kendinizi kirletmeyin

.
denizlerin yırtılır dünyalı, boşalır balık balık başka dünyalara
koşup varırsın sahile a deniz gitmiş feryatları
kum yutarsın avuç avuç doymazsın
deniz kabukları ağızda salyangoz
.
buz kütleleri boğaza durmuş gevrek taş
son dalgayı görememenin sancısı
ağlarsın ağlarsın ağlarsın
.
gemiler odalarda küflü sandık
düğüm boğazda sınır bekçisi
geç dese geçmezsin öbür taraf cehennem
benden söylemesi
.
kırmızıyı narlarda bulmuştuk yeşili çayır çimende şimdi yok
iskeleler insan kaynar geçen gemiler istila
yırtılmış hayallerimiz yama
.
şimdi denize inin ve secdeye durun denizim gitmemiş diye
ben şiirimi besliyorum denize akmak üzere
sefere çıkacağım dönmem
yolda karşılaşırız belki
uslu durun, kendinizi kirletmeyin

Barış Erdoğan

sevdiğim kadının adı sır

.
sevdiğim kadının adını hiç yazamadım sevgili okurlar
şiir karartması var şu aralar oralarda
bende şiir kanaması
bizi bekleyin
.
sonu aydınlık olsun diye yazma beni bozma beni der durur
iplerimde kurumaya oturdu aşktan sırılsıklam
sarılıp saklandık
o sır ben değil
.
sevdiğim kadının adını yazmaya kalktım bir gün uzun bir şiirde
aynı adda onlarca sevdalı şiir kapısında
sanırsınız hacet kapısı
kırlangıcım uçup gitti
yeri sır ben hiç değil
.
artık yeminliyim şiirde semboller kullanmaya çift kat şifre
kanatları egede bir yerde ama kırık
saklan dedim şimdi kafdağına
eğilip bakma göle
güzelliğin bende sır

Barış Erdoğan

teller duyarsız

.
ben kime çalayım neden çalayım zaman sade dinleme zamanı
kalp gümbürtüsü uzun sürüyor kış geceleri
teller duyarsız bir çocuk yüreği
kalsın dostlar, dinleyemem
.
şarap şişede uslu oturmak istemez huysuz mu huysuz kadın
bardak şişesini beğenmemiş sorunlu evlat
kulak eski yaylara alışmış, yeniye tahammülsüz
alından ter düşmüyor neden çalsın saz
.
beden yüreğe dar gelmeye başlamış sıyrılmaya niyetli
odaları ısıtacak sözler kulak pasında
meyveler alıcı bekler damaklar küflü
yaşam güneş görmemiş buzlar ülkesi

Barış Erdoğan

eşkin at

.
aşk eşkin attır menzilinden gözünü ayırmayan
dört nala gitmesine izin vermez gem
otur etraf boz bulanık toz
tırısa kalkacağı günü sayıklama o arap
düşersin

Barış Erdoğan

heybe dolusu buğdayım

.
bir heybe dolusu buğdayım var bahçenden geçemem
toprağın verimli çimleniverir bakarsın
uslu durayım uslu
çitlerdeki kuşlara yem
.
bir kova dolusu cevizim var taşlarını aşıp geçemem
taşların keskin, kırılıverir bakarsın
cevizin dalı yeşil
ağır sözler bana gem
.
bir avuç dolusu suyum var ırmağından geçemem
suyun sel, alıp götürmek işten değil
kıyı geçişten güvenli
yaşam içeceğim zemzem
.
bir karış kumaşım var, eteğinden geçemem
libasın parlak kumaş göz alıverir bakarsın
düzü göze batmaz
bozkırdayım, boz bana biçilmiş kaftan hem

Barış Erdoğan

içimde mor çiçekler açar

.
gözleri güzel bir kadın derin derin baksa
içimde mor çiçekler açar
tozlanmış anıdır bana
ben bakamam
kapanırım
içime
.
bakışlarınız pembekurusuysa can bulurum
ana rengim yar rengim sevda rengim
turuncuda gönenirim
sarıda baygınım
kahır başlar
uyurum
.
saklandığımız renkler oldu ama siyah değil
güneşe bakar kankırmızı ciğer
gözleri amber kokar mı
kadınlar varsa orda
açarım çiçekçe
canlanırım

Barış Erdoğan

yaslan omzuma

.
gönül çiçeklerimle dayandım kapına nefes alma
ben aldırırım ömür boyu
yaslan omzuma

Barış Erdoğan

çiçekçinin çocuğu

.
çiçekçinin çocuğu bahar gelince açar
bıçakçının çocuğu her mevsim kanar

Barış Erdoğan

her yan barış durağı

.
selesine bindirip götüreceğim bisikletimin
gücümün yettiği kadar
bekle beni
her yan barış durağı

Barış Erdoğan

faili meçhul

.
bir yürekte kaybolup gitmişsen
faili meçhulsün

Barış Erdoğan

birçok şey bir şey değil

.
bir bahar güzellikleri yitirdim dedi anlamadılar
bir şair bahar gözlüsünden uzakta
bir ağaç çiçeğine yakın değil
bir sözcük şiirine küsmüş
bir şey yazmasam olur
bir şey çok şey
birçok şey
bir şey değil

Barış Erdoğan

gözümdü

.
bir kadın gözden olayım dedi reddettim
gözümdü

Barış Erdoğan

o benim balkon “gök”ercinim

.
bir kadın sevgi çemberinde döne döne sevilir sarılır mı
kollar albatrossa sarılır hem de çift kat
o benim “kor”langıcım
arkası yarın
.
bir rüyalarından uyanmak ister mi karabasanlara
allah göstermesin göller balçık olur
o benim balkon “gök”ercinim
arkası derin
.
bir kadın beni sümbül diye çağırma balıketi bile değilim
kıraç topraklarda bıldırcın avındayım
muhabbetimsin daha necimsin
arkası göğün
.
boran yaban kuştur sen evcilsin nasıl diyeyim dilim varmaz
mor doğanım, çil kekliğim, bübürdeğim
göğsü kınalımda kalalım
arkası benim

Barış Erdoğan

ısıtmaz nefesleri evleri

.
bir şairin dünyasını bir kırlangıç doldurabilir mi
yüreği kendinden büyük bir kırlangıçsa
doldurur
fazlası şiire kalır
.
bir kadının kara kedileri olmalı mı
hem de hırlaşan cinsinden
uykusu kaçtıkça şiirimi içmeye gelmeli
havuzum dolu
.
ne yağmura ihtiyacım oldu ne gökyüzüne
susadıkça eğilip gözlerine baktım
ben onu gördüm
o beni unuttu
.
göz olsak, giz olsak, şiirlerde bulurlar bizi
duyuyorum, görüyorum
ama en çok anlıyorum
sen anlamsın zaten
.
sokaklar boşalır, dolar buzdan evlerin odaları
hararet yapmadıkça buzhaneleri
neden doldururlar
ısıtmaz nefesleri evleri

Barış Erdoğan

pembe boyalı evler

.
pembe boyalı evleri sevmem içi kaynar kazan
kilitler aşınmaz havasız nefessiz
meraklısı gitsin otursun
ben bakla odaları
severim
.
bahçesinde sarı çiçekler olur çokça inanın
bahçıvan bezginliği çiçeğe yansır
çitlerini aşan kediler olmaz
ben çayır çimeni severim
yuvarlanmaya
.
bacasını tüttürmeyen evler kutup sarayıdır
aşını ısıtmayan tencereler raflarda
kaşıklar yıpranmamış üstelik
hangi ağızlara taam
sofra kurmayın
.
kadife perdelerine bir kadının eli değmemiş
merdiven başlarında kırlangıç sevilmemiş
kapı arkalarından teeee sesleri yoksa
girmem o evlere, giremem
ben sevişemem

Barış Erdoğan

renk bohçam

.
birinin sözleri soğutur aylardan temmuz buz keser
senin gözlerin ısıtır cennet ateşim
birinin bakışı karanfil yakamda
senin kokun ıtır dayanamam
.
gönül çiçeklerimle dayandım kapına nefes alma
ben aldırırım sana ömür boyu
sen yaslan omzuma
derin uyu
.
dört bir yanım sözcük sürüsü irili ufaklı
uzansam tutulmaz kar tanesi
inanmazlar söylediklerime
sözcükler uzak, sözcükler karalı aklı
.
benim kadınım şiir bahçemde şuh börülcedir dişil dişilim
sarılır boynuma her buluşmada
limoni olduğumuz günler de olur
bakış bakış atlasıma dökülür mor gözlü çilim
.
ben sana yazıyorum kapı önlerindeki serçemsin
sen bana yazıyorsun kimse anlamıyor
biz oturup birbirimize yazalım bari
öpüşmeden çıkmayalım soğuk odalardan
.
seni bir kulübede buldum ellerin saçlarımı okşarken
gönül sarayımda nisan tazesiydin
şimdi bana dönmüş boy boy aynasın
süzül artık dupduru güzelliğinle
.
kadınım, sevgi yumağım, renk bohçam, yeşil çayırım
iplik iplik çözüldükçe yüreği kanayanım
begonyalara ellerin değmiş mor bulutum sevdiğim
parke taşlarında sekerek gidenim, sümbülüm

Barış Erdoğan

gönlüm kırlangıcımda

.
her sabah kapıdan çıkışta ikiye bölünürüm
aklım işimde
gönlüm kırlangıcımda

Barış Erdoğan

kleopatra

.
çayını içmedim kahvesine bulaşmadım kleopatra’nın
kulak ver şair dediğini anımsarım
küpesine asıldım kokladıkça
çürüyen dişlerim
ağzım yok
.
tarsus limanında buluştuk tarih versem anımsamazsınız
yüz aynamdı göz boyamdı şiir aktı
şehvet sağdım kadından
zaman geçmek bilmedi
saatler durdu
.
ayakları yere basmayan kadınları severim hesap sormazlar
gündüzü gece bilirler geceyi zifiri tutku
hırsını yığmıştır kapıdan girmeden
kadın etli dudaklı
ben soymadım

Barış Erdoğan

ateşe atılmış çıra

.
beni bir kara gözlüye esir ettiler hiç sormayın
ateşe atılmış çıraya döndüm
beni kurtar
.
sar beni sor beni say beni soy beni yıldız papatyayım
al beni
daldan dala seken karga değilim
.
açık havalarda seviştiğimizi kimseye söyleme sincabım
ağaçlar gök gürlemesi sandı
bulutlar cehennem
.
bir yaprak altına sığındık yağmur kar umrumuzda değil
mor bedenlerimizi saklamayı öğrendik
al yazmalı güneşten
.
nil afrika’da kara böğürtlendi yeşil yaprak arasında
toplanan sepette damak damaktık
unutmadık
.
yüzün hüsnükabul görmüş ince bir çizgiymiş anladım
doğru yürümeyi öğretti
gözlerin
.
hangi mevsim tellerime konsan
mavi bir bulutsun ben sana neden aşığım
gelip görsünler
.
vakitsiz gülümseme her yerde yalnızsın bir kere
dökülen yazılmamış yıllar olur
topla sayfa sayfa
.
yalnızlığını kurutuyoruz diyerek sıkarlar sabah akşam
damlayan
sadece gözyaşımdır
.
her geçişin biraz soykırım desem yalan olmaz
geçmediğin gün kahırkırım
el ettiğin gün soyunkırım vallahi
.
ayışığında öpmediğim günler de olmuştur seni, öksüzdük
hem kendimizi üzdük
hem dolunayı
.
yarım kalmış mevsimlerin hakkını kim öder
yeşile doymamış bahar mı, soyunmuş yaz mı, sararmış güz mü
biz mi kadınım cevapsız bırak mı

Barış Erdoğan

hesapsız kitapsız bir gökyüzü

.
hesapsız kitapsız bir gökyüzüydün
bulut seferiydim
görmemişsindir uykudaydın
.
çakıl taşı değil misin biraz neşe tozu
dalgasından utanmış denizlere savrulan
kıskançlık ayağını öperken
.
köpük köpüktün deniz aşırı
dalgan eskil üzüm çöpü
kum yuttu
.
uzayan bir yolda gelincik olmuşsun
gölge kovalar
şiirsel ritmde keşken çok olsaydı
.
tanrım ağaç adlarını unuttum
kızarmış güneş vardı
güzdönümlerimde hüzün çiçekleri
.
kızıl bir kuğu derlerdi çocukluğumda
sen değişmemişsin
beni göl yuttu
.
denize yansıyan aydan bir parça
istanbul kıskanmasın
erikli bohça
.
bir turuncuda ipektik bursa’da
yangın varmış
sızı geride kalsa da
.
ağzı bağlı atlara binip gitmiş
kişneyen sözcüklerimiz, feryadımız köpürürken
tavşanı şaire küsmüş

Barış Erdoğan

şiire kefen yakışmaz

.
şiire kefen yakışmaz, toprağa yatırsan yeşerir ertesi gün
kıskançtır, yazıldıkları yerlere uzanmış sivri çomak
yakmanın, küllerini uzaklara savurmanın
bir yolu yok mudur öldürmenin şiiri
.
şiir kendini beğenmiş bir kadındır her sabah giyinip çıkan
etekleri fırdolayı menekşeyle süslenmiş
rengini koyulaştırmanın bir yolu
insan içine çıkamayacak
.
şiir bahçelerde gezinen nazenindir kolunda uzatmalısı
nedim’in şarkılarını terennüm eder, ağlar
al yazmalı kadınlara sürtünür, mutsuz
mutsuzluğuna ad koyun
.
şair, iler tutar yanı olmayan şiirlerle çıkıp gelmişsin bor’a
pazar leblebi demeden savrulur buralarda
kılıç kuşanmak neyine bay don kişot
şanço’nun boynu eğri, ona bak

Barış Erdoğan

sözler nar taneleri

.
sözler nar taneleri eteklerime saçılmış avuç avuç
bir uçurtma sevdası, halesi ışık
beni bekleyin
.
yakan sözler derlerim sığırtmaç çocuklarına diş diş
açmayın ağzınızı dökülür, halesi güneş
beni ekleyin
.
unuttuğunuz caddeleri toplarım köylerde sokak sokak
kavşak noktalarında şiir çiçekleri halesi huzur
beni oklayın
.
şimdi duvarlarda renklerimi seçerim asil göz göz
dağıtmayın karası çıkmasın, halesi ağarmış
beni saymayın
.
ben bir atlasa binip gittim nerdeyim kanat kanat
duygusal körüm, körleşmiş duygusalım, helem sevinç
ben kayıptayım

Barış Erdoğan

şimdi bir kadınla boğazı bölüşmek var

.
şimdi bir kadınla boğaz’ı bölüşmek vardır, içmek vardır
boğaz tükenmez şiirler tükense de
şimdi bir şarkıyı söylemek vardır, kendinden geçmek vardır
şarkılar tükenmez sesler tükense de
.
gece beyoğlu’nu bir kadınla yakmak vardır, yanmak vardır
beyoğlu tükenmez şehirler tükense de
gece kuş kıyamet uçup gitmek vardır turnalara kanmak vardır
turnalar kanmaz beyoğlu yansa da
.
yarın bir kadınla kucaklaşmak vardır, kucakları doldurmak vardır
kahveleri dolmaz kucaklar dolsa da
yarın safransarısı iç dökmek vardır, yeşermiş umutlarla kanatlanmak
umutlar tükenmez zamanlar boşalsa da
.
biz şimdi firuzelerde, fulyalarda, gardenyalarda gelincik bulduk
güldefnemizi gülhatmilere bağladık, günüşlerde yıkanmak vardır
gece sabahını saklasa biz günaşırı öğlelerde sevdaya kulduk
şimdi kasımpatılarla, leylaklarla, zambaklarla ayıklanmak vardır

Barış Erdoğan

kırık bir türkçe

.
kırık bir türkçe konuşuyorum başkaları anlamasın diye
mesela “aş” diyorum sen “k” ekliyorsun
başkaları açlığımı düşünüyor
sen bayılıyorsun
.
ya ben “r”leri söyleyemeyen bir şair olsaydım ne olurdu
“şaiy bayış” da yakışırdı, “eydoğan”da sıkıntı çekmezdim
sözcük sözcük dökülüydük, şaykı şaykı dilleniydik
sayhoş oluyduk, başbakan çıkıp gelse adını anmazdık
.
ya gözlerini yitirmiş bir şaire ne yakışırdı bilemezdim
kızıl goncam sarı buğdayım hayal olurdu
kara börülcem, kara gözlüm, kara kırlangıcım
kara kara düşünüyorum, kara bağrım kara kan olurdu

Barış Erdoğan

yağmurda düşünme

.
yağmurda düşünme
bir kez ıslattım, kurutamadım
buzda çözemediler
.
güneş yanığı düşüncelerim vardır
kabuğu kanamaya hazır
kanım kaynadı.
.
ben hep sevdiğim kadına bakarım
sivilce yerine göz çıkarır
beklerim çiçek çıkarmasını
.
ikinci derece yanıklarım var dedi yaralı
tedavisi bitiyormuş haftaya
bizim yürek yanığı tedavisi sürüyor

Barış Erdoğan

zalim zebani

.
nefes alacağım zalim zebani ensemden çeksin elini
kim koydu cehennemin kapısına bu adamı
maaşı kimden
.
her nefes sonrası söz vermişliğim var insanlara
boğaz köprüsünden atlamak gibi
kanatlanınca
.
benden başka nefes alanlar varmış kıskandım
hava bedava ciğerler pare pare
üfleyin çıksın hava
.
nefes alan hatayı bilmez derler yaşamasın o zaman
örtmek zor yanlışların üstünü
kar yağarken
.
nefes alan ne zaman değişir hiç bilinmez dostum
postunu getirip götüren var
delinmeden

Barış Erdoğan

git denizi uyandır

.
git denizi uyandır uyku haramdır derin olana
boşuna çalkalanmıyoruz gece gündüz
bir kaşıkta
.
gel gözlerini fal taşı gibi açmışın kirpiğine makas ol
yürek avına çıkmışlığımız bilinmesin
sarp yamaçlarda
.
otur dertlerini masaya yatırmışa kalem ol bitmez
silmeye meyilli bakışları kolla
dert elvancaysa
.
sinema perdelerine kanma gözyaşı kan yaşı değil
bedeni yakmayan acıyı taşımaz
yıkamaya niyetlenme
.
başakları rüzgâr sallar gücü yeten yeteni kollar
kuzu kurdun düşüdür gündüz bile
sevmelere can kurban
.
elekten geçmiş karız yağdığımızı biliriz bir gönle
tutsun diye bahçeler beyazlığımızı
gitmek bilmeyiz yaz kış

Barış Erdoğan

çakıl taşı büyüklüğünde kadınlar

.
kadınım ayağımı yıkamaya gelmiş bir akşam
tuttum dudağından öptüm
şimdi başımda
kölesiyim
.
çakıl taşı büyüklüğünde kadınlar da sevilir
sığmazlar kucaklara
eğer baş yaracaklarsa düştükleri yerde
kadınım da öyle
.
ip neden kısa iki insan arasında
hayat uzun
ayaklarımı nereye gereyim ben şimdi söyleyin
kadınıma şiir yazarken
.
kaç günah yıkadık
nehri kuruttuk şiir çarşısında
kız kurusu çirkinliğinde söğütlere yaslandık
güzelliğini çizebilmek için sevdiğimin
.
uzaklara dalmışsa şair başı da öne düşmüşse
hülyalarını seviyordur
dokunmayın yaşasın şair
sevdiğiyle
.
bir kürek sana bir kürek bana değilmiş sevgi
her kürek sanaymış kadınım
ambarın buğday ölçüsüyle sevgi görsün
bir kürek sana her kürek sana

Barış Erdoğan

sabaha afrika’n yeşerir

.
herkes buluşmak için köprüler kurar
bizi gözlerimiz birleştirir
.
kızıl lale dediğim günler de oldu kıpkızıllaştın
dudakların kanamıştı
.
iğne ipliğe döndük sevmekten hiç vazgeçmedik
bütün köprüler yıkılsa da
.
herkesin gözü sende kurşun yarası
benimki kalbine tam isabet
.
kaç parmak yaktım yokluğunda not tutmadım
kendini bitiren sigara eşliğinde
.
ben sevmeden önce aynı caddeden geçen kadınlardandın
şimdi sarayımdan çıkan kraliçem
.
kanatlanmış güvercindik
eşkıya vurdu bizi, gökyüzü onun olsun
.
o nazar boncuğundan öperim bir gece
sabaha afrika’n yeşerir

Barış Erdoğan

aynı gökyüzüne bakarız

.
aynı gökyüzüne bakarız
o kendi masalını anlatır beni uyutur
ben anlatmak istesem o uyanmaz
uykum satılık
.
hayallerimizin para ettiği günler de olacak
gerçek pul niyetine satacağız
sabret
hayaller gerçek
.
yıllarca buğday biriktirmişim ambarımda
şimdi boşaltamıyorum ambarına
yağmur yağıyor
çimlendik
.
evlerin lambalarını yakma vakitli vakitsiz
ışığını içmeye gelirler
karanlık dışımızda
lambalar eksik
.
sizin kadınlarınız da üşümüştür yalnızlık odalarında
kapısından kara kedi geçmemiştir
penceremde beyazı
kedim bağlı
.
gölgem zemheri soğukları kadar üşütür
ellerim cebimde değil
döndüğün her oda kapında yeniçerindim
seferden yoruldum

Barış Erdoğan

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !