Haber ’ Kategorisi icin arsiv

Cep Telefonu Beyni Tahrip Ediyor

Dostname

Cep telefonlarının yaydığı radyasyon beyne zarar veriyor. Üstelik bu zararın geriye dönüşü yok… Hemen hemen herkesin evinden birden fazla cep telefonunun bulunduğu bir zamanda yaşıyoruz. Kendi paramızla kendimize zarar veriyoruz.

Bilim adamları cep telefonun yaydığı radyasyonun beyinde çeşitli hasarlara yol açtığı sonucuna kesin olarak ulaştı. Bilim adamlarının yaptığı bilimsel açıklama ise şöyle: Beynin kan damarlarını besleyen endotel hücreler, cep telefonlarının yaydığı radyasyondan ciddi ölçüde hasar görüyor.

Bu durum beyindeki kan damar çeperlerinde tahribat yaratıyor. Sonuçta hasar gören kan damar çeperleri kanın içindeki zararlı maddeleri ayıklama fonksiyonunu kaybediyor. Böylece kanın içindeki zararlı maddeler beyne ulaşarak onarılması imkânsız hasarlara neden oluyor.

Zararlarını daha iyi bilmek belki de bizi bu tehlikeden uzaklaştırır düşüncesindeyim. Küçük çocukların elinde bile cep telefonları görüyorum onların tazecik beyinlerinin ne hale gelebileceğini düşündükçe üzüntüm bir kat daha artıyor.

Dostname

İsrail uzaydaki varlığını her geçen gün biraz daha artırıyor. Savunma yetkilileri yeni bir casus uydunun yörüngeye fırlatıldığını ve böylece istihbarat toplama kapasitesinin artırıldığını açıkladı. Zaten yeterince kapasiteye sahiplerdi ama o bile az geliyor olmalı.

*Ofek 9* isimli uydu, İsrail’in uzaya gönderdiği bir dizi araçtan altıncısı oldu.
Üst düzey bir savunma yetkilisi, “Hedefleri incelemek istediğimiz zaman bunun için kendi uydularımıza ihtiyaç duyuyoruz. Yeni uydu yüksek çözünürlükle daha sık görüntü almamızı sağlayacak” dedi.
Yetkili Palmachim Hava Kuvvetleri üssünden fırlatılan uydunun daha önceden planlanmış olduğunu ve son gelişmelerle bir alakası olmadığını söyledi.

Peki Türk akademisyenlerin bu alanda ne çalışmaları var bileniniz var mı?

Amadeus

Duyduklarınıza İnanamayacaksınız

UfukSerdengecti

Aşağıda okuyacağınız olay tamamen gerçektir. Eğer yer ve kişi bilgileri verilmemiş olsaydı bu olay bizim Temel’in üstüne kalabilirdi ama gönlüm buna elvermezdi. Biraz düşündüren, biraz gülümseten biraz da yaptığımız işe ve birlikte çalıştıklarımıza dikkat etmemiz hakkında örnek olan haberi değerlendirelim.

Ufuk Serdengeçti

311 Numaralı Oda

Güney Afrika’nın Cape Tovn şehrindeki bir hastanede devamlı olarak gizemli ölümler oluyordu. Hemşireler haftalardır üst üste her cuma günü 311 numaralı yoğun bakım odasına yatırılan hastaları ölü bulmaktaydılar. Bu sırlı ölümlere uzun süre açıklama getirilemedi. Herkes meselenin çözülmesi için seferber oldu.

Uzmanlar odanın havasını bakteriyolojik olarak kontrol ettiler. Güney Afrika’nın önde gelen bilim adamları ölenlerin aileleriyle üç hafta boyunca görüşmeler yaptılar. Hatta işin içine polis girdi ve akla gelen her ihtimal tek tek değerlendirildi, ancak onların araştırmaları da sonuçsuz kaldı. Ve tabii bu arada 311 numaralı odadaki hastalar sebepsiz ölmeye devam ediyordu.

Son çare olarak hastaların kaldığı 311 numaralı yoğun bakım odası sürekli gözetim altına alındı ve sonunda odadaki ölümlerin nedeni ortaya çıktı. Sonuç trajikomikti.

Cuma sabahı saat 06.00′da odaları temizleyen temizlikçi kadının, hastanın bağlı bulunduğu solunum cihazının fişini çekerek, kendi elektrik süpürgesinin fişini taktığı ve işini bitirdikten sonra solunum cihazının fişini tekrar yerine takıp gittiği görüldü.

Bilbord

İkinci El Oto Galerileri Şehir Dışına Taşınıyor.

İkinci el otomobil satışı yapan galeriler, artık şehir merkezinde faaliyet gösteremeyecek. Galeriler için şehir merkezi dışında ’site’ tarzında yeni alanlar oluşturulurken, konuyla ilgili olarak gerekli çalışmaların yapılması için de İçişleri Bakanlığı tarafından valiliklere genelge gönderilmişti. Bu kapsamda Ankara’da, İstanbul yoluna cepheli otobüs durağına 50 metre, metro istasyonuna 280 metre araç muayene istasyonuna 240 metre, Göksu park ve Eryaman konutlarına yürünebilecek mesafedeki lokasyonuyla Başkent’in yegane Otomotiv Anıtı yapıldı.

Şehir içinde bulunan oto galerinin vatandaşları birçok açıdan rahatsız etmesi sebebi ile böyle bir iyileştirmeye imza atan İçişleri Bakanı Beşir Atalay çok yakında Otomotiv Anıtının açılışını yapacak. Şimdiden galeri sahipleri en güzel yere sahip olmak için yarış halindeler.

DSC01578

Peki, bu sistem oto galeri sahiplerine neler sağlayacak?

Her galerinin müşterisi bir araya toplanmış olacak, bu hizmet açısından kaliteyi de beraberinde getirecek. Bir galeriden alınan araba için yapılması gereken ve günlerce süren işlemlerin hepsi bir çatı altında yarım gün içinde bitirilecek imkâna sahip olacaklarından müşteriler için de büyük kolaylık sağlayacak.

Model araba kolleksiyonerlerini, modifiye araç meraklılarını da cezbeden Otomotiv Anıtı vazgeçilmez adres, aynı zamanda ulaşım kolaylığı da bulunan Otomotiv Anıtı henüz açılışı yapılmadan bile yüzlerce ziyaretçinin akınına uğruyor.

firat

Okuduğum bir haberi paylaşarak değerli arkadaşlarımı uyarmak istedim. Haber aynen şöyle;

Bir içecek firmasının kampanyasını kullanarak cep telefonlarına ”20 bin lira kazandınız” mesajı gönderen dolandırıcılar, banka hesabı açma bahanesiyle mesaja karşılık verenlerin kimlik bilgilerini elde etmeye çalışıyor.

Bir içecek firmasının geçen ramazan ayında başlattığı kampanyayı kullanan dolandırıcılar, cep telefonlarına gönderdikleri mesajla vatandaşları kandırıyor.

Kampanyayı farklı amaçlar için kullanmak isteyen dolandırıcılar, mesajlarında, kullanıcıya, söz konusu kampanyanın 100 bin ve 20 bin lira ödüllü ikramiyesinden bin 500 hat arasında 9. çıktığını, 20 bin lira ödül kazandığını belirterek, telefon numarası veriyor.

Belirtilen numara arandığında telefonu açan kişi, ”Kazandığınız paraya sahip olmak istiyorsanız bir bankada adınıza hesap açmamız gerekiyor” diyerek, arayan kişinin kimlik bilgilerini elde etmeye çalışıyor. Dolandırıcı, şüphelenildiğini anlayınca gerekçe göstermeden telefonu kapatıyor.

İçecek firması yetkilileri, AA muhabirine yaptıkları açıklamada, belirtilen kampanyanın geçen yıl ramazan ayında düzenlendiğini, hediye kazanan talihlilere postayla ulaştıklarını belirterek, ”Firmamız adı geçen telefon numarasından herhangi bir mesaj göndermedi. Bu konuda çok sayıda şikayet aldık. Belirtilen telefon numaraları ilgili güvenlik birimlerine bildirildi. Halkımız bu tür mesajlara itibar etmesin” dedi.

Bir Ömre Bir Gül

16612

Malatya’nın Arguvan ilçesinde bağlı Yazıbaşı köyünde yaşayan 112 yaşındaki Abdullah Adıgüzel, 91 yıl önce severek evlendiği asırlık aşkı 110 yaşındaki Elif Adıgüzel’in Sevgililer Günü’nü kırmızı gül vererek kutladı haberini okumuşsunuzdur. Ben hala okumadım diye varsa burayı tıklayarak haberi kaynağından okuyabilir.

gul

Benim en çok ilgimi çeken ise haberin bu kısmıydı:

”Sadece Asker İken Ayrı Kaldık”

Karısından hiç ayrılmadığını dile getiren Abdullah Adıgüzel de severek evlendikleri eşiyle uzun bir birliktelik geçirdiklerini anlattı.
Adıgüzel, ”91 yıllık evliliğimiz süresince bir tek Çanakkale’de yaptığım askerlik döneminde ayrı kaldık. Uzun ömrümüz boyunca hayat arkadaşım beni hiç bırakmadı” diye konuştu.
Adıgüzel çiftinin en küçük oğulları İbrahim Adıgüzel, anne ve babasının evliliklerinin köydeki herkes için örnek olduğunu, insanların uzun süreli evlilik karşısında şaşırdığını ifade etti.

Fırat

AlaaddinYuksel

08.02.2010 Pazartesi günü açılması beklenen okullar bir gün tatil edilerek 09.02.2010 Salı günü Eğitim ve öğretime başlayacaklar. Antalya Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, kentte ve çevresinde bugünden itibaren etkili yağış ve kuvvetli fırtına beklendiği, rüzgârın hızının zaman zaman 80–100 kilometrenin üzerine çıkabileceği belirtildi.

Öğrencilerin hava koşullarından olumsuz etkilenmemesi için İl Hıfzıssıhha Kurulunun kararıyla yarın ilk ve orta dereceli okullar ile yaygın ve özel eğitim kurumlarının bir gün süreyle tatil edildiği, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan engelli personelin de bir gün süreyle idari izinli sayılmasının kararlaştırıldığı bildirildi.

Diğer illerdekiler fırtına yüzünden tatil mi olurmuş gibi haksız eleştirilerde bulunuyorlar. Her ilin iklim özelliğinin farklı olduğundan bihaber olan bu düşünceye sahip insanların gelip fırtına neymiş yerinde yaşamalarını ve ondan sonra konuşmalarını tavsiye ediyorum.

Davulun sesi kulağa uzaktan hoş geliyor ama aynı zamanda ağzı olan herkes konuşuyor. Her tatil olayında Antalya Valisi olan Alâaddin YÜKSEL’i eleştirenler belli ki güneşi balçıkla sıvamaya çalışan eli balçıklılar.

Antalya Valisi Alâaddin YÜKSEL’i duyarlılığı, verdiği kararlar ile uygulamada gösterdiği titizliği için cânı yürekten kutluyor ve kendisi ile gurur duyuyorum.

Paraf

Teknolojide Devrim

1 TL’ye 78 kanal izle Televizyondan izleyin isterseniz bilgisayarınızdan 1 TL’ye 78 kanal… İşte televizyon yayıncılığında devrim… TTNet şubat ayında başlatacağı yeni servisi WebTV ile TV yayınlarının bilgisayardan izlenmesini sağlayacak. Şirketin internet üzerinden vereceği yayınlar bir kutu ile TV’den de takip edilebilecek

Milliyet gazetesinden Şükrü Andaç’ın haberine göre; Maç yayın ihalesini Digiturk’e kaptıran Türk Telekom yayıncılık işinin peşini bırakmıyor. Türk Telekom (TT), internet kolu TTNet’in uzun süreden bu yana yoğun mesai harcadığı WebTV adlı projeyi şubat başında tanıtma hazırlığında. Şirket böylece TV alanında Digiturk benzeri bir platformu kurmuş olacak.

2009’un Mart ayından bu yana içerik tarafında görüşmeler yürütülüyor. Türkiye’deki ve yabancı televizyon kanallarıyla, film stüdyolarıyla anlaşmalar imzalandı. Platformda şu anda başta TRT, Kanal D, Show TV, NTV, National Geographic Channel, TV5 Monde olmak üzere 78 kanal yer alıyor. Kanal sayısının kademeli olarak artırılması planlanıyor. Platformda ayrıca sinema, belgesel, spor, müzik, dizi paketleri olacak.

Haberin kaynağı ve devamını okumak için tıklayınız.

Meryem Öğretmen Olacaktı

Babasının keleşiyle intihar etti!

Babasının keleşiyle intihar etti haberi bizleri düşünmeye sevk ediyor.
Meryem’in henüz ilkokul 5. sınıf öğrencisi olması ve sevdiğine yazdığı ” seni seviyorum ” notunun öğretmeni tarafından yakalanması yaşamına son vermesine sebepti.

Şimdi bu haberin yayılması ile öğretmenin davranışı sorgulanıyor sanki kızın intihar etmesine sebep olan öğretmeniymiş gibi bir günah keçisine ihtiyaç var. Öğretmen hakkında soruşturma başlatılmış konunun bu kısmı artık bizi aşmış durumda, payımıza düşen Meryem’in yaşamına son veren toplumsal eğitim ve bakışımızdır.

Sevmeyi öğretmeye çalışırız, seveni yargılarız. Kendi kendimizle çekiliş bir haldeyiz. Bu haberde kim suçlu kim masum belli değil. Sonuçta öğretmen de görevini yapmış.

Haberin kaynağı için tıklayınız.

firat

Madde bağımlısı çocukları bizler düşünmezsek eğer kimler düşünecek. Sürekli sayıları artıyorsa demek ki bir yerde bir eksiğimiz ya da bir yanlışımız vardır. Madde bağımlısı olmaya namzet çocuklarımızı bari bu illetten korumak için neler yapmamız gerektiğini ve nelere dikkat etmemiz gerektiğini bilmemizde büyük faydalar vardır.

Ceylan, geçen 10 yılda gençler arasında madde bağımlılığının çok ciddi artış gösterdiğini bildirdi.

Malatya İl Sağlık Müdürlüğü Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şube Müdürü Bülent Ceylan, geçen 10 yılda gençler arasında madde bağımlılığının çok ciddi artış gösterdiğini bildirdi.
     Ceylan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sağlık Müdürlüğünce madde bağımlısı çocukların topluma kazandırılması için ”Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Aile ve Sağlıklı Toplum’ projesi kapsamında çalışma başlattıklarını belirtti.

Proje kapsamında anne, baba, çocuk psikolojisine yönelik eğitimler vererek, madde bağımlısı çocukları topluma kazandırmayı amaçladıklarını dile getiren Ceylan, ”Geleceğimizin teminatı çocuklarımıza sahip çıkarak onları zararlı alışkanlıkların pençesine düşmeden; çalışan, üreten, ülkesine faydalı bireyler olarak yetiştirmek istiyoruz” diye konuştu.

     Çocukların maddeye başlamasında en büyük etkenin arkadaş çevresi ve özenti olduğuna işaret eden Ceylan, ”Çocukların maddeye yönelmesinin engellemesi ve bağımlı çocukların topluma kazandırılmasında en büyük görev ailelere düşmekte. Proje kapsamında ailelerimize eğitimler vererek, çocuklarıyla doğru iletişim kurabilmelerinin yollarını göstermeyi hedefliyoruz”

Çok geç olmadan bizlere ihtiyacı olan bu savunmasız çocuklara sahip çıkmalıyız. Eğer çocuklarımıza sahip çıkamazsak onları hangi tehlikelerin beklediğini her gün gazetelerden okuyoruz değil mi?

Uzun Ömrün Sırrı

ikincimevsim

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun makalesinin en son bölümüne dikkat etmenizi isterim. Bilim adamları ölümsüzlüğün sırrını çözmeye uğraşırken bizler ise doğru bir yaşam sürmenin derdinde olmalıyız.  

Bilim ‘Neden ölüyoruz?’ sorusuna cevap arıyor…  ‘Neden ölüyoruz?’ sorusuna cevap bulmaya çalışan çok sayıda bilimci ve araştırma merkezi var.

Bu sorunun yanıtı onlara göre en azından şimdilik kromozomlarda gizli. Kısacası, ‘Ölümsüzlüğün ya da ölümün şifresi’ büyük bir olasılıkla kromozomların uçlarında bulunan ve hücrelerin çoğalma kapasitelerini belirleyen ‘telomer’ adı verilen alanda saklı.

Vücudumuz milyarlarca hücreden oluşuyor. Hücrelerimizin ortak veya farklı özellikleri var. Özellikleri aynı olan hücreler bir araya gelerek doku ve organları oluşturuyor. Hücreleri yöneten talimatlar ise “DNA” denilen yapının içindeki şifrelerde muhafaza ediliyor. Hücrelerimizi, yani bizi işte bu şifreler yönetiyor. Bu şifrelerin verdiği kararlarla yiyor, içiyor, düşünüyor, seviniyor, üzülüp ağlıyor ya da mutlu oluyoruz. Yine bu şifrelerin verdiği kararlarla acıkıp doyuyor, susuyor, sevişiyoruz. Kısacası her şey DNA’mızdaki o şifrelerde gizli.

DNA: Karar Verici

DNA denilen bu “büyük karar verici” gücün yapısı bir merdivene benziyor. Bu merdivenin basamakları Adenin, Timin, Cytosin ve Guanin adı verilen kimyasallardan oluşuyor. Yalnızda dört kelimeden oluşan bu dünyanın en basit ama en büyük, en güçlü ve en karmaşık merdiveni bize, bedenimize her gün yüzlerce, binlerce talimat veriyor. Bu talimatlardaki bir hata bazen daha siz doğmadan hayatınıza ciddi darbeler indirebiliyor. Ya da bu talimatların içine gizlenmiş küçük hatacıklar ileri yaşlarda kan basıncınızı, kan şekerinizi, kan kolesterolünüzü yükseltiyor, kalp krizi, felç geçirmenize sebep olabiliyor. Ayrıca DNA’nızın bütünlüğünün korunması doğumdan ölüme kadar zorunlu olan bir süreç. Onda meydana gelebilecek en ufak herhangi bir hasar bağışıklık sisteminizin çökmesine, alerjik problemlere yol açabiliyor, kanserle sonuçlanabiliyor. Özetle DNA’mız çok ama çok önemli.

Telomer Neyin Nesi?

Genetik kodlarımızın yer aldığı DNA’nın içine sıkıştırıldığı biyolojik materyallere ise kromozom deniyor. Her bir DNA bir kromozomun içine sıkıştırılıyor. Her hücrede aynı sayıda, yani 46 kromozom var. Kromozomları bugün basit tetkiklerle bile gözlemek, resimlemek ve onlarda meydana gelen kırılmaları, kopmaları belirlemek mümkün olabiliyor. Kromozomların en uç kısımları ise “telomer” adını alıyor. Son zamanlarda yapılan birçok çalışmada bilimciler hayatımızın süresini belirleyen temel karar vericinin işte bu telomer isimli yapıyla alakalı olabileceğini ortaya koydu.

Aslında daha altmışlı yıllarda Amerikalı bir araştırmacı Leonard Hayflick hücresel yaşlanmanın temel belirleyicisinin telomer olabileceğini ileri süren bir görüş ortaya atmıştı. Anatomist Hayflick araştırmaları sonucunda “biyolojik yaşlanmanın temel karar vericisinin kromozomların ucundaki telomer isimli bölümler” olduğunu ileri sürmüştü. Bu yıl Nobel ödülünü alan araştırmacının çalıştığı alan ve ona ödül kazandıran alan da telomerle ilgili.

Bu yılın tıp Nobel’ini kazanan Dr. Elizabeth Blackburn yaptığı çalışmalarla DNA’nın işte bu en gizemli bölümünün telomerlerin yapısını aydınlatan önemli bulgulara ulaştı. Dr. Blackburn ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalar telomer yapısının bütünlüğünü korumaya yarayan “telomeraz” maddesinin gençlik iksiri olabileceği ya da kanserle mücadelede önemli bir unsur olarak kullanılabileceği yönündeki düşünceleri iyice güçlendirdi. Nedeni şu:

Telomeraz’ın Önemi

Kromozomların ucundaki telomer bölümünün uzunluğu hücrelerin yaşını gösteriyor. En azından teorik olarak böyle kabul ediliyor. Hücre bölündükçe telomer bölümü kısalıyor. Örneğin yeni doğan bir bebekte telomerler oldukça uzunken, 60–70 yaşındaki birinde telomerlerin boyu çok ama çok kısa bulunuyor. Telomerler tamamen ortadan kalktığında durum iyice tatsızlaşıyor. Çünkü bu telomerler ayakkabı bağınızın ucundaki plastik kaplamalar gibi bir şey. Nasıl ki o plastik bölüm kaybolunca bağınızın ucu püsküllenip bütünlüğü bozuluyorsa, telomeri ortadan kalkmış kromozom da aynı duruma düşüyor.
Teoriye göre her hücrenin kaç defa bölündükten sonra telomerinin kısalıp kaybolacağı, yani hücrenin kendi kendine ölümü ne zaman gerçekleştireceği aslında genetik hafızasında yazılı. Kısacası telomerlerin kısalmasını önleyen telomeraz isimli enzime hükmetmek demek, gençlik iksirini de bulmak anlamına geliyor. Yani bu telomer enzimi fevkalade önemli. Yalnız uzun yaşamak adına değil, “ölümsüz ve sonsuz çoğalma yeteneğine sahip bir hücre” anlamına gelen kanser problemine çözmek söz konusu olduğunda da durum aynı. Kısacası telomeraz konusu çok ama çok önemli.

Ömür Mü, Kanser Mi?

Kanser hücrelerinin kontrol edilemeyecek bir süratle çoğalmasına dur diyebilecek yollardan birinin bu enzimin aktivitesini baskılamak olduğunu düşünenler var. Onlar bu yönde atılabilecek olumlu bir adımın kansere çare bile olabileceği düşüncesindeler. Telomeraz aktivitesini engelleyen –ve böylelikle kanser hücresinin sonsuza kadar bölünebilme yeteneğini kontrol altına alan- ilaç ve aşılar da tartışılıyor. Kısacası telomer konusu çok ama çok önemli. Ömrü uzatmanın da, kanserle mücadeleyi daha başarılı bir zemine çekmenin de anahtarı telomerler ve telomeraz enzimi olabilir.

Stress Telomer Törpüsü

Leonard Hayflick kırk yıl önce yaptığı araştırmalar sonucu geliştirdiği teorisinde “hücresel yaşlanmanın telomerlerin kısalmasıyla ilgili bir süreç olduğunu” ileri sürdü. Daha sonra yapılan birçok araştırmada bu gözlemi doğrulayan bulgulara ulaşıldı. “Neden yaşlanıyoruz?” sorusunun yanıtı muhtemelen telomerlerde gizli. Mesela stresin başlı başına bir “telomer törpüsü” olduğunu gösteren bulgular var. Stresin telomerazı baskıladığı ve telomerlerin kısalmasını hızlandırdığı, yani daha hızlı yaşlandırdığı anlaşılıyor. Dr. Leonard Hayflick göre insan ömrünün ulaşabileceği maksimum süre 125 yılı geçmiyor. Günümüz bilimcileri de hücrelerin “kendi yaşamını sona erdirme” özelliklerine yürekten inanıyor.

İyi Yaşlanmanın Şifreleri

Ne süre ile yaşayacağımız yalnız genetik mirasımız tarafından belirlenmiyor. Bu mirasın nasıl yönetildiği de önemli. Sağlık kontrollerini düzenli yaptıran, sağlık sorunlarını çözmede geç kalmayan, beslenmede, uykuda, stres yönetiminde ve bedensel aktivitesinde dikkatli davranıp ciddi hatalar yapmayan, eğitim düzeyi iyi kişilerin ömrü daha uzun oluyor. Yaşanılan çevre de önemli. Temiz bir çevrede yaşamak ömrü uzatıyor. Güçlü dostluk ve arkadaşlık bağlarına sahip olmak ise son derece etkili bir özellik. Ayrıca sağlam ve sıcak aile ilişkileri de fevkalade önemli sayılıyor. İnançlı olmak, inanç zenginliği ve gücüne sahip olmak değeri son yıllarda çok daha iyi anlaşılan bir “ömür uzatıcı faktör” olarak ortaya çıktı. Aidiyet duygularının sağlamlığı, hoşgörüyü, affediciliği, sevmeyi, merhamet etmeyi, paylaşmayı, bölüşmeyi, gerektiğinde kabullenmeyi, “bu da geçer” diyebilmeyi kolaylaştırıyor. Yani uzun ömrün sırrı sadece yaban mersini, brokoli ya da üzüm çekirdeğinin içine sıkıştırılmış değildir.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

Paraf

Dün başlayan yağmur ve fırtına bugün daha da şiddetli bir hal alarak hayatları olumsuz etkiliyor. Antalya’da okullar tatil edilmişti. Bu kararı veren Antalya Valiliği’ni de yürekten kutluyoruz.

Eskiden kar ya da yağmur yağar olumsuz şartlar altında okula bir şekilde ulaşılır ve okula gittiğinizde okulun tatil olduğunu öğrenirdiniz ya da ilk üç ders içinde tatil oldu haberi gelirdi. Bu durum çok can sıkıcıydı çünkü vaktinde verilmemiş karar yüzünden onca öğrenci ve öğrenmen perişan bir halde görevinin başında olmak için çırpınır ve o çırpınışının da boşa olduğunu görünce hayal kırıklığına uğrardı.

Artık bazı yanlışların düzeldiğini, vaktinde kararlar verilerek onca insanın güvenliğini dikkate alan yetkililer olduğunu bilmek insan güven veriyor.

Antalya’da halen saatte 85 -90 kilometre olan fırtınanın hızının öğle saatlerinden itibaren artarak, 95 -100 kilometreye ulaşmasının beklendiği bildirilirken Antalya’da yaşayanlar bugün ekmek almak için bile dışarı çıkamıyor. Dışarıya baktığınızda tek bir insan ya da araba görmek mümkün değil çünkü fırtına öyle şiddetli ki ağaçları bile kökünden sökecek boyutta ve yağışla birlikte devam ediyor.

Yetkililer, geceden itibaren Antalya şehir merkezinde metrekareye 90 kilogram yağış düştüğünü de ifade ettiler. Bu arada, Antalya-Kemer karayolunun kapanmasına neden olan dalga yüksekliğinin açıklarda 6–7 metre civarında olduğunu da duymuşsunuzdur.

Bütün bunlar olurken onca öğretmen ve öğrencinin evlerinde sıcacık çaylarını yudumlayarak, güvenlik içinde bulunmalarına sebep olan İleri görüşlü ve duyarlı yetkiler de yeterince hayır duası alıyordur diye düşünüyorum.

6. Sınıftaki Her Öğrenciye Laptop

Yaka Rozeti

Sevgili öğrenciler bu haberi sakın kaçırmayın, Teknoloji çağının gençlerine her gün yeni imkânlar sunuluyor bunun en son ve en etkili örneğini veren Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yetkililerini de yürekten kutluyorum.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yılsonuna kadar 26 bin 587 öğrenciye bilgisayar dağıtacak. Türkiye’de bir ilk olan projenin ilk dizüstü bilgisayarları geldi.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, ‘Birebir Öğrenme Projesi’ kapsamında ilköğretim 6. sınıf öğrencilerine toplam 26 bin 587 dizüstü bilgisayar dağıtacak. Bilgisayarların bir bölümü Türkiye’ye geldi. Birkaç gün içinde tamamımın gelmesi beklenen bilgisayarlar, teslim alınarak Milli Eğitim Müdürlüğü’ne teslim edilecek, oradan da öğrencilere ulaştırılacak.

Türkiye’de benzeri bulunmayan proje, sadece bul yıl ile sınırlı kalmayacak ve sonraki yıllarda da devam edecek. Büyükşehir Belediyesi, bilgisayarları her yıl eğitim öğretim yılının başında ilköğretim 6. sınıf öğrencilerine dağıtacak. Çocuklar çağın vazgeçilmezi teknolojiyi kullanarak bilgiye daha kısa sürede ulaşıp, kendilerini geliştirip, ilköğretim, lise ve üniversite sıralarında girecekleri sınavlarda kentin eğitim çıtasını yükseltecek.

Tayvan’da İmal Edildi

Büyükşehir Belediyesi’nin 26 bin 587 dizüstü bilgisayar ihalesini kazanan Exper firması, bilgisayarları Tayvan’da üretti. Kablosuz internet erişimine açık bilgisayarlar bir yıl garantili olacak. Türkçe Q klavyeli ve webcam sistemine sahip olan bilgisayarlar özel çantaları içinde çocuklara teslim edilecek.

Öte yandan, belediyenin ‘Birebir Öğrenme Projesi’ ülke genelinde büyük yankı uyandırdı. Türkiye de bir ilk olan ve henüz bir benzeri bulunmayan bu proje, Türkiye Bilişim Derneği tarafından düzenlenen ‘Bilişim 09′ adlı yarışmaya ‘Yerel Yönetim Uygulamaları’ dalında aday gösterildi ve halkın oylarıyla birinci seçildi.

Beste

Otomobil kullanırken meydana gelebilecek ciddi olaylara karşı uyulması gereken basit teknikler hayat kurtarıyor.

Trafikte hayatta kalmak için

Otonuzu kullanırken yaptığınız iş, hayatınızın en önemli işidir.
Otonuzun mekanik viteslerini kullanmadan önce beyninizi vitese takın.
Bir probleme girmemek, problemi çözmeye çalışmaktan çok daha kolaydır.
Trafik canavarlarla dolu bir arena değil, yaşamın büyük bir bölümünün zorunlu olarak geçirildiği çok riskli bir ortaklıktır. Trafiği paylaşan ortakların risklerini, ülke gerçeklerini en iyi değerlendiren sürücünün yaşam şansı çok daha yüksektir.
Bir motorlu araçta en önemli faktör sürücüdür; otolar kendi kendilerine hiç bir şey yapmazlar, onlara yanlışı ve doğruyu yaptıran sürücülerdir.
Bir otoda sürücüden sonra en önemli faktör lastiklerdir. Lastikler yol ile olan yaşam bağınızdır. En güçlü motor ve en iyi fren sistemi ile donatılmış yüksek teknoloji ürünü bir otoda bile ancak iyi lastikler ile güvenli sürüş yapılabilir. Orta büyüklükte bir otonun bir lastiğinin yere bastığı alan, bir avuç içi büyüklüğündedir.
Lastiklerle ilgili yapılan yanlışlar yaşamlarla ödenir. Yere sağlam ve doğru basın. Otolar lastiklerin üzerinde değil, lastiğin içindeki havanın üzerinde gider. İnik lastik, ayağa bol gelen ayakkabıya benzer, değil koşmak yürümek bile olanaksızdır. Sıcak havada, yağmurda ve karda lastik havaları indirilmez. Karlı yol yüzeylerinde geniş lastik değil, dar lastik daha iyi tutunma sağlar.
Görün ve görülün. Camlar, aynalar ve ışık donanımını temiz tutun. Kısa farlarınızı gündüzleri de yakın. Unutmayın en ölümcül kazalar gündüzleri güneşli günlerde ve düz yol kesimlerinde oluşur.
Trafik 360 derecedir. Her görmediğiniz santimetre karenin arkasında bir tehlike gizlenir. Onun için aynalarınızı her 10 saniyede bir kontrol edin.
Şerit değiştirirken başınızı sağ veya sol arkaya çevirip ölü noktayı kontrol edin.
Direksiyon tek elle kullanılmaz. Tek elle ayakkabınızın bağcığını bağlayamayacağınız gibi. Direksiyonu her zaman iki elle ve 09.15 pozisyonunda tutun.
Yalnızca etkin fren hayat kurtarır. En iyi fren dönerek yavaşlayan tekerleklerle yapılır. Dönmeyen, kızaklayan ön tekerleklere yön verilemez, dönen ön tekerleklere yön verilir.
Otolar kendi kendilerine kaymazlar. Onları kaydıran sürücülerdir.
Gidilen yol kesimine göre yapılan aşırı hız, amaca uygun olmayan eski veya inik havalı lastikler, gereğinden fazla gaz, gereğinden fazla fren, gereğinden fazla direksiyon hareketi ve ani kompresyon (vites küçültmelerde debriyaj pedalını ani bırakma) sürücü kaynaklı kayma hareketini başlatan faktörlerdir.
Emniyet kemerini her zaman, her yerde ve tüm yolcularınıza taktırın.
Sarı ışıkta hareket etmeyin, kırmızı ışıkta geçen kamyon ilk olarak size çarpar.
Hoşgörü ve akılcılığı siz başlatın. Her isteyene yol verin. Birisine yol vermek en çok 5 saniyenizi alır. Bir günde 50 kez yol verseniz 250 saniye eder. Bu da 5 dakikanın altında bir zamandır. Hem trafiğe saygı ve hoşgörü katmış, hem de sinirlenmeden, gülümseyerek araç kullanmış olursunuz.
Doğru bilgi, tehlikeleri tanımak ve motorlu taşıtı daha iyi kullanmayı öğrenerek, beceriyi sağduyu ve saygı ile uygulamak, sürücülerin trafikteki tek yaşam şansıdır.

Beste

Otomobil kullanırken meydana gelebilecek ciddi olaylara karşı uyulması gereken basit teknikler hayat kurtarıyor.
Araçlarda yangın
Araçlardaki yangının önüne geçilmezse, büyük bir facianın meydana gelebileceği uyarısında bulunan uzmanlar, buharlaşmış benzinin tutuşarak deponun alev almasına sebep olduğunu bildiriyor. Bir süre sonra da aracın infilak edebileceğini kaydeden uzmanlar, ‘Araçta duman tespit edildiği an araç durdurulmalı. Sonra anahtar üzerinde kontak kapatılmalı. Direksiyonun kilitlenmemesine dikkat edilmeli. Aksi halde, gerektiği takdirde aracın itilmesi mümkün olmaz. Bütün yolcular dikkatlice dışarı alınmalı. Motor kaputu kısmi olarak açılmalı. Böylece alevlerin büyümesi önlenmiş olur. İmkân varsa akü kutup başı sökülmeli. Yangın söndürücü varsa kullanılmalı, yoksa battaniye veya oto kılıfından yararlanılmalıdır. Bu örtüler, alevlerin oksijen alıp büyümesini önleyecektir’ tavsiyesinde bulunuyor.
Kayma esnasında
Uzmanlar, aracıyla yokuş çıkarken geriye doğru kaymaya başlayan sürücülere de şu önerilerde bulunuyor:
‘Ayağınızı yavaş yavaş gaz pedalından çekin ve zemine tutunma sağlanınca yavaş yavaş tekrar basın. Kayarken savrulmayı engellemek için direksiyonunuzu kayma yönüne doğru çevirin, kesinlikle tekerleklerin kızaklamasına sebep olacak şekilde frene basmayın. Unutmayın, dönmeyen ön tekerleklere yön verilemez. Eğer kızakladıysanız, hemen fren basıncını azaltın ve tekerleklerin dönmesini sağlayın ama sakın ayağınızı frenden tam olarak çekmeyin (ABS varsa sonuna kadar basmak gereklidir). Gaza gereğinden fazla basmışsanız ayağınızı gazdan çekin, frene çok bastıysanız frendeki basıncı azaltın, direksiyonu sert şekilde çevirmişseniz direksiyonu yumuşatın, ayağınızı debriyajdan sert çekmişseniz tekrar debriyaja basın.’

Beste

Otomobil kullanırken meydana gelebilecek ciddi olaylara karşı uyulması gereken basit teknikler hayat kurtarıyor.

Otomobil kullanmanın inceliklerini anlatan uzmanlar, yüksek hızla seyreden araçlarda ön camın kırılması, lastiğin patlaması ve araçta yangın çıkması gibi ciddi tehlike yaratan durumlarda sürücünün soğukkanlı davranmasını öneriyor.

Cam kırılması
Uzmanlar, özellikle süratli hareket eden araçlarda ön camın kırılması halinde, sürücülerin nasıl hareket etmesi gerektiğiyle ilgili olarak şunları öneriyor:
‘Aynalardan yararlanarak aracınızı yolun sağ tarafına park edin. Flaşörleri açın ve dikkatlice dışarı çıkın. Aracın cama yakın olan kalorifer ve havalandırma deliklerine gazete kâğıdı veya bez parçası koyarak, cam parçacıklarının bu kısımlara düşmelerini önleyin. Sonra krikonun arka kısmı ile camı içeriden dışarı doğru kırın. Cam lastiğini dikkatlice çıkarıp temizledikten sonra, yeniden kullanılabileceği için bagaja koyun. Gazete kâğıdına birikmiş cam parçalarını bir naylon torba içine koyun ve en yakın çöp bidonuna atın. Öylece en yakın cam tamircisine kadar gidin.’
Lastik patladığında
Patlayan, arka lastiklerden biriyse, arabanın arkasının sağa veya sola doğru kaymaya başlayacağını belirten uzmanlar, ön lastiklerden biri patlamışsa, mümkün olduğu kadar fren yapmamaya çalışılması gerektiğini bildiriyor. Ön lastiklerden biri patladığı zaman, aracın, lastiğin patladığı yöne doğru kuvvetlice çekildiğini vurgulayan uzmanlar, bu durumda direksiyonla, aracın düz bir doğrultuda tutulmaya çalışılması ve yavaş frenleme ile durmasının sağlanması gerektiğini kaydediyor.
Uzmanlar ayrıca, taşmış dereler, nehirler veya büyük su birikintilerinin içinden geçerken, aracın hızının kesilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Mütevazı bir aile otomobilinin, 25–30 santimlik su birikintisinden geçebilecek yetenekte olduğunu söyleyen uzmanlar, bu noktanın üstüne su geldiği takdirde, su damlacıklarının kuvvetli bir sprey gibi motorun üstüne püskürdüğünü, bu su bombardımanının da, bujilerin ve distribütörün ıslanmasına sebep olarak aracın stop etmesine yol açtığını belirtiyor.

Beste

— Motorlu araçlar lastiğin üzerinde gider!
Yanlış! Motorlu araçlar lastiğin içindeki havanın üzerinde gider. Eğer lastiğin içinde hava yoksa hiçbir yere gidemezsiniz. Doğru lastik havası, ayağınızdaki ayakkabı numarası gibidir. Ayağınızı sıkan veya bol gelen bir ayakkabıyla nasıl yürüyemezseniz, otomobilin yol tutuşu da aynı şekilde bozulur.

— Ani frenlerde önce frene basıp, durmaya yakın debriyaja basarsak, motor kompresyonundan faydalanıp daha kısa mesafede dururuz!
Yanlış! En etkin yavaşlama frenle debriyaja aynı anda basılarak yapılır.
Böylece fren sırasında motor devre dışı bırakılarak, motorun aracı ileri
götürme kuvveti yok edilir.

— ABS (Antiblokaj Fren Sistemi) mekanik frene göre çok daha kısa mesafede
durdurur!
Yanlış! ABS fren sistemi olan bir araç tekerleklerin kızaklamasını önler ve
fren sırasında manevra yapılabilmesini sağlar. Ancak, daha kısa mesafede
durdurmaz, daha güvenli şekilde fren yapılmasını sağlar.

— Mekanik freni olan bir otomobilde fren pedalını pompalayarak daha kısa
mesafede durulabilir!
Yanlış! Pompalamak için ayak fren pedalı üzerinden her çekildiğinde, aracın ileri hareketi devam eder ve durma mesafesi uzar. Doğrusu; panik frende fren pedalı üzerindeki basıncı azaltarak lastiğin dönmesini sağlamaktır. Ancak ayak fren pedalından kaldırılmamalı ve fren yapmaya devam edilmelidir.

— Doğru takip mesafesi hızın yarısıdır!
Yanlış! Bu yöntem kullanışlı olmamakla birlikte, hata payı yüksektir. İdeal takip mesafesi (kuru havada) 2 saniye arkadan takip etmektir. Yağışlı havalarda veya yük durumunda bu süre 3–4 saniyeye çıkarılmalıdır.

— Dörtlü ikaz (flaşör) tünele girince yakılır!
Yanlış! Dörtlü ikaz sadece trafiğe tehlike yarattığınız durumlarda yakılır. Yani olası bir kaza veya arıza halinde. Tünelde kısa farların açık olması yeterlidir.

— Gündüz kısa farları yakmak trafiktekilerin gözünü alır!
Yanlış! Gündüz kısa far yakmak, daha erken fark edilmenizi ve size tehlike yaratacak olan kişilere kendinizi daha erken göstermenizi sağlar. Gece yakılan kısa farlar gözümüzü daha çok alır. Sadece kapalı ve yağışlı havalarda değil, güneşli havalarda ve hızlı yol kesimlerinde de kısa farların açılması kendi sürüş güvenliğiniz için önemlidir.

— Çocukları uyarmak için korna çalınır!
Yanlış! Çocukları uyarmak için korna çalınmaz! Korna onların paniğe kapılıp beklenmedik bir reaksiyon vermelerine yol açar. En iyisi iyice yavaşlamak ve gerekirse durmaktır.

— Yoğun siste en iyi gitme yöntemi dörtlü ikazları yakmaktır!
Yanlış! Yoğun siste en iyi gitme yöntemi hiç gitmemektir. Çünkü siste daha iyi gören sürücü yoktur, daha çok risk alan sürücü vardır. Görüş mesafesi yeterliyse siste sarı camlı gözlükler kullanmak, sis lambalarını ve kısa farları yakmak, silecekleri çalıştırmak, yerin kayganlaştığını dikkate almak, takip mesafesini artırmak ve sollama yapmamak daha güvenli yol almanıza yardımcı olur. Unutmayın!

Hayatınız boyunca bir trafik kazası geçirme olasılığınız % 33′ tür. Rus ruletinde bile bu oran %17′dir. Lütfen, trafikte araç kullanmanın bir yaşam işi olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın.

Beste

— Usta sürücü, düştüğü problemden kazasız sıyrılmayı bilir!

Yanlış! Çünkü usta sürücü probleme girmeyen sürücüdür. Karşısına çıkabilecek her türlü tehlikeyi önceden görebilir, ona göre tedbirini önceden alır. Problemlerle uğraşmaz.

— Otobanda tamam ama şehir içinde emniyet kemeri takılmayabilir!
Yanlış! Emniyet kemeri hayat kurtaran en önemli güvenlik gerecidir. 50 km/s hızda meydana gelen bir çarpışmada otonun içindekiler emniyet kemeri takmadıkları takdirde, 4 katlı bir binadan aşağı düşmeyle eşit şok yaşar.

— Arkada oturanlar için emniyet kemeri takmak gereksizdir!
Yanlış! Motorlu araçlar bir yere çarptığında hemen durur, ancak içindeki yolcular aynı hızla bir yere çarpana kadar ilerlemeye devam eder. Arkada oturanların da yaşam haklarını kullanmaları ve emniyet kemerlerini takmaları gerekir. Her ne kadar henüz kanunen zorunlu olmasa da, yolcuların güvenliği için geliştirilmiş olan arka emniyet kemerleri de hayat kurtarır. Kazalarda en çok zararı emniyet kemeri bağlı olmayan yolcular görmektedir.

— Lastik havalarını düşük tutarsak, hem daha iyi tutunur, hem de daha konforlu olur!
Yanlış! Lastik havalarının, aracın fabrika değerinin altında olmaması gerekir. Hatta yüke ve yolcu sayısına göre artırılmalıdır. Çünkü hava basıncı düşük lastiğin tabanı yere yayılarak daha iyi tutunma sağlamaz. Aksine tabanın ortası yukarı kalkar ve yol ile teması kesilir. Havası düşük lastiklerin yalnız omuz kısımları yere basar. Lastik hava basıncı düşükken; kayma hareketleri çok daha düşük hızlarda başlar, fren mesafesi uzar, direksiyon hareketlerine daha geç cevap alınır. Belki daha konforlu sürüş yaparsınız ama konforlu şekilde yoldan çıkabilir, konforlu şekilde çarpabilirsiniz!

— Sıcak havada, lastiğin ısınmasını dengelemek için lastik havaları indirilir!
Yanlış! Lastiğin ısınmasının en büyük nedeni havanın sıcak olması değil, lastik hava basıncının düşük olması nedeniyle lastik yanaklarının daha fazla esnemesidir.

— Yağmurda inik lastik daha az kayar!
Yanlış! Hava basıncı düşük lastikte su boşaltma kanalları kapandığı için yağmur suyunu çok daha az boşaltır. Hatta boşaltamaz ve su üzerine çıkma ve su yastığı üzerinde kayma (aquaplanning) çok daha düşük hızlarda başlar.

— Direksiyon saate göre 10′u çeyrek geçe tutulur!
Yanlış! Direksiyon saate göre 9′u çeyrek geçe (9.15) tutulur. Bu pozisyon, acil bir durumda her iki yöne eşit miktarda direksiyonu çevirebileceğiniz tek pozisyondur.

— En iyi koltuk pozisyonu, sürücünün en rahat ettiği pozisyondur.
Yanlış! Sürücünün doğru koltuk pozisyonu öncelikle otomobile hâkim olabileceği ne çok uzak, ne de çok yakın bir pozisyondur. Koltuk mümkün olduğunca dik olmalıdır. Direksiyon 9.15 pozisyonundayken kollar dümdüz olmamalıdır. İdeal dirsek açısı 120 ile 135 derece civarındadır. Evimizde TV seyrettiğimiz koltuk pozisyonu çok rahat olabilir, ama bu pozisyonda otomobile ve trafiğe hâkim olabilmek çok zordur.

İnanmak Başarmaktır

Azim

   Bu köpek 2002 yılında üç bacaklı olarak doğmuş. Arka bacakları normalmiş ama tek olan ön bacağı da anormal olduğu için kesilmek zorunda kalmış. Tabii ki doğduğunda yürüyemiyormuş. Onu annesi de emzirmek istememiş. Zamanla çirkin ördek yavrusu hikâyesindeki sona benzer bir hayatı olmuş.

   İlk sahiplenen kişi de onun yaşayabileceğine inanmamış ve onu “uyutmaya” niyetlenmiş ama sonra, şimdiki sahibi Jude Stringfellow, köpeği tesadüfen gördüğünde onu almak istediğini söylemiş. Ona kendi başına yürümeyi öğretmeye karar vermiş. Köpeğe de “azim” adını vermiş.

   Başlangıçta onu bir sörf tahtasının üzerine koyarak hareketi hissedip denge sağlamayı öğretmiş.  Sonra ayakta dengede durmayı öğrenmesini sağlamak için ödül olarak içi fıstık ezmesi dolu bir kaşık kullanmış. Evdeki diğer köpeğin varlığı da onu yürüyebilmesi için cesaretlendirmiş.

İnanılmaz bir şekilde altı ay sonra Faith arka ayakları üzerinde dengede durmayı ve kendini ileri doğru atarak yürümeyi öğrenmiş. Karda yapılan eğitimden sonra da insan gibi adım atarak yürümeye başlamış.

Azim
 

   Faith artık yürüyebiliyor. Nereye giderse gitsin, her zaman insanları etrafına topluyor. Artık uluslararası bir üne sahip ve her zaman gazetelerde, haberlerde, televizyon programlarında yer alıyor.  Hakkında “Minik Azimle birlikte” diye bir kitap basıldı ve Harry Porter filminde de rol alıyor. Sahibi, insanları “bedensel eksikleriniz olsa bile doğru bir ruha sahip olabilirsiniz” konusunda bilgilendirmek için köpeğiyle birlikte yolculuklar yapıyor.

Azim

Hayatta daima hoş olmayan olaylar vardır ama kendinizi daha iyi hissetmek için hayata daima başka bir yönden de bakmayı ve görebilmeyi bilmeliyiz. Bu “azimli” olmaktır.

Beste

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur. Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.
Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı? Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.
Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.
İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümü de bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.
Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.
Peki, öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.

Beste

Atalarımızın “bakmazsan dağ olur bakarsan bağ olur” dediği gibi araçlarımızın da bakıma ihtiyacı vardır.
Günlük, haftalık, aylık bakım ve kontrollerden geçmelidir.
Üretici firma tarafından verilen kullanma kılavuzuna göre her araca belirli bir km veya süre dolunca bakım uygulanır. Periyodik bakım ve kontroller firmadan firmaya değişmekle beraber genellikle 10–15 bin km aralığında yapılır.
Yetkili servislerde uygulanan bakımların dışında; sürücünün kendi kendine yapması önerilen bazı kontroller de var. İşte bunlardan birkaçı:
Günlük kontroller
Sabahları araca binmeden önce lastiklerin havasının kontrolü
Aracın park edildiği yerde yağ veya sıvı izleri olup olmadığının kontrolü
Kış mevsiminde donmuş olabileceği düşünülerek sileceklerin cama yapışıp yapışmadığının elle kontrolü
Kontak açıldıktan sonra göstergede bulunan ikaz lambalarının kontrolü
Yola çıkmadan önce ışıklandırma (farlar, sinyaller, fren lambaları vs.) kontrolü
Haftalık kontroller
Sıvı seviyelerinin gözle kontrolü (radyatör genleşme kabı üzerindeki max işareti, silecek sıvısı)
Motor yağ seviye kontrolü
Hidrolik yağ seviye kontrolü
Özellikle ağaç altına park edilen araçlarda, motor kaputunun, havalandırma mazgallarının yaprak ve yabancı maddelerden arındırılması ve su tahliye deliklerinin gerekirse temizlenmesi
Silecek lastiklerinin ıslak bir bez ile temizlenmesi
Aylık kontroller
Boya üzerinde çizik veya taş yaraları kontrolü (derin çiziklere servis müdahalesi gerekir)
Emniyet kemerlerinin nemli sabunlu bez ile tozdan arındırılması
Yıkama esnasında özellikle jantların balata tozundan ve yabancı maddelerden arındırılması
Araç üzerinde olabilecek sanayi artıkları, kuş pisliği veya ağaçlardan dökülen reçine türü yapışkan veya agresif çevre etkenlerinin temizlenmesi
Yapılan km’ ye göre lastiklerin detaylı gözle kontrolü (diş derinlikleri, yaralanma veya yarılma izleri) Araç iç temizliği, var ise deri koltukların kullanım kitabında belirtildiği üzere temizliği

Beste

Kullandığınız aracın tipi ne olursa olsun, doğabilecek tehlike ve zararlardan uzak kalmak istiyorsanız aşağıda sıralanan temel güvenlik stratejilerini dikkate almalısınız deniliyor.
·          İyi bir sürüş pozisyonu elde edin. Koltuğu, elinizi uzattığınızda bileğiniz direksiyonun en üst kısmına uzanacak konuma ayarlayın. Kafa koruyucuyu kafanızın tam arka kısmına gelecek fakat kafanıza değmeyecek biçimde ayarlayın. Direksiyonu simetrik olarak, saat 3 ve 9 konumlarında tutun. Böylelikle onu sağa ve sola daha çabuk ve tam istediğiniz kadar döndürebilirsiniz. Elinizi direksiyon simidinin tam üstünde tutarsanız, bir tehlike anında hava yastığı şişerse kolunuzu kırabilir ya da yüzünüze çarpabilir.
·          Kontrol edin. Aracı hareket ettirmeden ve durdurmadan önce her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol edin.
·          İniş sırasında dikkat! Özellikle taşıtın sol tarafındaki kapılar, olmak üzere taşıtın kapıları yoldan başka taşıt, bisikletli veya yaya gelmediğinden emin olunmadan açılmamalıdır.
·          Pür dikkat! Araç kullanırken sürekli dikkatli olun ve genellikle sağ tarafa dikilmiş olan trafik işaretlerini asla gözden kaçırmayın! Ters yöndeki işaretleri arka tarafından yorumlamaya çalışmayın. Sürüş halinde iken araçtakilerle konuşmak durumunda olduğunuzda, gözünüzü yoldan ayırmayın. Kazaların çok görüldüğü bilinen yol ve kavşaklarda daha da dikkatli olun. Bu durumda alkolle ilgili yasak ve sınırlamaları tartışmak yararsızdır. Almanya’da alkol sınırı % 0.05′e indirilmiştir.
·          Akışa uyun. Koşullar elverdiğince trafik akışına uyun. Aşırı hız farklılıkları tehlikeli olabilir.
·          Hız limitlerine uyun. Kazaların çoğunun nedeni aşırı hız ve dikkatsizce yapılan hareketlerdir. Trafik işaret levhalarındaki hız sınırlarının, müsaade edilen maksimum hızlar olduğu ve ancak trafik, hava ve yol koşulları uygunsa uygulanabileceği unutulmamalıdır. Yol boş ve polis kontrolü yoksa bile hız sınırlarını aşmamaya özen gösterin. Seyahat ettiğiniz yolların hız limitlerini samimi olarak bilin. Bunlar; şehir içi, şehir dışı ve otoyol hız limitleri olmak üzere, sadece üç tanedir. Aksi bir işaret bulunmadıkça bunlar geçerlidir.
·          6. Vitesi kullanmayın. Yokuşları çıkabileceğinizi tahmin ettiğiniz vitesle inin. Yokuş aşağı inişlerde asla vitesi boşa almayın ve hızınızı artırmamaya özen gösterin. Aksi halde sürüş kontrolünü kaybedebilirsiniz.
·          Çok yaklaşmayın. Şehirlerarası yollarda başka araçlara çok yaklaşmazsanız, onların yapacağı kazalara karışmamış olursunuz.
·          Trafiği izleyin. Yolun ilerisine bakarak, herhangi bir probleme yaklaşmadan önce onu anlayın. Aynalarınıza da sık sık göz atın.
·          Geçebilecek misiniz? Geçmek istediğiniz aracın hızından yeterince yüksek hızda iseniz geçiş yapabilirsiniz.
·          Daha sonrasını düşünün. Muhtemel acil trafik durumlarını sürekli olarak düşünerek, kurtulma planları yapın.
·          Sol şeritkolik olmayın. Sol şerit, hızlı sürüş şeridi değil geçiş şerididir. Geçişler dışında sol şeridi boşaltın. Hız yapanları yavaşlatmaya da çalışmayın. Bırakın polisliği polisler yapsın.
·          Far yakın. Gece sürüşleri dışında, şehirlerarası yollarda, yağmurlu ve sisli havalarda gündüzleri de farlarınızı açık tutun. Bu daha iyi görülmenizi sağlayarak karşıdaki sürücülerin daha dikkatli olmalarını sağlayacaktır. Gece sürüşlerinde farlarınızın karşıdan gelen taşıtın sürücüsünün gözünü almaması için, geçiş süresince kısa far durumuna getirmeyi de unutmayın.
·          Sinyal verin. Şerit değişimleri ve dönüşleriniz öncesinde sinyal vererek diğer sürücülere niyetinizi bildirin.
·          Sola dönmek için bekleyin. Trafikte durup sola dönmek için beklerken, yol serbest hale gelinceye kadar tekerleklerinizi ileriye doğru düz tutun. Eğer tekerleklerinizi sola doğru kırarak beklerseniz, birisi size arkadan çarptığında sizi karşıdan gelen trafiğin önüne iter. Ayrıca, ilerinizde bir engel gördüğünüzde, hemen diğer şeride geçmeden önce o şeritteki trafiği kontrol edin ve onlara yol verin.
·          Sağa dönüş Kırmızı ışıkta sağa dönüş yapılamaz. Sadece bazı kavşaklarda, dönüş için ayrı bir ışık bulunuyor ve yeşil yanıyorsa veya özel olarak dönüş yapılabileceği belirtilmişse, diğer yoldaki trafiğe dikkat edilerek dönüş yapılabilir.
·          Girişlere yardımcı olun. Çok şeritli yollarda sağ şeritte ilerlerken, trafiğin elverdiği ölçüde ve geçici olarak bir iç şeride geçerek, sağdan giriş yapan araçlara güvenli ve düzgünce giriş yapabilmeleri için yardımcı olabilirsiniz.
·          Doğru zamanda fren yapın. Dönüşlere gelmeden önce uygun hıza yavaşlayın. Dönüşün ortasında yapacağınız sert fren aracınızın dengesini bozar.
·          ABS’yi deneyin. Aracınız kilitlenmeyi önleyici fren sistemiyle donatılmışsa, ilk kez karşılaştığınızda pedal titreşim ve gürültüleri sizi şaşırtabilir. Bu nedenle, ABS’nin nasıl hissedildiğini anlamak üzere, acil bir durumu beklemeden, yağmurlu bir günde kumlu, kaygan bir yol veya boş bir park alanı bularak, ABS’yi uyarmak üzere sert bir fren yapın.
·          Araç kullanırken telefonu kullanmayın. Araştırmalara göre, araç kullanılırken yapılan telefon konuşmaları kaza riskini dört kat kadar artırmaktadır. Risk, ‘hands-off’ veya kulaklıklı telefon kullanımında da aynıdır.
·          Gece görüşünüzü koruyun. Yaklaşan farlara fazla bakmayın. Körleştiriyorsa, bakışınızı yolun sağ kenarına yoğunlaştırın.
·          Uykunuzu alın. Uykulu iken araç kullanmayın. Gözleriniz bir noktada sabit kalıyorsa bu tehlike işaretidir. Bulduğunuz en yakın güvenli yerde sağa çekerek birkaç dakikalık bir şekerleme yapın.
·          Güvenceye alın. Kısa süreli de olsa, aracınızı terk ederken güvenceye alın. Yani, düşük vitese takarak el frenini çekin, camları kapatarak kapıları kilitleyin. Eğer arabada sizden başka kimse yoksa kredi kartıyla ödeme yapmaya giderken bile kapıları kilitleyin.

Ne Renksiniz?

Melike Ayan

Çok güzel bir araştırmanın sonuçları sayesinde sizler de kendi renginizi öğrenin.

‘Renk’ deyip geçmeyin. Üzerinize giydiğiniz kıyafetin, oturduğunuz odanın duvarları, kullanmakta olduğunuz şeylerin ya da ev eşyalarınızın renkleri de kişiliğinizi etkiliyor.

Peki ya doğum tarihlerinize göre renkleriniz neler biliyor musunuz?

İşte doğum tarihinize göre renkleriniz ve kişilik özellikleriniz…

Renkler üzerine bilgi veren Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Huriye Kuruoğlu, ‘Renklerin oluşturduğu insanlar arası ilişki ve duygular insandan insana değişir. Yine de herkesçe kabul edilen hedefler ve ani etkileri (kendiliğinden oluşan etkileri) göz ardı edemeyiz. Örnek olarak portakal rengi bir yangını, günbatımını hatırlatır. Sonuç olarak, portakal rengi dinamizmi, gücü ve uyarımı simgeler, iletişim kurar, fikir verirler. Renkler fikirler uyandırır ve böylece duyguları yaratır ve bellekte çağrışımlar yapar” diyerek renklerin kişilerarası iletişimde de önemli olduğunu anlatıyor.

 

Doğum Tarihinize Göre Renkleriniz

 

23 Aralık – 1 Ocak, 25 Haziran – 4 Temmuz=Kırmızı

2 Ocak – 11 Ocak- 5 Temmuz – 14 Temmuz= Turuncu

12 Ocak – 24 Ocak, 15 Temmuz – 25 Temmuz= Sarı

25 Ocak – 3 Şubat, 26 Temmuz – 4 Ağustos= Pembe

4 Şubat – 8 Şubat, 5 Ağustos – 13 Ağustos= Mavi

9 Şubat – 18 Şubat, 14 Ağustos – 23 Ağustos= Yeşil

19 Şubat – 28 Şubat, 24 Ağustos – 2 Eylül= Kahve

1 Mart – 10 Mart, 3 Eylül – 12 Eylül= Turkuaz

11 Mart – 20 Mart, 13 Eylül -22 Eylül= Bej

22 Mart – 31 Mart, 24 Eylül – 3 Ekim= Mor

1 Nisan – 10 Nisan, 4 Ekim – 13 Ekim= Lacivert

11 Nisan – 20 Nisan, 14 Ekim – 23 Ekim= Gümüş

21 Nisan – 30 Nisan, 24 Ekim – 11 Kasım= Beyaz

1 Mayıs – 14 Mayıs, 12 Kasım – 21 Kasım= Mavi

15 Mayıs – 24 Mayıs, 22 Kasım – 1 Aralık= Altın

25 Mayıs – 3 Haziran, 2 Aralık – 11 Aralık= Krem

4 Haziran – 13 Haziran, 24 Haziran, 12 Aralık – 21 Aralık= Gri

21 Mart= Siyah

 

Renginizi Buldunuz. Sıra Anlamlarında…

 

Kırmızı

Şirin ve sevgi doludur. Her zaman aşık olmasını sever. Genellikle neşeli ve hareketlidir ama arada mutsuz olduğu anlarda yok değildir. İnsanlarla iyi ilişkiler kurar, çekingenlik yapmaz.

 

Mor

Gizemli, çekici, anlayışlı, insanları etkilemeyi seven, asla bencil olmayan bir yapısı vardır. Arkadaşları arasında oldukça popülerdir. Gününün nasıl geçeceği belli olmaz, çünkü psikolojik durumu çok çabuk değişir.

 

Krem

Yarışma ruhuna sahip ve sportiftir. Kaybetmeyi asla sevmez ve çoğunlukla neşelidir. Güvenilir ve dışa dönüktür. Aşkı dikkatlice seçer, ancak çabuk aşık olmaz. Doğrusunu bulmak için uzun süre beklemeyi tercih eder.

 

Bej

Sakindir, ama hemen strese girebilir. İlişkilerinde kıskançtır, küçük şeylerden mızmızlanır. Sezgileri güçlüdür ve çalışkandır, bencilliği hiç sevmez. Ayrıca merhametlidir. Arkadaşları için her türlü fedakârlığı yapar.

 

Gümüş

Hayal gücü yüksektir. Bu yüzden orijinal fikirleriyle ünlüdür. Utangaç, hırslı, gururlu, kendine güvenen ve yeni deneyimlere açık bir özelliği vardır. Kolay öğrenir. Çapkınlıkları yüzünden aşk hayatı biraz karışıktır.

 

Gri

Çekici, hayat dolu, dost canlısıdır. Hayal gücü fazlasıyla yüksektir. Duygularını asla gizlemez, bazen bencil olur. Başkalarının gününü aydınlatır, doğru sözü doğru yerde söyler.

 

Beyaz

Tutkulu ve hırslıdır. Bu yüzden çabuk kıskanır ve her şeye kolay tepki veremez. Asil bir ruhu vardır, takdir etmeyi de bilir. Bazen kendini diğer insanlardan farklı ve üstün görür.

 

Yeşil

Her ortama ayak uydurur, kolaylıkla yeni insanlarla tanışır. Zarif, lüksü seven, kendine güvenen, sağlığına düşkün, kararlı, sabırsız ve başkalarını yönlendiren bir tiptir. Hayatının tek ve gerçek aşkını bekler.

 

Siyah

Sağlam yaratılışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve girişkendir. Acıma duygusu pek yoktur. Bir karar almadan evveli uzunca bir süre düşünür, ayaklarını yere sağlam basar. Aşkı da farklı yaşamayı sever.

 

Altın

Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilir. Neşeli, adil ve dışadönüktür. İnsanları etkilemeye çalışmaz. Çok kolay huzursuzluğa kapılır. İlişkilerinde hassastır, bu yüzden aradığını bulmakta güçlük çeker.

 

Zeytin Yeşili

Sakin ve yumuşak mizaçlıdır. Şiddeti sevmez, kavgadan her zaman uzak duru. Yerine göre davranmasını ve konuşmasını iyi bilir. Hassas, nazik ve neşelidir. Kıskançlıktan hoşlanmaz. Adalet duygusu gelişmiştir.

 

Pembe

Her zaman yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışır. Diğer insanları korumayı ve onlara yardım etmeyi sever. Ancak zaman zaman olumsuz düşüncelere sahiptir. Masallardaki gibi bir aşk ister.

 

Kahve

Hareketli ve sportiftir. Başkalarını kendine yaklaştırmaz, kimseyle kolay kolay yakınlık kurmaz, kuramaz. Ancak buna rağmen çabuk aşık olur. Ateşi de çabuk söner. İdeal olanı bulana kadar da arayışlarını sürdürür.

 

Sarı

Abartısız, müşfik, cömert ve tatlı bir tiptir. İnsanlara güvenir, ilişkilerde önder olma ruhuna sahiptir. Asla altta olmayı sevmez. Başkaları için karar vermeye bayılır. Romantik bir aşk arar.

 

Mavi

Kendine fazla güvenmeyen, gerektiği zaman cesur olabilen bir yapıya sahiptir. Artistik bir doğası vardır ve âşık olmayı sever. Kalbinin sesini dinlemek yerine mantığını kullanmayı tercih eder.

 

Lacivert

Dikkat çekici, zevkli, yaşamayı seven ve hayata bağlı bir tiptir. Genellikle yaptığı işe konsantre olmakta güçlük çeker. Aşkta duygusal, hassas ve tutkulu olabilir. Birisine kızdığı zaman çok zor affeder.

 

Turuncu

Sorumluluğu ve uyumlu ilişkiler kurmayı sever. Bir şeye ulaşmak için çok çalışır, rekabetçidir. Arkadaşlık konusunda kimseye güvenmez, ancak doğru insanı bulunca ona sonsuza kadar güvenebilir.

Tal

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Ay’da donmuş halde önemli miktarda su bulunduğunu açıkladı.

NASA’nın Ay Kraterleri Gözlem ve Algılama Uydusu (LCROSS) misyonunun bilimsel sorumlusu Anthony Colaprete, düzenlediği basın toplantısında, ”Su bulduk hem de az değil, önemli miktarda” ifadesini kullandı.

Bir başka NASA yetkilisi de keşfin büyük bir önem taşıdığına işaret etti.

NASA, su bulma umuduyla Ay’ın güney kutbunu ”bombardıman etmişti”.

Ay’da su olduğu daha önceki araştırmalarda belirlenmesine karşın, bu ”bombardımanla” suyun keşfinin burada kalıcı bir üs kurma olasılığını artıracağı açıklanmıştı.

Bu haberi hepiniz okudunuz ya da izlediniz. NASA sadece su bulmak için araştırma yapmıyor elbette ama her ne yapıyorsa elbet kokusu yakında çıkacaktır. Gelişmeleri paylaşmamız için bu haberin paylaşılmasında da fayda var.

Kaynak

Tal

Ejder

Bilim adamları baktı ki uyanıkken bile öğrenme olayları azaldı nasıl yapsınlar da öğrenmeyi güçlü hale getirsinler bilemediler. Zaman az, mekân dar olunca en iyisi uykuda geçen süreyi değerlendirmek istediler sanırım.

Uykuda öğrenmek özellikle öğrenciler için `hayal` olsa da bilim adamları, bunun bir anlamda gerçek olduğu görüşünü savunuyor…

Birçok araştırma, uykunun ezber sürecinde önemli rol oynadığını kanıtlarken ABD`nin Northwestern Üniversitesi`nden Ken Paller ve ekibinin yaptığı, Science dergisinde yayımlanan araştırma da öğlen/akşamüstü uykusunda işitme duyusunun uyarılmasının hafızayı güçlendirdiğini gösterdi.

Bilim adamları, 12 gençten bilgisayar ekranındaki 50 şeklin yerini ezberlemesini istedi. Her şekil kendine özgü bir sese sahipti (örneğin kedi şekli-kedi sesi).

Daha sonra uyuyan gönüllülere, derin uyku sırasında 25 şekle özgü ses dinletildi. Uyandıklarında sesleri duyduklarının bilincinde olmayan katılımcılar, `sesini duydukları 25 şekli`, `sessiz 25 şekle` göre daha iyi yerleştirdi.

Katılımcılar uyutulmadan yapılan aynı deney başarılı olmadı.

Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesinde de yayımlanan makalede, 2007`de Almanya`nın Lübeck Üniversitesi`nden Jan Born`un koku duyusunu uyararak yaptığı araştırmaya da yer verildi.

Bu araştırma da Paller`inkiyle benzer sonuç vermişti. Önce `gül kokusu eşliğinde` ezber alıştırması yapan katılımcılardan uyumaları istenmiş, derin uyku sırasında aynı koku koklatılmıştı. Bu kişiler testlerde çok başarılı olmuştu.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi`nden Paul Salin, birbirini tamamlayan bu iki araştırmanın derin uyku sırasında koku ve işitme duyularının uyarılmasının ezber yeteneğini artırdığını kanıtladığını belirtti.

Ancak Salin, bugüne kadar kimsenin uyurken CD`den yabancı dil öğrenemediğini belirterek, `hafızanın büyük bir bölümünün görsel ve uykudayken görme sisteminin kapalı olması nedeniyle olayın bu kadar abartılmaması gerektiğine dikkati çekti.

Paris`teki uyku merkezinden Prof. Damien Leger ise `uyurken, ses, ışık ve ısıya duyarlı olmaya devam edildiğini ancak bazı seslerin ezber sürecine katkıda bulunabilmesinin yeni ve ilginç olduğunu` ifade etti.

Belçika`daki Liege Üniversitesi`nden Pierre Maquet`nin yaptığı deneyler ise `iyi hafıza için iyi bir gece geçirmek gerektiği` görüşünü kanıtlamıştı. Maquet`nin yaptığı araştırmalar iyi uykuyu izleyen günde öğrenmenin ve ezberlemenin daha etkili olduğunu göstermişti. Maquet`e göre, uyumak zaman kaybı değil aksine uyku, beynin iyi çalışmasına yardımcı oluyor, ayrıca hormonlar ve bağışıklık sistemi için de faydalı.

Google’da Ne Arıyorsunuz?

hanimeli

Google evimizde yaşayan bir şahıs gibi oldu nerede takılırsak ya da neyi merak edersek hemen Google arama motoruna koşuyor ve konuyu aydınlığa kavuşturana kadar da sürdürüyoruz. Merak ettim ve Google’da en çok hangi kelimeler aranıyor diye araştırmak istedim. İki ayrı yılın sonuçlarını karşılaştırdığımda da görünen o ki Google çok gelişse de hala gelişemeyen kullanıcı potansiyeline sahip.

Aşağıda önce 2006 yılı sonrasında ise 2008 yılının değerlendirme sonuçlarının açıklamaları bulunmaktadır.

 

İnternet arama motoru Google, 2006 yılı Eylül ayı içerisinde en çok aranan kelimeleri açıkladı.

Buna göre ‘Kraloyun’ kelimesi yapılan aramalar arasında ilk sırada yer aldı.
İnternette arama yapılan kelimelerin istatistiklerini 2 ay gecikmeli olarak açıklayan arama motoru Google, eylül ayı içerisinde Türkiye’den aranan ilk 15 kelimeyi belirledi.

Google’nin internet sitesinde yapılan açıklamaya göre ‘Kraloyun’ en çok aranan kelime oldu. Açıklamada, Yonja, Milliyet, SSK, Galatasaray, Fenerbahçe, Hürriyet, MEB, Rüya Tabirleri, ÖSYM, Fanatik, Burçlar, Sabah, Turkcell, Siberalem kelimelerin de sırasıyla en çok arananlar olduğu belirtildi.

 

Google Türkiye’den yapılan yazılı açıklamada, Google’nin her gün arama motoruna yazılan milyonlarca sorguya dayanarak derlediği internet ”Zeitgeist”ını (zamanın ruhu anlamına gelen Almanca kelime) açıkladığı belirtildi.

 

Açıklamada, 2008 Türkiye listesinde sosyal ağ siteleri, oyun, video paylaşım sitesi ve dizi terimlerinin öne çıktığı bildirildi.

”Zeitgeist 2008: Türkiye” basın sitesinde, Google’nin, arama sonuçlarını analiz ederek 2008 yılı içerisinde Türkiye’de internet kullanıcılarının en çok arama yaptıkları başlıklarla ilgili liste, grafik ve bilgileri bir araya getirdiği kaydedildi.

Sitede yer alan bilgilere göre, Türkiye’de en popüler 10 arama ”facebook”, ”oyun”, ”mynet”, ”youtube”, ”oyunlar”, ”msn”, ”indir”, ”tv”, ”hürriyet” ve ”haber” olarak sıralandı.

En hızlı yükselen aramalar, ”hi5”, ”facebook”, ”key”, ”netlog”, ‘’sahibinden”, ”dizi”, ”kurtlar vadisi”, ”kpss”, ”oyunlar 1” ve ”vatan” oldu.

Türkiye’den aranan ünlüler, Gülben Ergen, Serdar Ortaç, Tarkan, Demet Akalın, Ebru Gündeş, Hadise, Sibel Can, Gökhan Özen, Hülya Avşar ve Şahan iken, Türk dizileri ise ”Kurtlar Vadisi”, ”Kavak Yelleri”, ”Yaprak Dökümü”, ”Selena”, ”Asi”, ”Avrupa Yakası”, ”Arka Sokaklar”, ”Adanalı”, ”Binbir Gece” ile ”Gece Gündüz” şeklinde sıralandı.

Ekonomide, ”iş”, ”kariyer”, ”kredi”, ”altın”, ”para”, ”finans”, ”euro”, ”borç”, ”dolar”, ”banka” en çok aranan kelimeler oldu.

Futbol takımları da, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor, Sivasspor, Eskişehirspor, Ankaragücü, Kocaelispor ve Kayserispor şeklinde yer aldı.
Açıklamada, yıl sonu zeitgeist’ına ek olarak global, bölgesel, geçmiş ve şimdiki arama trendlerine bakış sağlayan başka araçların bulunduğu, ancak Google zeitgeist araçlarının, kesinlikle bireysel kullanıcıları teşhis etmek için kullanılamadığı, çünkü araştırmanın belli bir zaman içinde belirli sorguların ne kadar sıklıkta görüldüğünü gösteren anonim ve toplu dökümlerden yola çıkılarak sürdürüldüğü vurgulandı.

Google, İnternet Kütüphanesine Magazin Dergileri De Ekledi

Amerikalı internet devi Google, yayınevleriyle işbirliği yaparak hizmete sunduğu internet kütüphanesine magazin dergileri de eklediğini bildirdi.

Google’dan yapılan açıklamada, ABD’de yayımlanan magazin dergilerinin milyonlarca sayfasının dijital ortama aktarılmaya başlandığı belirtilerek, şimdilik spor dergileri Men’s Health, Baseball Digest ve Runner’s World’ün bir milyondan fazla sayfasının sayısal hale getirildiği, yakında başka birçok derginin de internet kütüphanesine ekleneceği kaydedildi.

Taranarak renkli bir biçimde dijital ortama aktarılan bu dergilere, online kütüphane “Google Book Search” üzerinden ulaşılabileceği belirtildi.

Birinci kaynak

İkinci kaynak

Radyasyon Emen Mineral

Tal

Rus bilim adamları çok önemli bir keşif yapmışlar ve radyasyonu emen bir mineral bulmuşlardı. Maddenin herhangi bir adı olmadığı için şu an 27–4 numara olarak biliniyordu.
Kolsky Araştırma Kurumu başkanı Yakov Pakhomovsky dediğine göre; bu mineral likit yani akışkan olarak bulunan herhangi bir maddeden radyasyonu ayırabiliyormuş.
Bilim adamlarının çok daha fazlasına ihtiyaç duydukları fakat şu ana kadar sadece birkaç gram buldukları belirtiliyordu. Ama kimyasal olarak daha fazla miktarda üretebileceklerini söylemişlerdi.

Bizlerin en büyük sıkıntısı cep telefonları ve bilgisayarlardan yayılan ve sağlığımızı ciddi tehlike altına sokan ortamlardan nasıl korunacağımızdı. Rus bilim adamlarının likit halde bulunan radyasyonu ayırabilecek olan 27–4 numara diye bilinen bu mineral acaba bizlerin bu sıkıntısını çözmeye yetecek mi?

Bilgisayar ile tanışan gençlerin şimdilerde bir yetişkin olduklarını ve çocuğunun kansere yakalandığını görüyoruz. Radyasyonun bizden sonraki nesillere ne şekilde etkiler yapacağını da az ya da çok tahmin ediyoruz. Bizleri cep telefonu ve bilgisayarın hatta televizyonun yaydığı radyasyondan koruyacak olan her ne varsa araştırıp bulmalıyız ki korunalım.

Bu konu ile ilgili paylaşım blogumuzda duyduğunuz tüm gelişmelerden bizleri de haberdar etmeniz dileğimle…

Tal

1e1

Taşlar bile şifa dağıtıcı, özellikler pek bilinmediğinden faydalanılmadığını düşünüyorum. Özellikle teknolojinin gelişmesi ile aşırı radyasyona maruz kalıyoruz. Maruz kaldığımız radyasyondan bizleri koruyacak taşları bulundurmak bizlere sadece yarar sağlar ve hiçbir yan etkisi de yok.

Takı olarak kullandığınız taşlar, hem bedeninize hem de ruhunuza şifa veriyor. Zümrüt bağışıklık ve sinir sistemini güçlendirirken, elmas vücuttaki enerjiyi harekete geçiriyor.

Cep telefonundan yayılan radyasyonu toplaması için kuvars, sinirlerinizi yatıştırmak içinse akuvamarin çok işe yarıyor. Cinsel gücü arttırmaktan, solunum yolu rahatsızlarına kadar iyi gelen taşlar, duygusal dengenin kurulmasını da sağlıyor.

Şifalı taşlar uzmanı Dr. İnci Erkin, akik taşının erkeksi bir enerjiye sahip olduğunu belirterek, “Akik, erkek cinselliğine olumlu etki eder. Turkuaz ise kadınların doğurganlığını arttırır” diyor.

Işığı yansıtıyor

Kristal ve taşların ışığı alma, bulundurma, yansıtma, yayma ve kırma yeteneğinin olduğunu hatırlatan Dr. İnci Erkin, Bedendeki dengesizlikler taşlardaki enerjiyle onarılır şeklinde konuşuyor.

Şifalı taşlarla çalışırken onların arındırılması gerektiğine de dikkat çeken Erkin şu uyarılarda bulunuyor: Bazı taşlar toksik madde içerdiği için dikkat edilmeli. Mesela realgar, yüksek dozda arsenik içerir.

Dr. İnci Erkin’in verdiği bilgiye göre, takı ve ziynet eşyası olarak kullanılan bazı taşların, fizyolojik ve psikolojik açıdan insanlar üzerindeki etkileri şöyle:

AKİK: Güçlü ve erkeksi bir enerjiye sahip olan akik, cinsel organlar ve cinsel güç için faydalıdır. Kan dolaşımına iyi gelir. Bedenin gerginlik olan kısımlarına sıcaklık hissi verir ve gerginliği azaltır. Kendisini taşıyan kişiye güç, keyif ve iyimserlik hissi verir. Fiziksel canlılığı artırarak tembelliği giderir.

AKUAMARİN: Sinirleri yatıştırır ve içsel rahatlık verir. Solunum yolları rahatsızlıklarına, astım, böbrek, karaciğer, dalak ve tiroid bezi rahatsızlıklarına iyi gelir. Bereket ve uğur taşıdır.

AMETİST TAŞI: Göz hastalıklarına, alerjiye, baş ağrılarına ve kalp rahatsızlıklarına iyi gelir. Hormon ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kanı temizler ve enerji verir. Bulunduğu çevredeki olumsuz enerjileri temizleyip dönüştürür. Uykusuzluk çekenlere iyi gelir. Sarhoşluğu giderir.

ELMAS: Bütün enerji merkezlerini harekete geçirir, kişiyi zihin, beden ve ruh olarak bütünler.

KANTAŞI: Hafızayı güçlendirir. İnsanı zayıflık ve cesaretsizlik duygularından kurtarır. Kantaşını taşıyan kişinin kendisiyle ilgili duyduğu kuşkularını yok etmesine yardım eder. Engellenme duygusundan kurtarır. Para getiren bir taş olduğu söylenmektedir.

KUVARS TAŞI: Cep telefonu, telsiz ve bilgisayarlardan yayılan radyasyonu toplar. Beyin için uyarıcı niteliğine sahip olan bu taşlar, kişinin çevresindeki negatif enerjiyi yok eder ve pozitif enerjiyi toplar. Kişinin endişelerinden kurtulup yaşama sevinci duyması için güç verir. Kalbi rahatlatır ve duygusal acıların çabuk geçmesini sağlar.

LAL: Kanı temizler ve kan dolaşımını hızlandırır. Üreme gücünü arttırmak için rahmin üzerine konularak kullanılır. Adet sancıları, düzensiz kanamalar ve menopoz için de faydalıdır. Cinsel enerjiyi ve duyarlılığı artırır.

MALAKİT: Fiziksel acılardan kurtulmak için kullanılır. Kalbi kuvvetlendirir ve sakinleştirici etkisi dolayısıyla uyumaya yardım eder. Neşe ve canlılık verir.

OPAL: Güven veren ve negatif duyguları emen bir taştır. Duygusal yaklaşımı güçlendirir. Eklem iltihaplarına, görme sorunlarına çok iyi gelir ve sezgilerin gelişmesine yardım eder.

TURKUAZ: Tansiyonu düzenler ve kalp hastalıklarına iyi gelir. Nazara karşı etkilidir. Cinsel cazibeyi ve kadınlık özelliklerini artırır.

Sabah – yazan: Yusuf ÇELEBİ

Nokia N97

N97 

Görüntüsü ile insanı büyüleyen Nokia cep telefonlarının yeni modellerinin ardı arkası kesilmiyor. Çok isteyerek ve beğenerek aldım N73 serisi cep telefonum bu kadar hızlı gelişen teknoloji karşısında neredeyse demode oldu. Böyle de olmuyor ki bari bir ya da iki yıl keyfini sürseydim. Daha N73 telefonumun tadını tam çıkaramamışken N97 serisinde gözüm kaldı.

Barcelona’da Nokia World organizasyonundaki toplantıda Nokia N97 resmen tanıtılmış.
Slogan olarak ” her şey dahil ” ibaresini kullanan ürünün Iphone’a rakip olarak sunulacağı oldukça belli oluyor.

Teknik özelliklerine bakıldığında 32 GB bellek (48 GB’e kadar yükselebilecek), 16 milyon renkli 3,5 inç TFT dokunmatik ekran 640×360 pixel, Navigasyon, 3G teknolojisi, 5MP Carl Zeiss optikli fotoğraf makinesi başlıca özellikleri.

Meme Kanseri Ve Sebepleri

metin0707

 Kanserin her çeşidi ile yakından tanıştığımız bu dönemde kansere neden olan sebepleri bilmek kanserden korunmak için de ilk basamak.

Dünyada kadınlar arasında en çok görülen kanser olan “meme kanseri”, kadınların ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alıyormuş.

Araştırmalara göre meme kanserinin en sık rastlandığı ülke olan ABD’de her 8 kadından birinde meme kanseri görülüyormuş. İstatistikî çalışmaların Türkiye için de tehlikenin çok büyük olduğunu gösterdiğini söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Kliniği’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Gazioğlu, Sağlık Bakanlığı’nın ve üniversitelerin bilgileri birlikte değerlendirildiğinde en iyimser ihtimalle Türkiye’de her 11–12 kadından birinde meme kanseri görüldüğünü ifade etmiş.

Gelişmiş ve modern yaşama geçmiş ülkelerde meme kanserine rastlanma sıklığının çok daha fazla olduğunu belirten Prof. Dr. Ertuğrul Gazioğlu, “Bir ülke batılı anlamda ne kadar çok gelişmişse, ne kadar modern bir hayat yaşanıyorsa, bu ülkenin kadınlarında meme kanseri daha çok görülüyor.” dedi. Prof. Dr. Ertuğrul Gazioğlu bu durumun sebeplerini söyle sıralamış:

1. Çocuk doğurmamak: Modern yaşamın en önemli etkilerinden biri olarak kadınlar daha az çocuk doğuruyor ya da kariyer kaygısıyla çocuk konusunu erteleyerek ilerleyen yaşlarda da hiç çocuk sahibi olamıyor.

2. Emzirmeme: Çocuk sahibi olan kadınlar yoğun iş temposu veya estetik kaygılarla bebeklerini emzirmiyor veya emzirme dönemlerini kısa tutuyorlar.

3. Hormon alımı: Menopoz belirtileri başladığında önceki yıllarda bunlar çok doğal kabul edilip hiç ilaç alınmadan bu dönem geçiriliyordu. Günümüzde, çok sayıda kadın menopoz şikâyetlerini yaşamamak veya menopozu ertelemek için hormon (östrojen, progesteron) kullanıyor. Modern çağda, hormon içeren doğum kontrol haplarının yaygın ve çok uzun yıllarca kullanılması da benzer etkiye sahip.

4. Aşırı kilo: Şişmanlık (obezite) Amerikan toplumunda olduğu gibi bütün dünyanın problemi. Fast-food ve benzeri aşırı kalorili besinlerle sağlıksız ve düzensiz beslenmenin doğal sonucu şişmanlık oluyor. Özellikle menopozdan sonra hızla kilo alan kadınlarda meme kanserine yakalanma riskinin arttığı bilimsel olarak gösterildi. Menopoz sonrası dönemde kadınlarda östrojen hormonunun ana kaynağı yağ dokularıdır.

5. Fiziksel aktivitenin azalması: Masa başı çalışma, fazla otomobil kullanımı ve birçok işin internet yoluyla evden çıkmadan halledilmesi gibi modern yaşamın getirileri fiziksel hareketliliği kısıtlıyor. Araştırmalar fiziksel aktivitesi fazla olan insanlarda meme kanserine daha az rastlandığını gösteriyor. Meme kanserine yakalanıp tedavisini tamamlamış kadınlarda fiziksel aktivitelerin artırılması bile sağ kalım oranlarını yükseltiyor.

6. Stres: Modern ve batı tarzı yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri olan stres, bağışıklık sistemi üzerine olumsuz etkileri nedeniyle diğer birçok hastalıkta olduğu gibi meme kanseri için de bir risk etkeni olarak kabul edilebilir.

7. Alkol: Sosyo-ekonomik yönden gelişmiş ülkelerde daha yaygın kullanılan alkollü içeceklerin fazla miktarda tüketilmesi ile meme kanseri görülme sıklığı arasında ilişki belirlenmiştir.