Paraf

Çisil çisil yağmur yağıyor
İçimden toprak kokusu yükseliyor.
Mevsim tavında, yüreğim ise zemheri ayazında
Kulaklarımı dolduruyor seninle dinlediğimiz şarkılar
Her şarkı ayrı zaman kesitlerinde gezdiriyor.
Yer, gök şahit seni her gün andığıma…

Akşam güneşi senin saçlarını anımsattı birden
Sevdiğim yıldızlar daha parlak senin gözlerinde
Dinlediğim ne varsa unuttum senin sesinin buğusunda
Gözlerim nemli sen giderken fakat yüreğimdeki suretin yanımda
Eşsiz olan, sen varken seni sevmek değilmiş
Özlemeyi bilmekmiş yer gök şahitliği altında…

Üzerine düşen her damlada biraz ben varım
İlmek ilmek sana yağarım.
Yağdıkça ısınır yüreğin ben ise sağanak kalırım.
Nereye baksam gözlerini görürüm
Sanki hiç gitmemiş gibi…

Sen gittin de ne sanki, zaman durdu mu yaşadığım şehirde?
Güller soldu mu gönül bahçemde, papatya mevsimini mi şaşırdı?
İçimdeki çocuk mu büyüdü mü yoksa sana muhtaçlığı bitti mi?
Hayır, tek değişen sen oldun bir de dinlediğim şarkılar…

Neşe içinde dinlediğimiz her şarkı,
Şimdi hayal çeşmesi gibi yüreğimi hüzne akıtıyor.
Nerede bir ayrılık şarkısı duysam kulak kesiliyorum
İçinde sanki hep ben varım.
Şarkılar seni hatırlatmak için yemin etmiş
Baharım, yazım tükenmiş güze yüz sürmüşüm
Kendi şarkımda köze dönmüşüm.

Tükeniyor ömürler, tükeniyor zaman
Sevgiler tüketiyoruz bir bir, harcıyoruz yürekleri amansızca
Sırat’ım olmuşsun tökezlemeden geçiyorum seni
Sen ise Araf’ta kalıyorsun.
Söyle sevgili hangi sevenin vebali ile yola çıkıyorsun?

15 Ocak 2012

Efsane Etrafoğulları & Paraf

Sadakat

Paraf

Size göre sağ başta yatan köpeğin adı Dogi, ona bu ismi civardaki çocuklar vermiş. Ben de adını gerçekten biliyor mu diye test ettim. Ne zaman Dogi diye seslensem ağır çekimle başını kaldırıp gözlerime bakıyor.

Çocukların anlattığına göre Dogi’nin bir sevgilisi varmış. Araba kazasında hayatını kaybedince Dogi ve yanındaki arkadaşları bazı arabalara inanılmaz bir tepki veriyor. Mahalleden geçirmiyorlar. Fotoğrafta üç tane görünmesi sizi aldatmasın. Fotoğraf karesine hepsini sığdıramadığım için az görünüyorlar.

dogi

İlk başlar da ben de korkuyordum hatta bir gün Dogi’nin bir arkadaşı benim oturduğum yere kadar geldi. Önce bakıştık ardından biraz koklaştık ve tam ayağımın dibine yattı. İstifimi bozmuyor gibi görünsem de içimdeki fırtınayı kelimelerle kısıtlayamam. Bir süre sonra tüm cesaretimi topladım ve usulca yanından ayrıldım.

Şimdilerde Dogi’ye karşı bir hayranlık besliyorum. Onun sadakat duygusu inceden inceden beni kendisine çekti ve ona karşı içimde en ufak bir korku da kalmadı. O seven bir köpek ve sevdiği için hala tepkisini ortaya koyuyor. Bu kadar derinden sevmeyi bilen her canlıya sonsuz saygım var. Onun sevgilisine çarpan arabanın kullanıcısı Dogi’nin bu yaşadıklarını bilse kim bilir ne kadar vicdan azabı çekerdi.

Sürücülerin biraz daha hassas olması gerekiyor. Hayvan diye yaralı halde bırakmadan yardım elini uzatmaları insanlık görevi, gönül ister ki kazalar olmasın ama her isteğimiz gerçekleşmiyor.

06 Ocak 2012

Paraf

Paraf

Ezanlar okunurken sevmiştim seni
İnanmıştım sözlerine, kanmıştım gülüşlerine
Yanındayken içimdeki kışlar bahar olurdu
Serçe yüreği gibi çırpınırdım dudaklarının kenarına konmak için.

Aldattığımı düşünürken gittin benden, sevgimden, aşkımdan
İnsan aldatmaz bir anlık aldanır sadece kendini başlalaştırır o yüzden
Başka sevdalar yaşamak ister başka limanlara sığınmak ister
Lanet olası gözler bir başka kişiyi görmek ister kalp ise pişman olur
Benim kalbim gibi…

Pişmanlığın faydasız, giden gitti bir kere
Dönüşü yok bu yolun ihaneti bağrına basmaz aşk.
Madem başka ten, başka kokular aradın
Şimdi sen de yalnızlığa hüküm giydin.

Yalnızdım ki zaten aşık olduğumda da senin bir kelamına muhtaçtım
Sözler kifayetsiz kalırdı sevgime oysa yalancı sevgiler gördüm.
Hal ve haraketlerim her zaman sana duyduğum aşkı anlatırdı
Şimdi bir başka kollarda senin tenini koklar oldum
Şimdi söyle suç kimde?

İçim dışım can kırığı ile dolu
Bembeyaz aşkımıza leke sürdüğün günden beri
Hazana tutulmuş yapraklar gibiyim
Her gece zindan, her gece karanlıktayım.

Belki sen beni hiçbir zaman affetmeyeceksin belki de affedeceksin
Pekala ben senin o büyüklüğün altında ezilecek miyim?
Susma pusma sevdiğim kadın söyle öldürmeden önce kalbindeki beni
Söyle ki içindeki yerini bileyim
Söyle ki lanetli o geceyi bir daha hatırlama
Söyle ki bir nefeslik duan kalsın dudaklarında…

Bir anlamı kalmadı papatyaların
Çiğnediğin çimenler bile şikayetçi senden
Affedemem seni bunu isteme benden
Böyle bitmemeliydi bu sevda, bir de suçluyu ben sanma
Henüz ben hazır değilken ihanetin yolumuzu kesmemeliydi.
Yüreğin yüreğime sahip çıkmayı bilmeliydi
Madem sen yoksun bana yeni bir aşk doğsun.

31 Aralık 2011

Paraf & Efsane Etrafoğulları

Paraf

Dün gece izlediğim “Sümela’nın Şifresi Temel” filmi ile ilgili çok olumlu şeyler yazamayacağım. Benim zevkime pek uygun gelmedi. Film içindeki espriler ise fıkralardan alınmıştı yani hepsi bildiğim şeyler olunca fazla güldüğümü söyleyemem. Konu olarak biraz da abartılı buldum.

