yağmur yüzü görmez kız
.
murat abi sıcak somun taşıyor amca evlerine
her sabah
ateşleri kesilir, tavanı üstlerine çöker
kokusu bizi mahvederken ekmeklerin
.
fatma teyzelerde reçel var mı abla
çeşit çeşit
varıp tadayım neye benziyormuş
kırılıp dökülmeden cam kaselerden
.
tanrım
cebimde boşluk var sen doldurabilir misin
istemem tanrım şaka yaptım cep dolar
gönüldeki derinlik dolmaz derya boşalsa

Barış Erdoğan

zaman köpürmez sabun

‎.

zaman

anıları yıkadığımız köpürmez sabun

dokunmayın kayar

.

sitem

tahta kaşıkla soğuttuğumuz iç fırtına

dinmek bilmez

.

hülyalarım

yarım kalan şarkılardır belki duyulmayan

her geçen gün yakan

.

rüzgar

gelir, geçer, ben kalırım

sonra yine gelirmiş

.

insan

eksik kalan yanlış bulmaca

doldurmaya kalkmayın

Barış Erdoğan

kadınlarımız ocak başında ısınır

.
bizim kadınlarımız ocak başında ısınır
ekmeği her savuruşta
koca kucağı bilmezler, ateşlenmeyi güneşten öğrenirler
toprakları soğuk
.
bizim kadınlarımız
yoğrulmayı görmemişler hamurdan başka
yatakları erken dürülür
saran toprakları olur
.
bizim kadınlarımız doğurgandır
bir ki üç derler arkası gelmez ömür tükenince
sevgiyi çocuklarında bulur
toprağı severler
.
bizim kadınlarımızın dudakları kurudur
ıslanmaz yağmur görmeyince, suya girmeyince
kanamaz
toprak kanatır
.
bizim kadınlarımıza melek dememiz nedendir
adam gibi sevilmeyeceklerse
ruhları aşkla yıkanmayacaksa
toprak okşamayı bilecekse
.
bizim kadınlarımız anadır
değirmen taşı gibi dönerler bizi öğütmek işleri
demlenirler sabah çayları kokusunda
bekletiriz, acırlar

Barış Erdoğan

Ayı’nın İmanı

Duraner_Yay-etraf.info

Ateistin biri, doğa, tabiata hayran kalarak ormanın içinde dolaşmaya başlar.

“Tabiat ne güzel ağaçlar, renkler yaratmış.” diye düşünerek dolaşırken aniden karşısına kocaman, vahşi bir ayı çıkar, ateist adam korkar ve kaçmaya başlar.

Ateist önde ayı arkada koşarken ayı sonunda adamı yakalar altına alır. Ayı tam pençesini kaldırıp adama vurmak üzere iken ateist adam can havli ile ”Allah’ım yardım… eyle” diye bağırır.

Ayi_Bear

Bir anda her şey donar; nehir akmaz, rüzgar esmez, yapraklar kımıldamaz olur. Ayı da pençesi havada öylece donakalır.

Hemen yanıbaşlarında bir ışık belirir, ışığın içinden bir ses şöyle der:

”Hani sen Allah tanımazdın, şimdi ne oldu?”

Ateist utanarak başını öne eğer. Işıktaki ses devam eder.

“Hadi dile ne dilersen, kabul edilecektir.”

Ateist adam:

“Ben şimdi iman ettim desem buna yüzüm yok, bunu istemeye hakkım da yok ama bu ayı iman ederse belki benim kurtulma ihtimalim olur, ben ayının iman etmesini istiyorum” der.

Işıktaki ses “dileğin kabul olacaktır” diye cevap verir ve kaybolur.

O anda yeniden rüzgar esmeye, nehir akmaya, yapraklar kımıldamaya başlar.

Ayının ateiste inmek üzere kalkan pençesi yere iner ve sonra ayı iki pençesini göğe doğru kaldırarak şöyle dua eder:

“Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, senin rızkınla orucumu açıyorum.”

Duraner Yay

Duraner_Yay-etraf.info

Akrostiş Örnekleri

hntr1907

Gönlüme söz geçmez bu saatten sonra…
Üzülüp kederlenme boşu boşuna…
Lütfen daha fazla tuz basıp da yarama,
Sessizce çekip gitmen koyar bu adama…
Eser durur hazan yeli, penceremden odama…
Rüyalarım kabus olur, sen yokken yanımda…

Seni sevmekti tek suçum,
Ela gözlerine hapsolmuşum…
Lakin peşinden koşmaktan yorulmuşum.
DÜnyadan bihaberim, aşkından mahvolmuşum…
Anladımki ben sensiz bir hiç olmuşum.

Her gece, her gece aynı terane…
Adını ezberledim artık hece hece…
Ceza çektirmek mi amacın bütün bir gece…
Eee sevgilim ne zaman bitecek bu ızdırap, bu işkence…
Rahatsız ediyorsun artık, çık hayatımdan sessizce…

Hunter38

Romantik Delikanlı

delikanli

Bana romantik diyorlar tamamen iftira Delikanlı romantik mi olurmuş, Delikanlı’nın o halini tek sevdiği bilir aman kimse duymasın.

19.07
05 Mayıs 2011

Delikanlı

Boksör

1e1

Boksör Temel iri yapılı rakibi ile maç yapar. 1. rauntta rakibi temeli epey haşlar. 1. raunt sonunda Temel köşesine gider, antrönörü Dursun moral vermek için Temele:

- Sen dövüyorsun devam et der. 2. ve 3. rauntlarda da aynı şeyler olur. 4. rauntta kaşı ve gözü patlamış Temel raunt sonunda güç bela köşesine gider. Dursun yine:

- Aslanım Temel adamı parçaladın der.
Temel güç bir şekilde Dursun’a bakarak:
- Ben mi dövüyorum der. Dursun:
- Evet, sen dövüyorsun der.
Temel:
- Öyle ise etrafa iyi bak başka birisi beni fena halde dövüyor.

30 Ekim 2011

1e1

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !