Ocak, 2012 icin arsiv

Taşla Alkışlanır

Duraner_Yay-etraf.info

Üstüme bakınca beni meczup bilme,

Anılarımı anan dillere, diken dolanır.

Çok fazla ilim gördüm amma;

Kitaplarda seni bulan oyalanır.

Rüzgarla biçtiğin yolları ırak sanma,

Yalnızlığa boyun bağlanır.

Su içtiğim taslar bana karşı deme,

Masada bardaklar, mey’le damgalanır.

Uzandığın el bana değmez sanma,

Yanan yüreğin, taşla alkışlanır.

31 Ocak 2012

Duraner Yay

siir-deniz-kadın-gunes-marti

Duraner_Yay-etraf.info

Muammer Aksoy

1e1

1917 yılında İbradı-Antalya’da doğan Muammer Aksoy, 1937 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni, 1950 yılında ise Zürih Hukuk Fakültesi’ni “Hukuk Doktoru” unvanıyla bitirdi. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 1952 yılında doçent oldu. 1957’de DP iktidarı döneminde, üniversite özerkliğinin zedelenmesini onaylamayarak, bütün akademik kariyerini bir kenara bırakıp, üniversiteden ayrıldı. 1958 yılında CHP’ye girdi. Aynı yıl ölümüne dek sürdüreceği Türk Hukuk Kurumu başkanlığına seçildi.

27 Mayıs 1960’tan sonra üniversiteye geri döndü. 1961’de Anayasanın hazırlanmasında önemli katkılarda bulundu ve Kurucu Meclis’te Anayasa’nın sözcülüğünü yaptı. 1963 yılında profesör olan Aksoy, Anayasa Hukuku kürsüsüne geçti. CHP Parti Meclisi üyeliğine seçildi. 1964’te İhsan Topaloğlu’nun Enerji Bakanlığı döneminde “ulusal petrol davası”nın savunuculuğunu üstlendi. 12 Mart 1971’de tutuklandı. Yargılama sonucu beraat etti. 1975 yılında yeniden CHP’ye girdi. 1977’de CHP’den İstanbul Milletvekili seçildi. Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nde temsil etti. Anayasa Komisyonu Başkanlığı’nı yürüttü. Bu görevi 12 Eylül 1980’e dek sürdürdü. 1981’de Ankara Barosu başkanlığına seçildi.

1981’den itibaren zorlu, çileli, bir o kadar da onurlu ve örgütlü bir savaşım verdi. Devletin her türlü hukuk dışı adımını gün ışığına çıkardı, yolsuzlukların peşine düştü. Birçok kitap yazdı, Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdu.


Aksoy, yaşamı boyunca Atatürkçü düşünce ve özellikle laiklik konusunda ödünsüz çabalar harcadı. “Laiklik ilkesinin cumhuriyetin temeli, demokrasinin vazgeçilmez koşulu” olduğunu vurgulayan Aksoy, YÖK’ün türban konusundaki kararını eleştirirken, “1982 Anayasası oldukça Atatürk devrimlerinin bir parçası olan ‘uygar ve çağdaş kıyafet ilke ve devrimine’ aykırı giyinişe, bir devlet kuruluşu olan üniversitelerde göz yumulması açıkça anayasaya aykırı bir tutumu oluşturmaktadır” ifadesini kullanmıştı.

Türk Hukuk Kurumu ve Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı, eski milletvekili Prof. Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 günü, saat 19.05’te, evinin bulunduğu apartmanın girişinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

31 Ocak 2012

1e1

Yadigar Ejder

Esin_Alisarli-etraf.info

Sinema sevenlerin mutlaka hatırlayacağı bir isim, Yadigar Ejder gerçek adı Yadigar Kuzu, 05 Ekim 1947 tarihinde Sivas’da doğdu. 14 Ocak 1992 tarihinde İstanbul’da donarak öldü. Türk sinema sanatçısıdır.

“Türk sinemasının dev adamı” olarak bilinen sanatçı, 100′ün üzerinde filmde yardımcı oyuncu olarak rol almıştır. Ev kirasını ödeyemediği için evinden çıkartılmış, geceyi geçirmek için gittiği Taksim parkında, bir bankın üzerinde donarak hayata veda etmiştir.

Kemal Sunal’ın nerdeyse bütün filmlerinde rol almıştır.

“Tipi azmandı ama kuzu gibi adamdı. Zaten soyadı da Kuzu’ydu. Yapımcılar şekli şemaline bakıp ‘Ne Kuzu’su kardeşim. Sen ejderha gibi adamsın. Soyadını Ejder yaptık’ demişlerdi.

Bu kadar vefasız olmayı bize kim öğretti?

31 Ocak 2012

Tal

Bedesten

Farsça’dan gelen ve aslında “Bedestan” olan bu kelime; eskiden mücevher, silâh, kumaş, antika ve değerli eşyaların alınıp satıldığı üstü kapalı çarşıya bedesten denmektedir.

On iki kişiden meydana gelen ve bölükbaşı denilen görevlilerce korunan bedestenler, demir kapılı bir yapı olarak inşa edilmekteydi.