Vizyon tarihi: 16 Aralık 2011
Yönetmen: Adem Kılıç
Oyuncular: Alper Kul (Temel), Aslıhan Güner (Zuhal), Ruhi Sarı (Turgay), Salih Kalyon (İmam Necati), Tarık Ünlüoğlu (Hıdır), Necip Memılı (Ali Kemal), Ayşegül Günay (Sakine), Gülenay Kalkan (Asiye), İsrafil Köse (Cemil), Çetin Altay(Sinan), Haldun Açıksözlü (Hüseyın), Duygu Şen (Fılız), Erdem Baş (Davut), Ali Düşenkalkar (Papaz Hrısto), Ismaıl Hakkı (Valeri Abromovıç), Fatıh Dokgöz (Turabı), Anastasıya Pavelyeva (Anastasya Yevtuşenko), Azalia Abdurakhımova (Rehber), Seymen Aydın (Bekçi)
Tür: Komedi
Süre: 90 dakika
Yapım yılı: 2011
Dağıtımcı: Pinema

Herkesin zevki farklı olabilir o nedenle ben kendi düşüncelerimi belirterek kısaca filmin konusunu anlatayım.

Temel, Trabzon’un en zengin ailesi Yücesoyların kızı Zuhal’e tek taraflı ve tutkulu bir aşk beslemektedir. Babası İmam Necati tarafından sürekli ‘bir baltaya sap olamamakla’ eleştirilen Temel, arkadaşlarının da gazıyla Zuhal’i, babası Hıdır’dan istemeye kalkar. Babası Temel için kız istemeye gitmediğinden bu iş Temel’e kalmıştır. Hıdır Yücesoy, yol yordam bilmez gariban Temel’e çok sinirlenir ve acı gerçeği suratına çarpar; “Sen fakir bir adamsın, senin neyine zengin kız?” Romantik ve naif kahramanımız Temel, herkesin bildiği bu gerçeği yeni öğrenmiş gibi yıkılmış ama acayip de hırslanmıştır. “Para mı lan bütün derdiniz?” diyerek bir an evvel büyük bir para bulmaya karar verir. Tam o sırada en yakın arkadaşı Turgay’ın, Sümela Manastırı’nın çatısına çıkarak intihar etmeye kalkıştığı haberini alır.

Arkadaşını intihardan vazgeçirmek üzere Sümela Manastırı’nın çatısına çıkan Temel, durumunun Turgay’dan da vahim olduğunu düşünüp, kendisi intihar etmeye kalkar. İntihardan vazgeçirilen Temel ve Turgay karakola getirilir. Emniyet amirinin uyarıları sırasında Temel’in kafasında şimşekler çakar; Sümela Manastırı’nda hazine vardır. Zuhal’e ulaşmak için gerekli olan paranın kaynağını bulmuştur.

Temel’in artık tek bir amacı vardır; Da Vinci Şifresi’nde olduğu gibi Sümela’nın şifresini çözüp, ‘Kutsal Hazine’yi bulacak ve Zuhal’i alacaktır. Bu amaçla çalışmalara başlarlar ama olaylar onların düşündüğü gibi gelişmeyecektir. Temel kutsal hazineye sahip olamasa da Zuhal’ine kavuşmak en büyük hazineden daha önemlidir ve amacına ulaşır.

28 Aralık 2011

Paraf

Paraf

Yüzünde yılların derin yorgunluğu var
Ama gözlerin gözlerime değdiğinde
Nemrut Dağı’na vuran güneşin sıcaklığını yansıtıyorsun.
İçimi ısıtıyor gözlerime dalışın
Sanki istiridyenin içindeki inciye dokunuyorsun.

Sevdiğim senin için geliyorum bu viran şehre
Ayaklarım sensizlikle yüzleşmeye getiriyor bedenimi
Güller solmuş, bülbüller susmuş
Ölü toprağı serpmiştim birbirimizden giderken.

Ak düşen saçlarına dokunduğumda
Toroslardan esen rüzgarın esintisini yaşatıyorsun.
Bir anda dünya gözümden düşüyor
Bir sen bir de ben kalıyoruz
Alem içinde alem oluyor birlikte göğe yükseliyoruz.

Birden ellerimiz kavuşuyor Yusuf’un Züleyha’ya kavuştuğu gibi
Gönlümdeki gözümle bakıyorum Mecnun misali
Sesini duyuyorum ibadete çağırırmışcasına aşka çağırıyorsun
Ağlıyorum gözlerimden hasret akarken
Sen hala yoksun.

Gözlerini yummaya korkuyorsun
Uyandığında yanında olmazsam diye endişeye kapılıyorsun.
Ne kadar sevdiğini okuyorum gözlerinden
Karadeniz kadar hırçınlaşıyor yüreğim
Özlemekten hırpalanıyor bedenim.

Oysa ikimizde aynı ateşte kavruluyorduk
İkimizin yüreği volkandan fışkıran lav misali aşk ile sevda fışkırıyor
Birbirimizin gözlerine bakamaya kıyamazken
Hasret girdi aramıza dünya ne senin g/özünde ne de benim g/özümde…

Yokluğunda Yakup misali kör oldu gözlerim
Bir elime dünyayı verseler umurumda değil derim.
Sen yoksan bu evren bana dar, bana zindan
Karanlıktayım gel kurtar sevgili.

Sen çağırırsın da ben gelmez miyim?
Geldim sevgili
Ulaşamıyor içindeki karanlığa güneş
Kör kuyu çırpınıyor yüreğin
Zindanlarda çürüyen sen misin, ben miyim?
Yüreğim acıyor kahroluyorum
Bilinmez nereye gider bu sessiz çığlıklar, bu haykırışlar.

25 Aralık 2011

Efsane Etrafoğulları & Paraf

İyi ki Doğdun Gökdeniz

İyi Ki Doğdun

Sevgili Gökdeniz’im, ben senin küçüklüğünü bilirim diyerek söze başlayacaktım ama vazgeçtim. Küçüklüğünden asla söz etmeyeceğim aramızda kalsın. Seni tanımayanlar için kısaca seni özetlemeliyim ama hakkında söylenecek o kadar çok söz var ki özetlemek bile zor oluyor.

Çevresinde melek olarak bilinir bir tek kanatları eksik, kanatlanmasına az kaldı çünkü yaşamı boyunca çizgisini hiç bozmadı. İyilik yapmak için tek rakibi yine kendisidir. Müthiş yemek yaptığını belirtmem gerek çünkü o konuda da kendisinin hayranlarından biriyim.

Yorulmak nedir bilmez, neredeyse hiç oturmaz çünkü kimseye kıyamadığı için her işi kendisi yapmaya çalışır. Boşuna melek denilmez, kelimenin anlamını doldurur.

Hayata hep pozitif bakmayı bildiği için etrafındakileri de hep kendi pozitif enerjisi ile sarar. Arada gülme krizine girmemize sebep olacak ince esprileri de vardır. Özellikle bir Ramazan yemeği ardından akrostiş şiir yazma konusunda bir harf eksikti ve o harfi sen tamamlayarak bizi bizden etmiştin. Saatlerce güldük, gözlerimizden akan yaşları silmeye vakit bulamıyorduk. Şimdi yazarken bile gülüyorum.

gokdeniz

Sitemizde iki tane Gökdeniz olduğundan karışıklık olmaması için profil resmini de ekledim. Sen benim hafızamda hep buğdaylar arasında çevrendeki herkese sevgi ve bereket saçan bir güzelsin. Hayat sana hep güzel yüzü ile gülümsesin.

İyi ki doğdun Gökdeniz ve iyi ki varsın. Doğum günün kutlu olsun. Sevdiklerinle birlikte uzun ve kaliteli bir ömür diliyorum.

24 Aralık 2011

Paraf

Paraf

Taş Yok mu Taş

Paraf

Filmin Yönetmeniyle yapılan bir söyleyişi şöyle;

Beynelmilel filminin Adıyaman’lı yazarı vem yönetmeni Sırrı Süreyya Önder de NTV’nin “Yönetmenler Türkiye’yi anlatıyor” adlı projesinde yıllardır süregelen Nemrut dağı Adıyaman’ın mı yoksa Malatya’nın mı konusunu işleyerek Nemrut dağının zirvesinde rüzgarlı ve soğuk bir hava olmasına rağmen bir kısa film çekti.

Türkiye genelinde yaklaşık 10 kadar senaryo yazarının “Demokrasi, Tahammül ve Ötekileştirmeme” başlıkları altında NTV için hazırlayacakları kısa filmlerle Türkiye’nin anlatılacağını söyleyen Beynelmilel filminin yazarı ve yönetmeni Sırrı Süreyya Önder:” NTV’nin Yönetmenler Türkiye’yi anlatıyor adlı projesinde “Demokrasi, Tahammül ve Ötekileştirmeme” başlığı altında bir kısa film yapmamız istendi. Bunda benim en çok ilgimi çeken tahammül meselesi oldu” dedi.

Ülkenin bugün yaşadığı birçok şeyinde temelinde bu var tahammül ve tahammülsüzlük gibi travmaların olduğunu belirten Önder:” Onun için bende Nemrut’u seçtim çünkü bu konu için çok iyi bir örnek. Yeryüzünde barış imparatorluğu olarak anılan bir uygarlık.

Commagene kralı 200 yıl buralarda hüküm sürmüş, Perslerle Helenlerin sınırı, Doğu ve Batı sentezi ama hepsinden önemlisi barış içersinde yaşama kültürüne sahip olması. Hem Devlet hem yönetim hem de günlük hayatta son derece içselleştirmişler.

Öyle ki doğu ve batı terasında heykeller var bir teras da heykelin adı Apollo diğer teras da Mitra gibi. Bizim üzerinde oturduğumuz tarihi ve kültürel mirasa yaklaşım biçimimizdeki ironiyi kullanarak böyle bir tahammül filmi çekmek için buraya geldik. Çok rüzgarlı ve soğuk bir havada bu filmi çektik ama sanırım iyi bir şey ortaya çıkacağını” söyledi.

Nemrut’ta çektiğimiz filmin konusuna değinen Önder:” Türkiye’de bir çok ilde ve kasabada yaşanan tahammülsüzlük örneğidir aslında. Çok sık rastladığımız bir ey. Filanca nesne, şu vilayete mi ait bu vilayete mi ait gibi.

Bir Vilayet aslı astarı olmayan içi boş vilayetler arası çekişme ya da bir kasabanın bir başka yeri sevmemesi. Nemrut’ta da böyle bir güncel tartışma vardı. Nemrut Adıyaman’a mı ait olmalı yoksa Malatya’ya mı. Bana çok abesle iştigal gibi gelmiştir hep. Sonuçta Nemrut insanlığın ortak mirasıdır.

Bu çarpıklığı bu kültürel mirasa ve içeriğine sahip çıkmak yerine olaya çok dravmatist bir yaklaşım, çok oportünistçe yaklaşma biçimleriydi. Ben de bu meseleyi biraz kurcalamak istedim” şeklinde konuştu.

Beynelmilel filmini izleme fırsatım olmamıştı ama bu videodan sonra çok merak ettim ilk fırsatta izleyeceğim.

23 Aralık 2011

Paraf

İyi ki Doğdun Optimum

İyi Ki Doğdun

Yıllar ne çabuk geçiyor daha dün dokuz aylıktın ve dünyada gördüğüm en güzel bebeklerden biriydin. Biraz büyüyünce mandalinaya “mandika” dediğinde çok hoşuma gitmişti hatta gülmüştüm. Yıllar geçse de üstünden ne zaman mandalina görsem arada “mandika” diyerek seni anıyorum.

Güzelliğinden dolayı hiç tanımayan insanların bile yolda durdurup seni sevdiklerini de hiç unutmadım bir de buğulu bakan, dokunsam ağlayacakmış gibi görünen badem gözlerini…

Bu arada saçlarının güzelliğini ise sarımsağa borçlu olduğun geliyor aklıma ve bir kahkaha patlatıyorum aslında olay sırasında içim çok acımıştı. Yüzünde oluşan lekelerin hiç çıkmayacağını sanmıştım. Bilmeyenler için olayı kısaca anlatayım.

Optimum’um süslü ablası ve süslü kuzeni nereden duymuşlarsa saçlarının gürleşmesi için sarımsak ve badem yağı karışımını saçlarına sürmüşler. O sırada Optimum uyanmış ve iki süslüyü o halde görünce ben de istiyorum diye çok ısrar etmiş. Sırf onu susturmak için elde kalan sarımsağı badem yağı olmadan saçına sürmüşler. Bir süre bekledikten sonra saçlarını yıkadıklarında Optimum’um saç diplerinin ve alnının yandığını görünce ne yapacaklarını şaşırmışlar. O gün bugündür sarımsağı sadece yemeklerde kullanacaklarına söz vermişler.

Seninle ilgili öyle çok anı var ki hafıza depomda daha nicelerini anlatabilirim ama hepsini doğum gününe sığdırmak haksızlık olur. Anlattıklarım çok eskide kalsa da sen benim gözümde hep o dokuz aylık halinle canlanıyorsun, söz bunu sen yaşlandığında tekrar söylerim.

İyi ki varsın, iyi ki tanıdım seni, iyi ki doğdun Optimum. Doğum günün kutlu olsun. Tüm sevdiklerinle sana uzun ve kaliteli bir ömür dilerim.

11 Aralık 2011

Paraf

Paraf

Paraf

Dün gece izlediğim “Entelköy Efeköy’e Karşı” filminde bazı sahnelerde gülmekten resmen gözümden yaş aktı. Gülerken sessiz gülüp bir sonraki espriyi kaçırmamak için kendimi o kadar sıkmışım ki film bittikten sonra aklıma geldikçe gülmeye devam ettim.

Filmde küfürlü sahneler çok ama insan bazen küfre bile gülebiliyor. Ekolojik dengenin nasıl bozulduğunu ve elimizdeki değerleri bilmeden nasıl harcadığımız mesajını veren film bence izlemeye değer.

Yönetmen: Yüksel Aksu
Oyuncular: Şahin Irmak, Ayşe Bosse, Emin Gürsoy
Senaryo: Yüksel Aksu
Yapımcı: Muharrem Gülmez
Görüntü yönetmeni: Ercan Yılmaz
Tür: Komedi, Türk Filmi
Yapım yılı: 2011
Ülke: Türkiye
Dağıtıcı: Tiglon

Filmin kısaca özeti ise şöyle;

Şehir kirliliğinden uzaklaşıp doğal ortamda yaşamak isteyen bir grup kentli ekolojist, Ege’de bir komün köyü inşa ederler. Köy halkı, tarla, eski eşye, eşek ve evlerini yüksek fiyata aldıkları için aktivistleri büyük bir sevgiyle karşılar.

Her şey yolundadır ta ki bölgeye kurulması gündemde olan termik santral kararı onaylanana kadar. Termik santral ile birlikte eski köylüler ile köyün yeni sakinleri arasında ilginç ve komik bir süreç başlar. Karşılıklı eylemler yaşanır sonucunda ise termik santralin kurulması düşüncesi suya düşer.

Doğanın dengesinin bozulmaması için, yarınlara en büyük yatırım olan organik tarımın önemini vurgulaması açısından filmin verdiği mesajlar çok değerliydi.

09 Aralık 2011

Paraf

Dedemin İnsanları

Paraf

Dün “Dedemin İnsanları” filmini izledim. İlk başta komik sahneleri ve düşündüren sahneleri ile ilgi çekiciydi ama final acıya ev sahipliği yapıyordu.

Göçmenlerin dünyasını anlatmaya çalışan filmin en önemli karakteri küçücük bir çocuk ve onun muhteşem dedesiydi.

Çetin Tekindor ve Hümeyra Akbay oyunculukları ile göz dolduruyordu. Zaten iki karakter oyuncusunu da izlemekten her zaman keyif alırım.

Kısaca filmin özeti ise şöyle;

“Dedemin İnsanları”, küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk olan Ozan ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Doğdukları yerden göç etmek zorunda kalan ve göç sırasında yaşananlar, kayıplar, hastalıklar gibi insanın içini yakan her konu işlenmiş.

Kalabalık ve sıcak Ege insanlarının hikâyesini izlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen git bir yere ait olamamaya, iki yakaya, çok sayıdaki azınlığa, ihtilallere bir defa daha ama bu kez farklı bir yerden bakmayı ve düşünmeyi sağlıyor.

Film çekimlerine 2011 Mayıs sonunda Girit’te başlanmış. Gökçeada, Milas, Bodrum ve Söke’de devam eden çekimler, Temmuz sonunda tamamlanmış.

Çağan Irmak, Babam ve Oğlum ile çok başarılı olduğu sulara, Dedemin İnsanları ile geri dönüyor. Most Production ve Ay Yapım’ın yapımcısı olduğu, Çağan Irmak’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği “Dedemin İnsanları” filmi bence izlenmeye değer bir yapıt olmuş.

Filimde “üç şekerli insanların” bazen ne kadar şeker olabileceğini de göreceksiniz. Özellikle filmin son yarısı çok duygusal anlar yaşanmasına sebep oluyor. Filme gidecek olursanız yanınızda kağıt mendil bulundurmalısınız.

Bu blogu kendini üç şekerli hisseden insanlara ithaf ediyorum.

03 Aralık 2011

Paraf

Kerbela Olmuş Dünya

Paraf

Aşk vitrinin arkasında, herkes uzaktan izler olmuş ama el sürmeye kimsenin gönlü yetmiyor.

Paraf

Paraf

Sanma ki göz yumuyorum
Sanma ki yaptıklarını unutuyorum.
Çıkınımdaki her yanlışını bir bir hesaba çekiyorum
Ahım kalmaz yerde canın yandığında bil ki ziyaretim sana…

Sustu yüreğim seninle, içimde bir gül kurudu
Artık gören gözler aşka benzettiğim suretini görmez oldu.
Duyan kulaklar duymaz oldu, bülbülü bile kıskandıran sesini
Çarmıha gerilmiş gibiyim bir taşta sen atıyorsun
Aşka yürüyen ayaklarımın altına
Şimdi git kıyametin olmadan, Araf’tan sur sesi duyulmadan git.

Ben vazgeçmişsem çoktan gitmişimdir
Ardımda bıraktığım uçurumu doldur doldurabilirsen.
Söz kurşununa dizdim seni
Dize dize öldürüyorum.

Yavaş yavaş düşüyorsun düşlerin olan uçurumumdan
Yalnızlık kuyularında çırpınıyorsun Hz. Yusuf misali
Oysa Hz. Yusuf rüya tabir ederdi görürdü başına gelecek kötülükleri
Sen Hz. Yusuf olamadın, göremedin, hissedemedin ihanetinin bedelini…

Günahlarını sırtına al, kulağında çınlayan sesim de sende kalsın
Bu gece anıları Hüzzam makamından çal.
Sana kalanlar yüreğini yakacak alevden kor
Avuçlarının dayanabileceği kadar sar.

Git artık sevgili daha ne kaldı ki aramızda,
Aşk mı, sevda mı yoksa sabır taşı mı?
Ben artık Leyla değilim gönlü kör olan sana koşamam
Aslı da olamam senin kirlenmiş yüreğini yakamam
Sustuklarımın acısını çıkarmak için sabır taşı olurum ancak
Çatladım senin için kıyamet günü yaklaştı görmüyorsun ey sevgili?

Gurbet oldum sana, müebbet günlerinde için için yansan da
Merhametim yok, affım yok, bu yürekte sana yer yok.
Yalanlarının içinde boğulurken ben üstüne basarak sıratı geçiyorum
Cehennem ateşine odunların kucağımda…

08 Kasım 2011

Efsane Etrafoğulları & Paraf

Sahipsiz Mezar Taşları

Paraf

Ölüme doğar insan, ölmek için yaşar

Bazen ölüyor gibi yaşar.

Ölümün soğuk nefesini hissederek kendini yoğurarak, yorarak yaşar

Telaşlıdır, hep daha hızlıca koşar.

Koşar da nereye koşar?

Her fani ölümü tadacaktır bunu bilerek yaşar.

An gelir ensesindeki soğuk nefes susar.