Ayrıca içeride bulunan kasalarda para ve değerli eşyalar saklanmaktaydı. Kasalar duvarların içinde ve yerin altındaki mahzenlerde bulunurdu. Bedestenler zamanlarında önemli birer iktisadi kuruluştu.

O devirde günümüzdeki banka ve borsaların görevini görürdü. İstanbul’da Kapalıçarşı içinde iki bedesten vardır.

- Bunların eskisine Eski ya da Küçük Bedesten,
- Diğerine Sandal Bedesteni, Yeni Bedesten ya da Büyük Bedesten denir.

Eskiye özlem duyanların ah nerede o eski bedestenler dediğini duyar gibiyim. Şimdi gözde olan marketler her şeyin yerini aldı.

31 Ocak 2012

Hanımeli

Temel’in Ataları

Serenegas-etraf.info

Temel bilim adamıdır ve bir arkeolojik uluslararası toplantıya katılır. Japon bilim adamı kürsüye çıkar ve:

- Biz yaptığımız kazılarda 50 metreye kadar indik ve telefon tellerine rastladık demek ki bizim atalarımız telefon kullanıyorlarmış.

Temel:

- Biz de yaptığımız çalışmalarda 100 metreye kadar indik ve hiçbir şey bulamadık demek ki bizim atalarımiz da telsiz telefon kullanıyorlarmış.

31 Ocak 2012

Serenegas

Dayanıklı Cam

optimum-etraf.info

Mucit: Edouard Benedictus
Tarih: 1903
Kaza: Kırılması gereken deney tüpünün yere düştüğünde parçalanmaması…

Güvenli camın bulunması, tam da en çok ihtiyaç duyulan zaman­da gerçekleştirildi: Motorlu taşıt çağında…

1903 yılında Fransız kimyager Edouard Benedictus, deney tüpünü laboratuarının zeminine düşürdü. Tüp kırıldı ancak dağılmadan tek parça halinde kaldı. Benedictus, kolodyum ihtiva eden sıvının buharlaşmasından sonra tüpte kalan ince plastik tabakanın parçalanmayı engel­lediğini anladı.
Bunu not ettikten sonra bu konu üzerine fazla kafa yormadı.

Ancak, kaza yapan bir aracın için­deki kızın kırılan camlardan çok feci şekilde yaralanması, bu konuyu tekrar gündeme getirmesine neden oldu.

31 Ocak 2012

Optimum

Madam Bovary

Duygu

Batı edebiyatının en önemli klasiklerindendir. Flaubert‘in şaheseridir. Eser, romantik, hayalci ve mantıktan çok duyguları ile hareket eden bir kadının başından geçenleri ele alır. Bu bakımdan, Romantizme bir tepki özelliği de taşı­maktadır. Gustave Flaubert‘ın Madam Bovary adlı romanı, tasvirleri ve realist gözlemleri, kur­gulanış tekniğiyle batı edebiyatının en güzel şaheserlerinden biridir.

19. asrın ikinci yarısıdır. Charles Bovary, Rouen’de eği­tim görmektedir. Okulunu ailesinin sayesinde bitiren Charles, doktor olur. Tostes adlı küçük bir kasabada mesleğini sürdür­meye başlar. Charles, hırslı ve idealist bir insan değildir. Elin­dekiyle mutlu olan bir kişidir. Annesi, onun başarılı olması için çaba sarf eden, onu yöneten bir kadındır. Annesi, bu pek yetenekli olmayan oğlunu dul bir kadınla evlendirir. Dul eşi ile mutlu olamayan Charles bu hayata yine de katlanır.

Charles, doktor olduğu için kasabadan her kesimle ilişki kurmaktadır. Kasabanın ileri gelenlerinden Rouault’la dost olur, evlerine gidip gelmeye başlar. Bu arada, huysuz karısı ölür. Bir süre geçtikten sonra, Charles Rouault’un kızı Emma ile evlenir. Sakin, huzurlu bir hayat arzu etmektedir. Emma ise, romantik bir genç kızdır.

Evlilikten beklentile­ri Charles’ ınkinden çok farklıdır. Sürekli romantik aşk hikâye­leri ve romanları okuyan Emma, bunların tesirindedir. Hare­ketli, heyecanlı, derin bir duygusal ilişki hayal etmektedir. Fa­kat evlilikten beklentileri gerçekleşmez, zamanla hayatını mo­noton ve can sıkıcı bulmaya başlar. Bir gün evlerine gelen es­ki bir aristokrat olan Marquis d’Andervilliers onun bu istekle­rini iyice kamçılar. Marquis d’Andervilliers, ona Paris’in lüks yaşantısındaki ihtişamından, eğlencelerinden bahseder. Bu günden sonra, Emma Bovary iyice hayatından hoşnutsuzluk duyar.