Bir taş dikerler başına, kefene sararken, vedalaşmalar…

Yazarlar adını bir taşa, musallada bir başkası

Şehit mi, gazi mi yoksa kimliği belirsiz mi?

Başındaki taşa bakıp anla, ne zaman geldi ve gitti.

Ardında dua edeni var mı bilinmez?

Duası kesilene hiçbir şey denilmez.

Senin de mezar taşına yazarlar bir kelam…

Taşına da bakarlar kim bu, kaç yıl koşup yorulmuş diye…

Ölüm, yaşama yaren…

Sen de toprağa…

Paraf

Bağ/kur

Paraf

Bir fotoğraf karesinde yüzün

Gözlerin çok uzaklara bakıyor

Sanki beni düşünür gibi…

20.00
16 Ekim 2011

Paraf

Nikola Tesla

Paraf

Bir çok kişinin çağında yaşayamamış adam diye nitelendirilen büyük bilim adamı. Bu insanı tanımalıyız. 700′ün üzerinde patentli icatları bulunan, hayatı Patent alarak geçmiş, patent bürosunun başvuruya itiraz edecek bir düşünce bulamadığı, hiçbir projesini kağıda dökmeyen, her şeyi zihninden yapan, kendisine verilen Nobel Ödülünü kabul etmeyen, Radyoyu, X-ışınlarını, hepinizin bildiği 220 voltu bulan, dünyanın çevresine bir halka geçirip ulaşımda dünyanın dönme hızından yararlanmayı düşünen ve bunun gibi bir çok fikirle bu kadar da olmaz dedirten, oldukça ilginç yönleriyle Nikola Tesla’nın hayat hikayesini mutlaka incelemeliyiz.

Nikola Tesla

Nikola Tesla

Amerika Birleşik Devletleri patent dairesi Tesla’nın birçok buluşuna onay verip kabul etmiştir. Bu icatlar Tesla ve yatırımcıların yüzünü güldürecek kazançlı icatlar ve bunlardan biri olan Ac motoru Tesla’nın muhteşem bir icadı olup dünyayı değiştirmiştir. Ayrıca o veya bu nedenden dolayı patentini alamadığı veya almadığı birçok icadı da vardır. Tesla’nın finansal danışmanlığı yapmasının yanında kendi merakı için teknoloji araştırma ve geliştirme işinde ömrünü harcamış büyük bir bilim adamıdır.

Tesla’nın icatları belli bir noktaya kadar sadece kendi amaçlarına ve çalışmalarına ışık tutuyordu. Çoğu fikrini projeye veya gerçeğe geçirecek vakti bulamamaktan yakınıyor o yüzden çoğu çalışmasını yarıda bırakmak zorunda kalıyor. Proje ve çalışmalarından bazıları; çok yüksek güçte elektrikli süpürge (vacuum), roket motoru dizaynı, güneş enerjisi ve ışıkla ilgili deneyler vb gibi o zamanlar 20. yüzyıla uymayan icat ve çalışmalardır. Buluşlarını kendine saklamaz basarak herkese dağıtırdı. Bu kadar da mütevazi olunmaz dedirtecek bir kişiliğe sahip olan Tesla’lara ihtiyacımız var.

07 Ekim 2011

Paraf

Paraf

Ev telefonum çaldı şaşkınlık içinde telefonu açtım çünkü telefona bağlı olan Turkcell Superonline internet hizmetinden yararlandığım için ev telefonum var ama kullanmıyorum. Karşımdaki ses şiveli konuşuyordu ve bana dün gece bu telefondan Almanya ya da Amerika ile 45 dakikalık bir telefon görüşmesi yapıldığını söyledi. Fonda telsiz sesleri geliyordu. Cümlesini bitirmesini bekledim ve aldım sazı elime aramızdaki konuşma aynen şöyle gelişti;

Paraf: Dün gece bu telefondan böyle bir görüşme olmadı.
Adam: Kayıtlar elimizde konuşma olmuş, sizin isminiz nedir?
Paraf: Benim telefonumdan arayıp 45 dakikalık görüşme yapıldığını biliyorsanız ismimi de biliyor olmalısınız. Size ismimi söylemeyeceğim hem herhangi bir görüşme yapılmışsa bunu bulmak sizin işiniz ben hala sizin polis olduğunuza inanmıyorum.
(Baktı ki hatun dişli hemen bir dönüş yaparak telefon görüşmesini benim yapmadığımı söyledi.)
Adam: Siz görüşme yapmamışsınız telefonuna kaçak girilmiş bunu bulmak için çalışıyoruz size ulaşabileceğimiz bir cep telefonu numarası var mı?
Paraf: Size cep telefonu numaramı vereceğime inanıyor olamazsınız. Konu ile ilgili bana resmi yoldan yazı yollamadığınız sürece size hiçbir şekilde yardımcı olamam.
Adam: Zaten karakola gelip ifade vermeniz gerekecek.
Paraf: Tamam işte davetiye yollarsınız ben de gelirim dedim.

Adam yani dolandırıcı benim son sözümden sonra nasıl bir belaya çattığını anladığı için telefonu kapattı. Dolandırıcı imana geldi ve tövbe etti.

Sonrasında duyarlı bir vatandaş olarak evime en yakın Polis Karakolunu arayarak durumdan haberdar ettim. Görevli Polis Memuru benden önce 4-5 kişinin daha aradığını söylediğinde duyarlı insanların varlığından dolayı umut çiçekleri ektim.

03 Ekim 2011

Paraf

İyi Ki Doğdun

Yeni bir yıl ve yeni bir yaş daha, yaşlanıyorsun Efsane demek istemezdim ama gerçekler saklanmıyor ama üzülme ben seni yaşlanmış halinle de seviyorum.

Sen benim en güzel şiirimsin
O yüzden henüz yazmadığım.

Sen benim en güzel şarkımsın
İçimden hep mırıldandığım.

Sen benim en güzel kitabımsın
Sayfa sayfa okuduğum.

Sen benim en güzel cümlemsin
İçinde hep sadakati bulduğum.

Sen benim en güzel arkadaşımsın
Sohbetine doyamadığım.

Doğum gününü beraber kutlamanın mutluluğunu paylaştığımız bugün gibi nice birlikte doğum günü kutlaması yaşamamızı dilerim Şaziye ve Efsane.

22 Eylül 2011

Paraf

Paraf

Kul Kul ile Sınanır

Paraf

Esir alıcı sözleri duymak ve okumaktan rahatsız oluyorum. Bu sözler şiir içinde bile olsa beni itiyor. Kimse kimseyi zorla tutamaz. “Sen benimsin”, “benim kalacaksın”, “ben sensiz yaşayamam” gibi sözler bana hep ucuz edebiyat gibi gelir. Gideni kimsenin tutmaya gücü yetmez. Bu gerçeği bilen arif olan da “benim kalacaksın” diyerek kendini komik duruma düşürmez.

Yanındayken kıymetini bilmeyen, kaybettiğini anladığında neden üzülür onu da hiç anlamış değilim. Kaybettikten sonra yeniden kazanmak için çabalamanın göle maya çalmakla eş değer olduğunun da bilinmesi gerek.

00.56

25 Aralık 2008

Paraf

Paraf

Bıktım artık dudaklarından dökülen yalanlarını dinlemekten
Bıktım tükenip tükenip sonunda bana gelmenden
Bıktım sevmeyi bilmeyen yüreğinde uyumaya çalışmaktan.
Cennetten kovulduğun yetmiyormuş gibi düşlerimden de kovuldun.
Fikrim firar etti senden, rüyalarım bile seni recm etti.
Oysa seni içimdeki aşk misali saklar, her şeyden sakınırdım
İbadetim misali görürdüm seni kolay elde edilemezdin
Yazarken seninle seni harmanlardım, severek, isteyerek sana bakardım
Sonra silerdim tüm günahlarını…
Yalan dünya kadar yalansın.
Seni gözümde ne kadar da büyütmüşüm
Yere göğe sığdıramamışım, şimdi ise yüreğim sana karanlık kuyu
Aklıma bile gelmiyor gülüşlerin
Güller sen gibi kokmuyor, güneş sensiz de güzel doğuyor.
Arayışta kavrulan yüreğindeki üçyüz yıllık uykudan uyandım
Hira’da dinlenmekteyim, kimlere yarenlik yapıyorsan onlar teselli etsin
Ben zamanımı durdurdum, tüm kapılarımı kilitledim.
Aşk yokmuş sevda ateşi sönmüş senin yüreğinde
Artık cennet ile cehennemin ortasındayım
İsa Peygamber acıyor halime
Hz. Nuh ise ağlıyor gözlerimden akacak her damla yaş
Senin tufanın oluyor.
Yağmur damlalarına saklandım çisil çisil üzerine yağacağım
Her ıslandığında canın yanacak
Yaptıkların yanına kalır mı sandın?
Mahşer yerine döndü seninle dakikalarım
Eksik yanım diye sarıldığım dehşet veren bir hayalmiş
Aşk sen değilmişsin, aşk benmişim.
Benden aldığın aşk emanetini geri verme zamanı geldi
İki elimi yakandan indirmem için bu gerekli.
Bedelini ödeyemediğin aşka el uzatma
Yanarsın.

01 Eylül 2011

Efsane Etrafoğulları & Paraf

Paraf

Bir çocuk yüreği var ellerimde
Masum kalmak için çabalayan
Ahir ömründe biraz yorgun, biraz yılgın ama hala umutlu.
Yüreğime dokunabilecek bir yürek olsun isterdim
Aşktın sevdaydın içimdeki sana bakmaya kıyamazdım
Bir annenin çocuğuna ninni söylermişcesine dinlerdim senin sesini
İsra olan gönlümde
Anka kuşu olurdun gözündeki yaş ile gecemi renklendiren…
Yüreğim Kerbela’da Hüseyin gibi bir yudum suya hasret
İçimde bir volkan besleniyor ve ben susuyorum.
Bu kadar etkileyen neydi beni benden alan
Aşkın mıydı yoksa sevda ateşin miydi?
Aşk olsaydı
Mecnun gibi çöllere vururdum yüzünde sürgün ederdim kendimi
Sevda olsaydı
Kayıp kentin insanı olup mülteci olurdum yatağında…
Gölgemle yaşamayı öğredindiğimden beri gözlerinden vazgeçtim
Madem yüreğime dokunamıyorsun, madem seninleyken bile üşüyorum
Kendi yüreğimi kendim ısıtırım.
Çöl olmuş senin yüreğin kendini bile ısıtamazken
Benim yüreğimin senden beklediği kalmadı.
Ağır ağır süzülüp gidiyorum senden
Senin ruhun bile duymuyor.
Savaşsam Uhut’ta Hz.Peygamber misali dişim kırılsa
Ali’m olur musun?
Kanımı yere dökmemek için
Yunus balığı misali beni taşır mısın kusar mısın beni aşk olarak?
Ben senin gözlerinde Kabe’yi tavaf ederken
Gidişin süzülüyordu gözümden ayet ayet.

30 Ağustos 2011

Efsane Etrafoğulları & Paraf

Seni Ansızın Terk Edeceğim

Paraf

Önce zamanları dilim dilim dilimleyeceğim
En az zamanı sana ayıracağım.
Sonra cümleleri kısa kısa keseceğim
En kısa cümlelerle sana hitap edeceğim.
Sıra kelimelere geldiğinde bölük pörçük yapıp
Anlayamayacağın hale getireceğim.
Heceleri ise havalara savuracağım
Sen birleştirmek zorunda kalacaksın
Çözmek için benden yardım alamayacaksın
Çünkü yanında olmayacağım.

İlk defa dilim lal olacak konuştuğum şiirlerle birlikte
Seni istemeyecek bu gece, bu mehtap, bu beden
Anlamsız olacaksın bazı şairlerin yazdığı şiirler gibi
Kelimeler küfre dönüşecek değmeyecek kişi için dilim kirlenecek
İsyanım olacak sözcükler sustuklarımı sindiremeyeceğin için
Çünkü yanında olmayacağım.

Sakın bana neden terk ettin deme
Esirgediğin zamanlarını düşün ve cevabı kendin bul.
Ardımdan boşuna gözyaşı dökme, timsah gözyaşlarına karnım tok
Bir şans daha isteme, tükendi sana tanınan zaman
Kaybetmeden anlamayacaksın ne kaybettiğini
Ve sana bunu anlatırken vicdanımla hesaplaşmayacağım
Çünkü ben üstüme düşeni fazlası ile yaptım.
Eksik olan, az olan sendin
İşte bu yüzden şimdi yalnızsın.

Bugün bak geçmişimize sana hesap soran ben değilim, anılarımız
Birlikte geçirdiğimiz ne kadar güzel vakitlerimiz vardı oysa
Ağlama benim yanımda, ben senin ağlama duvarın değilim.
Arama resimlerdeki sevgi ile bakan gözlerimi artık resmin içindeki Azra yok
Suskunluğumu yırtım bu gece bundan sonra sabrı ile taşı çatlatan Hz.Eyüp değilim
Tüm şarkıları sana miras bırakıyorum ki
Bensizliği tokat gibi yüzünde hisset.

30 Ağustos 2011

Efsane Etrafoğulları & Paraf

Elif Misali Dimdik

Paraf

Bazen bir şiir okur, bazen bir şarkı tutturur dilimiz

İçimizde yaşanılan acılara dair ne varsa

Dile gelir, söz olur

Saza gelir, dökülür gözden yaş olur.

Gidenlerden bir parça kalmıştır hazinede

Niyaz olur yükselir gecelerce…

Kim kalmış ki geriye?

Her doğanın üstü örtülür toprak ile

Tüm sevdiklerimizi gömeriz ellerimizle

Kim bilir bizi kim gömecek sevgiyle…

Eskiden korkardım ölmekten

Uçsuz bucaksız hayallerimi gerçekleştirememekten

Artık korkmuyorum.

Ölmeden sana kavuşamayacağımı öğrendim

Ben de çeker giderim ansızın

Benim de arkamdan dualar okuyanım olur elbet

Bir Fatiha ile mezarımı sulayıp, sıvazlar bir el.

Çiçekler büyür toprağımda rengârenk

Ayakucuma kuşlar gelir su içmeye

Yaşarken hep seni özledim

Öldüğümde ise yaşayanlarımı özlerim.

Özlemek her iki cihanda da alınyazısı

Özlemlerle acısa da yüreğim

Eğilmek yok hayatta, “Be” olup taşıyamazsın bu yükü

Elif ” yakışır sana kalbim, ölürken bile.

Efsane Etrafoğulları’na ithaftır.

24 Ağustos 2011

Paraf

Issız Adam Filmi

Paraf

Yapım: 2008 ~ Türkiye
Tür: Dram, Romantik
Yönetmen: Çağan Irmak
Oyuncular: Melis Birkan, Cemal Hünal, Goncagül Sunar, Yıldız Kültür, Tarık Ündüz, Gözde Kansu, Efe Babacan, Aslı Aybars, Umut Sarıkaya, Veda Yurtsever ipek, Sezgin Erdemir, Şerif Bozkurt
Senaryo: Çağan Irmak
Yapımcı: Gül Oğuz, Mustafa Oğuz
Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki
Müzik: Hümeyra Akbay, Sezen Aksu, Erkin Koray, Aria, Nil Burak, Semiramis Pekkan, Nilüfer, Ayla Dikmen, Sibel Egemen

Issız Adam filmini izledim ve izlediğime pişman oldum. Öyle sinir oldum ki hasta bir adamın bir genç kızın hayatını nasıl oyuncak haline getirdiğini izlemek dayanılmazdı. Böyle aşk olacaksa olmaz olsun dedirten cinstendi. Gerçi bu bir film ama gerçekte de böyle insanların var olduğunu düşünmek işte beni üzen esas konu buydu.

Kimileri bu film için en iyi aşk filmlerinden biridir demişti onu bir bulsam soracağım. Gerçi bulamamam daha hayırlı gibi görünüyor.

Filmi izlerken öyle gerildim ki hala midemde yanma hissediyorum. Tek tesellim kızın evlenip çocuk sahibi olmasıydı ama “gözlerimi kapattığımda kollarımdaki bir başkası değil sendin” sözünden sonra o tesellim de kalmadı. Bu ne büyük bir ızdırap başkasını severken başka biri ile evlenip yuva kuruyor. Evlendiği adama da haksızlık oluyor.

Yemek yerken annesinin kaza ile masaya döktüğü meyve suyuna bağırması ise beni çileden çıkardı. Yanlış anlaşılmasın ben film kötü demiyorum sadece filmdeki karakter üzerine kendi fikirlerimi paylaşıyorum. İzlemeyen varsa izlesin biraz da siz sinir olun.

24 Ağustos 2011

Paraf

Sonsuz Aşk

Paraf

Sürmez
Süremez.
Bitecek eni/sonu
Yalpalamayı sevmez aşk
Ya var olmalı tüm haşmeti ile
Ya da
Unutulmaya yüz tutmalı…

Olmaz
Olamaz.
Aklından çıkardığın an
Yüreğinde barınamaz
Tereddütleri sevmez aşk
Ya sımsıkı sarılmalı tüm sıcaklığı ile
Ya da
Aç kollarını gitsin kendisi daha çok sevecek olana…

Kalmaz
Kalamaz.
Gidecek gözlerinden belli
Başkasına değmiş olan gözü hemen anlar
İhanete suskun kalamaz aşk
Ya Mecnun gibi seveceksin
Ya da
Gönül eğlendirmeye devam edeceksin.

21 Ağustos 2011

Paraf

Ankara’da Aşık Olmak

Paraf

Bir başkadır Ankara‘da aşık olmak
Simidin sıcaklığı elleri yakarken
Buğusundan çıkan o çıtır susam kokusu ile mest ederken
Gözler kenetlenir teyemmüm eder.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Hiç aklında yokken, yağan yağmurda ıslanırken
Şemsiyesi ile yanına yaklaşır işte o an
Üşüyen ellerin ve yüreğin sımsıcaktır.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Ummadığın anda, ummadığın yerde yaşanılan tevafuk ile
Ankara gecelerinde bir yıldız kayar
Dilek olur, dua olur dudaklarda aşk.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Sevgiye aç bırakmayacak kadar uzundur Ankara geceleri
Bir ilahi gibi salınır semaya
Seni seviyorum sözleri.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Acıbadem yemek için uzanan eller birbirine dokunduğunda
Yangın çıkar bu şehirde
Sıtmaya yakalanmış çocuk yüreği gibi çarpar kalpler.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Şiir tadında yaşanır günler, güller bir başka açar
Türkü tadında çalınır saatler, bülbüller şakır
Bestesi aşk, güftesi yine aşk.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Ondan öncesi yaşanmamış, hiç yokmuş,
Sanki yeni doğmuş bir bebek gibi
Adım adım el ele Ankara’yı tavaf eder aşıklar.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Toprağın suya sarılması
Sarmaşığın dala dolanması gibi
Aşıkların kalp atışları en güzel melodi.

Bir başkadır Ankara’da aşık olmak
Her karesine, her yol taşına ayrı anı bırakıp
Ayaz tutmuş yüreklerin buzunu çözen güneşi ile
Ankara’da aşık olmak bir başka güzel.

12 Ağustos 2011

Paraf

İyi ki Doğdun Pas Bob

İyi Ki Doğdun

Gülüşünde Ağlayan Çocuğa Bir Kahkaha Borcun Var

Gri hüzünlerin bestelenip çalındığı yüzümden

Gülüşü çalınmış gençliğimi çoktan düşürdüm ben…

Hiç kovamadım alnımda biriken çizikleri

Kendimden…

Ve yüzümdeki izleri isimlere yamatacak

Ustalığı bulamadım kalemimde…

Sevmeye yeteneksizim, deyip

Nefes almakla yetinmek de nedir?

Merak etme,

Herkes sığınacak bir liman ararken

Çalıntı düşlerine,

Ben, gülüşümle ödeyerek bedelini,

Yakılmış limanıma sığınıyorum, inadına…

İstanbul kadar koca bir yürek taşıdım sana,

Yollarca…

İşte karşındayım;

Vakit, Haydarpaşa’daki kavuşma anı…

İşte Galata… işte Kız Kulesi…

Bak, bak işte şu da denizi;

Hani,

hani sana verdiğim mektubu atmayı düşündüğün…

İçimizdeki maviye uzak biraz…

Bir ileri bir geri,

Bu aşk yerinde sayıyor hala…

Hala ellerimiz titriyor bak şiirlere tutunurken…

Uyuyan sevdana,

Ömürlük bir şiir ısmarladım ikliminden umudun,

Uyan artık yar;

İstanbul gözlerime batıyor…

Gülüşümün ardındaki uçurumlardan

el sallardım hep kendime, bilirsin.

Çünkü inanmak istemezdim hiç;

ardımda bıraktığıma seni…

Bu kent yine aynı İstanbul,

Ve ben yine buradayım…

Nefesine daha yakın bir hüzün besliyor şimdi,

Gözlerimdeki yorgunluk…

Gri hüzünlerin bestelenip çalındığı yüzümden

Gülüşü çalınmış gençliğimi çoktan düşürdüm ben…

Hiç kovamadım alnımda biriken çizikleri

Kendimden…

Ve yüzümdeki izleri isimlere yamatacak

Ustalığı bulamadım kalemimde…

Şairler terk edildikçe büyür, derler

İnanmıyorum…

Ben sana vardıkça çoğalıyor suskunluğum,

Uzak düştükçe kırılıyor kalemim…

Sen tükendikçe çoğalan hep ben oldum,

Şimdi bu yorgunluk beni de eksiltiyor

İçimin mavi kıyısında beklettiğim

Gülüşüne sarılsam,

Belki yeniden doğacağım

Ama

aynada gördüğün yüzün bile senden yabancı,

Kendine bir yüz seç;

Yüzler içinde kaybolmak acı…

Ve unutma,

Gülüşünde ağlayan çocuğa bir kahkaha borcun var…

Pas Bob

Diyerek borçların tahsil edilmesi için uğraştın. Seni hep duygusal, nazik ve düşünceli tavrınla gördük ve çok sevdik. Doğum günün kutlu olsun Sevgili Pas Bob, kaleminin büyüsü hiç bozulmasın. Sevdiklerinle sağlıklı ve huzurlu bir ömrü diliyorum.

10 Ağustos 2011

Paraf

Paraf

Yürek Gitti Gidecek

Paraf

Hiçbir çığlık sancıyı dindirmez ama can havli işte

Sıksan da kendini susturamazsın.

Adı üstünde çığlık, çığ gibi büyür,

Acının çığlık yankısı kulaklara ziyandır.

An olur kendi suskunluğumdan korkarım,

İçimde büyürken sessizliğim ardıma bakmadan giderim.

17.51
05 Ağustos 2011

Paraf

Şems-i Tebrizi

Paraf

Aşka sen diye bakmadıktan sonra ben aşkı neyleyeyim?
Seni ruhuma cemre diye damlatmadıktan sonra ben bu bedende neyleyeyim? Aşk da sen, hasret de sen, ben de sen…

Hz. Mevlâna

İlahi aşk yolunun yolcuları Hz. Mevlâna ve Şems-i Tebrîzîi, türbeleri bile yanyana, birini anınca diğerini anlmazsam sanki araya sılayı eklemişim gibi hissediyorum. Bedenler ölür ama ruhlar ölümsüzdür tıpkı aşk gibi…

Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için..
Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için..
Bazen ağlamak gerekir, açılmak için..
Bazen anmak gerekir, anılmak için..
Bazen de susmak gerekir, duymak için..

Şems-i Tebrîzî

Her şeyin bir zıddı var. Doğan ölür, gece gündüze el verir, güneş ayı selamlar, karanlık bir mumla aydınlığa dönüşür, ayrılıkların düğünü ise vuslattır.

İnsanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor.

Şems-i Tebrizi

Bazen diyor Şems-i Tebrîzî “bazen” ben de bazen özlüyorum, bazen anıyorum, bazen uzaklaşıyorum, bazen yakınlaşıyorum, bazen ağlıyorum, bazen susuyorum duymak için. Kim bilir bir gün biri çıkar karşıma ve bu kez beni duymak için o susar. Burada anlatılan susmak konuşmamak anlamında değildir. Susmak olayın derinlerinde gezinmek, farklı bakış açıları geliştirerek anlamaya çalışmak ve özümsemek manasındadır. Bu anlamsa susamak kana kana içmektir.

Şu an susmak istiyorsun değil mi ama susamıyorsun çünkü susmak en zorudur, olsun sen yine de umudunu tüketme anlamayı istemek bile kıymetlidir.

30 Temmuz 2011

Paraf

İncir Reçeli

Paraf

Bugün çok sevdiğim bir arkadaşımın ısrarı üzerine İncir Reçeli filmini izledim. Romantik aşk filmi sevenler için kaçırılmayacak bir film. Bu filmde insanın sevdiğine dokunabilmesinin ne kadar büyük bir nimet olduğunu bir kez daha anlayacaksınız.

İncir Reçeli Film Özeti:

Metin 30’lu yaşlarında hayatını TV’lere skeç yazarak kazanan bir adamdır. Monoton bir yaşam sürerken hayatını değiştirecek kadına rastlar. Duygu 25 yaşında ve Metin’den sürekli kaçmaktadır, Metin bu duruma üzülürken karşılaştıkları bir anda Duygu Metin’e neden kaçtığını açıklar. Bence filmin asıl başlangıç yeri burası ve o andan itibaren hayata bakışı değişir. Duygu ve kaçma sebebinin peşine düşen Metin yanılgı üstüne yanılgılar yaşar.

Sizlere film hakkında daha çok bilgi verebilirim ama film için emek verenlerin emeğine saygısızlık olsun istemediğimden özeti kısa kesiyorum. İzlerken hangi sahnelere dikkat etmeniz gerektiğini sıralayabilirim.
Bence Duygu’nun elinin kesildiği sahne, Metin’in gitarla şarkı söylediği sahne bir de Metin’in Duygu’dan önceki sevgilisi ile otururken arkadaşı ile yaptığı bir konuşma var orada bayanın yüz ifadelerini kaçırmamalısınız.

Filmi kesintisiz izlemek için burayı tıklayınız.

Orjinal Adı: İncir Reçeli
Tür: Dram, Romantik
Dil: Türkçe
IMDB Puanı: 3.2
Ülke: Türkiye
Vizyon Tarihi: 2010
Yönetmen: Aytaç Ağırlar
Oyuncu: Hasan Yalnızoğlu, Melike Güner, Mustafa Uzunyılmaz, Sinan Çalışkanoğlu

17 Temmuz 2011

Paraf

Paraf

Kimse aşksız yaşayamaz yaşarım diyen kendini kandırır. Ne de olsa dünyanın temeli aşk üzerine atılmış harcını zamane âşıkları çalmış.

00.38
18 Şubat 2011

Paraf

Tüm laptop fırsatları için tıklayın !