Hayalindeki yaşama erişecek maddi gücü olmadığı için çabaları başarısızlıkla sonuçlanır. Hamile olmasına rağ­men, bu hoşnutsuzluk onu çok etkiler ve uzun süren bir has­talık geçirmesine neden olur. Onun isteklerini anlayamayan kocası Charles, Emma’nın sağlığı için başka bir yere, Yonville’l Abbaye’ye taşınır. Burada pek çok kişi ile tanışmak, Emma’ya biraz daha iyi gelir. Eczacı Homais ile Leon en sık görüştükleri kişiler olur. Emma ile Leon arasında duygusal bir yakınlık baş gösterir. Leon, Emma’ya Charles’tan daha anlayışlı davranır. Emma, zihnindeki aşk tasavvurunu bu ilişki­ye yükler. Oysaki aralarında gerçek anlamda bir ilişki yaşan­maz. Leon, bir süre sonra Emma’nın aşırı hassasiyetlerinden ve hayallerinden bıkar, kasabayı terk eder.

Emma, hayal kırıklığına uğrar. Bocalar. Fakat hâlâ haya­lindeki yaşamı arzulamaktadır. Kasabanın önde gelen çiftçile­rinden biri olan Rodolphe ile tanışır. Rodolphe aşkı duygusal anlamda algılayamayacak kadar basit ve zevkperest bir in­sandır. Zamanla Emma’yı kullanmaya başlar. Onu sevmez, sadece arzularına alet eder. Oysa, Emma hayalindeki duygu­sal ilişkiyi bulduğunu sanır. Eşini aldatır. Rodolphe ise sade­ce iyi vakit geçirdiği için mutludur.

Emma, her geçen gün müsrifleşir. Eşinden habersiz alış­verişler yapar, borçlanır. Eşini de kendi ihtirasları için kullanır. Onun düztaban olan birini ameliyat etmesini ister. Yetenekle­rini ispat ederse çok meşhur bir doktor olacak, Emma’ya is­tediği hayatı sunacaktır. Oysa ameliyat çok başarısız geçer. Adamın ayağının kesilmesi gerekir. Büyük bir başarısızlık ya­şayan Charles, utancından dışarı çıkamaz. Emma, başarısız kocasından daha da nefret eder. Rodolphe’ya kaçmaya karar verir. Rodolphe ise ona bir mektup gönderir, ilişkilerinin bitti­ğini söyler. Bunun üzerine Emma hastalanır, aylarca yatar. İyileşince, huzurlu, sakin bir yaşam sürmek ister, kendini di­ne verir. Bu, çok uzun sürmez. Leon’a tekrar tesadüf edince, eski arzularına geri döner. Leon değişmiştir. İlişkileri maddi bir aşk olarak devam eder. Her hafta bir gün Leon’la birlikte yaşayan Emma, gittikçe borçlanır. Kocası her şeyden haber­sizdir. Leon, kariyerine ilişkinin zarar vereceğini düşünerek Emma’yı terk eder.

Emma, hem aşktan beklentisini alamamış hem de borç­lanmış biri olarak çıkmaz içindedir. Bir gün içinde 320 frank ödemesi gerekmektedir. Sevgililerinden borç ister. Alamayın­ca âdeta bütün hayatı altüst olur. Homais’in eczanesine gider,arsenik alır ve yutar. Charles’ın yanında çırpına çırpına can verir.

Charles, karısını çok sevmektedir. Onun ölümüne daya­namaz. Kederinden mahvolur. Kendine geldiğinde, evin düzenini sağlamaya çalışır. Bir gün, Emma’ya sevgililerinden gelen mektupları görür. Karısının onu yıllarca aldattığını an­lar. Kısa bir zaman sonra da ölür. Çocukları Berthe akrabaları tarafından büyütülür. Kötü niyetli Homais ise emellerine ka­vuşmuş, şeref madalyası almıştır.

Madam Bovary Kahramanları

Madam Bovary: Romanın ana kahramanıdır. Aşırı derecede hayalci, güzel, ihtiraslı, lüks ve gösteriş meraklısı, duygularıyla hareket eden, bencil, sorumsuz bir ka­dındır. Eserde sürekli okuduğu aşk romanlarındaki gibi bir aşk yaşamı ve hareketli, lüks yaşam ister.
Leon Dupuis: Madam Bovary’nin sevgilisidir. Avukat kâtibidir. Sıradan, ruhi derinliği olmayan bir insandır.
Rudolphe Boulanger: Maddi aşkı önemseyen bir kır centilmenidir. Madam Bovary ile yasak bir ilişki yaşar. Ru­dolphe, uzun süreli, gerçek bir aşk insanı değildir.
Homais: Eczacıdır. Kendi çıkarını düşünen, bencil, kötü niyetli, gururlu bir kişidir.

Heloi se Dubuc: Charles’ın ilk karışıdır. Charles’tan yaşça büyük olduğu için kıskanç, hükmeden bir kadındır. Çir­kin ve sevimsizdir.
Berthe Bovary: Bovarylerin tek çocuğudur.
Charles Denis Bartholome Bovary: Charles’ın ba­basıdır. Sefahat düşkünü, yeteneksiz bir subaydır.
Rouault: Emma’nın babasıdır. Rahatına düşkün, ailesi­ne önem veren, zengin bir köylüdür.

Marquis d’Andervilliers: Politikacıdır. Aristokrat bir aileye mensuptur. Madam Bovary’ye lüks hayatı tanıtır.
Leheureux: Madam Bovary’nin borca sürüklenmesine neden olan esnaftır. Vicdansız, bencil bir kişidir.
Charles Bovary: Madam Bovary’nin kocasıdır. Madam Bovary’nin aksine, ihtirassız, kendi hâlinde, üstün yetenekle­ri olmayan, basit, iyimser bir kişidir. Hayattan fazla beklenti­si yoktur. Elindekiyle yetinen bir kişidir. Doktordur.

31 Ocak 2012

Duygu Özdemir

Portakal

Portakalın yararı C vitaminiyle sınırlı değildir. O, içerdiği 20 den fazla cevherlerle, manavlarda değil, eczanelerde satılması gereken gerçek bir ilaçtır, iksirdir. Hem besler, hem korur, hem de pek çok önemli hastalıkta, etken maddeleri bilinçli uygulandığında tedavi eder.

Portakal, turunçgiller familyasından bir ağaç. Boyu 2-10 metre arasında değişiyor. Yaprakları sert, dayanıklı ve düz kenarlı. Kabuklarından portakal esansı elde ediliyor. Eczacılıkta ve gıda sanayisinde kullanılıyor.

Çiçeklerinden de portakal çiçeği esansı yapılıyor. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri var. Çekirdeksiz cins olan yafa portakalı Finike, Mersin ve Hatay’da yetişiyor. Kalın kabuklu ve uzunca meyveli. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdekli. İnce kabuklu ve sulu. Washington, çekirdeksiz, Güney Anadolu ve Doğu Karadeniz’de Rize çevresinde yetişiyor.

Kar, kış, soğuk ve kaçınılmaz olarak peşimizi bırakmayan grip, soğuk algınlığı… Hemen hepimiz portakalı grip tedavisinde kullanırız. C vitamini deposu olduğunu da biliriz. Ama hem C vitaminin yararları, hem de portakalın yararları bildiklerimizle sınırlı değil. Portakal C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik asitler ve şeker açısından da zengin. Ve tüm bu içerdiklerinin vücudumuza çeşitli yararları var. Portakal,kanseri önlemeden,kanı temizlenmesinden karaciğeri çalıştırmaya, cildi güzelleştirmekten anormal doğumları önlemeye kadar pek çok şeye yarıyor.

C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki direnci arttırıyor. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı oluyor. Hazmı kolaylaştırıyor. Enerji veriyor.

Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırıyor. Yapılan araştırmalar, bacaklarda meydana gelen periferik damar hastalığının (Peripheral artery disease-PAD), damarlarda meydana gelen yağ birikmesinden kaynaklandığı ve kalp ile felç riskini de körüklediğini ortaya çıkardı. Araştırmalarda PAD hastalarında, PAD hastalığı olmayan insanlara göre iki kat daha fazla C vitamini eksikliği görüldü.

Bir dizi başka araştırmada da, C, E vitaminleri ve beta-kerotenin,damar tıkanmalarını önleyici etkisi saptandı.

Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de bulunuyor. Folik asit, hamilelik boyunca ve özellikle ilk üç ay çok gerekli. Bebekte Spina Bifida gibi anormalliklerin oluşmasını engelliyor. Alyuvarların oluşmasına yardımcı oluyor, aynı zamanda yemeklerdeki besleyici maddelerin vücut tarafından emilmesini sağlıyor. Folik asit, portakal suyunun yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, ciğer, yumurta, tahıllar, portakal suyu, maya ve bira mayasında da bulunuyor. Günlük doz kadınlar ve erkekler için 200 mikro gram olarak saptanmış. Regl döneminde kadınların günlük dozlarını 400 mikro gram kadar yükseltmeleri gerekiyor.

Lifler ise, sindirim sistemini düzenliyor, bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor.

Vücudumuz C vitamini üretmiyor, bu nedenle dışarıdan almamız gerekiyor. Günlük C vitamini ihtiyacımız 50-70 miligram. Bir portakalda 90 miligram C vitamini bulunuyor. Sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında C vitamini ihtiyacı yaklaşık 2 katına çıkıyor. Sabah kahvaltısında içilen bir bardak portakal suyu, güne dinamik başlamak ve pek çok hastalıktan korumak için idealdir.

Yapısında C, B bir, B iki ve PP gibi çok sayıda vitamin, başta kalsiyum ve potasyum olmak üzere çeşitli madensel tuzlar ve oligo-elementler, meyve şekerleri ve karoten bulunan portakalın pek çok yararlan var. Portakal suyunun pembe ve kırmızısı daha yararlıdır.

Portakal ve greyfurt suyunun pembe renkte olanı sarısından daha yararlıdır! Kırmızısı ise en iyisidir. Greyfurt ve portakalın iç renginin koyu kırmızı olması, bol bol ‘‘Likopen” içerdiğinin bir göstergesidir. Domateste de bol miktarda bulunan bu yararlı karotenoid, başta prostat kanseri olmak üzere pek çok kansere karşı koruyucudur. Likopen antioksidan aktivitesi de olan, cilt ve beden yaşlanmasını erteleyen son derece yararlı bir besindir.

Kan basıncı yüksekliği sorununuz varsa, damar tıkanma riskiniz mevcutsa, her gün düzenli olarak düşük dozda aspirin kullanmaya daha çok özen göstermelisiniz. Aspirini özellikle gece yatmadan evvel içmeyi tercih edin. Yeni çalışmalar böyle bir alışkanlığın hem daha iyi uyumanıza hem de daha güvenli bir kan basıncı kontrolüne destek sağlayacağını göstermektedir.

Yapısında karoten bulunduğu ve kanı temizlediği için portakal aynı zamanda cildi güzelleştirir ve ona tatlı bir pembelik kazandırır. Güney Fransa’da ve İtalya’daki köylü kızları, ciltlerinin parlaklığı ve pembeliğini portakala borçlu olduklarını söylerler. Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama 2 ayda ortadan kaldırır.

İçinde bol miktarda C vitamini bulunduğundan organizmayı grip ve nezle gibi kış hastalıklarına, soğuk algınlıklarına karşı korur.

Diğer yararları:

1. Kanı zehirlerden temizler.
2. Sanlığa ve karaciğer hastalıklarına karşı etkili bir doğal ilaçtır.
3. Bağırsakları yumuşak tutar.
4. Bedene güç ve enerji verir. Organizmanın vitamin ve madensel tuz gereksinimini karşılar. Özellikle gelişme dönemlerinde çocuklara bol bol portakal yedirmekte yarar vardır.
5. Portakal ağacı çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su spazmı giderir, damar sertliğini ve felci önler. Portakal kabuk esansında da aynı olumlu etkiler mevcuttur.

Bileşimindeki etken maddeler

C vitamini
Karbonhidrat
Potasyum
Folik Asit
Bioflavin

Genel faydaları:

Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesi, kalp hastalıkları ve felçten korur,
Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engeller, ezik ve çürüklerin daha çabuk iyileşmesini sağlar, içerdiği C vitamini ve folik asit sayesinde öksürüğü azaltır.

Kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır,
İçerdiği yüksek potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda, içerdiği potasyum, cildin kuruyup kırışıklıkların oluşmasını da önler, çocukların hastalıklardan korunması ve fiziksel gelişiminin tam sağlanması için gerekli olan cevherler dolu bir meyvedir.

Kabuklarında bulunan uçucu maddenin bazı kanser türlerinin tedavilerinde çok önemli iyileştirici bir madde olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Özetle; portakalı ve diğer narenciye ürünlerini birer hayat iksiri olarak görmeli ve bütün yıl boyunca mutlaka bol tüketmelisiniz.Portakalın gerçek değeri daha ileri yıllarda anlaşılacaktır.

Amadeus

Avunur Dururum

Duraner_Yay-etraf.info

Rüzgarınla savruldum gönül deryasına,
Şeklimi yitirdim, düştüm dar ağaçlarına
Kafamı yasladığım han duvarlarında da,
Dert çorbasını taslara doldurur dururum.

Sessiz yürüdüm yazgını yazdım tahtaya,
Yazman değişti taktım yaldızları aynana,
Hediye ettiğim beşi bir yerdeyi andığında,
Görmediğin gönül bağında bozar dururum.

Hayamla kederliyim zamana aman demem,
Sözleri çekiçle dövdüm ustaya su vermem,
İsyankar kuldan merhamet duası da dilemem,
Yağmurlarını beklemekten usanır dururum.

Bir gün yanarsın kendinle, bir gün de döner,
Huyunu suyunu öğrenmek bin derde bedel,
Meçhul ellerde kaybolur gönül ister istemez,
Bilemediğin çöl fırtınasında aranır dururum.

Kovsam da her gece yakalarsın hülyamda
Ateşten gömlek de yakar beni odamda,
Diri canlar üzerine, ölü toprağı serptiğinde,
Merhamet dolu gözle, yaşları silinir dururum.

Bağlandığın, baba dağlarını devirip gittin,
Dürbünün tersiyle hedefe bakmazdım dedin,
Yalan dünyada sevgini panayır edip eylendin,
Çorak topraklar üzerinde, avunur dururum.

30 Ocak 2012

Duraner Yay

Bu şiirimi 1e1′e ailece hediye ediyor ve saygılar sunuyoruz…

Duraner_Yay-etraf.info

ilk kez beddua yazıyorum

.
bir sayfaya ilk kez beddua yazıyorum, penceresinden atıyorum
şeytan tersinden okuyor uçup giderken
bakıyorum
ağır ağır dönüşüyor en güçlü duaya
.
bir resmin arka sayfasına not düşüyorum çirkin diye
bir yağmur damlası
bakıyorum
ağır ağır dönüşüyor çiy tanesine
.
bir yaprağa ilk kez yağmur damlasıyla kötüsün diyorum
bir ressam geliyor yaprağımı boyuyor
bakıyorum
ağır ağır dönüşüyor körkütük sarhoşsun
akıp gidiyor aşağılara
körkütük aşıksın

Barış Erdoğan

nergis satan kadın kılığında

.
aramaya gittim nergis satan kadın kılığında
kokumdan tanımış arka taraflarında beyoğlu’nun
ben yoktum
.
körkütük yalnızlık yazılmaz ki harfleri yok varsa da kekremsi
yürekte çöreklenir bir garip kırık ses
dağılmış zülfüyle gelmesin kalabalığım
.
haydi deniz sülünü ol dalga ötesi bir çakıl taşında
ağzında mavinin kanayan oyası
oturmalar tedirgin çocuk sayıklamasında
.
ardında gölge sen elinden tut, tutmalar canlı
o birikmiş özlem içsin
sonra toparlanın gidiyoruz
.
patlayan mısır tadında kal tuz dudağımızı yalasın
biz iki kişiyiz gölgemiz neden tek
demek kar yağıyordu

Barış Erdoğan

hayat ince bir yaprağım der miryam

.
-miryam şulam’a-
.
hayat
ince yaprağım, der, bir ceviz ağacında
arka sayfalarımı çok ince kalpler okur
harflerim sihirli
sırada bekleyin siz isterseniz
izin miryam’dan
.
miryam der
hayat bir ıslık kadar tiz
her kulağa üflenmez
delinir gökyüzü maviliğinden 72 kez yoksa
sıra diye bir şey yok
sıra tanrının elinde
.
barış der
hayat arka kapak yazılarıdır
dostluğun gölgesi belki özü her şeyi
dudağından bal damlamayan ne bilsin şiiri
haydi miryam var
bir de onu yazan bir şair, ya gerisi?

Barış Erdoğan

arada figüran yok

.
kendi denizine şiir dökmeye giden eller saklanır
şimdi vedalaşmanın telaşında haberiniz yok
tutunsa dalından kopan elma
bırakmayın
.
bir göz nasıl başını terk edip ardı sıra gider dalgın
saçlarını dağıtmış bir kadının gölgesinde
yol yorgunu çağlayan bir gönülle
tutmayın
.
şimdi bir nefes öpüşüp ayrılma şiire döksen utangaç
yol incelir nefes daralır dudak büzülür
rüya sayıklamaya karışır
dokunmayın
.
bir şehrin öyküsünde kendi başrolünüzü oynarsınız
oyuncular kucaklanmış
arada figüran yok
izleyin

Barış Erdoğan

evler irem bahçesi

.
bir nefes
evler irem bahçesi
yok
mezarlıktan geçiyoruz
.
bir ses
evler düğün yemeğinde
kesilmiş
yas uzun sürer
.
bir bakış
evler merkezini arayan aynalar
yok
kör, ayna kırık çok kırık en kırık
.
bir sözcük
evler türkülerden bin demet
duyulmuyor
acıya susamış susamuru
.
bir dokunuş
evler yangın üstüne yangın görür
çekip gitmiş
soğuk sularda buz kesiği

Barış Erdoğan

beden tuzumuz tükendi

.
biz denizden vazgeçtik beden tuzumuz tükendi
aşk buhar, sevgi tütsü
duman neyimize
uzaklarda
.
deniz bizden vazgeçti kıyısında diken tarlası
dalga kahır, köpük hınzır
yakamoz neyimize
yakınlarda
.
biz denizkızlarında kendimizi bulduk bir taşta
uzanıverdik sevmeye kalktılar
ölüm neyimize
derinlerde
.
denizkızları bizde kendilerini buldu şairce şiirce
kayıverdik inci sandılar alaborada
yanılgı neyimize
parıltıda

Barış Erdoğan

güneş gören kadınlara soğuk resimler

.
şimdi güneş gören kadınlara soğuk resimler çizse bir dost
şiir de ısıtmaz “yangın var” dese de şair
ellerini ovuşturmaya oturur kadın
parmakları kanar
düşer ojeleri
kapkara
elem sinsice oturur kan gibi yüreğe
sayamaz düşlerini şair kadınına
şubatlar girmedi daha
.
sonra güneş görmeyen bir adama sıcak resimler çizse
adını boyalarına karıştırmış bir ressam
düşlerini sıkmaya gider şair
sahne sahne kanar
düşer birinci perde
mosmor
elem yumruğunu sıkmış indirdiği masada
silemez artık düş perdelerini
şubatlar selamladı bile

Barış Erdoğan

hangi kıssa bizim hikâyemizi baştan alır

.
hangi kıssa bizim hikayemizi baştan alır bırakır son satırında
iç içe girmiş öyküleriz daha başında
çıkış arka kapılardan belki
yalancıyız en eski
şimdi doğru
öyküdük
.
bir anjelik vardı dramlarına son satırı yazamadık görmedi
okumalar sıtma tuttu yazmadık
orta yerde kan revani
uslanmadık kötürüm
şimdi çolak
ellendik
.
dil ebesi hikayelere giriş yaptık dibacesiz dediler kirli dille
biz mayamızı ana sütüyle karıştırdık
son masala karışmadık
uçurumlar kanatsız
şimdi ebleh
kalaylandık

Barış Erdoğan

ırmağına inen ceylanlarız

.
ırmağına inen ceylanlarız, ürkütecek ses ararız
korkudan öldürecek değil
sevgiyle okşayacak
aşktan çıldırtacak
yaz beni ilk sıraya şair
.
ağacına tırmanan sincaplarız, karşılaşacak nefes ararız
sokacak bir yılan değil
odaları neşeyle dolduracak
bakışlarında eritecek
yaz beni de ikinci sıraya şair
.
şiirine çıkmış kahramanlarız, okuyacak dudaklar ararız
dize dize ezberleyecek değil
kana kana içecek
dönüp dönüp okuyacak
yaz beni şair, sıramı beklerim

Barış Erdoğan

yüzü bozkırımda açmış papatya

.
kararmış toprağıma düşen bir yeşil yaprak
gizli defterimde kayıtlı özenle
her gece açıp okuduğum
ezberimde
.
parsellenmiş yürek taşırım tamamlasın diye
çıkıp gelir uzaklardan ürkek güvercin
her gece koynuma aldığım
zihnimde
.
yıkıntılar arasında gövermiş bir nergis desem
çok değil ona, sıfatlarım yetersiz
her gece boyadığım resim
gönlümde
.
yüzü bozkırımda açmış çok yapraklı papatya
çadırı şarapla yıkadığım esrik bir dünya
yeniden kursam
dilimde

Barış Erdoğan

onun hep bir ağırlığı vardır

.
onun hep ağırlığı vardı
dünya yükü yanında ibre oynatmaz
gönlüm yükü oldu
bir kaşık suyum
bana az
.
onun kadın sorumluluğu
dallanmış söğüt ağacı genişledikçe salkım
gönlüm toprağı oldu
bir damla suyum
bana kanım
.
onun yüz serimliği hazine
durulmuş bahçe suyum duvarsız
biçmeye kıyamadığım ekin
bir tutam oraklık
sevdasında arsız
.
onun ten kokusundan söz edemem
kıskançlığım toroslarda kambur
koklamaya kıyamam
bir nefeslik çekim
dışımda nur

Barış Erdoğan

dudağına ateş düşürmüşler

.
aydınlıkla ağzım gerilir ok yay misali
bilesin sevinçten
gelişin müjdem
.
karşı kıyımda bağrı dağ taş olma
yankımdan ürkerim
ses vermezsen
.
çalkalandığını hiç fark edemedim ki çekineyim
kayalığım var sandılar kıyımda
çırpınmam sana
.
tuzlanmış balığım baktığın her yerde
dudaklara değmeyen zehir
sensizliğe baldıran
.
gidişin ah o habersiz gidişin
bir bölük yılkı yelesi
ellerimle tutulmayası
.
dudağına ateş düşürmüşler
söndürmeye geldim
susuz

Barış Erdoğan

mutluluk

.
mutluluk
dalında bekleyen ballı incir
düş ağzıma düş gözüme düş göğsüme
zor
.
huzur
temele konan kırmızı tuğla
yüksel gönlümde, yüksel bağrımda, yüksel evimde
imkansız
.
sevgi
karşı kıyısına geçmeye çalıştığım dere
çırpındığım su, boğulduğum dalga, öldüğüm derya
kolay değil
.
gülüş
bahçesinde açtığım papatya
kokladığım ten, okşadığım saç, savurduğum koku
aradığım
.
şiir
başucu kitabım
yıkandığım gülsuyu, genzimi yakan tütün, sevinç iksiri
buldum

Barış Erdoğan

kapımın önünü süpüren var

.
her sabah biri gelir süpürür kapımın önünden
yaşımı
neşeyle uyanırım
.
bana mutluluğu özetle
kapında bir yıl şiir dili dökeyim
iyi niyetle
.
beni çözmeye kalkma derin bulmacayım zihninde
bir harf eksik bıraktım
seni anlatır
.
beni tarifsiz şiirlerle anlat boşluğunda bunaldım
dağıtmayı öğret yalnızlık dönemecinde
fırdolayı
.
bulut bulut dağlayım tendeki izi
farkına varma süreğen
bana gelirsin

Barış Erdoğan

tırtılım hazır

.
ben hep kadınlarımı gizledim kırlangıç yuvalarında
hüthüt kuşu diyen olmasın onlara
ebabil kutsaldır kullanamam
göğüsleri güvercin kokar
taradığım saçları
tarifsiz
.
benim kadınlarım yazmalıdır anneme benzetirim
sabır örerler kıskançlığıma
kum dökerler hırsıma
zülüfleri saçak
taraçamda
örgüsüz
.
benim kadınlarım aşk örgütümde şiir akıtırlar
silahları onlara döktüğüm sözcükler
doldurdukları bulmaca
eksik kalan yer yok
balkon uçlarında
begonyam
.
benim kadınlarım su yüzüne de çıkar harf harf
çözgülerim perde ardında haber
üfleme suflör yanlış söz
dediğim dedik mi
dut yaprağıyız
tırtılım hazır

Barış Erdoğan

çok baktın derin baktın

.
bana hiç bakma çok baktın derin baktın yok baktın
sen görmedin ben gördüm
kaçak yolcusun
ama iffetli
şimdi git
saçlarını rüzgar sevsin, ben sevmeyeyim, yağlansın dursun
duru sularım bulandı
yıkanma karşımda
.
albümlere sığdıramadığım dedim kapaktasın renksiz
siyah beyaz anılara sığındın
hep var olmak inadın
ama görkemli
bozulmayan renklerine bende olmayan renk sürdür
turuncum bitti yüzünde
arınma çerçevelerimde
.
dudağına dokunmadım, sert öpmelerim törpü arkası
sen baygınlık geçirdin ben ayılttım
izim dudağında nişan
ama gururlu
okşamalarımı bir kenara not al bellek yoksuldur zamana
dönüşlerimi bekle acı sevmelerimi özle
görünme baygınlıklarımda

Barış Erdoğan

şimdi sana ince yaprak saracağım

.
şimdi sana ince bir yaprak saracağım
içindeki gerçek inci benim de
.
şimdi sana kaçak bir tütün saracağım
içindeki bütün benim de
.
şimdi sana sıcak bir ekmek saracağım
içinde mis gibi kokan benim de
.
şimdi sana gizli bir muska saracağım
içinde eski bir sevdayı sayıklarım de
.
şimdi sana derin bir şiir saracağım
içinde beni boğmadan anlat de
.
şimdi sen bana geniş kollarını açıyorsun
içinde kaybolup giden benim diyeceğim

Barış Erdoğan

güneş görsün yüzüm

.
ben yalvarırım güneş görsün yüzüm
bağban yalvarır güneş görsün üzüm
.
aşk kitaplara sığmaz kitaplar aşka
bu sevda yeşerse sevdalım başka
.
yola çıkana dağ umut, umut katık
göllere düşene kıyı can, can balık
.
uzak köre cehennem aşığa cennet
yakın nefesi dara ilaç, bize cinnet
.
kapıları çarpıp çıktık hep kapandı
güvercini yaralayan gizli kapandı
.
baca dumanı sevgi kokar gül kokar
çekilmiş perde arkaları gönül yakar
.
yıktık haneyi yıkıldık boş odalarda
kurtaracak gemi bekleriz adalarda

Barış Erdoğan

buzları kırmadan sokaklara çıkmayın

.
buzları kırmadan sokaklara çıkmayın bu sabah benden söylemesi
hele hele güneş değilseniz bir dağa hiç doğmayın
üşümeler geçmez eller kenetli değilse
kadıköy vapuru da taşıyamaz
evlerden taşınan kederleri
kederler ağır
çevre sağır
güverteye neden küsmüş senden havalanan bir martı bilmelisin
bakışlar sönükse martıyı kim görsün
martı kanatsız
aşklar doru atsız
.
alevinizi alın gidin kapı önlerine yığdığınız bu sabah
altın anahtar değilseniz dost kapılarını açmayın
masalara servis etmeyin yağlı çorbaları kepçe değilseniz
bir çatal kadar batmayacaksanız gitmeyin börekçilere
dondurmacılar sevgilerini dondurdu
sizin gibi derin olmayan kaşıkların sürüsüne bereket
kaşıklar dar
aşıklar bu kadar
iskelesini bekleyen martı kadar da olamamışsanız
şiir çeşmeleri sizi beklemez
çeşmeler kuru
.
içinize kaçmış balıkları bulamazsınız oltalarınız kısaysa
hangi havuzdan boşalmış dertsiz sular
bahçelerdeki budanmış ağaçlar tasada
döksem mi meyveyi gölgeme der
tadına varmayacak diller damaklar yığınla
ulaşamadığınız dost sizce dost mu uzak bir çift göz mü
yüzüne bakmadığınız düşman mı
sıkmadığınız elin gözü sizi görür mü
okşanmayan çocuk kimindir zaten
kadınlar kocalarına fizan kadar uzak diyar
kocalar askılıklarına sığınmış korkuluk
varın yatağında günaydın deyin
sonra susun dönüp gidin bakmadan onlar anlar

Barış Erdoğan

sağ yanım boş kalmıştır

.
sağ yanım hep boş kalmıştır, ilk adım başlıyor güne
solum boydan boya yüksekçe bir duvar
yüzüm kireç artığı kimden kaldıysa
uyandım uyandım daha bahtiyar
aşk olsun beni unutan güne
.
odalar dağınık, çocuk gözünde dağılmış bir kitap
toplasan oda incinir toplamasan hayal
kapılar süzgeç, pencereler cendere
şimdi çık git korku büyür
umutsuz bakışlar saçılmışken bir yere
.
dağıtmaya çalışsan keder toplanmış kara bulut
unuttuğumuz değerler yakamızda çiçek
sığındığımız her liman dost kapısı
yıkıldığımız koltuklar desenli
bin sevinç taşıyın akşama geç kalmadan

Barış Erdoğan

dikenden çelenk örüyorsun

.
şimdi dikenden bir çelenk örüyorsun başıma
öp git bana batmaz

Barış Erdoğan

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !